Çetrefilli bir süreçtensonra ilk HES’imizi yaptık. Ardından ikinci HES’imizi aldık ve onu dabitirdik. Şimdi hem enerji hem gıda sektöründe varız. Bu arada ufakufak da inşaat sektöründe bir şeyler yapmaya başladık. Birinci HES’te 3ortak iken, ikincide ise 11 ortağız. Amacımız ortaklık kültürünü geliştirmek.

Babasının, ‘üç sene giyebilsin’ diye yaptırdığı bir çift ayakkabıyla bitirdi ortaokulu.

Trabzon'da hamsi bereketi! Fiyatlar ise... Trabzon'da hamsi bereketi! Fiyatlar ise...

O dönemleri yaşayan birisi olarak bugünlere
kolay gelinmediğini özellikle vurgulayan Cemil Yılmaz, “Çocuklarımız elbette aynı şeyleri yaşasın demiyorum ama yaşananları da idrak
edebilmeli; paranın kazanılmasının kolay olmadığını, kendilerinden
öncekilerin çok rahat yaşamadığını ve bugünlere kolay gelinmediğini
öğrenmeli.” diyerek anlatıyor bu konudaki düşüncelerini.


Trabzon’un geleceği için yeni nesilden oldukça umutlu olduğunu
da vurgulayan Yılmaz, bu anlamda gençlerin önünün açılmasının ka-
çınılmaz olduğunu belirtiyor ve bu konuda da en önemli görevin başta
kendisinin de içinde bulunduğu Ticaret ve Sanayi Odası ile diğer sivil toplum kuruluşlarına düştüğünü kaydediyor. Çıt Çıt Kuruyumeş’in yanı sıra HES ve yeni yeni inşaat işine de başlayan Cemil Yılmaz, HES ve inşaat işlerinde çoklu ortaklıkları tercih ederek örnek bir profil çiziyor.

Bize ailenizi ve nasıl bir çocukluk yaşadığınızı anlatır mısınız?


Kara lastik giydiğimi iyi hatırlıyorum. Kara lastiklerimiz ormana
gittiğimiz için içleri su doluyor ve çabuk yırtılıyordu. Annemiz de o yırtılan yerleri yorgan iğnesiyle dikiyordu. Bayramlarda onları giyinmek
bizi çok mahcup ediyordu ve anneme bize yeni kara lastik alması için
yalvarıyorduk. Alınan yeni kara lastikleri de baş ucumuza koyup yatıyorduk. Bir de pantolonumuz vardı; boyu kısa, kıçı ve dizleri yamalıydı.
Rahmetli annem bize her zaman, ‘Oğlum, yamalı olabilir ama pis olmasın.’ derdi. Bizi böyle büyüttü annem. Yazın köyde, kışın Trabzon’da
geçti çocukluğumuz. En büyük ağabeyim okumadı, onun bir küçüğü
ablam jeoloji mühendisi, ondan sonraki abim inşaat yüksek mühendisi… Barajlar Dairesi Başkan Yardımcılığından sonra şu anda Devlet
Planlama Teşkilatında çalışıyor, küçük kardeşim de inşaat mühendisi.
Biz daha çok işe kanalize olduğumuz, ticaret yapmayı sevdiğimiz için
okumayı sürdürmedik.


Neden babanızın işine siz yöneldiniz?


Biz babamızın yanındaydık. Babam hem nakliyecilik yapıyordu
hem de bu arada gıda işine girmiştik. Biz de babamın işlerine daha yatkındık. Biz ticarete, diğer kardeşlerim okumaya yatkındı. Birileri bir
şey yapacaktı. O zaman gıda toptancılığı yapıyorduk. Marketlere bisküvi, sakız, çikolata dağıtımı yapıyorduk. Sonrasında kuruyemiş işine
girdik. Babam, amcam ve bir ortak üç kişi girdiler. Sonrasında ortaklardan İlhan Bey İstanbul’a gitti ve ayrıldı. Amcamla babam uzun yıllar beraber yürüttüler. 2007 yılında da amcamdan ayrıldık ve tek başımıza
devam ediyoruz.


O zaman Trabzon’da bu işler henüz yeni popüler olmaya başlamıştı. İlk imalatımıza Faroz’da bir binanın altında başladık. Demirkırlar yeni yapılıyordu, oradan bir yer aldık ve sonrasında 2004 yılında Esiroğlu’ndaki mevcut yerimizi yapıp taşındık. İkinci kuşak olarak
1994-95’lerde tamamen işi amcamızın oğluyla devraldık. O, Rusya ve
Azerbaycan’da yine kuruyemiş işi yaptı, biz de Trabzon’daki işi devam
ettirdik ve ayrıldık.


BABAM, ‘GİT AYAKKABI ÖLÇÜSÜ VER.’ DEDİĞİ ZAMAN SABAHA KADAR UYUYAMIYORDUK
Bugün özellikle Avni Aker’de Çıt Çıt’ın kuruyemişleri herkesin tutkusu hâline geldi.

Statta ve pazarda çanta, sakız satma olayınızı anlatırmısınız bize?


Okuldayken çok top oynuyordum. Değirmendere’de bir ayakkabı-
cımız vardı. Ayağınızı kartona koyuyorsunuz, ayakkabıcı şeklini çiziyor
ve iki-üç hafta sonra gidip ayakkabınızı alıyorsunuz. Babam, ‘Git ayakkabı ölçüsü ver.’ dediği zaman sabaha kadar uyuyamıyorduk. Ortaokula
başlayacağım zaman ayakkabıcıya, “Ona öyle ayakkabı yap ki ortaokul
bitene kadar onu giysin.” demiş. O ayakkabıların topuğu kalın, önünde
iki numara büyük ve ben ortaokul birinci sınıftan son sınıfa kadar onları giydim. Bu arada futbol oynuyorduk ve spor ayakkabısı alabilmek
için de pazarda çanta, statta sakız sattım. Çok iyi top oynuyordum, devam da etmek istiyordum ancak şartlar bizi bu tarafa yöneltti.

cıtcıt
HEM ENERJİ HEM GIDA SEKTÖRÜNDE VARIZ


Bugün kuruyemişin dışında başka işler de var alanınızda sanırım…
Evet, 2007 yılında HES işine girdik. Hamsiköy Deresi üzerinde
HES’lerin yeni başladığı dönem bir proje yaptık. Çetrefilli bir süreçten
sonra ilk HES’imizi yaptık. Ardından ikinci HES’imizi aldık ve onu da
bitirdik. Şimdi hem enerji hem gıda sektöründe varız. Bu arada ufak
ufak da inşaat sektöründe bir şeyler yapmaya başladık. Birinci HES’te 3
ortak iken, ikincide ise 11 ortağız. Amacımız ortaklık kültürünü geliştirmek. Zaman zaman bizleri üzen söylentiler çıksa da biz işimizi yapmaya
odaklandık. Şimdilerde ise üçüncü HES’e organize olmaya başladık.


Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasında neden olmak istediniz?


Bizde sanki ‘sivil toplum örgütlerinde de sporda da siyasette de hep
aynı isimler olacak’ diye bir kural kaide var. Bu sebeple geçen dönem
Ticaret ve Sanayi Odasına girdim. Bu dönem girmeyi çok düşünmüyordum ancak farklı birtakım gelişmelerden ötürü yeniden girdim.

Bazı şeyleri değiştirme şansımız var mı diye de düşündüğümüzde, bu ancak genç kuşakların kendilerini yetiştirme ve işlerini geliştirmeleri, özgüvenlerini kazandıkları anda olabilir. Çok uzun süreler oralarda durmanın bir anlamı yok. Geriden gelen gençlerin bu topluma vereceği
hiç mi bir şey yok diye düşünmek gerekiyor. Ben aynı zamanda Doğu
Karadeniz İhracatçılar Birliğinin de yönetimindeyim. Yönetim Kurulu
Başkanımız Ahmet Hamdi Gürdoğan’ın Trabzon ve Türkiye ticareti için
ayrım yapmadan nasıl mücadele ettiğini görüyorum ve bunu takdirle
karşılıyorum. Ancak bizim Ticaret ve Sanayi Odasında bazı dönemler
kutuplaşmalar oluyor. Biz bunların da sona ermesini istiyoruz. Bizim
toplumda sanki kimsenin çok yukarıya çıkması istenmiyor. Ancak arkadan gelecek nesille bazı şeyleri aşıp Trabzon’u daha iyi yerlere taşıyacaklarına inanıyorum.


SUAT BEY GİBİ BİR İSMİ BİR DAHA BULAMAYABİLİRİZ


Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası size göre iş dünyasına, sizlere neler katıyor?
Bu dönem karşı listede yer almamıza ve iki oyla kaybetmemize karşın ben şu andaki Yönetim Kurulu Başkanımız Suat Bey’i yönetim anlamında beğeniyorum. Eleştirdiğim taraf ise Trabzon halkına ve etrafa daha gerçekçi ve sarmalayıcı olmaları hâlinde Suat Bey gibi bir ismi
bir daha bulamayabiliriz. Dikkat edilmesi gereken ise eksilerin artıları aşağıya çekmemesi yönünde çaba sarf etmek. Dengeyi iyi sağlamak
gerekiyor diye düşünüyorum. Az önce bahsettiğim gibi DKİB Başkanı-
mız Ahmet abimizde birliktelik ve herkese aynı muhabbette yaklaşımı
görüyorum. Sürekli kendisiyle seyahatlere gidiyoruz ve ondan çok şey
öğreniyorum.

TRABZON, TİCARET ANLAMINDA ŞU ANDA 3. VİTESLE GİDİYOR


Trabzon geçmişten bugüne size göre nasıl bir gelişme gösterdi?
Trabzon şehri ticaret anlamında bana göre şu anda 3. vitesle gidiyor.
Devletin yatırım yapması anlamında ise iyi bir yerde. Sorun sanıyorum
bizim buna ayak uyduramamızdan kaynaklanıyor. Şehrimizde bir güven ve samimiyet sıkıntısı var, bunun aşılması hâlinde çok daha iyi işler başarılabilir. Trabzon, ticarette çok daha ilerilerde olabilirdi. 1990’lı
yıllarda Rusya kapısının açılmasıyla yaşanan bir furya geldi geçti ve
onu değerlendiremedik. Aynı şey özellikle Körfez ülkelerinden gelen
turistlerin şehrimize gelmesiyle yaşanıyor. Bu, toplumumuzun eğitim
ve kültür seviyesinden kaynaklanıyor. Bu yüzden her kesime yönelik
eğitim toplantıları, kültürel aktiviteler yapılmalı. Bugün Uzungöl’de
neredeyse yürüyecek yer yok. Ancak hizmette kaliteye baktığımızda ise
yeterli olmadığını görüyoruz. Bu kazanımlar bize kolay gelmişse bunu
artıya çevirmek gerekiyor. Bu şehrin geleceğinde turizm ticareti var.
Bir Hekimoğlu, Gündoğdu’ya baktığımızda büyük işler yaptıklarını
görüyoruz. O hâlde burada sanayi olmaz da diyemeyiz.


Trabzon’a bugüne kadar yapılamayan yatırımlara ilişkin neler söyleyeceksiniz?
Örneğin bir demir yolunun şehrimize kazandırılması hâlinde bundan herkes faydalanacak. Demir yolu ile her yere bağlanacağız, kalkınmamız daha hızlı olacak. Kazanımları çok olabilecek bir şehirde yaşıyoruz ancak argümanları bir araya getiremiyoruz. Bunun için gerekli olan birlikteliği sağlayamıyoruz.


TRABZON’DAN AYRILMAYI HİÇ DÜŞÜNMEDİK


Trabzon’dan ayrılıp başka bir şehirde yatırım yapmayı hiç düşündünüz mü?
Zaman zaman üzüldüğümüz oluyor ama Trabzon’dan ayrılmayı hiç
düşünmedik. Biz bu ortaklık yapısını ve kültürünü oluşturabilmek için
çaba sarf ediyoruz. Belki yarın, ‘100 kişi şurayı yapalım’ dediğimiz zaman ondan sonra ‘500 kişi şurayı yapalım’ diyeceğiz. Trabzon’da bu potansiyel var ve insanlara o güveni sağlamak gerekiyor. Bu güveni de sağlayacak olan sivil toplum örgütleridir. Burada en büyük görev bizim de içinde bulunduğumuz Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasına düşüyor.
Bunu da yaparken insanlar arasında ‘ocu bucu’ ayrımını kaldırmak
gerekiyor. Zaten Trabzon insanı kin tutmayan bir yapıya sahip. Bunu
yaptığınız zaman gelecek adına çok sağlam temeller atılabilir. Trabzon
şehri sporda, siyasette ve ticarette her zaman ilklerin şehridir. Birliktelik anlamında geri kaldığımız ilki de burada uygulamamız gerekiyor.


BÜYÜK YATIRIMLARI ORTAKLIK KÜLTÜRÜ İLE YAPMAYA
ÇALIŞIYORUZ


Trabzon’da ticaret yapmak kolay değil. Zor ve sıkıntılı dönemleri
atlatmayı nasıl başardınız ve geleceğe dair düşünceleriniz nelerdir?
Sermayemizi daha iyi organize etmeye, yatırımlarımızı daha dikkatli ve ölçülü yapmaya çalıştık. Büyük yatırımları da ortaklık kültürü
ile yapmaya çalışıyoruz. Türkiye’de de artık bir şeyler değişiyor ve de-
ğişime ayak uydurmak gerekiyor. Dünyada ticaret ve ekonomi anlayışı
değişiyor. Bunları görüp hızlı karar verip hızlı hareket etmek gerekiyor.
Türkiye üretimde artık çok iyi. Bu tecrübe ve altyapımızı bizden daha
gerideki ülkelere öğretici olarak değerlendirmeliyiz. Kazanımlarımızı paraya çevirecek hem zekamız hem tecrübemiz hem de altyapımız var.
Benim gelecekteki düşüncem; edindiğimiz tecrübeleri bu ülkelerde
daha büyük paralara çevirebilmek. Örneğin ben kendi işimle ilgili cep
imalatlar düşünüyorum. Örneğin Arnavutluk’ta, Türkmenistan’da…
Bu tekstilci, ayakkabıcı veya inşaatçı için de aynı. Merkeziniz Türkiye
olacak. Üretecek ve o ülkeleri ticari olarak değerlendireceksiniz. Bir
bakıma tecrübenizi paraya çevireceksiniz.


Hem Ticaret ve Sanayi Odası hem de İhracatçılar Birliğindesiniz ve
oldukça sık yurt dışına çıkıyorsunuz, size neler katıyor bu ziyaretler?
Evet, bu konuda Türk Hava Yollarına çok teşekkür ediyorum. İş
adamlarımızın önünün açılmasına vesile olan en büyük etken THY’dir.
Bugün Sibirya’ya, Afrika’ya rahatlıkla gidebiliyorsunuz. Yeni yerleri
gördükçe hem kendinizin nerede olduğunu hem eksiklerinizi görüyorsunuz ve en önemlisi öz güveniniz artıyor. Bunlar önemli şeyler. Bir iş
adamının kesinlikle bu tür iş seyahatlerini sık yapması gerekiyor. Bunu
yaparken de arkada kurumsal yapıyı oturtarak yapmalı. Bizim bu anlamda iyi bir altyapımız var. Bizde çalışan personel en az 11 yıllık. Biz bu yapıyı kurduk.

İş konusunda azimli ve çalışkan bir yapıya sahip olduğunuzu söyleyebilir misiniz?
Kesinlikle, yaşadığım bir olayı da güzel bir örnek olarak anlatayım.
Kelkit’te çekirdek verdiğimiz İbrahim Aydemir isimli bir abimiz vardı. Oraya gittiğim bir zamandı, o günü de ona 150 paket çekirdek verecektim ancak elimizde 400 paket çekirdeğimiz kaldı. Bana, “Cemil
depoda yerim yok, eğer koyabilirsen git depoya koy.” deyip anahtarı
verdi. 100 metrekare depo, bırakın 400 paket mal koymayı yürümeye
yer yok. Öğleden sonraydı. Malı satmam da gerekiyordu. Düşündüm ne
yapayım diye ve o deponun içindeki bisküvi, çikolatadan oluşan bütün
malları dışarı boşalttım ve cinsine, türüne göre yeniden dizdim. Bir de
baktım deponun yarısı boş kaldı.

Saat akşamın 8’i oldu ve depoda lamba yoktu. Arabanın farlarını dükkâna çevirdim ve boş kalan yere o 400 paket çekirdeği dizdim. Yüzüm gözüm âdeta simsiyah olmuştu. Depoya
gelen İbrahim abi durumu görünce çok şaşırdı.

Bana her zaman 90-100 günlük çek veren İbrahim abi, “Seni tebrik ediyorum. Çeki de ne
zamana istiyorsan yaz, al git. Sen hiçbir zaman aç kalmazsın.” dedi.
Babanızla ya da büyüklerinizle istişare yapar mısınız?
Kesinlikle yaparım. Sadece babam değil, Osman abi (Terzi), Mehmet abi (Özer), Ahmet Bey (Ahmet Hamdi Gürdoğan) ile çok sık istişare
yapar, onlara danışırım. Ve büyüklerimle çok seyahat etmeye çalışırım.
Çünkü onlardan kazanımım çok fazla. Hattâ şöyle bir anım var; Osman
Bey (Terzi), 2008 yılında imalathanemizi ziyaret ettiğinde bana, ‘Buraya bir temizlikçi bir de tamirci alacaksın, sana çok faydası olacak.’ dedi.
Ve söylediğini yaptım. Hattâ 3-4 gün önce de bunu kendisine hatırlatıp, “Tavsiyenle aldığım o iki personel sayesinde imalatıma gelen herkes, ‘buraya yeni mi taşındın?’ diyor.” dedim. Bu bir tecrübedir. Büyüklerimizin tecrübelerinden kazanımlar sağlayacağız, onlara saygıda
kusur etmeyeceğiz, geriden gelenlerin de önünü açacağız. Bir insanın
başarılı olabilmesi için onu sıfırdan yetiştirmek gerekiyor. Toplum da
yaşam şartları da değişiyor ama bizim de bu topluma göre bir şeyler
üretmemiz gerekiyor.


İNSANLARA FIRSAT VERMEK GEREKİYOR
Siz özellikle genç nesle güvenmek ve önlerini açmak gerektiğini
vurguladınız, bunu biraz daha açar mısınız?
Geriden gelenlerin başarılı olabilmesi için bizlerin veya birilerinin
onlara bu zemini sağlaması lazım, biz de bu konuda çalışıyoruz. İnsanlara fırsat vermek gerekiyor. İnsana şans vermezseniz, tanımadan o
insanın ne yapabileceğini bilemezsiniz. Siz o şansı verir ve o insan da
bunu iyi kullanırsa ekonomiye de istihdama da katkı sağlanmış olur.
Ben değil biz anlayışı olmalı, istişare ile hareket etmeli. Her şey ‘ben
bilirimle’ olmuyor, öyle olunca hata oranı daha fazla oluyor.


Çıt Çıt ismi nereden geliyor?


Moloz’da babamların bir grup arkadaşı vardı. Onlarla bir gün oturup, ‘Ne koyalım ismini?’ diye fikir alışverişinde bulunurken Çıt Çıt’a karar verildi. Değerli, yakışan ve güzel de bir isim oldu. Yani bir anlamda konsorsiyumla karar verilen bir isim oldu.
Babanızdan iş hayatına dair ne öğrendiniz?
Anne babamız bize her zaman, ‘Çok çalışacaksınız, dürüst olacaksınız ve kimsenin hakkını yemeyeceksiniz.’ diye nasihat ederdi. Siz de
işinizi sevip iyi yaptıktan sonra Cenâb-ı Allah size bir yerden kapı açıyor.


Cemil Bey teşekkür ederiz.


Ben teşekkür ederim.
 

Yıl 2016