Yazılarımda zaman zaman ülke futbolunda üç İstanbul kulübüne (özelikle bir tanesine) göz göre göre pozitif (!) ayrımcılık yapıldığını örnekleriyle anlatmaya çalışırım. Geçen hafta da yine benzer bir hadise yaşanmış ve ben de konu hakkında görüşümü beyan eden bir yazı yazmıştım.

Prensip olarak kişiler ve olaylar hakkında değil, bu kavramlardan yola çıkarak kurumlar ve sistemlerdeki arızaları analiz etmeye çalışırım, böyle olduğu için de bu konu özelinde “Ayrımcılığı yapanlar belli. Neden onlara bir şey demiyorsun?” şeklinde sitemlere maruz kalırım. Yani hâlihazırdaki iktidar bu ayrımcılıktan sorumlu olduğu halde buna neden vurgu yapmıyorum…

Elbette ülkeyi yöneten irade her kim ya da kimlerse olan bitenden sorumlu o ya da onlardır. Dolayısıyla Trabzonspor’un başına gelenler de dâhil, son 20 yılda ülke futbolundaki ayrımcılık ve adaletsizliklerden de AK Parti sorumludur. Fakat bu durum son 20 yıla mahsus bir şey değil ve iktidarların değişmesiyle hiçbir şey fark etmiyor. (Ayrıca muhalefetin Trabzonspor’a karşı tavırlarında da bir fark görmüyoruz)

Şöyle kabaca bir tarihe bakmakta fevkalade fayda vardır:

Fenerbahçe stadının arazisi 1930’lu yıllarda dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’nun çabasıyla bir lira karşılığında adı geçen kulübe verildi. Mustafa Kemal Atatürk de hayatta ve Cumhurbaşkanı idi.

1977-78 sezonunda olan bitenler 2010-11’den farksızdır, CHP iktidardır, başbakan Bülent Ecevit’tir.

1989’da Kadıköy belediye başkanı Osman Hızlan, yerel seçimlere çok kısa bir süre kala içinde tarihi bir köşk de bulunan paha biçilmez bir araziyi Fenerbahçe’ye bağışlayıverdi. Dönem ANAP dönemi, Osman Hızlan da aynı partinin mensubu.

1995-96 sezonu, Trabzonspor’un kara günü 5 Mayıs’ta olan bitenler camianın hafızasına bıçak gibi saplanmıştır. İktidarda ANAYOL koalisyonu vardır, başbakan da Mesut Yılmaz’dır.

2000’li yılların başından bu yana da malum. 2003’te başkan Özkan Sümer’in istifasıyla sonuçlanan tatsızlık. 2005, 2011, 2020…

İktidarlar değişiyor, her şey değişiyor, sanki devlet politikası gibi adı geçen kulübün pozisyonu bir türlü değişmiyor. Dolayısıyla mevcut iktidarı sorumlu tutmak doğru, ancak yerine farklı bir siyasi parti ya da partiler gelse bir şey değişmeyeceği de bir o kadar doğru.

Bu dönem de dâhil ülke futbolundaki çarpıklık ve adaletsizliklerden dolayı iş başındaki iktidarı suçlama, sorumlu tutma tavrında fazlaca ısrarcı olursanız, söz konusu iktidar değiştiği zaman her şeyin düzeleceği gibi bir yanılsamaya kapılabilirsiniz. Bizim geçmiş dönemlerde kapıldığımız gibi.

Trabzonspor, ülkenin kireçlenmiş iç dinamiklerini sırf kendi çabasıyla değiştiremez, düzeltemez. Öğrenmiş çaresizlere hiç umut bağlayamaz. Bunun için yurt dışından güç takviyesi bulmalı, onun için de dünyaya açılmalıdır.

O nasıl olacak? Gene lafı yarım bıraktın” diye sitem edecekler varsa bunun akademik bir makale değil köşe yazısı olduğunu âcizane hatırlatırım. Yine de ilerleyen günlerde yerimiz ve formatımız müsaade ettiği kadarıyla değineceğiz.