Salih AKTÜRK: Çok zor bir süreç bizi bekliyor. Bugün Suriye’nin kuzeyinde bir devletoluşturulmaya çalışılıyor. Her ne kadar adına Kürt Devleti deseler de bunun altındabambaşka bir proje, Orta Doğu, İsrail projesi olduğunun farkındayız. Onlar kendi sonlarını hazırladılar. Patlaması için bir dinamit ve uzun bir fitil bıraktılar. Bu ateşi yaktılar. Ama bu dinamitbiz de değil onların elinde patlayacak.

Salih AKTÜRK: Çok zor bir süreç bizi bekliyor. Bugün Suriye’nin kuzeyinde bir devlet
oluşturulmaya çalışılıyor. Her ne kadar adına Kürt Devleti deseler de bunun altında
bambaşka bir proje, Orta Doğu, İsrail projesi olduğunun farkındayız. Onlar kendi sonlarını hazırladılar. Patlaması için bir dinamit ve uzun bir fitil bıraktılar. Bu ateşi yaktılar. Ama bu dinamit
biz de değil onların elinde patlayacak.

15 Temmuz gazisi o geceyi anlattı: “Bize mermi sıkana biz taş bile atmadık” 15 Temmuz gazisi o geceyi anlattı: “Bize mermi sıkana biz taş bile atmadık”

15 Temmuz gecesi bir kalkışma yaşandığından ilk nasıl
haberdar oldunuz?

gazisalihakturk
Salih AKTÜRK: 15 Temmuz gecesi, bir cuma gecesiydi.
Çok iyi hatırlıyorum. Mesaim bitmiş, eve gelmiştim. İstirahat
edip, ertesi gün yine çalışacaktım. Akşam namazını kıldım. Yatsı
namazını da kılar istirahat ederim, dedim. Saat 23.00 sularıydı.
Yarı uykulu yarı baygın durumdaydım. Eşim yanıma geldi.
“Salih kalk! Darbe oluyor!” dedi. Darbe kelimesini duyunca bir
tuhaf oldum. Aşina olmadığımız bir şey. 80 Darbesi’nde ben çocuktum.
“Darbe oluyor.” diyor ama ülkede darbe olduğu aklımın
ucundan geçmiyor. Televizyon kanallarına baktım. Gerçekten
askerler Boğaziçi Köprüsü’nü tutmuş, dışarda araçlar, ortada bir
hareketlilik var. Biz de ne olup bitiğini anlamaya çalışıyoruz. İlk
aklıma gelen şey “Reis ne oldu?” sorusuydu… Cumhurbaşkanı
televizyona çıktığında da ben zaten evden çıkmıştım.

Telefonuma bazı mesajlar geldi. Cumhurbaşkanının havaalanına geleceği yazıyordu.

Bir yakınımla irtibata geçtim. “Arabanı al gel.”
dedim. Çocuklarım zaten çok küçük. Eşime, “Kapıyı kilitle.
Benden haber bekle.” diyerek evden çıktım. Yakınım sağ olsun
hemen geldi, 23.30 gibi yola çıktık.


Bir darbe girişimi olduğunu öğrendiniz. İlk nereye gittiniz?
Salih AKTÜRK:
Önce Başakşehir AK Parti İlçe Teşkilatı’na
gittik. Henüz Başakşehir’de askeri bir hareketlilik yoktu. Yollar
açıktı. İlçe teşkilatının orada organize olduk. Konvoy halinde
bütün araçlarla Atatürk Havalimanı’na doğru yola çıkıldı. Saat
gece yarısını biraz geçiyordu. Başakşehir’den çıkıp Basın Ekspres Yolu’na girdik. Çok fazla ilerlemeden yolun kesik olduğunu
gördük. Bütün araçlar durmuş, tanklar yolları kapatmıştı.

Geliş-gidiş istikametinin ikisi de kapatılmıştı. Yollardaki bütün ışıklar
karartılmıştı. Araçlar konvoy halinde bekliyorlardı. “Ne oldu?”
dedim. Tanklar tarafından yolun kapatıldığını söylediler. Yolun
kapatılmasının sorun olmadığını farklı güzergâhtan yolumuza
devam edebileceğimizi söyledim. Çobançeşme Havaalanı Kavşa-
ğı’na bir şekilde geldik. Zırhlı personel taşıyıcı ZPT’ler ile de ilk
orada karşılaştık. İki tane ZPT konuşlanmıştı. Askerler vardı ama
rütbeleri yoktu. Araçlardan aşağı indik. Yaşça büyüklerimiz
orada bekleyen askerlere, “Burada ne işiniz var?” diye sordu.


Bizler de yanlarındaydık. Asker, “Bizi buraya göreve gönderdiler.” dedi. Bir amca, “Oğlum darbe oluyor. Siz bir darbeye iştirak ediyorsunuz. Haberiniz var mı bundan?” diye sordu.
Çocuklarda hiç ses yoktu. Yine ağabeylerimizden biri, “Bu çocukların bir şeyden haberi yok. Biz devam edelim.” dedi. Arabalara bindik. Havaalanının içine doğru hareket ettik. Ama içerdeki
tankların hareketliliğini görüyoruz. Müthiş bir hareketlilik var. O
sinirle ne bulduysak yerden söküp, onlara atıyoruz. Bir yandan da
yola devam ediyoruz. Saat gece 01.00 sularıydı. İç-Dış hatların
oraya kadar geldik. Orada bir grup asker vardı. Havaalanını iş-
gale gelmiş asker ile asıl orada karşılaştık.


Havaalanı kalabalık mıydı?
Salih AKTÜRK:
Biz hemen hemen ilk gidenlerdendik diyebilirim. Çünkü havaalanında ilk vurulan, 16 yaşında şehit olan o
çocuğun silah seslerine tanık olduk. Yalnız başa dönüp, şunu
söyleyeyim. Havaalanında ilerlerken polis arkadaşlarla karşılaş-
tık. Gerek Özel Harekât olsun, gerek normal polis olsun, hepsi
oradaydı. Bir tarafta polisler var bir tarafta askerler. Arada bir

sürtüşme yok ama bir taraf galip gelecek. Ama kim belli değil!
Çok iyi hatırlıyorum. Polis arkadaşlardan biri ellerini açmış,
“Koşun, gelin!” diye bize işaret ediyordu. İçimizden bazı arkadaşlar polislere sarıldı. “Geldik. Hiç merak etmeyin.” dediler.
Hatta bende sarıldım…

Bir müddet sonra asıl işgal edilen, askerlerin çoğunlukta olduğu yere geldik. Yanımızda polisler de vardı.
O askerlere, “Yapacağınız bir şey yok. Çıkıp, teslim olacaksınız.”
dedik. Tam emin olamamakla birlikte 200’e yakın askeri personel vardı. Biz, “Silahlarınızı bırakın.” diyoruz. Onlar bırakmıyor.
Öte yandan da silahlarıyla teslim olan askerler polisler tarafından
araçlara alınıyor. O ara bir sürtüşme oldu. Askerlerden biri silahını ateşledi. Hedef alındı mı, alınmadı mı bilmiyorum. Ama
patır patır silah sesleri gelmeye başladı. Ateş eden askerin elindeki silahı almaya çalıştık ve aldık. Kalabalık her geçen dakika
artıyordu. İnsanlar tankların üzerine çıkıp, askerleri teslim alı
yordu. Biz de, “Artık emir komuta sizde değil halk da!” diye telkinlerde bulunuyorduk. Öte yandan Özel Harekâtçı arkadaşlar,
“Öleceksek de burada öleceğiz!” diye bağırıyorlardı.

Siz nasıl yaralandınız?


Salih AKTÜRK: Tankın üzerine çıktım. O tankın içindeki
askerler teslim olmamak için direndiler. Tank, insanın içini ürkü-
ten bir motor sesiyle yavaş yavaş hareket etmeye başladı. O sı-
rada ben üzerindeyim. Tank havaalanını terk etme eğilimine
girmişti. Hızlı bir şekilde hareket etti. Başımı çevirdim. Hangi
yöne gideceğine bakacaktım ki; o esnada bu tank Vasfi Yılmaz’ın
üzerinden geçti. Geçtikten sonra ben kafamı kaldırdım, ne oldu-
ğuna baktım. Uzanmış yerde yatıyordu. Sonra tank yanlış yöne
girdi.

Havaalanının içine giren perona yöneldi, durdu. Durduktan
sonra o şuursuz psikoloji ile kendimi üzerinden atmak istedim.
Ama öyle bir şey oldu ki durmasıyla kalkması bir oldu. Ben dengemi kaybettim ve üzerinden düştüm. Öyle bir yere düştüm ki,
park etmiş aracın üzerine düştüm. Araca tutunmaya çalıştım, yine
olmadı. Bu defa da kaldırıma düştüm. Tankın geri çekilip, manevrayla dönmek istediğini anladım. O arada da karşımda bir
direk var, önünde de 5-6 kişi var.

Onları net görebiliyordum.
Tank manevra yapmak isterken o insanlara çarptı. Bunu gördüm.
Direği devirdi. Baktı ki gidemeyecek, çünkü halk müthiş bir
tepki gösteriyordu. Sonra tankı tekrar geri alıp, normal yola girip
kaçtılar. Kendimi toparlamaya çalışıyordum. Bir yandan da tankın üzerinden geçtiği o arkadaşa ne olduğunu merak ediyordum.
Kalktım, çok şükür elim ayağım tutuyordu. İlerledim, o arkadaşa
ne olduğunu sordum. Hastaneye götürüldüğü söylendi. Sonra, beraber geldiğim yakınımı aradım. Nerede olduğunu sordum. Bir
yandan da bir grup asker var. Millet onların üzerine yöneldi. Halk
sürekli tekbirler getirerek onlara teslim olmalarını söylüyordu.
İleri gitseler daha kötü olacaktı. Orası daha kalabalıktı. Halk galeyana gelip askerleri linç edebilirdi. Neyse ki askerler silahlarıyla teslim oldular. Polis onları da aldı. Son kule kaldı.

Dedilerki: “Kule işgal altında.” Bazı arkadaşlar oraya gitti. Nispeten onları da etkisiz hale getirdiler. Sonra Reis havaalanına geldi. Orada konuşması oldu. Bir yandan da uçak sesleri geliyor. Bu jetlerde
ses patlaması diye bir olay varmış. Yine, sanki bir yere bomba atmışlar gibi bir ses geldi. Biz bir yere bomba attılar sandık. Etrafa
bakıyoruz. O sırada uçak üzerimizden geçti. Tabiri caizse elimi
uzatsam, dokunacağım. Pilotun halka baktığına net bir şekilde
şahit oldum… Tankın üstündeyken, Vasfi Yılmaz’ın üstünden
geçmesine şahit oldum. 16 yaşındaki çocuğun şehit olmasına,
halkın onu bir an önce hastaneye yetiştirme çabalarına şahit
oldum… Şahit olamadım ama tank hanım bir kardeşimizin de
üzerinden geçmiş. Şehit olmuş. İki kardeşimize de Allah rahmet
eylesin.


Vücudunuza çok darbe aldınız mı?
Salih AKTÜRK:
Düştüğümde pek bir şey hissetmedim. Yaralandığımın farkında değildim. Ya tankın üzerindeyken demirlere vurdum ya da yere düşerken yaralandım. Diz kapaklarımdan
aşağısı hep darp olmuştu. Ayağımda bir sıcaklık hissettim. Panto
lonumu yukarı kaldırınca kan aktığını gördüm. Her yerimde ufak
sıyrıklar vardı. Ama ayağımdaki sızı artmaya başladı. Havaalanında mutlaka bir klinik olacağını düşündüm. Emniyet güçlerine
sordum. Dış hatların ikinci katında olduğunu söylediler. Arkadaş-
larla çıktık. Tankın üzerindeyken düştüğümü doktora anlattım.
Yarayı temizlediler. İlk müdahaleyi yaptılar. Oradaki doktor ertesi gün mutlaka genel bir cerrahın yaramı görmesini söyledi.
Sabah 6 gibi havaalanından ayrıldık. Arkadaşa dedim ki: “Eve bir
gidelim. Ülkenin genelinde ne olup bitiyor anlayalım. Sonra yine
çıkarız.” Eve dönüş yolunda yollarda bir sürü askeri araç vardı.
Hiç yoksa halk 20 tane tankı etkisiz hale getirmişti. Orada olduğu
gibi duruyorlardı… Eve geldim. Eşime ayağımın yaralandığını
söyledim. Ama açıkçası hastaneye gitmeye hiç niyetim yoktu.
Çünkü kimin ne olduğu belli değildi. Bir yandan ayağımı dinlendiriyordum bir yandan da haberleri izliyordum. O sırada Külliye’nin bombalanmasını canlı yayında izledim. Dedim: “Allah
yar ve yardımcımız olsun. Durumlar hiç iyiye gitmiyor.”… Birkaç saat evde dinlendikten sonra kalkmak istedim. Ayağımın üzerine basıyorum ama his yok, sanki ayağım kütük. Ayağım bu
vaziyetteyken hareket edemeyeceğimi anladım. Kanuni Eğitim ve
Araştırma Hastanesine gittim. Doktor ayağımın kırılmadığını
ama bütün liflerin zedelendiğini söyledi. Ayağımda kesik vardı.
Yara yeniden temizlendi. “20 gün sonra kontrole geleceksiniz.”
denildi. Bu durum adli bir vaka olduğu için hastane polisine
ifade vermem gerektiği söylendi. İfademi verdim ve ayrıldım…
Tekrar kontrole gittiğimde ayağımda morarmalar ve şişmeler
vardı. Bende hatalı davrandım. Üzerine basarım diye düşünüp,
dikkat etmedim. Doktor kesinlikle üzerine basmamı, istirahat etmemi, yoksa daha kötü olacağını söyledi. Secdeye dahi gidemiyordum. Yaklaşık üç ay tedavi sürecim devam etti.

15 Temmuz gecesi bir darbe girişimi yaşandı.

Sonraki süreçte gelişmeleri takip ettiniz mi?
Salih AKTÜRK:
Tabii bu işin sonradan kimlerden kaynaklandığı, iç-dış kaynaklardan kimlerin ortak olduğu hepsi çözülmüş oldu.

Gaziliğime, memleketin kurtulduğuna mı sevineyim
yoksa köylüm, bir şekilde tanıdığım dediğim yaklaşık 170 memurun FETÖ soruşturmalarının ardından görevden alınmasına
mı utanayım! Bu insanların bazıları çok iyi mevkilerdeydi.


Darbelerin demokrasiye zarar verdiği konuşulurken,
böyle bir darbe girişiminin yaşanması size ne hissettirdi?


Salih AKTÜRK: 80 Darbesi’nde çocuktum, hatırlamıyorum.
İlk kez bir darbe girişimine şahit oldum. Böyle bir girişimin ger-
çekleşeceği şehir efsanesi gibi ortalıkta konuşuluyordu. Ya da
Cumhurbaşkanının zehirleneceği… Şahsım adına bunlara hiç ihtimal vermemiştim. Meğerse bu planları bizim içimizdeki hainlerle yürütüyorlarmış. Darbe olduğunu ilk duyduğumda, bu
darbenin önünde durulması gerektiğini düşündüm. Çünkü darbeler her zaman bir başkası adına yapılmış işgallerdir. Türkiye’de
yapılan darbelerin dibine baktığınızda başka elleri görüyorsunuz.
Sizin bir fiil kendi insanınızı maşa olarak kullanıp, hükümeti devirmişler… O gece bende bir mücadele hissiyatı oluştu. “Bu darbeye kesinlikle dur demeliyiz” düşüncesi oldu. Çünkü büyürse
bir iç savaş olacaktı.

Halen de iç savaş çıkarmak derdinde olanlar var.

Suriye’nin kuzeyinde kurulmaya çalışılan ülkeye silah
yardımına devam ediliyor.

Bir ülkeyi etkisiz hale nasıl getirirler?
İç savaş çıkartarak, kendi derdine düşürerek.

O gece insanları sokağa çıkaran neydi? Ülkenin etrafında
olup bitenlerin farkında olmak mı? Yoksa geçmişte yaşanan
darbeler mi?


Salih AKTÜRK: Bunun tek bir karşılığı var. Allah müsaade
etmedi. Evet, birçok şey söylendi. İşte tüm askerlerin darbe taraftarı olmaması, darbenin erken saate çekilmesi, Ömer Halis
Demir’in kahramanlığı, Cumhurbaşkanının çağrısı, halkın sokağa dökülmesi… Evet, bunların hepsi birer vesiledir. Ama
galip olan Allah’tır. Allah istemedi. Biz sadece millet tarafına
dönmesine aracı olduk. Asker zaten milletinin devletinin yanında
olur. Lakin bir grup hain asker değilmiş. Zaten onların siciline
bakıyorum. Çoğu dışarıda okutulmuş, NATO’da görev almış astsubaylar. Buraya gelmişler ama bizim değil onların askeri olmuşlar.

 

O gece sokağın nabzını tuttunuz. Atmosfer nasıldı?


Salih AKTÜRK: Bir tek şey düşündüm. Asker eğer başarılı
olursa bizim işimiz biterdi. Vatan diye bir şey kalmazdı. İşte o
gece vatan sevdalıları öne çıktı. Ve bu zincirin halkaları gibi birbirini takip etti. Müthiş bir kalabalık vardı. Ama evinde oturanlarda oldu. Bunu da unutmayacağım. Gece 02.00’de banka
şubelerini açtıranlar oldu. Belki evinde oturan insanların çoğu da
gönlünden darbenin başarısız olmasını diledi. Ama o zaman bir
dışarı çık. Elini kolunu salla. Tepkini göster. Tarafın belli olsun.
Hani Hz. İbrahim’in hikâyesi var ya. İbrahim ateşe atılırken karınca su taşıyormuş. Kertenkele karıncaya demiş ki: “Dur ne yapıyorsun? Yanacaksın!” Karınca da, “Yanarsam yanayım,
tarafım belli olsun.” demiş.


Darbe başarılı olsaydı, Türkiye bugün ne durumda
olurdu?


Salih AKTÜRK: Eğer onların ifadelerine bakarsanız 1 milyon insanı asacaklardı. Kesinlikle insanlar kırılacaktı. Bakın
Allah korusun bu ülkede bir iç karışıklık çıkarsa; ne Suriye’ye,
ne Libya’ya, ne Irak’a ne de başka bir yere benzer. Öyle 60’daki,
70’deki gibi de bitmezdi. Sonunu ancak Allah bilirdi. Bir kıvıl

cım ateşlenmesin, barajın önünde duran set gibi, suyun nereyi gö-
türeceği belli olmazdı. Bazı kesimlerin müthiş bir kini var. Ne diyorlar: “Önce çıkıp sizi asacağız.” Ve bunu diyen insanlar bizim
gibi alnı secdeye değen insanlar. Şimdi bunu duyduktan sonra bir
iç karışıklığın nereye varacağını ne kadar tahmin edebilirsiniz? ...
Benim oturduğum semtte muhafazakâr bir kesim var. Ben milliyetçi bir insanım ve bununla da gurur duyuyorum. İkiyüzlü hiç
olmadım. Ben vatanına ve milletine canını hiç düşünmeden feda
edebilecek bir insanım. Benim milliyetçiliğim rahmetli Muhsin
Yazıcıoğlu’nun milliyetçiliğidir. Ben kendimi böyle tanımlıyorum. Ben hayatımda sadece bir kere mitinge gittim. Çocuktum o
zamanlar, gittiğim miting de onun mitingiydi.


O gece ortaya konulan irade içerideki ve dışarıdaki güçlere nasıl bir mesaj verdi?
Salih AKTÜRK:
Ben bir Osmanlı torunu olarak kendimi benimsedim. Bizim ayağa kalkmamamız için birilerinin elinden geleni yaptığını biliyordum. Ama su yüzüne çıkmamıştı. FETÖ
denen kişinin doğru biri olmadığını, hakkında bazı şeyler söylendiğini duyuyorduk. Her şerde bir hayır vardı. O gece bizden gibi
görünen insanların bizden olmadıklarını gördük. Vatan millet nidaları atanların tam tersi insanlar olduğunu gördüm. Bizi bir zincire vurmuşlar ve o zincirden kurtulmamamız için o ana kadar
elinden geleni yapmışlar. Şimdi biz Allah’ın izniyle bir yerden
bu zinciri kırdık. Eğer milli irademize sahip çıkarsak bizi hiçbir
güç durduramayacaktır. Resûlullah’ın bir sözü var: “Onlar dünyaya iki defa hâkim olacaklar!” Birincisini geçtik, ikincisinin arifesindeyiz. İkinci cihan devleti olmak biraz sancılı geçecek.
İçimizden bir kesim halen direniyor. Türk milleti olarak biz dünyaya hükmedeceğiz.


15 Temmuz gecesini nasıl tanımlarsınız?


Salih AKTÜRK: Damarlarımızdan bize öyle bir narkoz vermişler ki o geceye kadar uyuyormuşuz. 15 Temmuz gecesi ger-
çekten bir diriliş ve uyanış gecesi oldu. Tabiri caizse komadaki
bir hastanın uyanması gibi uyandık. Bunları kendimden pay bi-
çerek konuşuyorum. O gece yeniden şahlanışın gecesidir. Aslında söylenecek çok şey var. Önce vatan, önce toprak… Vatanın

olmazsa ne bayrağın
olur, ne dinin olur.
Bana, “Önce vatanın
mı, dinin mi?” diye
sorsalar “Vatanım.”
derim. Çünkü vatan
olmazsa hiçbir şeyiniz olmaz. Öleceksen de vatan için
öleceksin. Vatan
sevgisi de imandandır. İmanın kanıtı
vatan sevgisidir.

Son olarak ne
söylemek istersiniz?

 

Salih AKTÜRK:
Çok zor bir süreç
bizi bekliyor. Bugün
Suriye’nin kuzeyinde bir devlet
oluşturulmaya çalışılıyor. Her ne kadar adına Kürt Devleti deseler de bunun altında
bambaşka bir proje, Orta Doğu, İsrail projesi olduğunun farkındayız. Onlar kendi sonlarını hazırladılar. Patlaması için bir dinamit ve uzun bir fitil bıraktılar. Bu ateşi yaktılar. Ama bu dinamit
biz de değil onların elinde patlayacak.

Sonun başlangıcındayız…
İnternetten izledim. Nasıl bir canilikse Suriye’de anasız babasız
kalmış çocukların canlı canlı organlarını alıyorlar. Şeytan bunları
görse şerri bana bulaşmasın diye bunlardan kaçar. Görüntüleri izleyince aklım gitti. Kendi çocuklarım aklıma geldi. Müslümansanız çok dikkatli ve uyanık olmanız gerekiyor. Niçin? Bu tür
musibetlere maruz kalmamak için. 15 Temmuz gecesinden sonra
benim birçok algım değişti. “Şu dünyada bir şey olmaz.” diyorsunuz ya, emin olun olur. “Olmaz” diye bir şey yok. Yanılgıdayız.
Tedbirli olmamız lazım.