Halil İbrahim Nalbant, Trabzon'un eski ticaret kültürünün son
dönemlerine yetişerek bu kültürün değerleriyle büyüdü.
Baba mesleği kunduracılıkta küçük yaşta başladığı ticaret
hayatını bugün yarım asrı geçen iş yaşamıyla hâlen devam ettiriyor.
Soyadını bir meslekten alan ancak o mesleği değil de kunduracılığı
yapan Nalbant, Trabzon’un her biri bir meslek grubunun ismiyle
adlandırılan Kunduracılar, Semerciler, Tabakhane gibi semt isimlerini
sayarken heyecanlanıyor. Bir yandan da Trabzon’un eski ticaret kültürüne,
canlı ticaret hayatına ve devrin sanatkârlarına dair yaşadıklarını
büyük bir özlemle, âdeta yaşarcasına anlatıyor.


Nalbant, yaz mevsimlerinde hem babasının dükkânında hem de
Trabzon’un yüksek köyü Karlık’tan gelen karlarla soğutarak sattığı gazozlarla
başlayan ticaret hayatında en çok da asırlara dayalı bu ticaret ve
iş yaşamı kültürünün son dönemlerine yetişmiş olmanın verdiği hazzı
vurguluyor.


Babasının vefatıyla liseden sonra okuyamayan ve 16 yaşında babasının
işini devralan Halil İbrahim Nalbant, “Ben liseden sonra okuyamadım
ama şükrolsun kardeşlerimin hepsinin okumasına katkı verdim.”
diyerek bu açıdan huzurlu olduğunu dile getiriyor ancak bu konuda
annesinin özel rolüne de saygıyla değiniyor.


Trabzon’un o eski ticaret hayatı ve kültürünün belki bir daha geri
gelmeyeceğini de iyi bilen Nalbant, şehrin artık ileriye bakmasını, dünyadaki
ve ülkemizdeki gelişmelere bağlı olarak kendisine yeni hedefler
belirleyip bu doğrultuda çalışması gerektiğini savunuyor.


Nalbant, bu hedeflere ulaşmada birlikteliğe özel bir vurgu yapıyor
ve bu konuda TTSO’nun aldığı öncü ve önemli role atıfta bulunuyor.
Halil İbrahim Nalbant ile iş yaşamını, eski dönem Trabzon ticaret
kültürünü, TTSO’yu ve Trabzon’un geleceğini konuştuk.


Halil İbrahim Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?


1945 yılında Yenicuma’da doğdum. Doğma büyüme Trabzonluyum.
Çocukluk yıllarımız babamın yanında, Semerciler başında geçti.
Rahmetli babam çapulacılıktan gelme idi. Bizleri de işe alıştırmak için
dükkâna çağırır, işi öğretirdi. Çocukluğumuzda dükkânın köşesinde,
Kemerkaya Mahallesi’nde bir gazoz fabrikası vardı. Biz de yaz mevsimlerinde
lenger dediğimiz tahtadan yapılmış büyük tepsilerle Karlık’tan
gelen kar arabalarından kar alır, dükkânın köşesinde karla soğuttuğumuz
bu soğuk gazozları satardık. İş hayatına böyle başladık diyebilirim.


Gazozları soğutmak için mi kar kullanırdınız?


Evet, Karlık’tan gelen karları alır, gazozları soğutur ve satardık. 7-8
yaşlarında bu işi yapardık. 1950’li yıllarda iş hayatına böyle başladık.
Toplam 6 kardeştik. Babam bizi küçük kardeşimle dükkâna bırakır,
zaman zaman İstanbul’a mal almaya giderdi. Tabii o zamanlar bu gidiş-
dönüşler 3-4 gün sürerdi. İşte bizler o yaşlardan itibaren ticaret
hayatının içinde idik.


İlkokulu Kurtuluş İlkokulu'nda okuduk, o bina şimdi yıkıldı. Ortaokul
ve liseyi ise Trabzon Lisesi'nde okuduk. O dönemlerde lise eğitimi,
sabahtan akşama kadar sürerdi. 1961 yılında rahmetli babam vefat
edince en büyük kardeş olarak okulu bıraktım ve 16 yaşında kunduracılık
mesleğiyle iş hayatına başladım. Diğer kardeşlerim o dönemde
okuyordu.


Kardeşlerimin biri ticaret okulunda idi. Kız kardeşim kız ortaokulunda
okuyordu. İlkokulda okuyanlar da vardı. Şükrolsun, hepsini
okuttuk. Kimi iktisatçı, kimi harita mühendisi derken hep meslek sahibi
oldular. Bu konuda çok mutluyum çünkü okumayan kardeşim yok.
Babanızın ölümünden sonra bir nevi aile reisi gibi mi oldunuz?
Annem çok otoriter bir kadındı. Çocuklarına çok bağlıydı. İlkokul
mezunuydu ama lise mezunu kadar bilgili ve kültürlüydü. Kardeşlerimin
okumasında onun çok büyük katkısı vardır. Şimdi özel hocalar
var, o zaman özel hoca annemdi. Kardeşlerimin kitaplarını alır, bakar,
dinler ve derslerine yardımcı olurdu.


16 YAŞINDA BABAMIN İŞİNİ DEVRALDIM


Babanızın iş yerini ne zaman devraldınız?


Babamın iş yeri 1936 yılında kurulmuştu, 1961’de burayı devraldım
ve hâlen devam ediyoruz. 80 yılı bulan uzun bir kültür, bir tecrübe, bir
bayrak var. Bu bayrağı 1961’de devralarak bugüne getirdim. İnşallah
bundan sonra da çocuklarımıza devrederek ilerleteceğiz.


İŞ HAYATINDAKİ BAŞARIMIZ, SEMERCİLER VE KUNDURACILAR
KÜLTÜRÜNDEN KAYNAKLANDI


İş hayatında başarılı olmanızdaki en büyük etken nedir?
İş hayatında başarılı olmamızın en büyük nedenlerinden biri, Semercilerbaşı
ve Kunduracılar gibi bir yerde esnaf olmamızdan kaynaklanmıştır.
Buralarda bulunmak bize çok şey kazandırdı. O zaman çok
iyi tüccarlar, çok iyi insanlar vardı. Semercilerbaşı manifaturacılar,
toptancılar çarşısı idi. Kantariyeciler denilen toptancılar vardı. Bunlar
büyük mağazalardı. İnsanlarımız da çok değerliydi. Biz büyüklerimize
karşı çok saygılıydık, onlar bize sevgisini gösterirdi. Yetim kaldığımız
için bize daha bir şefkatli davranırlardı, ilerlememiz için ellerinden gelen
yardımı gösterirlerdi.


Semercilerbaşı, Kunduracılar dediğiniz zaman buralar milletvekili,
belediye başkanı, meclis üyesi çıkaran çok önemli insanların bulunduğu
yerlerdi.


Halil İbrahim Bey, kunduracılık mesleği Trabzon’da en işlek caddeye
ismini verdi. O dönemde Trabzon kunduracılıkta öne çıkıyordu.


Sonra ne oldu da bu şehirde kunduracılık bitti?


Kunduracılar ve Semercilerbaşı’nın ismini nereden aldığına gelince;
Trabzon’un bu semtinde tamamen çapulacılar, bugünkü ismiyle
kunduracılar hâkimdi. 1940-50’li yıllarda bakırcılık, ayakkabıcılık ve
Pazarkapı’da da sandıkçılık işi çok ileriydi.


Doğu ve Güneydoğu’nun bütün ayakkabısı Trabzon’dan giderdi.
Tabakhane’nin bu ismi almasının nedeni oradaki deri atölyeleriydi.
1970’li yıllara kadar bu atölyeler orada varlığını sürdürdü.


Kunduracılar Caddesi de ismini ayakkabıcılıktan almıştı. Kunduracılık
sektörü burada çok ileriydi. Çok iyi ayakkabıcılar da vardı. Babamın
1930-40’lı yıllarda mağazada çekildiği fotoğrafta, yanında 7-8 kalfası
vardı. Küçük bir işletme gibiydi. Doğu’dan gelen vatandaşlarımız
ayakkabıyı Kunduracılar’dan alır, Pazarkapı’ya gider, çeyiz sandıklarının
içine o ayakkabıları doldurur ve memleketlerine öyle dönerlerdi.


Bakırcılık ve sandıkçılık sonraki süreçte kayboldu. Peki, kunduracılık
neden gelişemedi?


Pazara uzak kaldık. Sektörde eleman sıkıntısı baş gösterdi. Gaziantep,
Konya gibi şehirler zaman içinde bizi geçti. 1980’li yıllarda bazı
ufak atölyeler birleşerek firma hâline gelerek başarılı işler yaptılar ama
bunlar da zamanla kayboldu.


BİR ARAYA GELEREK İŞ YAPMA KONUSUNDA EKSİKLERİMİZ VAR


Tabii şöyle bir gerçek de var, biz biraraya gelemiyoruz. Mesela Kayseri
gibi olamıyoruz. Üç kişi biraraya gelip bir şirket kurup çalışamıyoruz.
Bu büyük bir eksiklik. Havasından mıdır suyundan mıdır bilmiyorum
ama bizim böyle bir yapımız var.


Şu anda bu sektörde MEKAP Ayakkabıcılık çalışmalarını sürdürüyor,
onlarla gurur duyuyoruz. Onların da bu iş baba mesleği. Babaları
Mehmet Salih ağabey, İtalya’ya, Amerika’ya mal gönderirdi. Onun da
sayacılıktan başlayan bir hikâyesi vardır.


Peki, bundan sonra sektörün yeniden yükselmesi beklenir mi?
Çok zor, çünkü eleman yetişmiyor. Bizim sektörde en önemli şey
sayacılık ama maalesef eleman yok.


TTSO’ya geçelim. Neden meclis üyeliğine ilgi duydunuz, Oda’daki
yıllarınız nasıl geçti?


Yapı olarak derneklerde ve cemiyetlerde çalışmayı seven bir insanım.
Değişik STK’larda görev yaptım, yapıyorum. Okullardaki koruma
derneklerinde, Trabzonspor’da görev yaptım.


TTSO; şehrimizin, iş dünyasının çok önemli bir STK’sı. Burada da
görev yapmak istedik. Tayfun Sezeroğlu, Cevdet Eyüpoğlu ve Mazhar
Afacan’la çalıştık, yönetimlerinde görev aldım. Rahmetli Ali Osman
Ulusoy ile çalıştım. Bugün de Şadan Eren’le Meclis Başkanvekilliği görevini
sürdürüyorum.


Oda’nın inşaatının yapılmasında Cevdet Eyüpoğlu ile olduğumuz
dönemde karar almıştık, Mazhar Bey ile devam etti çalışmalar. Biz de
İnşaat Komisyonu’nda bulunduk. Yaklaşık 4 yılda o binayı yaptık. Baktıkça
gurur duyduğum bir eserdir. Ama gelinen noktada bugün o bina
bile bize yetmiyor.


TTSO PROJELER ÜRETİR, TAVSİYELERDE BULUNUR
TTSO’nun Trabzon üzerindeki etkisi nedir?

Trabzon'da kumar baskını! Trabzon'da kumar baskını!


Odaların yaptırım gücü yoktur, tavsiyesi vardır. Bakın yakında seçim
yapıldı, kazanan partinin programındaki birçok proje, TTSO’nun
önerdiği programlardır. Biz bunların takipçisi olacağız. Biz fikir ve proje
üretip önerilerde bulunuyoruz. Hükümetler, belediyeler bunları yaparsa
da mutlu oluyoruz; şehrimiz de, insanımız da kazanıyor.


Demek ki TTSO proje üreten, şehrin sorunlarını yakından takip
eden ve siyasetin üzerine bunları tesis eden bir kurum hâline geldi.
Evet, biz zaten onu yapmaya çalışıyoruz. İlk etapta bu projelerin
takipçisi olacağız. Şu anda bana göre TTSO’nun üzerinde ağırlıklı olarak
durduğu yatırım adası, olmazsa olmazların biridir. Çünkü şu anda
ilimizde yatırım yapmak için bekleyen çok büyük firmalar var. ‘Verin
dolgu alanını, limanını yapalım’ diyorlar. Bu programı Hükümet’e kabul
ettirmek önemli. Bakanlar Kurulu'ndan çıkarabilirsek inanın çok
büyük bir iş başarmış oluruz.


Bir diğer önemli konu havalimanının ikinci pisti. Turizm diyoruz,
oteller yapılıyor. Peki, bu otelleri dolduracak insanları Trabzon’a nereden,
nasıl taşıyacağız? Havalimanımız kifayetsiz. Bugün 10 bin yatağımız
var fakat 10 bin kişiyi bir anda havalimanına, şehre getirecek
altyapımız yok. Bunu da yaparsak sanıyorum TTSO olarak Trabzon’a
çok büyük bir hizmet daha yapmış oluruz.


TTSO işte bu ve buna benzer konuların üzerinde hassasiyetle duruyor.
Trabzon’un geleceğinden umutlu musunuz?


Umutluyum. Trabzon’da yapılacak üç tane önemli şey var. Burası
bir sanayi bölgesi olmaz. Turizm bölgesi olacak. Hastanelerin burada
ağırlıkta olması şart. Sağlık turizmine daha çok ağırlık vermeliyiz.
Üniversitede bir hocamız anlattı; İstanbul’dan bir hasta ameliyat için
Trabzon’a geliyor… Kendisine sormuş; en uygun fiyat burada olduğu
için böyle bir karar verdiğini öğrenmiş. Fiyat avantajı var ama kalitemiz
de var. Şehrimizde, hastanelerimizde önemli doktorlarımız var, böyle
olunca yurt dışından gelen hastalar da oluyor.


Bir diğer önemli konu, ikinci bir devlet üniversitesinin kurulmasıdır.
Bugün bu şehri ticaret olarak ayakta tutan talebelerdir. Eğer bugün
Trabzon’da 50 bin talebe varsa, biz bunu 100 bine çıkarırsak işte size
kalkınma. Bunu da yaparsak önemli bir yol almış oluruz.


ARAPLARI BURADA TUTABİLİRSEK GELECEĞİMİZ İÇİN ÇOK
İYİ OLACAKTIR


Halil İbrahim Bey, eklemek istedikleriniz var mı?


Bizler turizme ağırlık verir ve gerekli adımları atarsak, Trabzon’un
ufkunun açık olduğunu düşünüyorum.


Rus kapısının açılması için çok mücadele verdik ve bu kapıyı açtık.
Ancak Rus ve Arap turistler farklı. Araplarla daha rahat kaynaşıyoruz.
Yapımız uygun, dinimiz bir, kültürümüz yakın, çok iyi kaynaşıyoruz.
Eğer Arapları burada tutabilirsek geleceğimiz için çok iyi olacaktır.
Bugün Araplar atlarını alıp Hollanda’ya çiftliğe götürüyorlar. Eğer
biz burada bir at çiftliği kurabilirsek bu düşünceyle tatil yapan Arapları
da buraya getirebiliriz.


Bunu kim yapacak? Belediye, kamu ve STK’lar birlikte yapacağız.


Ben Trabzon’un önü açıktır diye düşünüyorum.


Sayın Nalbant teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.