Türkiye’de, bürokraside Trabzonluların belirgin bir ağırlığının olduğu söyleniyor. Bu durumu Trabzon insanının  hangi özelliğine dayandırıyorsunuz?

Meseleye Sadece Trabzonlular olarak bakmıyoruz. Böyle bir yaklaşımı da doğru bulmuyorum. Her bölgeden her ilden çok önemli mevkilerde yetişmiş çok bürokrat var.

Bazı önemli mevkilerde Trabzon'un çok iyi yetişmiş evlatları öne çıktığı için böyle bir algı oluşturuluyor. Oransal olarak ben Trabzonlu bürokratların çok olduğunu düşünmüyorum.

Dediğim gibi her ilin,her bölgenin yetiştirdiği çok önemli, donanımlı insanları var. Türkiye’nin çok ciddi yetişmiş bir insan potansiyeli var.  Karadeniz coğrafyasının, insanları, ya gurbete ya da okumaya yönlendirdiğini düşünüyorum. Geçmişten bu yana bölgenin kaderi bu olmuştur. Artan nüfusu besleyecek, istihdam edecek bir arazi yapısına sahip değiliz maalesef. Çok gurbetçimiz var. Yurtdışında, ülkenin değişik vilayetlerine yapılmış toplu göçler var. Van’dan Hataya kadar iskan edilmiş insanlarımız var.

IMG_5722

 Bu coğrafya zor bir coğrafya olduğu için insanlarımız da zorluklarla mücadeleye alışmak zorunda kalmış ve bu şartlara uygun bir yaşam sürdürmekle karşı karşıya kalmışlardır. Bölgede okuma oranları oldukça yüksek. İnsanımızın zihni açık. Ülkesi için en faydalıyı, en güzelini yapabilmek açısından kendini iyi yetiştirmek zorunluluğu hisseden insanların olduğu bir bölge. Trabzon veya Karadeniz halkının okuyan insanları İstanbul, Ankara veya değişik vilayetlerde ülke adına, milletimiz lehine bir iddianın da sahibi oluyorlar. Bu ülkede, ufuklarını ortaya koyabilecek bir ortamı yakalayabilmek için en yukarıya çıkmanın ve oradan en yüksek katkıyı vermenin, üretmenin mücadelesini veriyorlar. Bu son derece doğru ve doğal bir istektir. Ciddi bir kabiliyet,arzu, hizmet aşkı, vatan ve millet sevgisi var bölge insanında. Bunu kabul etmek lazım. Bu kabiliyetler Ankara’da ve ülkenin değişik yerlerinde bürokraside bir ağırlığı tabii olarak ortaya koyuyor. Bir de Karadeniz insanı yöresel düşünmekten çok kolay sıyrılıyor. Ülke geneline ait bir ufku ortaya koymada hakikaten kabiliyet ve başarıları var. Karadeniz’in vilayetleri içerisinde belki Trabzon, Rize, Artvin, Gümüşhane, Bayburt, Giresun, Ordu öne çıkan vilayetler. Trabzon içerisinde de belki belli ilçelerimiz daha çok öne çıkıyor. Başta da ifade ettiğim gibi bizim insanımız ya okuyacak ya gurbete gidecek ya da şehirde kalıyorsa bir şekilde ticaretle meşgul olacak. Ama coğrafyanın insanımıza öğrettiği en önemli şey, her meselede başarılı olma arzusu ve iddiasıdır. Yani coğrafya çok iddialı olunca, zor olunca, insanlar da aynı şekilde kabiliyetlerini-şartlar ne olursa olsun-bir iddiaya dönüştürüyor. O iddia da ülkenin geneline faydalı olabilmek ve mesleğinde çok başarılı olabilmek.

Çok iyi yetişmiş insanlar, idarecilik kabiliyetlerini de ortaya koyarak Ankara’da, farklı illerde, hatta dünyanın değişik yerlerinde de öne çıkarıyor. 

Tekrar olacak belki ama, altını çizmek için söylüyorum, Bürokrasi çok geniş bir alan. sayısal olarak üst düzey bürokraside görev alan Trabzonlu bürokratlar fazlaymış gibi görünüyor ama aslında oransal olarak öyle olduğunu düşünmüyorum. Bürokraside her vilayetten onlarca bürokratı bulmak mümkündür.

Karadeniz bölgesinin şansı belki o zorluklar. Zorluklar insanları kabiliyetli olmaya, zorluklar insanları iddialı olmaya ve başarılı olmaya mecbur ediyor. Haddizatında En zor zamanlarda başarılı, üretken ve kabiliyetli çok fazla insan yetişir. Konfor ve rahatlık tembellik oluşturur.

Birinci ve ikinci dünya savaşından önce ve sonra dünyada çok ciddi teknolojik gelişmeler oldu. Almanya’ya baktığımız zaman ikinci dünya savaşı öncesinde ve sonrasında aşırı zorlukları yaşadılar. Ancak büyük icatlar, teknolojik gelişmeler bu zamanlara rastlıyor. Çünkü insanlar zor zamanda hem beyinlerini daha fazla çalıştırırlar hem kabiliyetlerini daha fazla ortaya koyarlar. Ben biraz Karadeniz insanının yetişmesi noktasındaki kabiliyetliliğini buraya bağlıyorum.

İHA ve SİHA ları yapan beyinlerin Trabzonlu olması bunun bir delilidir. Özdemir ailesi Türkiyenin en zor zamanında en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir teknolojiyi ve silahı üretti. Terörün bitirilme noktasına gelmesinde en büyük katkıyı verdiler.

 

Trabzon’un yetiştirdiği önemli isimlerden bir de Süleyman Soylu. Teröre karşı büyük bir mücadele veriyor. Çok kararlı ilerliyor. Onun verdiği mücadeleyi nasıl görüyorsunuz?

IMG_5720

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki,

Türkiye’nin bu konuda büyük bir kararlılığı var. Türkiye yaklaşık 40 yıldan bu yana terörle mücadelede çok büyük bedeller ödedi. Bir taraftan çok büyük bir insan kaybına uğradı, diğer taraftan trilyon dolarları aşan ekonomik kayıplara maruz kaldı.

Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konudaki iradesi herkesin önünde. O iradeyi besleyecek, o irade doğrultusunda bir mücadeleyi kesintisiz ve cesur bir şekilde ortaya koyacak İçişleri Bakanlığı iradesi ve kabiliyeti de çok hayati idi. Burada bütün bakanların geçmişten bu yana ülkenin milli bir meselesi olarak terörle mücadelesi var elbette.

Ancak Türkiye 15 Temmuz sonrasında terörle mücadelede yeni bir strateji belirledi.

Yeni stratejiye uygun olarak Sayın Bakanımız Süleyman Soylu’nun Cumhurbaşkanımızla omuz omuza vererek ortaya koyduğu bu mücadele azmi gerçekten tarihin altın sayfalarına yazılacak nitelikte bir mücadeledir. Artık dağlarda terör korkusu kalmamıştır. Doğu ve Güneydoğu’ya ciddi manada bir huzur gelmiştir. Doğu ve Güneydoğu’ya ciddi manada yatırımcı gitmeye başladı. Turizm alanında, eğitim alanında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri artık büyük bir dönüşüm yaşamaktadır. Terör,  bölge insanının önünü kesen, tehdit eden temel meselelerden birisiydi.

PKK kanlı terör örgütü en büyük kötülüğü Kürt’lere yapmıştır. Kürt insanını adeta esir almıştır. Hem beyin olarak esir almıştır, hem sosyal ve kültürel gelişme olarak esir almıştır. Halbuki Türkiye sınırları içerisindeki insanlarımızın hepsi bu toprakların aşığıdır. Normal şartlar içerisinde herkes bulunduğu bölgenin aşığıdır. Ama terör örgütü bütün bu sevdayı baltalayan, körelten, kanla mahveden bir yapıyı ortaya koydu. Bölgeyi geri bıraktı. İnsanlar geleceğe umudun değil, kanın ve gözyaşının penceresinden bakmak zorunda kaldılar yıllarca.

Sayın Bakanımızın mücadele azmi gerçekten herkese örnek olacak bir mücadele biçimidir. 24 saat esasına göre, kesintisiz diri ve proaktif bir anlayışla terörle büyük bir mücadeleyi, güvenlik güçlerimizle, jandarmalarımızla, polisimizle diğer kurumlarımızla omuz omuza vererek, eşgüdüm içinde ortaya koymuştur. Yeni stratejiyi çok başarılı bir şekilde planlamış ve yönetmiştir. Bir taraftan terörün başını ezerken diğer taraftan bölge insanına devletin şefkatli anlayışını taşımıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde terörle mücadeleyi son 6 yıldır gerçekten bir destan niteliğinde yürütmüştür. Sayın bakanımız göreve geldiği andan itibaren Doğu ve Güneydoğunun bütün dağlarına, karakollarına, güvenlik kurmaylarımızla, valilerimizle birlikte giderek, bu dağların, bu coğrafyanın Türkiye’ye ait olduğunu, Türk milletine ait olduğunu haykırmıştır. Bundan Kürt vatandaşlarımız son derece mutludur. Doğu ve Güneydoğu’ya gidildiğinde insanların terörle mücadele kıskacından kurtulmasının mutluluğunu çok yakından müşade etme imkanı vardır.

 Sayın Bakanımızın sadece terörle mücadelede değil İçişleri Bakanlığının hem teknolojik olarak büyük mesafe alması, hem güvenlik güçlerinin ciddi bir koordinasyon ve dayanışma anlayışı içerisinde birlikte hareket etmesi, hem de dünyanın en büyük sorun alanlarından biri olan göç politikalarının insani değerler üzerine oturtularak inşa edilmesinde çok büyük emekleri var. İçişleri bakanlığının her birimi bütün meselelere stratejik ortak bir akılla bakarak halkımızın hem güvenliğini, hem diğer hizmetlerini yerine getirmektedir. Kadına şiddetten, Hayvanların korunmasına kadar her meselede topluma liderlik yapan ve ödüller alan uygulamalar ortaya koymuştur.

Aynı zamanda Türkiye afetlerle mücadelede de büyük devrimler yaşamaktadır. Sel afetleri olsun, deprem afetleri olsun, yangın afetleri olsun tüm bunlara müdahalede hakikaten çok büyük bir koordinasyon vardır. Devlet kurumları arasında da koordinasyon vardır, AFAD’ın kendi bünyesinde de bu koordinasyon ve hareket kabiliyeti oluşmuştur. Dolayısıyla olaya devlet idaresi olarak bir bütün olarak bakmak gerekir. Devlet idaresindeki ahenk, İçişlerine de yansır, diğer alanlara da yansır.  Burada görev üstlenen insanların tamamı büyük Türkiye’nin gelişmesi, geleceğe güçlü şekilde taşınması açısından büyük bir mücadele ortaya koymaktadırlar. Onun için milletimiz yapılan bu mücadelenin farkındadır. Bu mücadeleden de son derece yüksek bir memnuniyet vardır. Sayın Bakanımız defalarca açıkladılar. Terörist sayısı artık 160’ların altına düştü. Bu büyük bir gelişme. Binlerce teröristten yüzlü rakamlara düşmüş olağan üstü bir tablo yaşıyoruz. İnşallah çok kısa bir zamanda bu tablo 100 ün altındaki rakamlara inecektir. Bu büyük mücadelede milletimizin desteği ve duası büyük bir önem arzetmektedir. Terörün bitmesini en fazla Kürt kardeşlerimiz arzu etmektedir. Çünkü PKK terörü Kürt kardeşlerimize de büyük bedeller ödetmiştir. Yerlerinden yurtlarından çıkarmıştır.

Doğu ve güneydoğuda huzur ve yatırım arttıkça göç etmek zorunda kalan aileler topraklarına geri dönecektir. Türkiye zor bir coğrafyanın içerisinde bulunuyor. Sınırları itibariyle bir tarafta Suriye, bir tarafta Irak. Bu sınırlardan ülkemize sızan çok olumsuz hadiseler ve insanlar var. Bir taraftan bunların girmesine mani olunuyor bir taraftan da ülke içerisinde var olanlar bir bir ortadan kaldırılıyor.

bakan-soylu-ya-soruldu-thodex-in-sahibi-faruk-fatih-ozer-kacmadan-once-bakanliga-cagrildi-mi-888703-5

Dağlarda terör biterken, terör örgütünün siyasi güç bulmaması çok önemlidir. Terörle mücadele meselesi hükümetin birinci meselesidir ama milletimizin de birinci meselesidir. 85 milyon insanın terörden çektiği çilelerin, yine hep birlikte el ele vererek aşılması mümkündür. 

Sayın Bakanımız jandarma ve polis arasında her açıdan çok büyük bir uyumu sağlayarak iç güvenlikte ve terörle mücadelede büyük başarı destanını yazmıştır. Bu Türkiye’nin başarısıdır. Bu sn Cumhurbaşkanımızın oluşturduğu iklimin ve gücün başarısıdır.

2023’ten sonra Türkiye’nin artık terörü konuşmayacağını düşünüyorum. Bu konuda büyük bir kararlılık var,  Cumhurbaşkanımızın, güvenlik güçlerimizin, İçişleri Bakanımızın hakikaten çok büyük bir kararlılığı var.

Bu mücadeleler yapılırken elbette yine bedeller ödeniyor. Vatan savunmasını ve vatanın baka meselesini sürdürebilmek her zaman bedel gerektirmiştir. Biz bin yıldır bu topraklarda bedel ödeye ödeye ilerliyoruz. Bu topraklar dünyanın en pahalı topraklarıdır. Bu topraklar birçok şer odaklarının gözünü diktiği topraklardır. Jeopolitik konumu itibariyle, geleceğe ilişkin ortaya koyacağı ekonomik konumu itibariyle bu topraklar altın niteliğinde topraklardır. Onun için sürekli Türkiye’yi rahatsız etme, sürekli Türkiye’yi gelişimden uzak tutmak için çok plan ve oyunlar oynanmaktadır. Her gün Türkiye’nin onlarca planı ve oyunu bozduğu zaman dilimlerinden geçiyoruz. Bu mücadeleyi başaracağız. Milletimiz buna inanmıştır. Bu inanmışlığı hükümetimiz, Sayın Cumhurbaşkanımız ve İçişleri Bakanımız gayet iyi yönetmektedir. Ben bu açıdan geleceğe ilişkin çok büyük bir umuda sahibim. İnşallah bir gün bu ülkede terör değil bütünüyle kalkınma yarışı konuşulacak.Şimdiden konuşulmaya başlandı. Doğu ve Güneydoğu’da o kadar güzel fabrikalar, o kadar güzel işyerleri açılıyor ki insanlar iş bulmaya başladı. Kadınlarımız oralarda iş bulmaya başladılar. Artık ekmeklerini özgürce ve rahatça kazanabilme imkanına kavuştular. Oradaki gençlerimiz dağlara kaçmanın değil dağlara gidip terörist olmanın değil okumanın, doktor olmanın, öğretmen olmanın, mühendis olmanın hayallerini kuruyorlar. Son yıllarda terörün azalmasıyla üniversiteyi kazanma oranı da çok ciddi düzeylere geldi. Birkaç yıl içerisinde belki artık bu ülke terörü konuşmayacak. Bundan eminiz. O açıdan bu mücadeleyi veren başta Cumhurbaşkanımız, İçişleri Bakanımız, güvenlik güçlerimiz bütün kamu kurumlarının birlikte ortaya koyduğu dayanışma için herkese teşekkür etmek lazım.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu İBB’de557 kişinin illegal örgütlere üye olduğunu söylemişti. Bununla ilgili bir açıklama yapabilir misiniz?

Hangi kamu kurumu olursa olsun, kamu kurumlarına alınan insanların iltisakları, vatan ve millet duyguları, hizmet odaklı olup olmadıkları önemlidir. Siz hangi kamu kurumuna eleman alıyorsanız onun mutlaka GBT’sine bakarsınız. Bütün bakanlıklar bu şekilde çalışıyor. Belediyelerin de bu şekilde çalışması lazım. Belediyeler bu ülkenin kurumlarıdır. Şahısların veya partilerin kurumları değildir. Şahıslar seçilmiş de olsa, terör örgütü mensuplarını, ben kazandım, buranın hakimi benim anlayışıyla kurumlara alma hakkına sahip değildir. Kurumlar 85 milyona aittir. 85 milyon insanın birliğine, beraberliğine kasteden örgütlerin sempatizanlarının bu kurumlara girmesi büyük bir cinayettir ve güvenlik sorunudur. Terörle yapılan mücadeleye, şehitlerimize, gazilerimize yapılan bir hakarettir. Halkımız sormaz mı, O zaman biz neden şehit veriyoruz. Madem siz bu insanları işe alacaksınız, madem bu insanları kamu kurumlarına sokacaksınız o zaman biz bu mücadeleyi neden veriyoruz? Evlatlarımızı niçin şehit verdik? Hiçbir kamu kurumu yöneticisinin böyle bir hakkı yok.

Sayın Bakanımız bilgiye ve belgeye dayanmadan hiçbir şey konuşmaz. Bilgi ve belgeye dayanmaksızın devlet hiçbir şey konuşmaz. Devlet adına konuşan insanların ellerinde mutlaka sağlam ve sağlıklı doneler var ki bunları söylüyorlar. İşin muhataplarının bu söylenenlere dikkat etmesi lazım. Sırf siyaset uğruna, sırf oy uğruna bu milletin bekasına kastedenlere alan açmak, onları kamuda işe almak ağır bir suçtur. Bu mücadeleyi yapan insanlara karşı da büyük bir yanlıştır. Onun için Sayın Bakanımızın açıkladıklarına muhataplarının dikkat kesilmesi lazım. Çünkü içişleri bakanı şahsı adına veya siyaset adına değil, ülkenin güvenliği, 85 milyonun güvenliği adına bir bilgiyi ortaya koyarak uyarıyor. Mutlaka bir belgeye dayanıyor. Muhataplarının bunu iyi algılaması lazım. Bu konunun Muhataplarının devletin kurumlarıyla paralel çalışması lazım. Bu kurumlar  Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurumlarıdır. İster belediye olsun, ister bakanlıklar olsun, ister başka kurumlar olsun. Bir özel şirket bile terörle bağlantısı olan bir insanı kendi kurumunda çalıştırmaktan imtina ederken devletin bir kurumu bir şekilde terör örgütleriyle yolları kesişen insanları işe alamaz. Böyle bir hakları asla olamaz. Onun için ben bunu İstanbul’a, İstanbulluya ve 85 milyona yapılmış bir yanlış olarak görüyorum. Bu konuda müfettişlerin incelemesini beklemek lazım. Müfettişlerin çalışmasını sabote edecek girişimlerden de uzak durulmalıdır. Bu kısır bir siyaset meselesi değil, İstanbul’un güvenlik meselesidir. PKK’yı dağlardan İstanbul’un bağrına bir hançer gibi taşıyanlar bunun bedelini çok ağır öderler. Hukuk ve milletimiz buna asla geçit vermez.

Trabzon’un İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya duyduğu büyük bir sahiplenme var. Bakan Soylu’nun Trabzon’a verdiği önemi siz nasıl yorumluyorsunuz?

Bu Sayın Bakanımızın nezdinde özel bir soru.

Ben gözlemimi söyleyeyim. Sayın Bakanımızın bütün  Türk halkına karşı büyük bir muhabbeti ve hizmet aşkı  var. Tarihe karşı, medeniyetimize, milletimize karşı büyük  sorumlulukla hareket eden  fedakar bir anlayışı var.

Elbette bu yörenin insanı olarak Trabzona karşı da büyük bir aşkı var. Ama o bugün Türkiye Cumhuriyetinin İçişleri Bakanıdır. 85 milyon insandan sorumludur. Dolayısıyla Hakkari’deki insana da bir sevdası var, Trabzon’daki insana da bir sevdası var. İnsanın elbette memleketine karşı kalbi olarak bir yakınlığı olur. Bu her insanın doğasında var.Sn bakanımızda da fazlasıyla var. Ama Trabzonun  yetişmiş bir evladı olarak bütün bir ülkeye faydalı olmayı daha çok önemseyen bir yapısı var. O 85 milyona mal olmuş bir insandır. Türkiye siyasetine mal olmuş bir insandır. Trabzonluluğu onun kalbinde ayrı bir iftihar meselesidir. Ama ben görüyorum onun bütün illerimizdeki insanlara karşı büyük bir sevdası var. Tıpkı Cumhurbaşkanımız gibi.

Trabzon’a gelecek olursak Trabzon’da yapılan projeleri, çalışmaları takip edebiliyor musunuz? Trabzon’un içinde bulunduğu durumu değerlendirebilir misiniz?

Ben Trabzon’da 35 yıl hizmet verdim. Belediyede 10 yıllık hizmetimiz var, vakıflarda, bütün bölgede Cumhuriyet tarihinin en büyük hizmetlerini vermek nasip oldu.

Şüphesiz ki biz de Trabzon’a karşı ayrı bir sevdanın sahibiyiz.

Ama bugün burada sadece Trabzon’a hizmet etmiyoruz. Türkiye’den önümüze gelen her iş ne olursa olsun katkı vermenin gayreti içerisindeyiz.

Trabzon; tarihin bu coğrafyada bize emanet ettiği en önemli şehirlerden bir tanesidir. Sancak şehridir. Osmanlı padişahları evlatlarının bir kısmını orada eğittiler, vali olarak görevlendirdiler. Trabzon tarihe yön veren, tarihi değiştiren üç tane önemli Osmanlı padişahının şehridir. Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethetmesindeki manayı biz kavrarsak Trabzon’un önemini kavrarız. "Trabzon bizim için bir toprak parçası değil. Biz de kuru bir cihangirlik davası içinde değiliz. Trabzon fethedilmeden İstanbul’un fethi tamamlanmaz" diyen bir padişahın hemşerisiyiz. Trabzon’a çok büyük bir kıymet atfetmiştir. Ardından Yavuz Sultan Selim 22 yıl  bu şehirde şehzadelik yapmıştır. Oradan Osmanlı’nın doğu politikasını belirlemiştir. Şah’ı orada yakından gözlemlemiştir. Kanuni Sultan Süleyman Yavuz’un oğlu olarak Trabzon’da doğmuştur. 17 yaşına kadar bu şehirde yaşamıştır. Bu şehrin bütün bir havasını teneffüs etmiştir. Hamsisini yemiştir.

Kanuni bir cihan padişahı olmuştur. Babasından devraldığı bayrağı batı seferleri ile dalgalandırarak tam bir cihan imparatorluğu olmuştur.. Üç tane cihan padişahının bir şekilde suyunu içtiği, ekmeğini yediği ve önem verdiği bir şehir Trabzon. Böyle bir şehrin evladı olmak bize büyük bir sorumluluk yüklüyor.

Trabzon insanı, biraz da tarihin bize bahşettiği iddialı ufuktan dolayı başarılı. Ufkunu çocukluktan itibaren büyük tutan insanların olduğu bir şehir.

Ama bu şehri iyi kavramak lazım.Bu şehrin tarihsel birikimini, misyonunu kavrayamazsak şehri günden güne geri bırakırız. Orda görev yapan insanların, sıfatları ne olursa olsun Trabzon’un birikimlerini mutlaka iyi değerlendirmeleri lazım. Bu misyonu iyi kavramaları lazım. Bunu kavrayamayan insanların Trabzon’da kalıcı hizmet  yapmaları mümkün değildir. Tarihsel bir Trabzon stratejisini korumak ve geliştirmek, çağın modern imkanları ile buluşturmak lazım.

 

Kavrayabildiklerini düşünüyor musunuz?

Bunu kavrayan elbette çok insan var. kavrayamayanlar da olabilir. Ama ben Trabzon insanının genelde bunu kavradığını düşünüyorum. Bunu kavrayıp da hizmet stratejisini becermek var becerememek de var. Herkesin iş yapma kabiliyeti aynı olmaz. Öncelikle bizim Trabzon’u çok iyi analiz etmemiz lazım. Trabzon bölgenin merkezi, ağabeyi bir şehir. Trabzon’daki yöneticiler sadece Trabzon’un kalkınmasıyla ilgilenmemeli. Bütün bir bölgenin ağabeyi olduğu için bölgenin kalkınmasıyla  alakadar olmalılar. Gümüşhane, Bayburt, Rize, Artvin, Giresun, Ordu… Bunlar bizim bir parçamız. Et ve tırnak gibiyiz. Ben Trabzon’u şu andaki 18 ilçe sınırıyla değerlendirmiyorum. Trabzon dendiği zaman bölgeyi  ele almak lazım geldiğini düşünüyorum. Bu illerin hedefleri aynıdır. Onlar Trabzon’un siyasetinden de etkilenir, hizmet anlayışından da etkilenir, kalkınma anlayışından da, eğitim anlayışından da etkilenir. Trabzon örneklik ortaya koyan bir şehirdir. Bu örnekliklerini sürdürmesi lazım. Ve peşi sıra bölgeyi de sürüklemesi lazım.

ayasofya_ve_yildirimhan_abd_raporuna_girdi_h4423_1a5d7

Böyle bir ufukla düşünmeyen insanlar Trabzon’da gündelik meseleler içerisinde boğulur. Biz bunu arzu etmiyoruz. Gündelik meselelerin içerisinde boğulan bir Trabzon istemiyoruz.  planlamaları, geleceğe  yönelik hedefleri belirlenmiş  olmalıdır. Günümüz  şehirler arasında her açıdan kıyasıya bir yarışın olduğu bir dönem. Fakat Trabzon şehirler yarışında tarihin getirdiği bu büyük birikimi bana göreyeterince kullanamayan bir şehir hüveyitine kayıyor. Bu acı bir itiraf. Biz de geçmiş dönemlerde hizmet ettik. Bütün hizmet edenlerin hepsi bizim için muteberdir ve teşekküre layıktır. Ama şehrin önündekilerin Trabzon’u bu söylediğim çerçevede algılayıp ilerlemeleri lazım. Bu çok önemli. Peşinden sürüklemek istedikleri kitleleri bu anlayış içerisinde yoğurup sürüklemeliler.

Trabzon’un asayiş ve güvenliğini nasıl değerlendirirsiniz? Trabzon’u takip ediyor musunuz?

Trabzon’u takip etmememiz mümkün değil. Biz sabah kalktığımızda öncelikle bütün basın taramalarını yapıyoruz. Bizim Trabzon’a karşı ilgimiz ve sevdamız çok farklı. Çünkü bizim şehrimiz. Yarın dönüp varsa kalan ömrümüzü yaşayacağımız şehir. İnşaallah Mezarımızın olacağı, atalarımızın olduğu şehir. Neticede şu anda biz burada ülkenin derdi ile ilgili bir mesuliyet duyuyoruz, ama son tahlilde süzülüp ayrıldığımız zaman şehrimize döneceğiz. Onun için Trabzon’u her şeyiyle takip ediyorum. Trabzon’u siyasetiyle, turizmiyle, sosyal hayatıyla, ekonomisiyle takip ediyoruz. Hizmetleri açısından, sporu açısından takip ediyoruz. Bunlar bizim için önemli şeyler. Gelişmiş, müreffeh bir şehir hepimizin arzusu.

Gelecek hedefleriniz nelerdir? Trabzon’a dönüp bir şeyler yaparım diye düşünüyor musunuz?

Şunu açık ifade edeyim. Biz Trabzon’da elimizden gelen gayretleri, orada olduğumuz süre içerisinde ortaya koyduk. Buradan da elimizden geldiği kadar ortaya koyuyoruz. Onun dışında ben Trabzon’un mutlu, müreffeh, insanlarının birbiriyle barışık bir şehir olarak yaşamasını arzu ediyorum. Bundan sonraki beklentimiz, artık biz oraya döndüğümüzde çok güzel bir emeklilik yaşayalım, mutlu bir şehirde yaşayalım, huzurlu bir şehirde yaşayalım beklentimiz budur.

Trabzon Huzurlu bir şehirdir. Huzurlu olmalıdır. Her ne kadar dar bir elbise gibi insanları sıkan bir arazisi olsa bile insanın ruhuna işleyen bir şehirdir. Özlemi bile insana duygu yükleyen kadim bir şehirdir. Trabzon güvenlik açısından da huzurlu bir şehir. Her yerin bir takım sorunları olabilir ama Trabzon genel manada huzurlu bir şehir. İnsanımızın iddialı olmasından kaynaklanan bireyselciliği dezavantajımızdır. Kolektiflik özelliği zayıftır. Herkesin iddialı olduğu bir şehirde yaşamak zor, kolay değil. Herkes iddialı. Trabzon’da herkes iyi siyasetçidir, iyi tüccardır, iyi sosyal analistçidir, iyi futbol bilimcidir.

Ama her şeye rağmen Trabzon bizi bugünlere hazırlayan şehirdir. Bizim altyapımızı hazırlayan şehirdir. Bugün ortaya koyduğumuz bütün iddiaların sahibi Trabzon’dur. Borcumuz da yükümlülüğümüz de çoktur. Bunun idrakindeyiz. Nasıl sırtımızı dönelim Trabzon’a. Trabzon’dan koparım korkusuyla hala evim Trabzon’dadır. Ankara’da kendimizi muvakkat görüyorum.

Trabzon’da yaşadığımız sürede hakikaten aşk ve sevgiyle her işi yaptık. İnsanlarımızı büyük bir aşk ve sevgiyle kucakladık. Halen de öyle olmaya gayret ediyoruz. Her gün Trabzon Ankara’dadır. Değişik işleri dolayısıyla onlarca insan her gün Ankara’dadır. Her biriyle elimizden geldiği kadar yakından ilgilenmeye, sorunlarını çözmeye gayret ediyoruz. Onun için kendimizi Anakara’da Trabzon’un çok uzağında görmüyoruz.

Bütün arzumuz şehirler yarışında Trabzon’un geri kalmamasıdır. Hem ekonomik olarak hem altyapı olarak, hem sosyal gelişim açısından, hem spor açışından hem de turizm açısından Trabzon tarihsel iddiasını sürdürmelidir. Sen ben kavgaları Trabzon’a çok büyük zararlar verir. Trabzon birlik ve dirlik olursa kazanır, büyür, gelişir. Şehre karşı sorumluluğu olan herkesin yapması gereken bu birliği ve dirliği sağlamaktır. Milletvekilinden Valisine, bürokrasisine, belediye başkanından muhtarına, STK’sından kanaat önderine kadar herkesin ortak gayesi bu olmalıdır. Bunun için gerekli olan tek şey samimiyet ve gayrettir. Nefislerin öne çıktığı bir beldede, bir şehirde huzur da birlikte olmaz. Vatandaşın önünde olan, mesuliyet yüklenmiş insanların nefislerini aşmaları lazım. Hiç kimseye görev nefis tatmini için verilmez. Her birimiz yüklendiğimiz mesuliyetlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek mecburiyetimiz var. Bütün makam ve mevkilerin gerçek sahibi milletimizdir. Her makam nasiptir ancak bütün makamların son bulması kaçınılmaz sondur. Allah bizleri makam emanetinin hakkını verenlerden etsin duamız budur.

Trabzonspor’un ligdeki başarısını nasıl buluyorsunuz? Şehirde Trabzonspor’un bazı konuların önüne geçtiğini söylemek size göre mümkün mü?

Sporda da 1960’lı yıllardan itibaren kendini gösteren bir şehir Trabzon. Aslında taa İdman Ocağına, İdman Gücüne kadar inen çok ciddi spor başarıları var. Trabzon Osmanlı’dan bu yana aslında o alanda da iddialı. Trabzonspor’un ortaya çıkışı ve şampiyonluklarıyla da Trabzon insanı Türkiye’nin ve dünyanın her tarafına daha bir özgüvenli olarak gitmeye başladı. Spor Trabzon insanın özgüvenini müthiş besledi. Uzun yıllardır şampiyon olamıyoruz. 2011’de tartışmalı bir meseleden dolayı Trabzon insanı üzüldü. Biz 2011 in şampiyonuyuz.Kupa başkasının müzesinde olsa da!.  Geriye bakmamak lazım. Spor her yıl var olan, devam eden bir süreç. Bu yıl Trabzonspor’u hakikaten çok ciddi manada başarılı görüyoruz. Bu yıl şampiyonluğa en yakın aday olarak Trabzonspor’u görüyoruz. Ama şunu da ifade edeyim. Trabzonspor’un başarısı şehirdeki diğer başarıların önüne geçirilmemelidir. Yani Trabzon’un kalkınmasının önüne geçen Trabzonspor bize kar getirmez. Bu konu hakkında çok uzun yıllar analiz yaptığım için bunu açık yüreklilikle söylüyorum. Sadece Trabzonspor’un yenmesini yeterli sayan bir şehir, kalkınmasını tamamlayamaz. Ekonomik iddialarına ulaşamaz. İstihdam problemini çözemez. Spor iyi bir şey ama sporun kitleleri bir uyuşturma aracı haline dönüşmesine mani olmamız lazım. Spor spor olarak değerlendirmeli. Kitleler sporu bir ölüm kalım meselesi haline getirmemelidir.

Trabzonspor Trabzon’un en önemli ve en büyük markalarından biridir. Trabzon isminden sonra en önemli markası Trabzonspor’dur. Dolayısıyla biz bu markayı hep yukarılarda tutalım, yaşatalım, gayret edelim ama sadece bunun başarısının bizim için yeterli olmayacağını da bilelim. Şehirdeki insanlar Trabzonspor’un galibiyetleriyle, şampiyonluklarıyla sevinsinler. Ama eğitimdeki iddialarından asla vazgeçmesinler. Kalkınma ideallerinden vazgeçmesinler. Sanayi tesisleri kurma noktasında, ticaret noktasındaki iddialarını da aynı oranda sürdürsünler. Trabzonspor bütün bu alanları perdelememelidir. O ayrı bir kulvar. Kendi alanında gitmeli. Ama biz yöneticilerin esas yönelmesi gereken diğer alanları ihmal etmememiz lazım. Yani Trabzonspor’un başarısının önüne geçerek kitleleri etkilemek yöneticilere uzun vadeli bir kazanç sağlamaz. Algı veya algıya dayalı bir yönetim şehirlere, ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Biz algıların peşinde değiliz. Biz hakikatin ve bulunduğumuz coğrafyayı önce topyekun, sonra şehir şehir kalkındırmanın mücadelesini vermeliyiz. Algıcılık şehirlere ve ülkeye en büyük kötülüktür. Her anlamda samimi olmak lazım. Toplumu kandırmaya yönelik, toplumu oyalamaya yönelik en ufak bir şey yapmamamız gerekir. Bu kötülüğü eğer biz şehrimize ve ülkemize yaparsak gelecek nesiller emin olun bizi hayırla yad etmezler.

Hayat nesilden nesle aktarılan önemli bir süreçtir. Biz nesillerimizi tarihten getirdiğimiz birikimlerle donanımlı olarak yarınlara taşıyamazsak bu ülkenin bekası  konusunda yarin sorunlar yaşayabiliriz. Onun için Trabzon insanının başarısının altında yatan neden önce ülkeyi topyekun düşünmesi, sonra şehrini düşünmesidir. Biz şehir milliyetçiliğinin şovenizmine kapılmadan ülkenin bütünlüğü içerisinde bize emanet edilen bir parçasını, şehirler yarışında öne geçirme tarafında olmalıyız. Herkes kendi yaşadığı şehri mamur hale getirecek ki ülkenin tamamı mamur hale gelsin. Yani bayındır olsun, gelişsin, büyüsün. Ülkenin büyümesi dediğiniz şey 81 vilayetin tamamının birbiriyle yarışmasından kaynaklanır. Bu yarış tatlı bir yarış. Bu yarış tatlı bir rekabet. Bu yarış şehirlerin birbirleriyle cebelleşmesi veya mücadelesi anlamına gelmez.

IMG_5725

Trabzon’la Giresun’un, Trabzon’la Rize’nin, Trabzon’la Artvin’in insan yarışı yok. Şehirlerin kalkınma yarışı olmalı. Hepsi birbirleriyle et ve tırnak gibidir. Hiçbiri birbirinden ayrılamaz. Nasıl Karadeniz bölgesi diğer bölgelerden ayrılamazsa bölgemizde ki illerin  insanları da birbirinden ayrılamaz. Birileri bunu zaman zaman tahrik ediyor. Bu tahrike kapılmamak gerekir. Şehirleri yöneten insanların işte bu noktada sorumlulukları ortaya çıkıyor. Buna asla müsaade etmemeleri gerekir.