Bu dernekler zamanla organize olma ihtiyacı hissettiler. Mevzuat federasyon statüsüne izin vermediği için önce birlikler kuruldu, izin verilince de federasyonlar. Hâlihazırda birçok vilayetin birden fazla federasyonu mevcut.

Peki, bu dernekler ve federasyonlar ne iş yapar, kime ne fayda sağlarlar? Baştan şunu diyelim: En ufak bir faydaları yok demek büyük bir haksızlık olur. İki ve daha fazla hemşehriyi bir araya getirip hal hatır sormalarına vesile olmak bile koca metropolde bir faydadır. Fakat hedef kitlelerine yeteri kadar ulaştıkları, onların hepsiyle değilse bile makul bir kesimiyle sağlıklı ilişkiler kurdukları, adını taşıdıkları vilayet ve vilayet insanına ciddi seviyede bir faydaları olduğunu söyleyemeyiz.

Rakamlarla örnekleyelim: Geçtiğimiz hafta sonu Trabzon Dernekleri Federasyonu’nun kongresinde başkan İsmail Şatıroğlu konuşmasını yaparken 2018’de göreve geldiklerinde 600 civarında olan delege sayısını 800’e çıkardıklarını övünç ve kıvançla açıkladı. Federasyonda durum böyleyken derneklerde de farklı değil. İstanbul’un herhangi bir ilçesinde binlerce Trabzonlu yaşıyor, o ilçede bir Trabzon derneği var ve üye sayısı ancak yüzlerle ifade ediliyor.

Trabzonluların memleket aidiyetlerinin yüksek olduğunu biliyoruz. O zaman bu rakamların tek bir açıklaması kalıyor, dernekler hedef kitlelerine yeterince ulaşamıyor, onlarla gerekli ve yeterli iletişimi kuramıyorlar. Çünkü dernekler hedef kitlesindeki insanların ihtiyaç, talep ve beklentilerine cevap verme konusunda son derece yetersizler. Az sayıdaki istisnayı bir yana bırakırsak hiçbirinin bu konularda bir çalışması yok. Mesela Trabzon’a demiryolu ekmek, su gibi lazım. Hayata geçtiği takdirde bölgenin makûs talihi değişecek. İstanbul’daki hemşehri dernekleri başka faaliyetleri bir yana bırakıp Ulaştırma Bakanlığı’nın kapısında yatsa yeridir. Fakat sevgili derneklerimizin bu konuda STK’cılık çerçevesinde herhangi bir faaliyette bulunmaları bir yana, böyle bir düşünce akıllarından bile geçmiyor. 

Dernekler çok mu lazım? Onlar olmasa, hemşehriler derneklerine kayıtsız kalsa olmuyor mu? Olmuyor. Bu coğrafya son derece zorlu bir coğrafya ve örgütlü bir toplum inşa edip o yapının bir parçası olmadığı sürece hiçbir kişi ve topluluğun yarın ne olacağının garantisi bulunmuyor. Bakınız, TÜSİAD diye bir dernek var ve Türkiye’nin en güçlü STK’larından biri. Belki de en güçlüsü. Ülkenin en varlıklı insanları kendi konfor alanlarında keyifle yaşayıp gidecekken acaba neden dertsiz başlarına dert alır da gidip bir dernek çatısı altında bir takım zahmetlere girerler? Çünkü onlar yukarıda bahsettiğimiz zorlu coğrafyanın ve şart olan örgütlü toplumun farkındadırlar. Ya örgütlü topluma onlardan çok daha fazla ihtiyacı olanlar?

Evet, İstanbul’da yüz binlerce hemşehrimiz yaşıyor ve memleket kimliklerine sıkı sıkıya bağlılar. Bu çok büyük bir potansiyeldir, yeterince organize edilebilirse hem kendilerine, hem Trabzon’a ve hem de bütün ülkeye çok büyük faydaları dokunabilir. Bu da derneklerin daha aktif ve verimli hale getirilebilmesiyle, o da derneklerden uzak duran hemşehrilerimizin kurumlarına sahip çıkmasıyla mümkün olur. Çünkü bu derneklerin adında yazan vilayet isimlerinde o vilayete aidiyet duyan herkesin hakkı vardır. Derneklere sahip çıkmak hakkına sahip çıkmak demektir.

Önümüzdeki haftalarda kısmetse bu konulara sık sık değineceğiz.