KAHRAMAN BAT


Kahraman Bat, halkın parasıyla yaşamını
sürdürenlerin yine o halka ateş açmasının
kabul edilebilir bir şey olmadığını söyledi.
BU HALK ASLA PES
ETMEZ, ÖLÜMÜNE DE
OLSA KAÇMAZ,
SONUNA KADAR
MÜCADELE EDER


Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?


Ben 23 Ekim 1982 İstanbul’da dünyaya geldim. Doğma büyüme Fatihliyim. Aslen
Kastamonu Cideliyiz. Dedemler, babam henüz 11 yaşında iken İstanbul’a gelmişler.
Biz 3’ü erkek 2’si kız 5 kardeşiz. Ben evin en büyüğüyüm. İlk, orta ve liseyi İstanbul’da
okudum. Şu anda üniversite okuyorum, bu yıl mezun olacağım inşallah. Babam
marangozdu. Ben de hem okudum hem de babamın yanında çalıştım. Ahşap işleri
üzerine çalıştım bir süre. Şu anda Sosyal Güvenlik Kurumu’nda memurum. 20 yaşına
kadar Fatih’te oturduk. Şu anda Gaziosmanpaşa’da oturuyorum.
Darbe girişimini nasıl öğrendiniz, neler yaptınız?
O gece biraderle eve geldik televizyon izliyorduk. Arkadaşlarımızla bir WhatsApp
grubunda ‘Darbe oluyor NTV’yi açın’ yazdı bazı arkadaşlar. Haberleri açtığımızda da
köprüyü gösteriyordu. Daha sonra grupta yazışmalarımız devam etti. O sırada kız
kardeşimin eşini aradım. Kendisi AK Parti’de görevliydi, daha fazla bilgi almak
istemiştim. “Ben Bayrampaşa’ya geçiyorum” dedi. Biz de üstümüzü değiştirdik.
Biraderle çıkıp eniştemizin yanına Bayrampaşa’ya gittik. Onlara da “Buraya gelin”
demişler. Biz normalde Fatih’e gidecektik, çünkü arkadaşlarla grupta öyle konuşmuştuk.
Kız kardeşim arayınca eniştemin yanına gittik. Kız kardeşime “Merak etme” dedik.
Arabamız olduğu için arabamızla gittik. Bizim evden Bayrampaşa’ya giderken herhangi
bir sıkıntı yoktu. Kalabalığı gördükten sonra arabayı bir yere park edip yürüme devam
ettik. Saat 22.30 gibi oraya vardık. Eniştemi bulduk ve onunla konuştuk. Tabi önce tam
Kahraman Bat, tıpkı 28 Şubat gibi insanları kutuplaştıran bir zihni yete karşı mücadele etmek için meydanlara çıktığını anlattı. O dö nemleri iliklerine kadar yaşayan bir vatandaş olarak o gece
meydanlara çıkan Kahraman Bat, 15 Temmuz’u diğerlerinden ayıran en
önemli tarafının ise hainlerin içeride olmasına işaret etti. Bat bu durumu
da şu güzel sözlerle ifade ediyor: “Düşmanını bilirsin savaşırsın, vurulursun gazi olursun, vurulursun şehit olursun. Bunu anlayabilirsin.
Çünkü, karşındakinin düşman olduğunu bilirsin. Ama bu çok farklıydı.
İnanın benim bu çok zoruma gitti. Benim paramla hayatını sürdüren birisinin beni vurması... Askeriye bizi dışarıya karşı koruması gereken bir
birim iken maalesef içimize sızan hainlerle bunu yaptı”
O gece öylesine bir direniş, öylesine bir mücadele veriyordu ki halk,
normal bir zamanda belki de olamayacağı kadar cesaret yüklenmişlerdi.
Kahraman Bat “Yarbayın elinden G3’ü almak için halkın çabası dahi
durduramıyordu onu. Hala ateş ediyordu” ifadeleri yaşanan o anların
ciddiyetini ve ne boyutta olduğunu anlatmaya yetiyor…
İşte o hain yarbayın G3 silahından çıkan mermiyle yaralanan ve
bugün hala vücudunda taşıdığı şarapnel parçasıyla yaşamını sürdüren
Kahraman Bat, “Bu halk kolay pes etmez. Savaştan öte bir şeyin içindeydik. Ancak çok iyi bilinmeli ki bu halk ölmeyi göze alıp vatanını savunmak için sonuna kadar savaşır” diyerek de adeta hainlere gözdağı
veriyor…

olarak ne olduğunu anlamak istiyorduk. O yüzden enişteme ne olduğunu sorduk. En
son da cumhurbaşkanımızın halkı meydanlara davet etme videosunu izledikten sonra
çevik kuvvetin önünde yürümeye başladık. Yürürken herkes birbirini kaybetti. Benim
yanımda sadece eniştemin erkek kardeşi kaldı. Ona “Ne olur ne olmaz, biz kaybolmayalım
bari” dedim.


O ara Bayrampaşa Çevik Kuvvetin oradaki zırhlı araçların önüne kadar gelmiştik.
İki tank bir de zırhlı araç vardı, onun önündeydi. Aracın üzerindeki yarbay havaya ateş
ediyordu. Biz de ona ateş etmemesini söyledik. Aracı kullanan uzman çavuşla da
konuşmaya çalıştık. Onun biraz korktuğu her halinden belliydi ve biraz geri gitmeye
başladı. Ancak yarbay sürekli ateş ediyordu. Yarbayın ateş etmesi ile millet sağlı-sollu
zırhlı aracın üzerine çıktı. Halk o yarbayın elinden G3’ü almaya çalışırken o hala ateş
etmeye devam ediyordu. O sırada elini belindeki silahına davrandı ve sağa-sola ateş
etmeye başladı. O ateş etme esnasında en önde olduğum için ben de vurulmuştum.
Kurşun, sağ kaburganın iki parmak altında karnımdan girdi kemikte saplı kaldı. O
esnada da bağırsaklarımı parçalamıştı. Eniştemin kardeşi yanımda olduğu için
oradakilerden birinin aracının bagajına koyup Bayrampaşa devlet hastanesine götürdüler
beni. Bilincim yerindeydi. Çünkü hastanede kimliğimi hemen çıkarıp vermiştim. O
işlemler yapılırken film çekildi, kurşunun çıkmadığını söyledim. “Bacağımda hissediyorum”
dedim. Filmi gördükten sonra müdahale edemeyeceklerini söylediler ve 15-20 dakika
sonra başka bir hastaneye götürdüler beni. Eniştemin kardeşi enişteme haber vermiş,
onlar da kardeşimle devlet hastanesine geldiler. Oradan çıktık Çapa’ya gitmeye çalıştık
ama yollar kapalıydı, müsaade edilmedi. Vatan Cadde’sinin en başında anıt mezarlarının
orada araba artık gidemeyecek duruma gelmişti. Çünkü polisler yolu kapatmıştı. Yürüye
yürüye Bezmialem Hastanesi’ne gittik. 1.5 saatlik bir zaman dilimi geçmişti. Bezmialem’e
girdiğimizde saat 02.00 idi. Bezmialem Hastanesi’nin kapısından girerken bilincim
ufak ufak gidip geliyordu. Ameliyathanede doktorun besmele çektiğini hatırlıyorum. O
arada uçaklar geçmiş sonic patlamalar olmuş ama ben o yaşananların hiçbirini görmedim.
Kurşun alınacak bir bölgede olmadığı için alınamadı. Ameliyat sonrası sabah
07.00’da kendime gelebilmiştim. Ameliyattan sonra yaklaşık bir hafta hastanede kaldım.
Bağırsaklarım parçalandığı için ek yapıldı. 40 cm gibi bir parça 3 tanesi ince 3 tanesi
kalın olmak üzere bölüm bölüm bağırsaklardan kesildi. Bir hafta sonra hastaneden
çıktım ama 3 ay evde tedavi sürecim oldu. O sürede fizik tedavi ile de destek aldım.
Şimdilerde ise özellikle kış mevsiminde hava çok soğuk olduğunda ağrı sızı oluyor
ama bağırsaklarda tıkanma olmaması için spor ve yediğim içtiğime dikkat etmem
gerekiyor.


O geceki darbe girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?


Ben 28 Şubat’ı yaşadım. O dönemlerde Milli Gençlik Vakfı’nda idim. İliklerime
kadar hissettiğim bir dönemdi. Orada olduğumuz için o dönemleri biliyorum. Jop yemişliğimiz var. İnsanları kutuplaştıran kendi ülkesinden soğutan bir olguydu. O gece yapılan şey; insanın kendi parasıyla alınan kurşunla şehit edilmesi daha büyük acı. Düş-
manını bilirsin savaşırsın, vurulursun gazi olursun, vurulursun şehit olursun. Bunu anlayabilirsin. Çünkü, karşındakinin düşman olduğunu bilirsin. Ama bu çok farklıydı.


İnanın benim bu çok zoruma gitti. Benim paramla hayatını sürdüren birisinin beni
vurması... Askeriye bizi dışarıya karşı koruması gereken bir birim iken maalesef içimize
sızan hainlerle bunu yaptı.
O hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı size göre bugün ne nasıl bir durum olurdu?
Türk insanı kolay kolay pes etmez. Kolay değildir Türk insanını yok etmek… Bizi
parçalamak için her şeyi yaparlardı ama biz yine savaşırdık. Kaçmayız biz... Bence biz
bir Suriye olmazdık. Çünkü sonuna kadar savaşırdık. Az önce de söylediğim gibi işin
en kötü yanı kiminle savaştığını bilmiyorsun. Hala daha kimin ne olduğu belli değil. Bu
normal bir savaştan öte bir şeydi. 28 şubatta da kimse kimseye bir şey teslim etmedi.
Sadece kan akmasın diye istifa edildi. Seçime gidildi ve halkın iradesine soruldu.
Halkın o gece sokaklardaki birlik-beraberlik görüntüsü size ne hissettirdi?
O gece biz meydanlara çıkarken, arabayla Bayrampaşa’ya gidiyorduk. O esnada
bazı insanların marketlerde adeta yağma yaparcasına saldırdıklarını görmüştüm. O
zaman da kendi kendime söylemekle kalmayıp onlara da ‘Yazık, çok yazık’ diye
bağırmıştım. Ancak meydanda herkes vardı…Sağcısı-solcusu. Bizim WhatsApp grubumuzdaki arkadaşlarım içinde de farklı görüşte olanlar var. O gece hepsi dışarı çıkmıştı.
Bu biraz bilinçle insanlıkla alakalı diye düşünüyorum. Dışarı çıkmayana ‘Neden
çıkmadın’ da diyemiyoruz. Çünkü onlar gerçekten korkmuştu… Onları ayrı tutmak gerekiyor.


KEMAL ERMİŞ


Kemal Ermiş, Türk halkının bütün farklılıklarına
rağmen o gece darbeye geçit vermediğini söyledi
SÖZ KONUSU
VATAN OLUNCA
HEPİMİZ MİLLİYETÇİ
OLURUZ

Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?

Gözden kaçırmayın

Yürümek yetmiyordu koşarak gittim - Mehmet YAZICI Yürümek yetmiyordu koşarak gittim - Mehmet YAZICI


Ben 1966 yılında İstanbul’da dünyaya geldim. 10 kardeşiz, ben evin en küçüğüyüm.
Aslen Kastamonu Araç İlçesi Gökçebat köyündeniz. Babam, tanınmış Hacıbekiroğulları
zamanında usta olarak gelmiş İstanbul’a. Mesleği pastaneci idi. İlk ve ortaokulu
tamamladım. Yurt içinde TIR şoförlüğü yaptım. Sonrasında tekstil işine atıldım.
Emekliyim. Evliyim 1 kız, 1 erkek olmak üzere 2 çocuğum var.
O geceye gelelim, nasıl haberiniz oldu hain darbe girişiminden, ne yaptınız?

Aslına bakarsanız o anlar hani deriz ya ‘Yaşamak gerekiyor’ diye... Tam da öyle bir
şey bizimki.


Beykoz’da oturuyorum. Arkadaşlar geçerken “Askerler insanları parktan kovuyor”
dediler. Biz de inip bakalım dedik, niye kovuyorlar diye. Aşağıya doğru yürürken
caminin önüne geldik askerler vardı orada. Caminin megafonlarını kırmaya başladılar.
Biz de FSM’ye doğru çıkıyorduk. Oğlum kayınçom, komşularımızla birlikte 10 kişi
çıkmıştık. Yürüdükçe kalabalıklaşmaya başladık. Oradan eve dönmedik Köprüye doğru
gitmeye başladık. Oysa karşılaşacağımız şeyi bilseydik vatandaş olarak biz de hazırlık
yapar öyle giderdik. FSM köprüsüne yürümeye başladık. Karşımızda bir grup asker
vardı. Bize ‘Geri dönün’ dediler. ‘Niye dönelim’ diye karşılık verdik. Vatan-millet
diyerek gidiyoruz bir yandan da askerlere “Sizin burada ne işiniz var, asker kışlaya”
sloganları da atıyorduk. Biz de askerlik yaptığımız için askeri kışlada biliriz. Askerden
öyle bir darbe alacağımızı hiç aklımıza dahi getiremiyorduk. Çünkü biz Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşıyız. Öyleyse Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri neden bize silah
Kemal Ermiş askerin yerinin kışlada olması gerektiği gerçeğinden hareketle o gece sokaklardaydı. Aslında öyle olduğu için de as kerin halka kurşun sıkacağı ihtimalini hiç düşünmemişlerdi bile. -
Zaten niye sıkacaktı ki? Ne olabilirdi gerekçesi? Ancak ilerleyen saatlerde yaşanan manzarayı anlatırken de “Orası Kıbrıs harbinde ortaya
çıkan tablodan kötüydü belki” ifadeleriyle ifadelerini kullanıyor. Çünkü
vurulup yaralananlardan pek çoğunun durumu iç açıcı olmayı bırakın
organları yerlere saçılmıştı… Köprüye ulaşmak için yola çıkmışlardı
ancak köprüye 1 km kalmıştı ki o da vurulup yaralanmıştı. Buna rağmen
kendisinden daha ağır durumda olan yaralılara yardım etmek için hiç
durmuyordu. Sürekli yaralıları araçlara bindirip hastanelere
gönderiyorlardı…


Darbenin tasvip edilecek bir tarafının olamayacağına vurgu yapan
Kemal Ermiş, “Başta Erdoğan ya da başka bir isim olmuş… Bu bizim
duruşumuzu değiştirmez. Sonuçta zararın en büyüğünü halk olarak bizler
çekiyoruz. Ben o gece halkın büyük çoğunluğunun meydanlarda olma gerekçelerinden en önemlisinin de bu olduğunu düşünüyorum” diyerek
önemli bir ayrıntıya da değinmeden geçmiyor.
Ve darbeye geçit verilmemesindeki en önemli etkenin, Türk halkının
bütün farklı görüş ve düşüncelere sahip insanlarıyla o gece meydanlarda
olması olduğunu dile getirdi Kemal Ermiş

sıkacak, sıkmaz diye düşünmüştük. Orada üst bir rütbeli (onlara göre) havaya silah
sıktı, sonra yere sıktı, ardından da üzerimize mermi yağdırmaya başladılar. Orası Kıbrıs
harbinden kötüydü belki de görmek gerekiyordu. Vurulanlardan organları yerlere
dağılan, yerlerde sürülenler... Aklınızın ucundan geçmeyecek görüntüler yaşanmaya
başlamıştı bir anda. Biz orada yaşananlardan dolayı köprüye ulaşamamıştık. Hatta
köprüye 1 kilometre kalmıştı.


Siz de o esnada mı vuruldunuz?


Evet, o ateş açma esnasında ben de karnımın yanından vurulmuştum. İlk ateş mi
ikinci mi çok anlayamadım. Çünkü çok büyük bir panik yaşanıyordu. Kendimizi
bırakmış arkadaşlarımızla uğraşıyorduk. Çünkü insanların dalağı çıkmış, yan tarafta
sarkıyordu onları hastaneye göndermeye çalışıyorduk, kendi yaramızı bırakmıştık.
Hafif yaralılar ağır yaralılarla uğraşıyordu. Önce olmamış gibi hissettim. Mahalleden
tanıdığım arkadaşlarımdan vurulmuş ve organları çıkmış vaziyette olanlara yardım edip
onları bir an önce hastaneye göndermek istiyorduk. Ancak araba yoktu ortalıkta. Sonra
bulduğumuz ilk araca yüklüyoruz araç sahibi korkudan çıkmıyor, yukarı çıksak silah sı-
kıyorlar, aşağı insek silah sıkıyorlar. Deyim yerindeyse iki ateş arasında kalmıştık.
Sürekli ateş edildiği için yaralı sayısı giderek artıyordu. Biz de o esnada yaralılarla
uğraşıyorduk. Çok ağır olanları kendi şahsi arabalarımızla göndermeye çalıştık, ama
köprüye çıkamadık. O akşam hastaneye gidemedim, çünkü öyle bir şansım yoktu, evde
çoluk-çocuk da bayağı korkmuştu. Herkes psikolojik olarak etkilenmişti haliyle. Daha
sonra Beykoz Devlet Hastanesinde tedavi oldum. Benim yaralanmam da ilginç olmuştu.


Bu darbe girişimini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?


Hainlerin o gece amacı elbette ülkeyi bölüp parçalamaktı. Kim ne derse desin
vatandaş olarak çok açık yürekli olarak, üstüne basa basa söylüyoruz; sadece ve sadece
Cumhurbaşkanı Hasan ya da Hüseyin olmuş fark etmiyor. Zararı çeken vatandaş, millet
oluyor. Başta Tayyip Erdoğan olmasaydı Hasan olsaydı ne olacaktı? Zararı yine Türkiye
Cumhuriyeti’nde yaşayan vatandaşlar görecekti. Biz yine sokağa çıkardık, bir canımız
vardı, ‘O da ülkemize, vatanımıza bayrağımıza feda olsun’ dedik. Çünkü biz vatanımız
bayrağımız ve namusumuz için yaşıyoruz. Biz kimse gibi ülkemizi terk edemeyiz.

Çünkü öyle bir karaktere sahip bir toplum değiliz.
Ben cahil kafamla şunu söyleyeyim; Fatih Karagümrük’te büyümüş bir insanım.
İnsanlar gerçekten hükümetin doğru ya da yanlış olduğunu düşünebilir. O konuda bir
şey söyleyemem ama ben doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü özellikle gençler
eskilerden yaşananları bilmediği için belki farklı düşünüyor olabilirler. Yaşadıkları her
şey çok güzel. Çünkü onlar belki biraz daha şanslı bir nesil. Teknolojinin her türlü imkanından faydalanıyorlar. Belki bu şanslı dönemin içinde dünyaya geldiler, o yüzden de eski insanların ne yaşadığını bilmiyor. İnşallah bizim yaşadıklarımızı yaşamazlar.
Çünkü biz gerçekten darbe sürecini geçin önceden de çok zorlu dönemler geçiriyorduk.
Bir tarafta o parti bir tarafta bu parti. Aşağı mahalleye de yukarı mahalleye de çıksak
dayak yiyorduk. Zor bir gençlik yılları geçirdik. Şu an bakıyorum insanlar istediği gibi
yaşıyor. O zamanlarla bu zamanları kıyaslayınca gerçekten yeni nesil şanslı diyoruz
ancak umarız bu onlara rehavet değil, tedbirli ve temkinli olmayı öğretir.
Size göre o hain darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı, bugün ülkenin durumu ne
olurdu?
Biz gençliğimizde her gün dayak yediğimiz için aslında çok şeyin kıymetini daha
iyi biliyoruz. Cumhurbaşkanımız Erdoğan gibi bir adamın olması gerçekten bu ülke
için çok önemli ve iyi. Bu benim kendi görüş ve düşüncem. Allah ondan razı olsun.
Eğer o hain girişim gerçekleşmiş olsaydı biz bugün bir Suriye gibi olurduk. Gerçi öyle
olsaydık da başta Suriye olmak üzere hiçbir ülke bizi ülkesine almazdı.
Toplumun her kesiminden
insanın o gece meydanlarda olması size ne hissettirdi?
Herkes oradaydı… Daha doğrusu Türk halkı olarak farklı bütün
görüş ve düşüncelerimize rağmen birlikteydik o meydanlarda. Örneğin benim bir çok farklı görüşte
olan arkadaşım da oradaydı. Onunla yan yana yaralıları kaldırıp arabaya koyduk. Böyle bir durum
söz konusu olduğunda hepimiz
milliyetçiyiz. Polis değiliz, asker
de değiliz devlet bize silah da vermedi. Biz bu devlet için, devletin
yücelmesi için bir şeyler yapmaya
çalıştık. Ama politikacılar hangisi
olursa olsun A ya da B partisi, biz
onun veya bunun için değil vatan
için o gece meydanlara çıktık. Vatanın birliği dirliği için çıktık. Benim üzüntüm bizim bu şekildeki
düşüncemiz ve yaşadıklarımıza
karşın bugün bazı kesimler tarafından 15 Temmuz gazileri hiç
hak etmedikleri hareket ve sözlerle
muhatap olmak zorunda bırakılıyor.