Gökmen YILMAZ : Ticaret ve Sanayi Odası, Trabzon’un en fazla söz sahibi olan sivil toplum kuruluşudur.

“Hep çalışarak kendi paramı kazanmak istedim.” ifadesi onun çalışmaya, üretmeye olan düşkünlüğünü anlatıyor.
‘Birlikten kuvvet doğar’ atasözünü temel alan ve ticaret hayatında bunun uygulamalarını ortaya koyan Yılmaz, “Paylaşmayı ve iş yapmayı
seven bir insanım. Tek başıma olmaktansa, ortaklıkla iş yapmayı seven bir insanım. İnsanların da bu ortaklıklardan menfaat elde etmeleri hoşuma gidiyor.” diyerek ortaklık kültürünün en çok ihtiyaç hissettiği kişilik yapısını ortaya koyuyor.
‘Trabzon’da ortaklık zordur’ sözünü yorumlayan Yılmaz, Trabzon’da paylaşmaktan ziyade ortaklığı sevmeyen bir yapı olduğuna dikkat çekerek, ortaklığın maddi ve manevi getirilerinin tadılması durumunda buna kimsenin hayır diyemeyeceğini dile getiriyor.


Trabzon’un daha gelişmiş ve kalkınmış bir şehir olması için evvela ‘Trabzon’a ve Trabzonlulara güvenilmesi ve inanılması’ gerektiğinin altını çizen Yılmaz, “Yeterli imkân sağlandıktan sonra Trabzon insanının yapamayacağı, başaramayacağı hiçbir şey yoktur.” diyerek bu gü-
ven ve inancı vurguluyor.
Gökmen Yılmaz’la iş yaşamını, ortaklık kültürünü, ortaklıklar üzerine inşa edilen başarı hikâyelerini, Trabzon iş dünyasını ve TTSO’yu
konuştuk.

Gokmenyilmaz
Gökmen Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?


Trabzon Akçaabatlıyım. 1971 yılında doğdum. Bir eczacı kalfasının
çocuğuyum. 3 erkek kardeşiz. Trabzon’un içinde büyüdüm. Yıllarca
babamızın eczacı kalfası olması sebebiyle ticari ve diğer yaşamdaki insanlarla çok haşır neşir olduk. Babamız da biraz sosyal bir insandı. İlkokulu 24 Şubat İlkokulunda, ortaokulu Cumhuriyet Ortaokulu, liseyide Trabzon Endüstri Meslek Lisesi Motor Bölümü’nde tamamladım.
Sonrasında KTÜ’ye bağlı Ordu Meslek Yüksekokulu’nda Motor Teknikerliği Bölümü’nü bitirdim. O zaman hükümetin, öğrencilerin staj için
ilk kez pratik yapmalarını istemesi nedeniyle dışarıya ilk giden grubuz. İlk biz gittik ve sanayilerde çalışmaya başladık. Sonrasında da KTÜ
Ordu Meslek Yüksekokulu’nu iki yılda bitirdik.


BİRBİRİNE BAĞLI BİR AİLEYİZ


Biraz da ailenizden söz edelim.
Ben kardeşler arasında ortancayım. Ağabeyim de motor bölümü
mezunu. O da iş makinesi sektöründe çalışıyor. Bir küçük kardeşim
var. O okumadı. Kendisi Ankara’da. Bürosu var. Komisyon alım satım
işleri yapıyor. Birbirine bağlı bir aileyiz.

Yani kardeşler içinde kendi iş yerini kuran yalnızca sizsiniz.
Evet, benim. Üstelik mesleğiniz üzerinde kaldınız.
İşin aslına bakarsanız, şu anda mesleğimin haricinde 3-4 tane daha
işim var.
Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Daha çok ağabeyinizin mi babanızın
mı sözü geçerdi?


Karadeniz Bölgesi’nde babanın sözünün geçmediği bir yer var mı?
Biz babaerkil bir ailede büyüdük ama çok özgürdük. Baba baskısına hiç
maruz kalmadık. Lise yıllarından itibaren hep kendi parasını kazanan
insan oldum. İlkokulda limon satmışım, ortaokulda çalışmışım, lisede
inşaatlarda çalışmışım. Kendi işimizi yaptım. Ama hep bir şekilde kendi
paramı kendim kazanmaya çalıştım. 80’li yıllarda maddi geliri çok fazla
olan insan yoktu. Belli bir zümrenin dışında insanlar orta hâlliydi. Biz
de öyleydik.


Parayı erken kazandığınız için ticarete erken mi yöneldiniz?
Hayır, aslında ben 6-7 yıl kadar bir iş yerinde çalıştım. En son askerden geldikten sonra Volkswagen servisinde çalıştım. 8 yıla yakın
zaman geçirdikten sonra servis müdürü olarak oradan ayrıldım. Sonra
Haşim Bey’in sahip olduğu otomotiv şirketinde servis müdürü olarak
görev yaptım. Ama ilk deneyimimi Hekimoğlu Döküm Sanayiinde ya-
şadım. Orada bir yarış vardı. Teknikerler sahada, mühendisler imza
kısmındadır. Oradan ayrılma sebebim de bir mühendisle teorik-pratik
konusunda anlaşamamdır.


Peki, kendi işinizi nasıl kurdunuz?


Kendi işimi de Bahadır Otomotiv’den ayrıldıktan sonra ilk olarak
ANG Otomotiv’i 3 ortakla birlikte kurarak başlattım. Yaklaşık 4 yıl falan
orada hizmet verdik. Ondan sonra çeşitli sebeplerden dolayı ayrılmak
zorunda kaldım. Bir, bir buçuk yıl hiçbir iş yapmadım. Ondan sonra
oradan ortağım olan arkadaşla birlikte ETKA Otomotiv’i kurduk. Şu
anda büyük sanayide özel servis olarak hizmet veriyoruz. Sonrasında
da asansör sektörüne girdik.


PAYLAŞMAYI VE İŞ YAPMAYI SEVEN BİR İNSANIM


Neden asansör sektörü?


Ortağım Mustafa Yılmaz, benim amca çocuğu. O dönemde çeşitli
sebepler oldu. Maddi olarak destek olduk, mecburi bir ortaklık oldu.
Ama ben paylaşmayı ve iş yapmayı seven bir insanım. Tek başıma olmaktansa, ortaklıkla iş yapmayı seven bir insanım. Paylaşmayı seviyorum. İnsanların da bu ortaklıklardan menfaat elde etmeleri hoşuma
gidiyor.
Yani başkasına kazandırmak da hoşunuza gidiyor.
Aynen. Ben kazanıyorken başkasının da kazanması beni çok mutlu
ediyor.


İki elin daha rahat, daha çok kazanacağına mı inanıyorsunuz?


Evet, inanıyorum. 2, 3, 4, 5…
Bu, tecrübeden mi kaynaklanıyor?
Evet, tecrübeden kaynaklanıyor. Ortaklık bence yürütülebilirse
şirketler için en ideal yöntemdir.


TRABZON’DA PAYLAŞMAKTAN ZİYADE ORTAKLIĞI SEVMEYEN BİR YAPI VAR


Peki, ortaklarınız da aynı düşünceleri paylaşıyor mu sizinle?
Evet, paylaşıyor. Bunu görüyoruz. Paylaşamayacak insanlarla birlikte olamayız zaten. Trabzon’un yapısı daha farklı. Trabzon’da paylaş-
maktan ziyade ortaklığı sevmeyen bir yapı var. O nedenle ortaklıklar o
kadar gelişemiyor. Bu da şehrin gelişmesini önlüyor.
Ortak aklın size göre anlamı var mı yoksa ‘Hayır, ben zaten belli
konularda tecrübe kullanmasından yanayım.’ mı diyorsunuz?
Kesinlikle, ortak aklın benim için önemi var. Uzman olduğum konuda bile kesinlikle fikir alışverişinde bulunurum. Kendi uzmanlığımıda ortaya koyarım. İstişare olmadan iş yapmayız yani. Bu benim ilkesel
anlayışımdır.

Trabzon'a verilen demiryolu vaatlerini Saadet Partisi tiye aldı! Trabzon'a verilen demiryolu vaatlerini Saadet Partisi tiye aldı!


Şu anda geldiğiniz noktada otomotiv, asansör ve inşaat sektörlerinden oluşan üç ayrı grupta ortaklıklarınız var. Birbiriyle çok uyumlu
olmamasına rağmen nasıl sürdürüyorsunuz?
Ortaklarım çok iyi. Ortaklarımla gayet iyi anlaştığım için hiç sorun
olmuyor. Dediğim gibi paylaşmayı seviyorsan, karşındaki de seviyorsa
ve ortaklığınız güven esasına dayalı ise hiçbir sıkıntı yok.
Babanız sağ mı?
Hayır, babam rahmetli oldu.
Bütün bunlardan sonra Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Üyeliği’ni
düşündünüz…


Aslında düşünmedik. Oy kullanıyorduk mecliste ama hiç girmeyi
düşünmedik. Bizim sektörle ilgili meclisin çok hareket alanı yok. Bir
şeyler yapılabileceğini düşünmüyordum açıkçası.
İnşaat sektöründe de varsınız ama…
İnşaattan meclis üyesi değilim.


Otomotivin de pek bir önemi ve yeri yok Trabzon’da.
Seçimlerde önem arz ediyor ama sonrasında sorun çözmek için bir
hareket alanı yok Trabzon’da. Yani bizim alanda yapabileceğiniz projeler Trabzon’un projelerine uymuyor.


TTSO, TRABZON’UN EN FAZLA SÖZ SAHİBİ OLAN SİVİL TOPLUM KURULUŞUDUR


Buna rağmen meclis üyeliği görevinizi yerinize getiriyorsunuz. Ticaret ve Sanayi Odasının yaptırım gücünü nasıl buluyorsunuz?


Ticaret ve Sanayi Odası, Trabzon’un en fazla söz sahibi olan sivil
toplum kuruluşudur.
Yani TTSO’nun desteklediği her işin altından
meclis üyeleri ile beraber kalkabileceğini düşünüyorum. Yeter ki karar versin. Kararı verdikten sonra yapabilirler. Yatırım adası bunun
bir örneği olabilecek mi olmayacak mı buna da önümüzdeki günlerde bakacağız. Mevcut hükümetlerle bu işleri yürütmek zorundasınız.
Hükümetin sözlerini yerini getirmesiyle TTSO’nun da gücü ortaya çı-
kar. Ama şu bağlamda görünen olacak olduğudur. Bakalım zaman neyi
gösterir.


Gelelim Trabzon’a… Dünün ve bugünün Trabzon’undan bahsederek, gelecek Trabzon’u yorumlayabilir misiniz? Trabzon beklendiği kadar ilerledi mi size göre?
Hayır, ilerleyemedi. Trabzon’un bu coğrafik yapıyla pek fazla ilerlemesi de beklenemez. Trabzon üzerinde söz sahibi olan büyüklerimizin bakış açılarını değiştirmesi gerekiyor. Yani burada sanayi olmaz denmemesi gerekir. Burada her şey olabilir. Yeterli imkânı sağladıktan
sonra Trabzon insanının yapamayacağı hiçbir şey yok. Trabzon sadece Trabzon değil. Özellikle Gümüşhane; Trabzon’la entegre olmuş.


Gümüşhane’nin de Trabzon’un insanı da çalışkan. İnsanlarımız zeki.
Bunu dışarıya gidip yapmaktansa, Trabzon içinde imkânları sağladıktan sonra yapılsa daha iyi değil mi? Son okuduğum bir haberde,


Trabzon nüfusuna kayıtlı dünya genelinde 10 milyon insan olduğunu
öğrendim. Bunların yaklaşık 6-7 milyon civarı Türkiye’de yaşıyormuş.
Bunun doğruluğunu teyit etmedim açıkçası ama bir imkân verildiğinde
Trabzon’da bu kadar insanın yarısından biraz fazlası yaşasa neler yapılabilir!..
Yaşasa trafik sorunu var, o ne olacak?


Var ama bu da aşılabilir. Bana göre bu Kanuni Bulvarı’ndan önce
Güney Çevre Yolu’nun açılması ve ana arterlerle şehre bağlanması lazımdı. Onların uzağında da büyük sanayi bölgeleri yapılması lazımdı.


Ucuz, kaliteli hizmet verebilecek sanayi alanları çıkarılması gerekiyordu. Yani biz burada Arsin Organize’ye, Beşikdüzü’ne sıkıştık. Yeterli
imkânlar sağlanmıyor. Belki yatırım adası bunların önünü biraz açacak.
Size göre demir yolu gelecek mi?


Gelir ama çok uzun vadede gelir. Bana göre buradan bağlanacağına
Batum’dan bağlanması daha doğru. Erzincan’dan bağlanmadan önce
Batum’la bağlansın. Türk devletleri orada. İş adamları gidiyor ve görü-
yorlar oradaki durumu. İş hacmi çok yüksek. Ulaşım olmayınca, nakil
zor olunca çoğu insan vazgeçiyor.

Ben mesela asansör sektöründe o tarafa kesinlikle çok iyi mal satabilirim. Ama nakliye ve ulaşım çok zor olduğu için onların gelmesini bekliyorum. Ben gitmiyorum.
Trabzon’da turizm ön plana çıktı. Özellikle Arap turizmi… Bir gelecek görüyor musunuz?
Araplar açısından görüyorum da bizim açımızdan göremiyorum.


Neden onlar açısından olumlu, bizim açımızdan olumsuz?


Onlara gerekli hassasiyeti gösterirsek, bizim açımızdan çok iyi olacak. Onlar gelmeye devam ediyor. Onlar açısından sıkıntı yok ama biz
gerekli hassasiyeti göstermezsek yarın gelmeyebilir. Bir örnek vereyim.
Meydan’daki Hanedan Kafe’de benim ortaklığım var. Orada bir projemiz var. Meydan Parkı, Trabzon’un görünen yüzü. Tüm adisyonları üç dilde yaptık. Arapça, İngilizce ve Türkçe. Karşısına rakamları da yazdık. Masaların üzerine de koyduk. Gelen Arap veya diğer turistler
bizim orada fiyat tablomuzu görür, güvenerek yer, içer ve gider. Ama
maalesef bazı işletmelerde yok. Böyle olması gerekiyor. Bu kültürü öğ-
renmemiz gerekiyor.


TRABZON’U HAREKETE GEÇİRECEK OLAN YATIRIMLARA
İHTİYAÇ VAR


Zabıta bunu denetleyecek. Var mı yok mu diye…
Turizmle ilgili yerler Antalya’da, İzmir’de nasıl böyle hizmet veriyorsa bizim de bunu öğrenerek yapmamız lazım. İnsana turizmle ilgili
yatırım yapmamız lazım. Kişilerin kendi işletmelerine yatırım yapması
gerekiyor. Trabzon’da turizm sadece inşaat alanı ve arsa satmakla ilgili değil. Turizmden bizim insanımız bunu anlıyor. İşte Araplar geldi
şuradan 1 blok bina aldı. Bu bir ölü yatırımdır. Trabzon’u harekete ge-
çirecek olan yatırımlara ihtiyaç var. Sadece arsayla, inşaatla değil. Her
yöne yapalım. Turizmle ilgili insanlara nasıl davranmamız gerektiğini
öğrenmemiz gerekiyor. Buna Belediye, Valilik, Ticaret ve Sanayi Odası
başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları öncülük etmesi gerekiyor.
Bu her türlü eğitim olabilir. Dilden davranışa kadar birçok konuda.


Havalimanında başlaması gerekiyor eğitim ve denetimin. Gelen insanlarla anketler yapılması gerekiyor. Bu şehir bu işten kazanacaksa profesyonel yapması gerekiyor. Biz çok amatörüz şu anda. Yani bir Uzungöl’deki bakkalın 5 liraya suyu satıp da Arap turiste “Burası Uzungöl,
burada böyle.” dememesi lazım. Diyememesi lazım. Çünkü bütün şehri
etkiliyor.


Sağlık turizmi yönünden bir şehir hastanesi projesi var. Bu da ger-
çekleşirse Trabzon bir sağlık merkezi olabilir mi bölgesel anlamda?
Zaten Trabzon baktığımız zaman uzun süredir bölgenin sağlık merkezi konumunda. Böyle bir şey yapmak bizi hem dışarıya açar hem de
insanların güvenini artırır. Böyle bir şey yapmamız bize çok şey katar.
İşsizlere de istihdam sağlar.


Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?


Hayır, çok teşekkür ediyorum.


Biz teşekkür ederiz.
 

2016