Ben inanmak istemiyorum!

‘Asla olmaz’ diyorum.

‘Olamaz da abi’ diyorum!

Sonra aklını yedimi ki öyle bir hamle yapsın sevgili Şenol hoca!

Zaten Emre Belözoğlu yüzünden adeta linç ediliyor.

Psikolojik olarak ikinci bir vakayı kaldıracak durumda da değildir.

Şenol Güneş, Milli Takım’a kaleci antrenörü olarak Volkan Demirel’i alacakmış!

Ben bu işin olacağına inanmıyorum!

Dedim ya olması için Güneş’in akıl tutulması yaşıyor olması gerek!

KONUŞMAK İÇİN OKUYACAKSIN HOCAM!

Öncelikle U19 Takımı’nı ve şampiyon olmasında emeği geçen herkesi kutluyorum.

Önemli bir başarı…

Önemli bir şampiyonluk…

Ancak en önemlisi, şampiyon olan bu kadrodan A Takım kadrosuna oyuncu katılmasıdır.

Peşinen söyleyeyim sakın kimse yanlış anlamasın. Ben burada bir şeyin altını çizmek istiyorum.

U19 Takımı şampiyon oldu, haliyle şampiyon olan takımın hocası Hasan Üçüncü kardeşimiz maç sonrası maçı naklen veren TV’nin kamera ve mikrofonlarının karşına geçti.

Spiker Üçüncü’ye maçla ilgili soru soruyor, Hasan kardeşimiz maç yerine maçı naklen yayınlayan Tv kanalını anlatıyor!

Tv kanalına öyle bir methiyeler diziyordu ki Hasan Üçüncü, kendi kendine ‘herhalde turnuvanın gizli takımı Tv kanalı ki, hocamız takımını ve maçı bir kenara bırakmış Tv kanalını anlatıyor’ dedim.

Kendini geliştirip yetiştirmedikten sonra maç sonrası maçı değil de maçı veren kanalı anlatırsınız!

Peygamber efendimize gelen ilk vahidir ikra (alak) süresi “Oku” ile başlar.

Sizde sürekli okuyacaksınız hocam.

Sizde okuyup gelişeceksiniz hocam.

Okuyup gelişince ağzınıza tutulan mikrofonlara kanalı değil de sorulan soruların cevaplarını patır patır konuşacaksınız.

Teknik adamlık ve antrenörlüğün sadece takım çalışmakla olmadığını futbolu bırakıp bu mesleği seçen herkes bilmelidir.

Herkes bilmelidir ki gün gelir kameralar karşısına geçip mikrofon tutulabilir bana.

BAŞINIZI KALDIRIN YOMRA’DAN ÖTEYE BAKINIZ

Kolay değil yol arkadaşlığı yapmak.

Kolay değil dava arkadaşı olmak.

Kolay değil her ne olursa olsun arkadaş ve dost kalmak.

Kolay değil bir dava uğruna kırmadan dökmeden mücadele etmek.

Kolay değil, sevgiye ve saygıya mazhar olmak.

Kolay değil yağan yağmurun altında beraber ve birlikte yürümek.

Kolay değil aşını, ekmeğini paylaşıp bölüşmek.

Kolay değil hele de bu zamanda dik duruş sergilemek.

Kolay değil hele de bu zamanda dürüst, namuslu ve sözünün eri olmak.

Kolay değil, hele de bu zamanda karşı tarafa, daha doğrusu birlikte yürüyüp hareket ettiğin insanlara güven vermek.

Evet, bu kadar olguyu elbette kişinin kendi bünyesinde harmanlayıp taşıması hiç de kolay değil.

Trabzon’un sevilen iş insanlarından Ekrem Çapkınoğlu, 40 yılı aşkın iş hayatında aksiyonu bol, dedikodu çarkının hızlı döndüğü bu kadim şehrimizde, kendisini hiç bozmadan bu kadar olguyu bünyesinde taşıyarak bu günlere kadar gelmiştir.

Zira Çapkınoğlu, bu olguları bünyesinde taşıdığı için önemli STK’larda aranan ve herkesin birlikte çalışmak istediği isim olmuştur.

100’e yakın çalışanıyla önemli sektörlerde iş hayatını sürdüren Ekrem Çapkınoğlu, Trabzon ekonomisine de hatırı sayılır şekilde katkı sunmaktadır.

Hani ya halk dilinde “meyve veren ağaç taşlanır” derler ya.

Şu sıralar Ekrem başkanı, bazı aklı evveller akıllarınca taşlamaya çalışmaktalar.

Bilmezler ki “yel kayadan bir şey almaz”

Neymiş efendim, Ekrem başkan kendi ekibi için TTSO seçimlerinden sonra “Beni sattılar” demiş miş!

E bre gafiller!

E aklı evveller!

Ekrem Çapkınoğlu kadar kafanıza taş düşsün! Hem de kaya taşı düşsün!

Halbuki başınızı azıcık havaya kaldırıp Yomra’dan öteye baktığınızda Çapkınoğlu’nu TTSO seçimlerinde satanı ve satanları çok rahat görebilirsiniz!

Ama olur mu canım?

Başınızı neden ayağa kaldıracaksınız ki?

Başınızı kaldırdığınızda gerçeklerle yüzleşeceksiniz ya.

Bakınız Ekrem Çapkınoğlu geçtiğimiz dönem TTSO seçiminde ne yapmıştı?

Birlikte yola çıktığı ekibiyle hiç eğilmeden bükülmeden, kendisine karşı yapılan her türlü ayak oyunları, entrikalar ve sırtından hançerlemelere rağmen son dakikaya kadar bütün şartları zorlayarak, yola çıktığı arkadaşlarıyla birlikte sandık başında, alım ve satımcılara ders vermişlerdir.

O seçimle ilgili zamanı ve vakti geldiğinde, kimlerin nasıl oynadığını, kimlerin nasıl Hacivat-Karagöz Oyunu’nu orta oyun haline çevirdiğini, daha açık ve net bir şekilde yazacağım.

Biraz sabır diyorum…

O nedenle diyorum ki kimsecikler “havanda boş yere su dövmeye kalkmasın”

Trabzon’un ismi Büyükşehir olabilir ama Trabzon’da herkes herkesin, ciğer paresini en ince ayrıntısına kadar bilir, biliyordur da

TAM BİR DAVA ADAMI

Ankara’da;

Milletvekili de olabilirsiniz…

Bakan da…

Bürokrat da…

Orada bulunmanızın gayesi vatanına, milletine ve doğup büyüdüğün topraklara hizmettir…

Fakat önemli olan sadece bulunmak değil bunun hakkını verebilmektir…

Bugün size örnek bir isim vereceğim…

Ne Bakan ne Milletvekili…

Trabzon siyasetinin içinde yoğrulmuş, bir gün dahi çizgisini değiştirmemiş, siyasi hayatı mücadele ile geçmiş bir isim..

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Mazhar Yıldırımhan…

Adeta Trabzon’un Ankara’daki evi gibi olmuş... Bir taraftan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mücadelesine yürekli bir şekilde omuz veriyor diğer taraftan bir bakan, bir milletvekili gibi sorumlulukla elinden geldiğince kapısını çalan dertlilere derman olmaya çalışıyor.

Öyle birileri gibi sözde değil her şartta her koşulda özde dava adamı…

Lidere Vefa…

Lidere Sadakat...

Dava bilincine sahip olma...

Sorumluluk alma…

Mücadeleden kaçmama…

Cesur olma…

Kimsesizlerin kimsesi olma duygusu...

Ayırımsız kapısını çalana destek olmak...

Mazhar Yıldırımhan hepsinin buluştuğu adam dersem hiçte abartmış olmam…

Bazıları onu sevmez!..

Neden mi?

Zaman zaman nasırlarına basmasındandır!

Yani yanlışa “Eyvallah” dememesi, yanlışları görüp çok sesli olarak dile getirmesinden başka bir şey değil…

Çünkü susmaz...

Çünkü cevabı anında yapıştırır…

Sosyal medya hesaplarındaki çıkışlardaki şifreli sözlere bakarsanız anlarsınız...

AK Parti’de nesli tükenen Recep Tayyip Erdoğan sevdalılarından biri olduğunu söylemek hiçte zor değil…

Küsmez…

Kırılmaz…

Olduğu makamla yetinir…

Milletvekillerinin yapamadığı çıkışı o yapar...

Karşısında kim olursa olsun hiçbir mücadeleden kaçmaz…

Sever mücadeleyi…

Yanlışı gördüğü an “Bana ne” demez, yanlışı dile getirdiği için de “Sana ne” diyenler çekemez onu…

Milletvekilinin yapamadığı veya kapısını açmadığı dertli vatandaşını kucakladığı ve sorununu çözdüğü için de sevmezler onu!..

Varsın sevmesinler!..

Böyle sevilmemeye can kurban…

Amma velakin…

Mazhar Yıldırımhan sadece Trabzon siyaseti için değil Türk siyaseti içinde çok özel bir karakterdir…

Ankara’da iyi ki Mazhar Yıldırımhan var…

HANGİSİNDEN EKSİĞİ VAR?

Mesleğin efsanesi ve duayeni olduğunu kim inkar edebilir?

50 yıla yakın gazetecilik mesleğinin kahrını, çilesini çekip, meşakkatli yollarından geçmiştir.

Kimi zaman patronu…

Kimi zaman çalışanı…

Kimin zaman muhabiri…

Kimi zaman dizgicisi..

Kimin zaman hamalı olmuştur mesleğin.

Kimimizin Nevzat ağabeyi…

Kimimizin kardeşi…

Kimimizin yol arkadaşı...

Kimimizin dert ortağı…

Kimimizin sırdaşı…

Kimimizin ortak akılı…

Kimimizin aş paylaşımcısı…

Kimimizin yardım severi…

Kimimizin iyilik meleği…

Kimimizin yol göstericisi olmuştur.

Mütevazı kişiliğinin yanında müthiş hoş görülüdür.

Küçükle küçük, büyükle büyük olur.

Adeta hepimizin maymuncuğu gibidir, her kalıba girer ve sığar.

Şair diyor ya “Gönül kapım açıktır, vurmadan gir içeri” diye.

Nevzat Yılmaz abimizin gönlüde şairin dediği gibi herkese açıktır.

Kısacası Nevzat Yılmaz’ı anlatmak zordur, Yılmaz’ı anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır, Yılmaz’ı yaşayıp anlamak en doğrusudur.

Kısacası Nevzat Yılmaz şehrimizin naif, nazik, gazeteciliğin ötesinde beyefendilerinden birisidir.

Açıkçası tabiri caizse neslinin son örneğidir.

Gazetecilik mesleğinde son demlerini yaşayan Nevzat Yılmaz’ın, bana göre önümüzdeki dönem meslekte final yapıp, bu finali Cemiyet Başkanlığı ile taçlandırmasının zamanı çoktan geldi de geçiyor.

Bu bence tabi ki.

Dile kolay 50 yıla yakın gazetecilik mesleğini idame ettirmek, kolay bir iş mi?

Belki naifliğinden!

Belki nazik oluşundan!

Belki mütevazılığından!

Belki hoş görüşlü oluşundan!

Belki çekimserliğinden!

Belki adamlığından!

Nevzat Yılmaz, Gazeteciler Cemiyeti’nin önümüzdeki yıl yapacak olduğu seçim için ‘adayım’ diyemiyor olabilir.

Belki adaylık hamlesini çevresinden bekliyor olabilir.

O nedenle diyorum ki, hadiyin gelin canlar Nevzat abimize mesleğinin 50. yılında final yaptırıp, kendisini cemiyet başkanlığı ile taçlandıralım.

Biliyorum bunu kolay kolay demezsiniz!

Biliyorum Nevzat Yılmaz’ın adaylığı konusunda arkadan her türlü entrikaları çevirenler olabilir!

Biliyorum bu konuda samimi davranmayanlar da olabilir!

Biliyorum yüzüne karşı başka, arkadan başka davranış içerisinde de olan olabilir!

Biliyorum ahde vefasız çıkanlar da olabilir!

Ama şunu da diyorum ki, 50 yılını bu mesleğe adamış, gazetecilik mesleğinin her dalında çalışmış, kendisini her daim birileri için feda etmiş, (şurada olacaksın dediler oldu, şunu yapacaksın dediler yaptı) Nevzat Yılmaz’ın, bu zamana kadar cemiyet başkanlığı yapanlardan neyi eksik?

Sahi neyi eksik?

Hiçbir zaman kendi iradesini koyamayıp, başkalarına iradelerini teslim edenlerin (Çoğu başkanı tenzih ediyorum) başkan olduğu gazeteciler cemiyetinde Yılmaz neden başkan olmasın?

Sahi söyleyin neden olmasın?

SAĞLIK MÜDÜRÜ’NÜN DİKKATİNE

Sosyal medya hesabından alıntıdır…

Yazıyı paylaşanın ismi bende saklıdır.

Noktasına virgülüne dokunmadan kamuoyuyla paylaşmak istedim.

Bu vatandaşımızın yaşadığı sıkıntıyı siz, biz hepimiz yaşarız diye, ayrıca ilgililerin dikkatine sunmak istedim.

“Bugün Covit 19 Belirtileri Gösteren 14 Yaşındaki Kızımı Haçkalı Baba Hastanesi’ne Getirdim.

Yaşı Küçük Olması Sebebiyle Direk Covit 19 Bölümüne Giriş Veriliyormuş.

Çocuk Polikliniğinden Sıra Aldık ve Çocuk Doktoruna Muayene Yaptırdık.

Kendisi Müneccim Olduğundan Olsa Gerek Covit 19 Testi Uygun Görmedi Grip Olmuş dedi.

Sağ olsun Bende Kendisine Temaslı Olabileceğini V.s söyledim,

Ama Kendisi Pek Oralı Olmadı Covit 19 Bölümüne Gidip Giriş Alıp Test Yaptırabileceğimi Söyledi. Bende Kızımla Birlikte Covit 19 Bölümüne Gittim.

Durumu İzah Ettim, Bizle Birlikte Bekleyen 4 - 5 Hasta Daha Vardı, Kendilerine Ne Kadar Zamandır Bekliyorsunuz Dedim?

 20 Dakikadan Fazladır Bekliyoruz Dediler.

 Bende İçeri Girdim Ve Sorun mu Var Falan Soracam.

 Birde Baktım 4 Tane Bayan Kafa Kafaya Vermiş Kaynatıyorlar.

 Bende Millet Dışarda Bekliyor Sorun mu Var Dedim.

 Sırasıyla Alıyoruz dediler.

Bende Hani Kimi Aldınız Dedim.

 Tam O Sıra Oturanlardan Birini Çağırdılar.

 Aradan 40 Dakika Geçti Sıra Bana Geldiğinde de, Çocuk 14 Yaşında Çocuk Polikliniği Falan Anlattılar. Neticede Test Yapmadılar.

 Başhekimliğe Çıktım, Başhekim Bey Yerinde Yok İdari İşler Müdürde Levent Çakır İsimli Bir Bey, o da Bakanlık Talimatı Test Yapamıyoruz Dedi.

 Bende Sorun Yok, Ben Kızımı Torpille İzolasyona Alamam dedim.

 Gitsin Gezsin Covitse Herkese Bulaştırsın dedim…

Ve hastaneden çıktım gittim.”

Yorum önce hastanenin başhekiminin…

Yorum sonra Sağlık Müdürlüğü’nün…

Yorum sonra sizlerin…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasa dışı, tehdit ve rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlâka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü malî, hukukî, cezaî, idarî sorumluluk içeriği gönderen üye/üyelere aittir.