Genç yaşta işini kurdu, kendi markasını yarattı

En az fındığı üreten kent Trabzon ama en çok ihracatı yapan kentte Trabzon.

Gökhan Turkay
Gökhan Turkay Tüm Haberleri
Haber albümü için resme tıklayın

İsmail Gençcelep, genç yaşta başladığı iş hayatında yine çok genç

yaşta kendi işini kuran ve kendi markasını oluşturmayı başaran

bir iş adamı.

Gençcelep, küçük yaşta belirlediği hedefi doğrultusunda eğitim

alır, ardından sektöre ilk adımını atar. Gösterdiği başarılı çalışmalarla

da o dönem Türkiye’nin en önemli fi rmalarından EMSAN’da 23 yaşında

bölge müdürlüğüne yükselir.

Henüz 28 yaşında kendi firmasını kuran ve adım adım ilerleyerek

‘en büyük hayalim’ dediği kendi markasını ortaya çıkaran Gençcelep,

marka oluşturma sürecini şöyle anlatıyor: “Bir marka çocuk gibidir.

Önce büyüyecek, sonra yürüyecek ve ardından da koşmaya başlayacak.

Gayret ister, özen ister, sabır ister. Ama sonunda mutluluk vardır.” İsmail

Gençcelep ile iş yaşamını, ‘hayalim’ dediği marka oluşturma sürecini,

adım adım yazdığı başarı hikâyesini ve Trabzon’u konuştuk.

İsmail Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

20.03.1966 tarihinde Trabzon’da doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimimi

Trabzon’da tamamladım. Yükseköğrenimimi Çukurova Üniversitesinde

pazarlama üzerine yaptım. Mezun olduktan sonra EMSAN

Şirketler Grubu’nda sırasıyla Bölge Müdürü (1988) ve Genel Müdür

Yardımcılığı (1991) yaptım. 1995’te kendi isteğimle ayrılarak Gençler

A.Ş.’yi kurdum. Hâlen bu fi rmanın Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yapmaktayım.

Ayrıca Simge Ltd. Şti. ortağıyım. 2007 yılında Vizyon Ltd.

Şti.’yi İstanbul’da kurarak ithalat ve ihracat işleriyle uğraşmaya başladım.

Üniversitede pazarlama bölümünü bitirdiniz ve o gün Türkiye’de

önemli bir marka olan EMSAN’da çalışmaya başladınız. Çok genç yaşta

da gösterdiğiniz performansla önemli mevkilere geldiniz. Bize bunu

anlatır mısınız?

Üniversite eğitimimin ardından 1988 yılında ulusal bir fi rma olan

EMSAN Şirketler Grubu’nda pazarlamacı olarak göreve başladım. 1989

yılında Trabzon Bölge Müdürlüğüne atandım. 1990 yılında ise Genel

Müdür Yardımcılığı’na atandım ve 1994’ün sonuna kadar bu görevde

kaldım. EMSAN Şirketler Grubu’nun Türkiye’deki faaliyet alanı

ve yapmış olduğu iş olarak kendi sektöründe bir numara olmasından

dolayı 1994’ün sonuna kadar buradaki görevimizde bütün Türkiye’yi

tanıma imkânı buldum.

28 YAŞINDA KENDİ FİRMAMI KURDUM

Denizli merkezli bu fi rmada Hakkâri Yüksekova’dan Edirne Keşan’a

kadar ülkenin her yanını adım adım gezdim. 23 yaşında bize müdürlük

nasip oldu. 1995 yılında EMSAN’da bir kriz olunca kendi firmamız olan

Gençler A.Ş.’yi bir pazarlama fi rması olarak Trabzon’da kurduk. Yaşım

henüz 28’di. İşe iki kişi başladık. Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu

illerine toptan pazarlama faaliyeti yürütüyorduk. 1995’ten sonra aile

şirketi olarak devam etti. Çok şükür her gün büyüyerek bugün bütün

Türkiye geneline mal satan bir fi rma hâline geldik.

Benim hayalim, sektörde hep kendi markamı oluşturmaktı. Bu

nedenle Gençler A.Ş.’ye ek olarak 2007 yılında da İstanbul merkezli

Vizyon Ltd. Şti. fi rmamızı kurduk ve kendi markamız olan ‘Zerden’

markasını oluşturduk. Porselen mutfak eşyaları, çatal kaşık takımları,

dekoratif ürünler, cam ürünleri olarak ürün yelpazemizi geliştirdik.

İstanbul’dan hem ithalat hem de ihracat olarak üçüncü ülkelere mal

satışına başladık; ülkenin yine her tarafında 500 civarında bayi ağımızı

oluşturduk. Bugün de hem Trabzon hem de İstanbul olmak üzere işimize

devam ediyoruz. İstanbul’da daha çok ortağımız işin başında duruyor,

biz de ithalatın ve ürün yelpazesinin oluşumu konusunda kendisine

yardımcı oluyoruz. Zerden markamız 2007’den itibaren belirli

bir tanınırlık seviyesine çıktı çok şükür.

Üretimi siz mi gerçekleştiriyorsunuz?

Üretim olarak pişirme grubunu İstanbul’da imal ediyoruz, servis

kısmını ise yurt dışından ithal ediyoruz. Bunun yanında iki fi rmamız

daha var. Gençler A.Ş. ile Fakir, Güral Porselen, Korkmaz, Porland gibi

markaların distribütörlük veya bayiliklerini yapıyoruz.

Üniversitede pazarlama bölümünü özellikle mi istediniz?

Evet, hattâ enteresandır babamın Değirmendere’de dükkânı vardı.

Ben ortaokul ve lise yıllarında okul dışında orada çalışır, ticareti öğrenirdim.

Ticarete orada başladık diyebilirim.

Benim hayalimde avukat, doktor, mühendis olmak değil; gezmeyi

çok sevdiğim için altımda bir araba olsun, şehir şehir dolaşıp mal

satayım isterdim. İki çocuğum olsun, bahçeli bir evim olsun hayalini

kurardım.

Bu hayallerinize ulaştınız mı?

Üniversite eğitimi aldım ve doğrudan aynı sektörde çalışmaya başladım.

Hani derler ya ‘İnsan kendi kaderini kendi yazar’ diye, sanırım

bu benim için tam da böyle oldu.

HEDEFLERİME YÜZDE 90 ORANINDA ULAŞTIM AMA HEDEFLER

BİTMEZ

İş hayatınıza başlarken belirlediğiniz hedefl ere ne oranda ulaşabildiniz?

Kendi sektörümde hedefl erime yüzde 90 oranında ulaştım diye

düşünüyorum. Bugün bu bölgenin en büyük pazarlama fi rmasıyız.

Anadolu’dan çıkıp da marka oluşturan ender insanlardan biriyiz, küçük

ölçekli de olsa. Tabii bundan sonraki aşaması daha önemli ve zor.

Bu markayı konuşalım biraz. Fikir nasıl oluştu? Zorlukları nelerdir?

Bir marka çocuk gibidir. Önce büyüyecek, sonra yürüyecek ve koşmaya

başlayacak. Bizim markamız tam koşuyor diyemeyiz ama şu anda

o yolda. Biz de onu koşturmak için çalışıyoruz. Bunun size bağlı olmayan

bir sürü dış etkenleri var. Örneğin devletin uyguladığı sosyoekonomik

politikalar, ithalat rejimi bunu etkiliyor. Bunlar sizi bazen

koşturuyor, bazen durduruyor. Biz de kendi mücadelemizi veriyoruz.

Hayatınızda önemli kırılma anları var mı?

Evet, EMSAN’da 23 yaşında bölge müdürü olmuştum. 50’ye yakın

personelim vardı. Ben kendimi hep bu şirketin parçası olarak görüyordum.

Eğer ifl as etmemiş olsaydı, ben hâlâ orada çalışıyor olacaktım

çünkü o fi rmaya çok bağlıydım. 1994 krizi EMSAN’ı batırınca biz de

1995’te mecburi olarak kendimize yeni bir iş kurduk, kendi markamızı

oluşturduk. Bu benim için bir kırılma ânıdır. Bu fi rma, krizin üzerine

zor şartlarda kurulmuş bir fi rmadır. Bu şartlarda kurulan bir fi rma

ayakta kalabilirse, ilerisi için çok daha iyi şeyler yapabileceğinin göstergesidir.

Çok şükür bizim için de öyle oldu.

TTSO Meclis Üyeliği fi kri sizde nasıl oluştu? İkinci dönemde yönetim

kuruluna girdiniz...

TTSO’ya bir dostumun vasıtasıyla, hiç aklımda olmayan bir teşebbüste

bulunduk ve girdik. İyi de oldu. İşin içine girdikten sonra TTSO’nun

çok büyük ve önemli bir STK olduğunu, önemli faaliyetler yürüttüğünü

gördüm.

İlk dönemimiz daha çok Oda’yı ve organlarını, insanları tanıma dönemi

olarak geçti. Ama ben o dört yılda Oda’nın bütün faaliyetlerine

katılıyordum. Bu faaliyetler aslında herkesin katılması gereken faaliyetler.

Her ne hikmetse bunu bir türlü sağlayamıyoruz. Meclis üyesi olduğumuz

dönemde kendi sektörümüzdeki arkadaşlarla birkaç faaliyet

yapalım istedik. İlk faaliyetimize 300 kişi çağırdık fakat 25-30 kişiyi

zor toparladık. Bizim için bir moral bozukluğu oldu tabii… İnsanlar

oradaki faaliyetlere çok uzak, getiremiyorsunuz.

TTSO ŞEHRİN GERÇEK SAHİBİDİR

TTSO, Trabzon için ne anlam ifade ediyor?

Bence TTSO, Trabzon’un gerçek sahibidir. TTSO’nun iyi yönetilmesi,

işin ehli olan insanların hem meclis üyeliğinde hem de yönetimde

bulunmaları gerekir. Çok başarılı iş adamlarımız var ama meclis

üyeliğini bile istemiyorlar. Bana göre onların meclis çatısı altında olmaları

gerekir ki insanlara, şehre faydaları dokunsun, katkı sağlasınlar.

Dışarıda kalınca şehre nasıl katkı sağlayacaksınız?

Yönetim kurulu üyeliğiniz sorumluluğunuzu artırıyor mu?

Yönetim kurulu üyesi olmak sorumluluğu artırıyor tabii. 2 yıllık

yönetim kurulu üyeliğimizde daha aktif bir çalışma içine girdik. Dışarıdan

bu belki çok görünmeyebilir ama öyle değil. Odamızda her gün

bir faaliyet vardır. Şu anda bile ben bu röportajı verirken Oda’da bir

faaliyet vardı ve benim randevum olmasaydı orada olacaktım.

YATIRIM ADASI TRABZON’A SON YÜZYILDA KAZANDIRILMIŞ

EN BÜYÜK PROJE OLACAKTIR

Bu dönemde bana göre yapılan en önemli icraatlardan birisi Başkanımız

Suat Bey’in büyük bir öngörüsüyle, yatırım adası fi krinin oluşması

ve yönetimde geliştirilmesidir. Bu, bana göre şehrimize kazandırılmış

son asırdaki en büyük projedir. Bütün altyapısı oluşturuldu

hem de halka ve kamuoyuna sunuldu, sahiplenildi. Bu çok önemli. Sağ

olsun vekillerimiz de bunu sahiplendi. Basınımızda özellikle günebakış

gazetesinin buna çok büyük katkıları olmuştur. Kendilerine teşekkür

ederim. Böylece bunu şehre mâlettik. Bundan sonrası siyasilerin işi

olsa da biz yine görevimizi yaparak takibini yapacağız ve şehre kazandıracağız.

Ben de bu yönetimde olduğum için gurur duyuyorum.

Marka hakkında konuşalım. Bu fikir sizde nasıl oluştu? Bir marka

ortaya çıkarmanın zorlukları nelerdir?

Bayisi olduğumuz markaların satışında çok büyük zorluklar yaşıyorduk.

Markanın gerçek sahibi sizin satış politikanızı belirliyor. Rekabet

şartlarıyla birlikte para kazanamamak içgüdüsüyle ne yapabiliriz

diye düşündük. Bir hayalimiz de vardı. Bunlar birleşince güçlü bir fi kir

ortaya çıktı.

EMSAN döneminde birlikte çalıştığımız üç arkadaş bu markayı

oluşturduk. Zorlukları var tabii, yeni bir marka oluşturuyorsunuz ve

karşınızda sektörde çok güçlü fi rmalar var. Bunlarla nasıl rekabet edeceksiniz?

Reklam bütçeniz onlarla baş edemiyor. Yetmezse ne yapacaksınız?

Bu kez fi yat ve kârdan fedakârlık yapıyorsunuz. Bayi ağınızı

oluşturmanız gerekiyor. Türkiye’nin her ilinde ve ilçesinde bayilerimiz

var. Şu anda Yüksekova’da bile selam verip bayi yapacağım müşterim,

dostum var. Bunlar hep birer sermayedir, hepsi parayla olmuyor. Bayi

ağını oluşturduktan sonra zorluk bitmiyor. O mağazada sizin markanız

nerede? Vitrin hâkimiyetini sağlayacaksınız.

Pazardan beklediğiniz payı alabiliyor musunuz?

Şu anda dış etkenlerden dolayı istediğimiz, hedefl ediğimiz payı aldığımız

söylenemez. Ama beklentimizin yüzde 60-70’lerini karşılıyoruz

çok şükür. Bu da bizi mutlu ediyor.

Dış etkenden kastınız nedir?

Çok farklı etkenler var. Yurt dışından mal getirirken vergimizi ödüyoruz

ama başka bir fi rma vergi ödemeden malını geçiriyor. Sınırlarımız

tarumar olmuş. Kaçak yollarla girişler var. Onlar vergi ödemeyince

fi yat rekabeti bizi zorluyor. Bunlar hepimiz için ekonomik kayıplardır.

Herkes vergi verse aslında herkesin hasılası artacaktır. Ama birileri veriyor,

birileri kaçırıyor ve denge bozuluyor.

İsmail Bey, biraz da Trabzon’a dair konuşalım. Trabzon’un daha

gelişmiş ve kalkınmış bir şehir olması için sizce neler yapılmalı?

Trabzon’u çok seviyorum. İşimin yarısı İstanbul’da olmasına rağmen

Trabzon’dan ayrılmıyorum. Trabzon’un geleceğine bakıldığında

Allah’a şükür 10 sene önceki Trabzon değil. Bir ekonomik canlılık var

şehirde.

Burada her şeyin olacağını düşünüyorum ve buna inanıyorum. Burada

sanayi de olur. Trabzon insanı üretkendir, sanatkârdır. Şu anda 4

tane OSB var ve bildiğim kadarıyla hepsi dolu ve yenileri oluşsa oraya

da talep olacaktır. Demek ki burada sanayi olur. Önemli olan bu sanayi

bölgelerinin artırılması. Bunun akabinde daha büyük sanayicileri buraya

çekmek önemli. Çünkü bölgemizin hinterlandına bakılırsa koca

bir Rusya, Kafkaslar ve Uzak Doğu var. Trabzon, İpek Yolu’nun geçişi

diyoruz. Özellikle demir yolu olsa bütün bağlantıları sağlayabiliriz. Buradan

bir lojistik çıkarabilirsiniz. Merkezi konumda bir şehir. Sanayi

de olur, ticaret bin kere olur. Türkiye’nin en büyük ihracatçıları Trabzon’da.

Fındık, sebze ve meyve ihracatında çok öndeyiz.

FINDIK İHRACATÇILARININ SAYISI YÜZLERİ BULMALI

En az fındığı üreten kent Trabzon ama en çok ihracatı yapan kent

de Trabzon. Fındık ihracatçılarının bence yüzlerce olması lazım. Trabzon

bir fındık ihracat kenti olması lazım. Kaynak bu bölgede. Buradan

dünyanın her tarafına fındık satabiliriz.

Trabzon aslında keşfedilmemiş bir yer değildi ama ulaşım olarak

kolay değildi. Samsun’dan Trabzon’a 6-7 saatte geliniyordu. Hava yolu

ulaşımı pahalı idi. Tur firmaları buraya tur düzenleyemiyordu.

Şimdi ulaşım imkânları arttı. Trabzon-Samsun, Trabzon-Erzurum

arası 3 saat. Uçaklar ucuzladı. Böylece hem iç hem de dış turizm için

şartlar değişti. Bizim Oda olarak son yıllarda başardığımız işlerden birisi

de Araplar başta olmak üzere dış turizmle ilgili başarılı çalışmalar

yapıldı. Şu anda bunun meyvesini daha yeni yeni almaya başladık, daha

da iyi olacak.

Fındık Rekolte Tespit Komisyonu’nda görevliyim. Fındık 2 milyar

doların üzerinde ihracat getirisi olan çok değerli bir ürün. Halkımız

bunun değerini çok iyi bilmeli. 2 sene önce bir don olayı oldu, fındığın

fi yatı 4 liradan 22 liraya çıktı. Aslında kaybolan en fazla 200 bin tondu.

Gerçekleşen rekolte 450 bin ton civarında. Toplam 650 bin, 200 bin

düşük rekolte ile fındık 22 liraya çıkmaması gerekirdi ama demek ki

fındığın fi yatı daha önceki yıllarda baskı altında tutuluyordu. Demek ki

bu ürünün gerçek fi yatı buydu. Bu don olayı fındıkta bir kırılma noktası

oldu. Fındık tarımını öldürmemeliyiz. 2 milyar dolar ihracatı kaç

fabrikada üretim yaparak sağlayacaksınız? Bu ürünün kıymetini bilmeliyiz.

Fındığın alternatifi ni aramak yerine buna daha çok eğilmeli,

gereken önemi vermeliyiz.

Sizin anlattıklarınızdan şunu anlıyorum, bütüncül bir kalkınma

politikasına işaret ediyorsunuz. Hiçbir özelliğimizi ve sektörü dışlamadan

şehrimizi geliştirip kalkındırmalıyız.

Aynen öyle. Trabzon ekonomisine bakarken bütüncül bakmalı; turizmi

ticaretten, ticareti sanayiden, sanayiyi tarımdan ayırmamalıyız.

Bütün sektörlerimiz aynı paralelde yürümeli. Hiçbirini dışarıda bırakamayız.

Genç ve başarılı bir iş adamı olarak genç girişimcilere hangi tavsiyeleriniz

olur?

Ben hep şunu savunurum; okuma kapasitesi olan okusun ama bunun

kararı ortaokul yıllarında verilmeli. Eğer okumuyorsa fazla zorlamamak

lazım. Yapabileceği işe yönlendirilmeli. Böylece gençlerimiz

kaybolan değerler olmamalı. 30 yaşına gelince hâlâ ne yapacağını düTrabzon

şünmemeli. Bir alanda eğitim almış veya çalışmış olsa böyle olmaz.

Bütün sanayilerde eleman boşlukları var. Oralarda yetişmiş olsalar 25

yaşında belki kendi işini kuracak.

GENÇLERE TAVSİYEM; KESİNLİKLE BELLİ BİR YAŞTA OKUMAYLA

İLGİLİ KARARI İYİ VERMELİLER

Gençlere tavsiyem; kesinlikle belli bir yaşta okumayla ilgili kararı

iyi vermeliler. Çünkü zaman iş dünyasında çok önemli. İkincisi kendilerini

çok iyi yetiştirmeliler. Yabancı dil mutlaka öğrenmeliler. Sosyal

hayatın içinde olmalılar. Bulundukları şehri, ülkeyi iyi tanımalılar; zamanını

ve parasını iyi yönetmeliler. Personeli çok iyi değerlendirmeliler.

Bir işe girdiklerinde kaybedebilirler, morallerini bozmadan tekrar

devam etmeliler. Çok başarılı olan iş adamlarına bakınca hepsinin temelinde

böyle kötü bir tecrübe vardır ama yılmamışlardır ve başarmışlardır.

Yoğun bir iş hayatınız var. Kendinize, ailenize yeterince zaman ayırabiliyor

musunuz?

TTSO Yönetimi, Trabzon ve İstanbul’daki işler derken gerçekten

de çok boş vaktimiz yok. Ama işten kalan zamanımda çocuklarla, ailemle

olmayı prensip edinmişimdir. Yılda mutlaka en az bir kez tatile

çıkarım. Trabzonspor maçları tutkumuz, maça gideriz. Arkadaşlarımla

bazen yemeğe çıkar sohbet ederiz. Yürüyüş yapmayı severim. İşim gereği

seyahati çok severim.

İsmail Bey teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

09 Tem 2022 - 14:17 - Gündem

Muhabir  Gökhan Turkay


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 61 Medya Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 61 Medya hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler 61 Medya editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 61 Medya değil haberi geçen ajanstır.