Trabzon’un efsane hocası Özkan Sümer kimdir, ne zaman öldü?

Özkan Sümer, futbolcu, antrenör, teknik direktör, altyapı sorumlusu ve kulüp başkanı olarak tam 30 yılı aşkın bir süre Trabzonspor’a hizmet etti.

Derya Nazlı
Derya Nazlı Tüm Haberleri
+3
Haber albümü için resme tıklayın

“1940 Trabzon’un Maçka ilçesi doğumluyum. Hacıibrahimoğulları’ndan… Çok geniş bir ailemiz vardır. Dedem Cumhuriyet Dönemi’nde Maçka’da tahsildardı. Babam Osman Nuri Sümer ise keresteci idi. 3 kardeştiler. Ticaretle uğraşıyorlardı.

Annem de Maçka’nın köklü ailelerinden Bayraktarlar’dandı… Futbola ilgim küçük yaşlarda başladı. O zamanlar top oynamak zordu. Çünkü oynamak kolay ama, “futbol topu” bulmak daha zordu! Hacıkasım Mahallesi’nde küçüklüğümde kağıt parçalarından ve bezlerden yapılmış toplarla tanıştım.

Çok ilginç geldi bana… Okul hayatımı sırf futbol tutkusu yüzünden bıraktım diyebilirim. Ortaokula kadar okuyabildim! Ortaokul’un ilk yıllarında ise İdmanocağı genç takımında “kaleci” olarak başladım futbola… Henüz küçüktüm ve yetişkinlerin şutlarını karşılama becerim yoktu. Ama buna gayret ediyordum. Tabii canımız da yanmıyor değildi! Yine büyüklerim beni okşar ve severlerdi. Kaleciliği severek yapmadım. Kalecilik hevesim kayboldu. Atletik yapım iyi olduğu için okul ortamı içinde değişik mevkilerde oynamaya başladım. İdmanocağı ile temasım devam etti.

Zaten o zamanlar kaleciliğe pek ilgi de yoktu. Rahmetli amcaoğlum Nizamettin, İdmanocağı kulübü ile çok yakın olan bir büyüğümdü. Beni oldukça teşvik etti. Dönemin futbolcuları da hep arkadaşımdı. Kavakmeydanı Sahası denilen yerde oynuyoruz. Büyük alanda… 15 yaşlarında falan vardım. Bizi kenardan izleyen rahmetli “Barbon” Ziya (Halit Ziya Kurbetçi) bir oyundan sonra yanıma geldi ve “Seni İdmanocağı’na götüreceğim!” dedi. Çok iyi insandı. Dönemin önemli oyunculardan biriydi ve örgütsel ve ayrıca müthiş “abartı” kabiliyeti de vardı!

Beni övdü, “süsledi” ve kulübe getirdi. Kulübe zaten yabancı değildim. Ama hemen lisans çıkartamadık! Çünkü lisans için 15 yaşını doldurmak gerekiyordu. İdmanocağı genç takımı çok iyi durumda idi. O takımda oynamak da zordu. Oyuncuların çoğu benden büyüktü. O zamanlar takımda Nurhayat, Polat, Altan İplikçi, Mahmut Doruk gibi önemli oyuncular vardı.

Bütün bu arkadaşların iyi birer tahsil hayatı oldu. Yalnız burada Trabzon’da iki Altan İplikçi olduğunu hatırlatmam gerekir. Biri İdmanocağı’nda, diğeri İdmangücü’nde idi. Ben de artık çoğunlukla savunmada oynamaya başladım. Bir gün özel maç için Samsun’a gittik. A ve genç takım birlikte idik. Barbon Ziya o zamanlar A takımda santrfor oynuyor.

Genç takım olarak 1-0 yenildik ama A takım 3-0 kazandı. Otobüsle gitmiştik. İlk futbol yolculuğumdu ve çok büyük keyif almıştım. Sonraları daha çok süre almak için Yolspor’a geçtim. İdmanocağı futbolcusu “Deli” İsmet (Hacıismi Özergin) ağabeyimin tavassutu ile aldılar beni oraya. Askerlik sonrası gelip yeniden Yolspor’a dahil oldum. Yine çok iyi bir takımımız vardı. Ancak bir sorunu vardı: O da kitlesi, yani taraſt arı yoktu. Taraſt arlarının büyük çoğunluğu İdmanocağı, İdmangücü, Gençlerbirliği, Yalıspor ve Necmiati gibi kulüplerini tutuyorlardı!

Bazı arkadaşlarım kulüp değiştirdiler. Bunlardan Aydın Güleç, önce Ankara PTT’ye, oradan da Galatasaray’a gitti. Kaptan Alpagut İdmanocağı’na transfer oldu. Evliydi ve onun için iyi olmadı. Çünkü Yolspor’un taraſt arı yoktu ama iyi bir düzeni vardı.

Yapamadı ve genç yaşta onu kaybettik. Bayburt’tan gelen Orhan İdmangücü’ne gitti. Kentten başka illere gidenler de oldu. Sonra Yolspor’da “kendimden” kaynaklanan sorunlarım oldu. İsyancılığım başladı. Zaten hep vardı isyanlarım! Bir antrenör arkadaşın çalışmasından şikayetim oldu. Başka arkadaşlar da rahatsızdı-

Ben bir gün “Böyle çalışma olmaz. Bizi öldüreceksin” diye itiraz ettim.”Çatışmamız derinleşti. Adını vermeyeceğim çünkü bize hayli emekleri olmuştur. Babamı da kaybetmiştim. 1963 yılı falan… Onun da gerginliği var. Dağınık bir hayatım vardı ama, futbol yaşamımı da sürdürmek zorunda idim. Daha doğrusu işe ihtiyacım vardı.

SPOR YAZARI VE FUTBOLCU SÜMER

Kömürspor’da futbol oynarken ayrıca Sancak Gazetesi’nde de çalışmaya başladım! Yani ilk gazetecilik deneyimim orada başlamış oldu. O dönemin en iyi yerel gazetelerinden biri idi. Bursa’dakilerden sonra yayınlanan en iyi yerel gazete denebilir. O günkü teknoloji de çok iyi idi. Önce yazarlık yapmaya başladım. Gazetenin spor sorumlusu Gönül Alışır arkadaşımdı.

Beni yazmaya teşvik ediyordu. Sıkça yazıyordum. Günde 2-3 spor sayfası yapılıyordu. Sonra o ayrıldı. Gazetede spor sorumlusu ben oldum. Artık sayfayı ben yönetiyordum. Kendime göre önemli hamleler yaptım. Hem futbolcuyum, hem spor yazarı! Futbolda Orhan Eşref Apak dönemi… Anadolu’da futbol yaygınlaştırılıyor.

Ben de gazetede Kömürspor’un tek başına Zonguldakspor’u kurması yönünde bir sav geliştirdim. Bu yönde yazılar yazmaya başladım. Ama o dönemin Kömürspor yönetimi, kulübün profesyonel olmasını istemiyordu. Ben de sürekli olarak profesyonelliği savunuyordum. Bu konuda bayağı ilerleme kaydettim. Yeni bir çevre edindim. Sendikamız çok güçlü idi. Zonguldakspor’un kurulması için oluşturulan komiteye temsilci verdi. Soyadını unuttuğum diş doktoru Ergün, olaya ilgisiz kalmayan dönemin valisi ve bazı etkin kişilerle birlikte, benim de katılmamla kurulan komite, etkin çalışmalara başladı. Sonuçta kenti ayağa kaldırdım. En aktif çalışmayı ben yapıyordum. Ama dönemin yönetim kurulu, beni genel müdüre şikayet etti.

Genel müdür Abdülkadir Ünak, beni çağırdı ve “Evladım! Sen bizde futbolcusun. Yönetim kurulunu suçluyorsun! Bu nasıl olur?” diye sordu. Durumu kendisine anlattım. “13’üncü maddeye göre beni kovabilirsiniz. Ama yine de ben bu mücadeleye devam edeceğim.” dedim. Ben anlattıkça genel müdürün gözleri parladı.

Sonunda ikna oldu ve “Çok etkilendim. Çalışmana devam et…” dedi. Böylece Zonguldakspor’u kurma çalışmalarımız yeni bir ivme kazanmış oldu. Sonra Eşref Apak, Zonguldak’a geldi. Bu arada benimle ilgili de “Kendi de profesyonel olacak ve bundan yararlanacak.” diye söylentiler dolaşmaya başladı. Bundan elbette çok üzüldüm. Sonuçta gelişmeleri etkin bir noktaya getirdik. Ve Eşref Apak Kömürspor’un hiçbir kulüple birleşmesine gerek görmeden, tek başına profesyonel olmasını kabul etti. Türkiye’de bu ilkti. Böylece Zonguldakspor kuruldu.

Haziran ayı idi. Takımın başına da Galip Türkkan getirilmişti. Zonguldakspor kurulur kurulmaz lig hazırlıkları başladı. Bir kısım arkadaşım devam ediyordu. Ama benim de yönetim kurulu ile kavgalarım… Böylece bizi “defolu” hale getirdiler. Gündüz Tekin Onay ayrılıp Karabük’e gitti. Bana da ısrar etti gelmem için. Gittim ama, hiç alışamadım. Sonuçta bizim hamlelerimizle Zonguldakspor kurulmuş oldu. Eğer benim çalışmalarım olmasaydı zor kurulurdu! Potansiyelleri vardı ama, niyetleri yoktu! İtici bir güce ihtiyaçları vardı. O da ben oldum. Karabük’ten geri, yani Trabzon’a döndüm. Zaten orada, yani Zonguldak’ta profesyonel olamazdım. O kararlığını gösterdim.

Yeniden İdmanocağı’na döndüğüm yıl Trabzonspor kırmızı beyazlı forma ile kurulmuştu. Bir sene İdmanocağı’nda oynadım. Bu arada bir buçuk yıl kadar Trabzon Sebze ve Meyve Hal’inde tahakkuk memurluğu da yaptım! Yani hem İdmanocağı’nda oynuyor hem hal’de çalışıyordum. Sonraki dönem İdmanocağı’nın da katılımı ile bordo mavi forma ile yeniden kurulan Trabzonspor’a geçtim. Trabzonspor’un birleşme ile birlikte çok geniş bir kadrosu oluştu. Teknik adamlar konusunda sıkıntılar oldu. İlk teknik adam Halil Özyazıcı idi.

Trabzonspor’da 3 yıl oynadım ve futbolu bıraktım.

İSYANLAR BAŞLIYOR!

Dönemin yönetim kurullarının bir kısım ayrıcalıkları nedeniyle takım içinde oyuncu yönetici kavgaları başlamıştı! İdmanocağı’ndan gelme ve bir önceki Trabzonsporlular arasında ücret farkı oluşturuldu!

Oyuncular içinde Çoşkun (Şahinkaya), belki de en önemlisi idi. Popüler idi. Gerçekten iyi, tanınmış, çok kaliteli bir futbolcu idi. Zaten sorunlar ona yapılan bir yanlışla başladı. O zamanlar kulübün iki lokali vardı. Biri Ziyabey Tesisleri, diğeri ise Taksim Meydanı’nda Aşıklar Parkı’nın karşısındaki lokal… Benim kavgacı yanım hep oldu. Ayrıca saha içinde de hırçındım.

Coşkun’un da aşırı tarafl arı vardı. Deplasmanlarda ikişer kişi kalırdık. Biz 4 kafadar; ben, Fatih, Atay ve Coşkun aynı odaları paylaşırdık. Hangi ikili hangi odada kalacak diye aramızda kura çekerdik. Sonuçta grup olduk! Bunun takıma negatif yansımaları oldu. Aslında diğer takım oyuncuları ile sorunumuz yoktu. Onlarla da arkadaştık ama bir homojen yapı oluşturamadık. Profesyonel yapıyı iyi algılayamadık. Problemli oyuncular olduk.

ÖZKAN SÜMER’İN SEBAT DÖNEMİ

Kulübün kuruluşunun 3’üncü yılında yönetim kurulu aşırılığımızdan dolayı Çoşkun Şahinkaya ve beni gönderme kararı aldı. Coşkun, Ankaragücü’ne dönme gibi bir girişimde bulundu. Çok soğumuştu. Ankara PTT de benimle ilgilendi.

Sebat Gençlik’in (Akçaabat Sebatspor) profesyonel hayata geçtiği dönem çok değerli insan başkan rahmetli Kazım Ağabey’in (Kolot) ısrarı ile oyuncu ve takım kaptanı, hem de antrenör yardımcısı olarak bu kulübe geçtim. Antrenörümüz de Serdar Bali’nin babası rahmetli Zekeriya Bali idi. Sebat Gençlik’e geçtiğim zaman bana iki yıl için 20’şer bin lira olmak üzere 40 bin liralık senet verdi Kazım Ağabey… O para ile ticaret hayatına da atıldım ve Trabzon’un ilk spor malzemesi satan mağazası olan Liderspor’u açtım. O ara diz bağlarım koptu. Antrenörümüz Zekeriya Ağabey bana çok değer verirdi. Ancak takım oluşturma konusunda aykırı düşüncelerimiz vardı.

Kalede ben Şenol’un (Güneş) oynamasını istiyordum, Zekeriya Ağabey ise Salih’in… Salih de iyi bir kaleci idi. Sonunda Kazım Ağabey olaya müdahale etti ve Şenol oynamaya başladı! Akçaabat Sebatspor’da teknik sorumluluğa geldiğimde kendimce koyduğum kurallara uymayan bir sürü gelişmeler ve idmana almadığım bazı oyunculardan dolayı görevime son verildi, Ayrıldım ama, 2 yıllık parayı peşin almıştım! Ve onu da Liderspor için harcadım! Bir gün Kazım Ağabey (Kolot) geldi ve “Özkan, ayrıldın ama kalan para işini ne yapacağız?” diye sordu.

Ben de “Ağabey, parayı kullandım ama elbette çalışmadığım dönemin parasını size iade edeceğim” dedim. Hak etmediğim meblağı geri verdim. Kazım Ağabey buna çok sevinmişti. Sürekli görüşürdük ve aramızda büyük bir saygı ortamı vardı. Bunu da sık sık hatırlatırdı.

DEĞİŞİMİN AYAK İZLERİ!

Sebat Gençlik olayı beni antrenörlükten soğuttu.

Çünkü, futbol hayatımda “isyankar ve disiplinsiz biri” olmama rağmen bu işin “disiplinsiz” asla yapılamayacağını o zaman kavramıştım. Sebat Gençlik olayı beni uyandırdı! Bu arada Türkiye’de amatör antrenörlük kursları açılmaya başlanmıştı. Futbol Federasyonu antrenörleri ve biri de benim de eski arkadaşım olan Necdet Niş ile Gündüz Tekin Onay gelip bana bu kurslara katılmam gerektiğini anlattılar. Gerçekten antrenörlük yapmak istemiyordum ama, o kadar ısrar ettiler ki katıldım. Belge aldım ama, kırgınlığım geçmedi.

O zamanki futbol ajanı ve aynı zamanda PTT müdürü çok değerli bir insan olan Fikret Acuner benim bölge antrenörü olmamı istedi. Hayli düşündükten sonra fahri olan bu görevi kabul ettim ve bölge antrenörü oldum. Göreve başladım ama, bu defa Gençlik Spor İl fahri müdürü Selahattin Feyzioğlu çıktı karşıma… Masraf olacak diye bölge karmaları fikrini kabul etmiyor. Kategorisini unuttum, Trabzon’da bir İran milli maçı oynanmıştı. O maç için toprak saha sulandı, silindirlendi. Saha düzgün hale geldi. Futbolu henüz bırakmamıştım. Milli maçtan sonra idmanımız vardı. Bizi sahaya sokmuyorlar. Ben de elime geçirdiğim bir balyozla demir kapıyı kırdım ve biz sahaya girip idman yaptık. O nedenle fahri bölge müdürü ile aramız açıktı. Fikret Acuner’le birlikte müdüre gidip bölge karmaları turnuvasına katılmak istediğimizi söyledim. Bir türlü kabul etmiyor. Bize resmi yazı vermesi gerekirdi. Biraz sert şekilde konuştum kendisi ile… Sonunda ikna ettim ama, onu da kendisine garanti vererek yaptım! Dedim ki “Masrafl arı biz karşılayacağız. Size yük olmayacağız.” Düşünün!

Biz gençlere spor yaptırmak, futbol oynatmak istiyoruz, bize destek olması, önümüzü açması gereken yetkili önümüze taş koyuyor! Bu arada minikleri de çalıştırıyordum ama, onların kulüpleri yoktu ve onları bir yere bağlamam gerekiyordu

TRABZON’DA İLK ALTYAPI BAŞLANGICI

Sonra bölge müdürlüğüne Erdoğan Turgay atandı. Eskisi gibi fahri değildi. Atama ile göreve başladı. Spora ve futbola çok fazla ilgi gösteriyordu. Bize her türlü imkanları sundu.

Bu nedenle potansiyelimiz yükseldi. Bu arada bölge futbol eğitim faaliyetlerini Trabzonspor alt yapısı olarak yeniden şekillendirdik. O tarihlerde başka çalışmalar yapmaya başladım. 1974 yılında İzmir’de uluslararası bir futbol semineri düzenlenecekti. Ben de seminere katılmak için müracaat ettim. “Bölge antrenörüyüm. İşimi daha iyi yapabilmek ve bilgi birikimini artırabilmek için katılmam gerekiyor” dedim. Bana ve benim gibilere “Hayır!” dediler. Bu defa tehdit dolu bir mektup yazdım. Seminerde Tamer Güney benim mektubumu örnek olması açısından okudu! “Trabzon’da antrenör bozuntusu biri, bizi bu mektupla aşağılıyor. Amatörlerin bu seminerde ne işi var? Bu iş bizim işimiz!” diyerek fahri bölge antrenörlerini güya aşağıladı. Bir müddet sonra Ankara’da genel müdürlükte bir seminer daha düzenlendi. O zaman bölgelerden sorumlu eğitim dairesi başkanı olan Sahir Gürkan bizleri çağırdı. Doğan Andaç, Candan Tarhan vardı. Candan Dumanlı da olabilir. “Bölgelerden fahri antrenörler gelebilir!” dediler.

Toplantı Ankara Ulus’taki genel müdürlük binasının 9’uncu katında yapılıyor. Ramazan ayı idi. Sahir Gürkan seminer öncesi açıklamalar yaptı. Bölgelere önem verilmesi gerektiğini söyledi. Bizim gayretlerimizi övdü. Öğle saatlerine doğru “Söz isteyen var mı?” diye sordu.. Söz aldım ve özellikle İzmir’deki seminerden de söz ederek profesyonelleri topa tuttum! Sözlerim deprem etkisi yaptı. Seminerde ipler koptu. Müthiş bir çatırdı oldu! Sonunda bu konuşmanın etkisini görmeye başladık. Doğan Andaç’la yakınlaştık. Artık karma maçları, gelip gitmeler başladı.

Bunların bir nedeni de eski arkadaşım olan Gündüz Tekin Onay’ın marifetiyle oldu. Sahir Gürkan, rahmetli Gündüz’ü çok severdi. O da bizi güzel anlatmış demek ki… Necdet Niş, Candan Tarhan gibi antrenörlerle arkadaşlığımız başladı. O çalışmalar sonunda milli takım kadrolarına uzun yıllar sonra birçok futbolcu vermeye başladık. Güngör, Yaşar, Faruk, Galip, Selahattin Babul, Yusuf, “Krem” Yavuz, Cengiz, Ufuk gibi oyuncular… Tabii alt yapıda bir devamlılık sağladık. Ayrıca Trabzonspor’la bağlantılı olduğumuz için avantajımız vardı. Böylece profesyonel antrenörlüğe alt yapıdan sonra başlamış oldum. Ayrıca Trabzonspor’un alt yapısını devam ettirdim.

Türkiye’de bir ilde ilk defa Gençler Ligi’ni 1971-72’de Osman Saka ile başlattık. Genç takımlar vardı ama, bunlar lig oynamıyordu. Osman Saka, “Kıllı” Recep (Çetinkaya) Ağabey, Nazım Kayıkçı gibi antrenörlerle Trabzon’da takımların genç ekiplerini kurma çalışması yaptık. Saka, Çetinkaya, Kayıkçı hepsi rahmetli oldular. Onlara bir lig kurduk. O zamana kadar Türkiye’de sadece profesyonel takımların genç ekip kurma şartları vardı. Trabzon’da potansiyel vardı. Gayri federe bir lig kurduk. Yolspor, Gençlerbirliği, Yalıspor ve birçok kulüp bu işi benimsedi ve sahiplendiler. Sonunda federasyona başvurarak “Trabzon’da kendi aramızda lig oynayacağız!” dedik.

Sonunda kendi aramızda oynamaya başladığımız lig, çok üretken oldu. Uzun yıllar sonra Türkiye’de Trabzon örnek alınarak amatör gençler ligleri kuruldu. Bunda benim olduğu kadar rahmetli Osman Saka’nın da büyük emeği vardır. Çok girişken ve atılgan bir arkadaşımızdı.

TRABZONSPOR TEKNİK DİREKTÖRLÜĞÜ

1977-78 sezonun sonu… Ahmet Suat Özyazıcı, Trabzonspor teknik direktörlüğü görevinden ayrılma kararı verdi. Bir gün yönetim kurulundan beni aradılar. Boztepe’de bir yemekte dediler ki “Takımın başına senin gelmeni istiyoruz. Kararın ne olur? Eğer “Evet” dersen bazı düşünceleri paylaşacağız.” Ben de yönetim kurulu üyelerine başka birisi ile temasa geçip geçmediklerini sordum. “Hayır!” cevabını alınca da “Suat Hoca’nın görüşünü aldınız mı?” diye sordum.

Ve Suat Hoca’nın benim için “İyi olur” cevabını verdiğini söylediler. Suat Hoca’nın (Özyazıcı) benim ile ilgili görüşünü ve bana gelinceye kadar hangi düşüncelerden geçtiklerini bilmek zorunda idim. Sonra kadronun durumunu sordum.

Ali Kemal, Kadir, Bekir, Cemil ve Güngör’ün gidici olduklarını söylediler. “Bu sizin fikriniz mi?” dedim ve karşılığında da “Suat Hoca’nın görüşünü aldık” dediler. Ayrıca “İstersen onaylamayabilirsin!” diye de ilave ettiler.

“Ahmet Suat Özyazıcı bu görüşte ise bu konu, bir kısım tartışmadan, süzgeçten geçti demektir. Yalnız benim de biraz düşünmem gerek. Ama şuanda olumlu bakıyorum; dedim. “Yine de bu kesin bir karar değildir. Eğer kabul edersem Güngör kalacak, Galip gidecek!” Sonra hızlı bir şekilde yeniden bir araya geldik. “Kadir’in yerine birini bulamıyorum. Bana Kadir’in “sakınca” nedenini açıklarsanız tutup tutmama konusundaki kararımı daha net verebilirim” dedim.

Bazı gerekçeler sundular ama yine de Kadir’in kalması konusundaki “gerekliliği” vurguladım. Çok kısa sürede halledilmedi ama, sonunda gitmesine karar verilenlerden sadece Güngör’ü tuttum. Diğer 4 oyuncu direkt oynuyorlardı. Birini tutup diğerlerini bırakma düşüncesinin daha büyük sıkıntılar yaratabileceği görüşüm kuvvetlendi. Kadir’i Gündüz Tekin Onay’ın takımı olan Zonguldak’a önerdim. Ve aldılar. O sezon başı İstanbul’da teknik adam semineri var.

Seminere katılan ünlü bir Rumen teknik adam vardı. Adını unuttum. Ama Hürriyet gazetesinden Talay Erker adama soruyor: “4 milli oyuncusunu kaybeden ve yerlerine de adam almayan Trabzonspor ne yapar?” diye… Adam da haklı olarak diyor ki“ 4 Milli oyuncusunu yitiren bir takımın yapabileceği en iyi iş, lige tutunabilmektir. Yani ligde kalması başarı olur!”

Bu haber Hürriyet’te o dönem manşetti. Bu mesajlar sonunda camiada karamsar bir tablonun yaşanmasına neden oldu. Kamuoyundaki genel kanaat; “Trabzonspor artık şampiyonluk falan yakalayamaz” şeklinde idi. Uludağ ve Kızılcahamam’da toplam 53 gün süren ağır ve yorucu bir kamp dönemi geçirdik. Tuncay Soyak’ı takıma yeni kattım. Ama kamp dönemi öyle geçiyor ki “ceza deſt erleri” dolup taşıyor! Müthiş bir çalışma temposu ve arzusu var. Bir düzen ve yeni bir oyun anlayışı getirdik. Ve geldik İstanbul’da ilk hazırlık maçını Galatasaray’la oynayacağız. Galatasaray’ın başında rahmetli Coşkun Özarı, ayrıca yeni de yabancıları var. Taraſt arları Galatasaray’ı izlemek için tıklım tıklım doldurmuş tribünleri…

Öyle bir oyun koyduk ki ortaya…

Müthiş oynadık.

Galatasaray’ı kendi taraſt arı önünde zor durumlara soktuk. Tribünlerde Trabzonsporlu taraſt ar yok! Çünkü pompalanan o karamsar tablonun sonunda taraſt arlarımız muhtemel bir “utancı” görmemek için gelmediler maça… Sonuçta Galatasaray’ı 4 -1 gibi çok farklı skorla yendik. Gazetelerin manşetleri ve bizden büyük övgüyle söz edilmesi üzerine ikinci hazırlık maçımız olan Beşiktaş karşılaşmasında ise Trabzonspor taraſt arının ilgisi büyük oldu. Yine müthiş oynadık. İlk yarıda Beşiktaş karşımızda aciz durumlara düştü. 1-0 öndeyiz.

Devrenin sonunda soyunma odasına giderken Beşiktaş teknik direktörü Doğan Andaç koluma girdi ve “Özkan” dedi. “Daha ilk maçımda kovduracaksın beni… Gözünü seveyim…”Tabii bunlar gırgır, şamata… “Abi, merak etme, dengeleriz!” dedim. İkinci yarıya ikinci takımımızı çıkardık. Onlar da çok iyi oynadı ve maç ise 1-1 sona erdi. Üçüncü maçımız Fenerbahçe ile idi! Ama onlar bir neden uydurup bu özel maçı iptal ettiler! Yani bizimle oynamadılar.

Sonraki maçımızı Kırıkkalespor’la yaptık. Onları da 8-1 yendik! Lige toplumun ve Trabzonspor taraſt arlarının güvenini kazanarak geliyoruz. Yine de lige iyi bir giriş yapamadık. Bolu’da bozuk bir hava ve sahada 0-0 berabere kaldık. Sezon sonunda şampiyon olarak profesyonel hayata, daha doğrusu Trabzonspor’da teknik olarak tek sorumluluk aldığımın ilk sezonunda kimselerin beklemediği büyük bir başarıya imza atmış olduk. Cumhurbaşkanlığı Kupası maçını da kazanarak sezonu iki kupa ile tamamladık.

HAYATIMIN YARISININ BİTTİĞİ AN!

Şampiyon olduk ama, bunu sözle anlatmak çok kolay da yaşamak ve o başarıyı becerebilmek inanılmaz zor oldu. Şampiyonluğumuzu belirleyecek ligin son maçı Ordu’da idi ve o maçı hayatım boyunca unutmam mümkün değil. Çünkü maçı biz kazanır veya berabere tamamlarsak kesin olarak şampiyon olacağız.

Ancak Orduspor’un da yenilmemek gibi kesin bir ihtiyacı var! Orduspor bizi yener veya berabere kalırsa onlar da UEFA kupasına katılacaklar! Sonuçta yenilirsek şampiyon olamayacağız. Böyle gergin bir ortamda maça çıktık. Trabzon’un yarısı deyim yerinde ise Ordu’ya aktı. Maça da çok iyi başladık. Peş peşe mutlak gol pozisyonlarını kaçırıyoruz. Kenarda çıldırıyorum ama, yapacak bir şey yok. Eğer yanlış hatırlamıyorsam maçı da Yusuf Namoğlu yönetiyordu. Yeni sezon planlaması yapıyorum. Transferde de Selçuk Yula, İskender Günen, Yaşar ve Osman Denizci’yi transfer edeceğiz.

Tümü ile görüştük. Aileleri ile de anlaştık. Sadece transferin başlamasını bekliyoruz. Necdet, Mehmet Ekşi ve Orhan’ı satacağız. Yönetimle yaptığımız toplantıda Süha Akçay ”Önümüzde genel kurul var. Biz tekrar aday olmayacağız. Transfere bizden sonraki yönetim kurulu karar versin!” dedi. Besim Kahraman, Utku Bozoğlu falan var. Yine aramızda bir gerginlik oldu. “İşin doğrusu biz bu oyuncularla her şeyi ile anlaştık. Benden sonra kim gelir bilemem ama, bu oyuncuları o zaman alamayız. Kimse de alamaz. Çünkü bir yığın talipleri var! Kalmazlar. Mutlaka başka kulüpler bunları transfer ederler. Çok genç oyuncular. Tümümün geleceği var” dedim.

Kendi görüşlerinde ısrar ettiler. Ben bu olay üzerine istifa ettim. Oyuncular ise Ankara’da bizi bekliyorlar! Futbolcuları alacağımız şekilde konuşmuştuk. Bunu kendi kafamdan da kurgulamadım. Tümünden yönetim kurulunun haberi vardı. Yönetim kurulu bir kenara çekildi. Ve böylece ayrılmış oldum.

Aynı yaz içinde İzmir’de bir seminere katılacağım. Suat Hoca (Özyazıcı) ile birlikte… Suat Hoca bana “Göreve dedim et. İstifanı geri al.” diyor. Ben de “Buraya gelmesi gereken teknik adam sensin. Sen benim gelmeme nasıl ortam sağladınsa ben de senin gelmeni istiyorum. Trabzonspor’u ortada bırakacak halimiz yok.” dedim. Sonuçta Suat Hoca ile yönetim anlaştı. Süha Akçay ve diğerleri yeniden aday oldular ve seçildiler! Halbuki bana yeniden göreve talip olmayacaklarını söylemişler ve transferleri de yeni yönetimin yapmasını istemişlerdi! Süha Akçay değişik bir yönetici tipi idi. Farklı yollardan sonuca gitmek isteyen biri idi. Belki benim istifa etmem için böyle davranmıştı. Bilemem. Ben olayı bireyselleştirmedim. İstifa etsem de kulübe bağlılığım devam edecekti. İstifa sadece kulüp adına yararlı bir işin yapılmayışına gösterdiğim tepki idi. İstifama neden olan tutumuna rağmen Süha Akçay benimle görüşmek istedi. Ben görevli olayım veya olmayayım hayatımın neredeyse tamamı kulüpte geçiyor! Geldi ve “Diğerlerini kaçırdık! İskender Günen’i bize kazandırabilir misin?” diye sordu. “Deneyeyim!” dedim. Rahmetli Ergun Kantarcı’yı Ankara’ya gönderdim.

Oradan aradı ve “Ağabey, İskender Adanaspor’un kampında…” diye haber verdi. Dedim ki “Ne yaparsan yap, oradan alıp Trabzon’a getir. Benim istediğimi söyle. ”Ve aynen öyle yaptı. Yani Ergun Kantarcı, İskender’i Adanaspor kampından kaçırıp Trabzon’a getirdi! Belki bu olay üzerine oldu yine bilmiyorum ama, Süha Akçay yine geldi ve “Bari alt yapıyı bırakma. Orada devam et.” dedi. Bazı gerekçelerle kabul etmek istemedim, A takımdan tekrar alt yapıya dönmenin zor olacağını ifade ettim ama çok diretti. “Eğer oraya el atmazsan yok olup gidecek. Bu kadar emek boşa gitmesin.” deyince tekrar alt yapının başına döndüm. Zaten alt yapı ile duygusal bir bağım var. Oradan hiç kopmadım ki… K. Şenol’u bir Fenerbahçe maçında oradan alıp oynatmıştım. Keza Tuncay’ı da… İyi yaptığımıza inanıyorum. Çünkü alt yapı üretimine devam etti.

YENİDEN A TAKIM

Bir yıl sonra yeniden A takımın başına getirildim. Takımı şampiyon yapan Ahmet Suat Hoca’ya ücret konusunda tepki gösterdi yönetim kurulu… Gereksiz bir tepkiydi bu. Suat Hoca da ısrar etti. Yani istediği rakamdan aşağı inmedi. Bana geldiler. Onlara “Suat Hoca’yı ikna edin” dedim. Ancak Suat Hoca ile konuşan yöneticiler (Abidin Melek, Altay Eyüboğlu, Derviş Bayraktar) “Suatçı” değiller. Zaten onu onaylamıyorlar. “Suat Hoca ile bir de ben konuşayım” dedim. Rahmetli Kenan İskender’le yanına gittik. İkna etmeye çalışıyoruz.

Kenan Bey de ona çok düşkündür! Ama Suat Hoca bütün ısrarlara rağmen hiç esneklik göstermiyor. Sonunda bana dedi ki “Madem öyle sen Profesyonel takımı al, ben alt yapının başına geçeyim” Dedim ki “Benim gibi mi çalışacaksın, kendi tarzında mı? Çünkü benim gecem gündüzüm orada geçiyor.” O ana kadar olan ikna çalışmalarımız böylece başka bir boyut kazanmış oldu. İkna olmadı. Yönetim kurulu da Özgür Otel’de toplantı için Kenan İskender’i bekliyorlar.

Kenan diyor ki: “Yarına kadar bekleyelim! Bakalım belki bir gelişme olur, hoca yumuşar.” Sonunda Suat Hoca ikna olmadı ve takımın başına tekrar geçtim. Ancak bu gelişimde tarzıma uymayacak çok ciddi yönetimsel sorunlar gerçeği vardı.

Takımın başına ikinci olarak gelişimde müthiş bir ilk yarı oynadık. “Şok pres” diye geliştirdiğim bir sistemi hayata geçirdik. Ligin ilk yarısında rakiplerimize nefes aldırmadık adeta… 2 puanlı sistemde 15 maçta 25 puan topladık. Üstelik o sezon takıma kimseyi de katmadık. Sadece alt yapımızla yetindik. Çok renkli bir sezon geçirdik. 12 Eylül Askeri Darbesi olmuştu. Futbol, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne bağlı idi ve genel müdürlüğe de askeri idare el koymuştu. Yücel Seçkiner genel müdür olmuştu ve bize telefon açtı. “Hiçbir sorun yok. Lig aynen devam edecek!” dedi. “Şok Pres” veya “baskın futbol” dediğim olayı o sezon gerçekleştirdik. Hızlı ataklar, çıkmalar.

Oyunu çok iyi kurguladık. Ligi paramparça ettik! MİLLİ TAKIM TEKNİK DİREKTÖRLÜĞÜ Bu arada o zamanki Beden Terbiyesi Genel müdürü Yücel Seçkiner talimatı ile kulüp teknik adamlarının katılacağı bir toplantı için mektup aldım. Mektupta konu yok.. Sabri Kiraz, Doğan Andaç oradalar… Katıldık. Önce milli takımla ilgili değerlendirme talep ettiler. Toplantıda önce İzmir’de Almanya ile yapılan ve 0-0 sona eren milli maç konuşuluyor. Herkes bu “zafer!” için gözyaşı döküyor! Sabri Kiraz dahil… “Daha iyi olabilir!” diyorlar.

Sonra Doğan Andaç konuştu ve “Bu toplantının amacı Milli Takım’ın yeni hocasını belirlemektir.” dedi. Kimse söz almadan Bursaspor teknik direktörü Fethi Demircan kalktı ve “Tek yetkili kim olursa olsun, ben yardımcılığına talibim!” dedi. Sonra teknik direktörler aralarında seçim yaptılar ve Milli Takımın yeni teknik direktörü ben oldum. Yani beni seçtiler! Hem Trabzonspor’u, hem Milli Takımı çalıştıracaktım.

Trabzonspor’dan ayrıldıktan sonra Milliyet Gazetesi spor yazarlığı teklif etti. Ben de kabul ettim ve 3-4 ay süre ile Milliyet’te spor yazarlığı yaptım. Bir gün Alp Yalman’ın isteği üzerine de Galatasaray alt yapısında buldum kendimi… Görevim ise Galatasaray kulübünün alt yapısını “yapılandırmak” olacaktı! Ama işin doğrusu beni Galatasaray’a o zamanki teknik direktör Brian Birch’un ayrılacağını düşünerek almışlardı! Baştan bunu bilmiyordum ama, Birch gidince de A takım teknik sorumluluğunu da bana verdiler. Sezon sonuna kadar Galatasaray’ı çalıştırdım.

Türkiye Kupası’nda finale kaldık ve Ankaragücü’nü yenerek kupayı kazandık. Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında da Beşiktaş’ı mağlup ederek sezonu çiſt e kupa ile tamamladık. Galatasaray’da ufak tefek önemsiz hadiseler olmadı değil… Ama geçmişte bilinç altımızdaki ön yargılardan kaynaklanmadı bu… Mesela Milli Takımı çalıştırırken Fatih Terim’i kadroya almamıştım. Ama Fatih’in Galatasaray’da büyük özverileri oldu. Yoksa Fatih Terim’i Milli Takımdan kovduğum söylentilerinin de gerçekle ilgisi yoktur. Kendisi ile doğal teknik adam futbolcu ilişkilerimiz olmuştur.” Hamlet, Çadır Tiyatrosunda Oynanmaz! Özkan Sümer, Galatasaray teknik direktörlüğü yaptığı dönemde Milliyet Gazetesi’ne bir röportaj verir. Röportajda değişim mesajları veren Sümer önce yaptığı hataları sıralar sonra da “Hamlet çadır tiyatrosunda oynanmaz!” der.

Özkan Sümer’in Kronolojisi

1940 Trabzon’un Maçka İlçesinde doğdu.

1954 İdmanocağı genç takımında futbola başladı.

1958 Yolspor

1960-62 Vatani görevini yaptı

1962-63 Yolspor

1963-64 İdmanocağı

1964-65 Zonguldak Kömürspor futbolcusu Zonguldak Sancak gazetesi spor yazarı

1965-66 İdmanocağı 1966 Kamer Hanım’la evlendi.

1967 Cansev Sümer doğdu. 1967 Trabzonspor’a transfer oldu. 1970 Trabzonspor’dan ayrıldı.

1970-71 Akçaabat Sebat Gençlik’te Antrenör-futbolcu

1971-72 Yolspor’da futbolcu 1972 Trabzon’da bölge antrenörü 1973 Alev Sümer doğdu.

1973 Trabzonspor Altyapı Sorumlusu (Trabzonspor’da antrenörlük ve teknik direktörlük yapmakla birlikte altyapı sorumluluğu 1981 yılına kadar sürdü.)

1973-74 Trabzonspor A Takımı teknik direktörü Ahmet Suat Özyazıcı’nın yardımcısı

1974-75 Trabzonspor A Takımı teknik direktörü Ahmet Suat Özyazıcı’nın yardımcısı

1978-79 Trabzonspor Teknik Direktörü 1979 Yılın Teknik Direktörü 1980 A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü

1980-81 Trabzonspor Teknik Direktörü

1981 Milliyet Gazetesi Spor Yazarı

1981-82 Galatasaray Teknik Direktörü

1982 Elif Sümer doğdu.

1983-84 Milliyet Gazetesi Spor Yazarı

1984-85 Trabzonspor Teknik Direktörü

1985-86 Denizlispor Teknik Direktörü

1986-87 Malatyaspor Teknik Direktörü

1988-89 Konyaspor Teknik Direktörü

1989-90 Hürriyet Gazetesi Spor Yazarı

1990-91 Trabzonspor Teknik Direktörü

1991 Türkiye Futbol Antrenörleri Derneği (TÜFAD) Genel Başkanı TÜFAD Onursal Başkanı

1991-92 Samsunspor Teknik Direktörü

1992-93 Petrolofisi Teknik Direktörü

1994-96 Trabzonspor Altyapı Koordinatörü.

1996-97 Türkiye Futbol Federasyonu Başkanvekili

1997-98 Trabzonspor Teknik Menajeri ve Trabzonspor Teknik Direktörü

1999-2000 Konya Mobellaspor Teknik Direktörü

2000 Trabzonspor Kulübü Başkanı

2003 Trabzonspor Başkanlığından istifa etti.

2007 Trabzonspor Altyapı Koordinatörü

2007 Trabzonspor Bayan Futbol Takımını kurdu.

2012 Hürriyet Gazetesi Spor Yazarı

2013 Trabzonspor altyapısından ayrıldı.

2020 Vefatı

21 Ara 2022 - 14:17 - Gündem

Muhabir  Derya Nazlı


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 61 Medya Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 61 Medya hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler 61 Medya editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 61 Medya değil haberi geçen ajanstır.