Her ne kadar onu sevenler Trabzon’u sevmek için bir sebebe ihtiyaç duymasa da herkesin sebebi bellidir:

Kendini Trabzon’a ait hissetmek. Her yıl milyonlarca turistin gelip Trabzon’un doğal ve tarihi güzelliklerine hayran kalması, yöresel lezzetlerinin tadına doyamaması boşuna değildir.

Hırçın Karadeniz’in sesi kemençeyi yakından duymak, zümrüt yeşili yaylalarında horonun ritmiyle harekete geçmek insanı Trabzon’a ait hissettirir. Karadeniz ve Zigana Dağları arasında kendine has kültürüyle bir cazibe merkezi olan Trabzon’un insanlarını tanımak eski bir dostla tekrar karşılaşmak gibidir.

Trabzon gezisi

Lezzetiyle meşhur yemeklerinden yemek en sevdiğin yemeği yıllar sonra yemek gibidir. Trabzon’un yaylaları siz geleceksiniz diye yeşilin en sevdiğiniz tonuyla süslenmiştir. Yaşayan tarihtir Trabzon’un manastırları, müzeleri.  Cenevizliler tarafından yapılan Bedesten Çarşısı’nda Trabzon’a a has el yapımı ürünlerin en güzellerinden, yöresel ürünlerin çeşitlerinden almalısınız. Çünkü bir şehri sevmek, ondan ne kadar uzak olsanız da onu hatırlamaktır. Trabzon’a ilk kez mi geliyorsunuz? Bu şehri sevdiğiniz için mi geldiniz yoksa görüp de sevmek için mi?

Dumanı mis gibi tüten kuymak, mısır ekmeği, yeni toplanmış sebze, taze meyve, hakiki bal ve organik tereyağı eşliğinde kahvaltınızı ettiniz mi? Trabzon fethedildikten sonra camiye dönüştürülen ceviz ağacı minberli, taş mihraplı Ortahisar Büyük Fatih Camii’nde öğle ezanı vakti bulundunuz mu?

Sümela Manastırı’ndan Altındere Vadisi’ni seyre durdunuz mu? Trabzon’u sevmek demek Karadeniz’in dalgalarını sevmek demektir. Trabzon insanı çok çabuk sinirlenir derler. Bilmezler mi dalgasız deniz olmaz. En sakin denizler en hırçın dalgalardan sonra o hale gelir. Çabuk sinirlenen Karadeniz insanı da aniden parlasa da hemen samimiyetini ve güler yüzünü gösterir. Trabzon’u bir seven bir daha vazgeçemez.