Geçtiğimiz günlerde bir siyasetçinin konuşması sonrası Türkiye’nin il sayısının artırılması yine gündeme geldi, derhal tartışmalar ve hangi ilçelerin il olacağı tahmin yarışması başladı.

Türkiye’de idari taksimat konusunda zaman zaman bazı değişiklikler yapıldı ve gelecekte de yapılabilir. İl olmak isteyen ilçelerin varlığı da sır değildir. Bunların bazıları il olma vasıflarına haiz oldukları gerekçesiyle, bazıları bağlı bulundukları ile aidiyet hissetmedikleri için bu talebi besler.

Yalnız bu tür değişiklikler bazı problemleri de beraberinde getirir. Mesela Ordu’nun ilçeleri olan Ünye ve Fatsa’nın ikisi birden il olmak istemektedirler, olacaksa hangisi olacaktır? İkisi birden mi? Bir ilçenin il olması daha önce bağlı bulunduğu ilin nüfusunun azalması, yani devletten alacağı yardımın azalması anlamına gelecektir.

Dahası, Cumhuriyet’le birlikte geçilen yeni sistemde vilayet kimlikleri önemli hale gelmiş ya da getirilmiş, plaka kodları bu kimliklerin bir parçası olmuştur. İllerin trafik plaka numaraları alfabetik sıraya göre verilmiş, daha sonra yapılan isim değişikliklerine rağmen yerleri değişmemiştir. Mesela adı önce Maraş olan şehrimize 46 plaka kodu verilmiş, sonradan Kahraman sıfatı eklenmiş olmasına rağmen yeri değişmemiştir. 67’den sonra il olan ilçeler için de yeni bir alfabetik sıralama yapılmamış, onlara 67’nin üzerine numaralar tahsis edilmiştir.

İl vasfı bu kadar önemli hale gelince, idari olarak bağlı olduğu ile (vilayete) aidiyet beslemeyen ilçeler için il olmak sanki bağımsızlığını kazanmak gibi bir anlam kazanmıştır. Öte yandan bakarsak, kendisine bağlı bir ilçenin bağımsızlığını (!) kazanması eski il için toprak kaybı demek olmaktadır. Elbette yine bütün il ve ilçeler Türkiye Cumhuriyeti toprakları dâhilinde kalmakta ve üniter yapı korunmaktadır. Ancak yukarıda ifade ettiğimiz gibi il kimlikleri o kadar önemsenmiş ya da önemli hale getirilmiştir ki, ilçenin il olarak eski ilinden ayrılması toplumun bilinçaltında “bölünme” çağrışımları yapmakta ve sosyal barışa en ufak bir katkı sağlamadığı gibi zarar da vermektedir. Kendi içinde kavgalı olduğu halde, ayrıldıktan sonra artık birbirine komşu olan vilayetlerin arası düzelmekte midir? Birçok olumsuz örnek sayılabilir, isim zikretmeyelim.

Ayrıca, bir yerleşim birimine vilayet tabelası asılması o şehrin gerçek anlamda vilayet olduğu anlamına da gelmemektedir. Kanunla vilayet yapıldığı halde adı hâlâ eskiden bağlı olduğu vilayetle anılan yerleşim birimleri vardır. Bazen de birinin adı geçtiği zaman “Orası ilçe değil mi? Ne zaman il oldu?” gibi sorular ve tartışmalar söz konusu olmaktadır.

Trabzon?

İl olacağı tahmin edilen ilçeler içinde Trabzon’un ilçelerinin adı geçmemektedir. Zaten Trabzon’a olan olmuştur, yapılan yapılmıştır. Bugün Doğu Karadeniz diye adlandırılan bölgenin tamamı asırlardır Trabzon olarak bilinirken, vilayet sistemine geçildikten sonra bölge çok sayıda ile bölünmüş, bu durum sadece idari taksimat şeklinde kalmamış, eskiden birbirini hemşehri olarak tanıyan ve aralarında ciddi bir aidiyet problemi bulunmayan insanların arasındaki bağlar zayıflamış, tam anlamıyla kopuş yaşanmasa da yabancılaşma gerçekleşmiştir. Yani Trabzon zaten bölüneceği kadar bölünmüştür. Bünyesinde yeni bir vilayete tahammülümüz yoktur.