Birkaç gün önce Eskişehirli bir ahbabımızla sohbet ederken şu ifadeleri kullandı. “Bizim memlekette adamın uçsuz bucaksız arazisi var ama ekmiyor, dikmiyor. Çünkü buğday 1,5 liraydı, zahmetine ve masrafına değmiyordu. Ama bu son zamanda fiyatlar yükselince ekmeye başladılar

Bu bize bir şey hatırlattı.

Başbakanlığı döneminde Prof. Dr. Necmettin Erbakan, bakan Ahmet Cemil Tunç'u şeker pancarı üreticileri birliğine göndererek, şeker pancarı için istedikleri taban fiyatını öğrenmesini ister.

Bir yıl önceki taban fiyat 2.25 TL’dır. Birlik üyeleri 3.5- 4 TL arası taban fiyat talep ederler. Erbakan kısa bir hesap yapar ve "Ahmet Bey taban fiyatı 11.5 TL olarak açıklayınız" der. Bakan Ahmet Bey "Hocam çiftçinin istediğinin 3 misli taban fiyat veriyorsunuz. Bu niyedir?" diye sorar. Erbakan Hoca "Bak Ahmet geçen yıl 200 milyon dolarlık şeker ithal etmişiz. Biz bu parayı bu sene çiftçimize verelim" der. (*)

Sonuç: Bir yıl önce 200 milyon dolarlık şeker ithal eden Türkiye ertesi yıl 500 milyon dolarlık şeker ihraç eder.

Bu iki kıssadan çıkan en önemli verilerden biri, Türkiye’nin tarıma elverişli arazilerinin çoğunun kullanılmadığı gerçeğidir. Eskişehirli ahbabımızın anlattığı doğrudan bu gerçeği açığa vuruyor, şeker pancarına iyi fiyat verilince üretimin ciddi miktarda artması da dolaylı olarak.

Sana yetiyor ama memlekete yetiyor mu?

Yalnız problemler bitmiyor, bir sonraki aşamada başka bir engele takılıyoruz. Bu sefer de Muğlalı bir ahbabımız biraz farklı bir hikâye anlatıyor: “Adamın gözünün alabildiğine arazisi var, bir kısmında portakal yetiştirip satıyor, sonra bir sene boyunca yatıyor” Yani bu vatandaşımızın buğday ve şeker pancarı yetiştiricilerinin aksine ürünü para ediyor, geliri de iyi ama daha fazlası için kendini yormuyor. Kazandığı para kendine yetiyor ama bakalım ülkeye yetiyor mu? Bunu kimse düşünmüyor sanırım. Kendi kazandığınızın kendinize yetiyor olması ülke ekonomisinin genelindeki deliği kapatmıyor, kapatmayınca da o delikten sizin kazancınız da gidiyor ama farkında bile olmuyorsunuz.

Birbiriyle bir şekilde bağlantılı da olan gıda ve enerji konuları milli güvenlik meselesidir, en az ülkenin toprak bütünlüğü kadar hem de.

Son zamanlarda genel manada ekonomik konulara ağırlık verdiğimiz dikkatli okurlarımızın gözünden kaçmamıştır. Bu konular hepimizi ilgilendiriyor ve ekonomik bağımsızlık siyasi bağımsızlıktan ayrı düşünülemez. Hep verdiğimiz örnek; bayrağımızın dalgalanması elbette çok önemli ama bir ülkede yabancı parayla alışveriş yapılıyor, fiyatlar o para birimine göre belirleniyorsa bağımsızlıktan bahsetmek komiktir. Hâttâ trajikomiktir.

Milletin azim ve kararı nerede?

Mustafa Kemal Paşa’nın imzasıyla yayınlanan Amasya Tamimi’nin bir maddesi şöyledir:  

“Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır”

Bu azim ve kararla vatanı düşman askerinden kurtardık çok şükür. Tamam da savaş bitti mi? Hayır, ekonomik savaş 100 yıldır devam ediyor ve bu savaşta millet üzerine düşeni yapmıyor. Millet bu savaşı asla aklından çıkarmamalı, para etmeyen ürün yerine alternatif ürün düşünmeli, para edeni de “kendine yetecek kadar” değil memlekete yetecek kadar üretmelidir.

Milli Mücadele’nin ilk dönemlerinde derneklerin adının sıkça geçtiğini geçtiğimiz haftalarda vurgulamıştık. Dernek sivil insiyatif demektir ve o sivil insiyatif yeniden harekete geçmelidir. Yazın dağda şenlik, kışın şehirde hamsi festivali düzenlemekten bahsetmediğimizi söylemeye gerek yok sanırım. Onları da dernekler düzenlemiyor ya, neyse…

(*) Merhum Erbakan ile ilgili örneği aktaran sevgili Ali Kılıç kardeşime çok teşekkür ediyorum.