Bu yazının konusuna karar verdikten hemen sonra sosyal medyayı aktif kullanan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in paylaştığı bir video gördüm. Selamiali Mahallesi’nin kadim sakinleri olan Roman vatandaşlarımız ticari bir girişimde bulunmuşlar. Hilmi başkanın ifadelerine göre patates-soğan toptancılığı yaparken “işimize nasıl değer katarız” diye düşünmüşler ve hepsi mahalleden 50 kişinin çalıştığı bir patates işleme tesisi kurmuşlar.

Bu girizgâhı niye yaptık? Roman diye herkesin bildiği isimlerini kibarca yumuşattığımız vatandaşlarımız eğlenceden, çalıp oynamaktan başka bir şeyle meşgul olmazlar diye bilinirler ama böyle örnek bir girişime imza atmışlar işte. Konunun önemi de şahsen hep vurgu yaptığım, ülke ekonomisi için vatandaşın daha fazla insiyatif alması gerektiği fikriyle örtüşmesinden kaynaklanıyor. Yani toplumun algısındaki yaşam tarzlarında hiç de öyle fazladan çalışmaya, daha yüksek gelir elde etmeye ihtiyaç duymayacaklarmış gibi görünen insanlar bunlar.

Bu ülkenin esas probleminin fakirlik olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Fakat fakirlik hem çok fazla kanıksanmış ve toplum farkında bile değil hem de “Zenginler ve zenginlik mutlak manada kötüdür, fakirlik ve fakirlik mutlak manada iyidir” algısı genlerimize kadar işlemiş olduğu için kurtulmak için harekete geçmek bir yana, problemin varlığını bile anlatamıyoruz.

Fakirlik çok geniş, katmanlı ve bir o kadar da derin bir mesele. Şöyle bir örnek vermeye çalışalım: Türkiye’de yakıt fiyatları her zaman pahalı olmuştur, otomobil tanıtımlarında birim mesafede yakıt sarfiyatı mutlaka belirtilir. Bu teknik bir mesele olabilir ama Amerika’da yaşayan bir arkadaşım “Ben hiçbir zaman benzin hesabı yapmıyorum. Orada dikkate alınan bir masraf kalemi değil” dedi bir seferinde. İşte püf noktası budur. Türkiye’de en yüksek gelir düzeyinin bile yakıt sarfiyatını göz önünde bulundurması fakirliktir, Amerika’da orta ve alt gelir düzeyinin bile hesaba katmaması zenginliktir.

Gelelim buradan Trabzon ve Trabzonspor’a. Bizim orada ne yetişiyor? Biri fındık. Acaba kaç fındık üreticisi o Roman vatandaşlarımız gibi işine değer katma kaygısı taşıyor? Verim ve kalite nasıl artırılabilir, nerelere satılabilir, daha yüksek gelir nasıl elde edilir… Kimseciklerin öyle bir derdi yok. Fındık yerine daha fazla kazandıran başka bir şey üretilemez mi… O kimsenin aklına gelmediği gibi konuyu açtığımız zaman muhataplarımızın beyni kısa devre yapıyor. Geçtiğimiz aylarda Köprübaşı ilçesinde bir hemşehrimiz yaban mersini üreterek bir dönümden 100 bin lira kazandığını beyan etti. Ya fındık? Bir dönümden 85-90 kg. alındığı hesabıyla brüt 3000 lira. Yan yana yazalım, belki kısa devreden kurtarırız: 100 bin lira, üç bin lira…

Bu işleri kim yapacak… Bunlarla kim uğraşacak… Sen uğraşmazsan günün birinde bir de bakmışsın birileri gelmiş uğraşıyor, gürül gürül üretim yapıyor, çuvalla para kazanıyor. Olmaz demesin kimse. Devlet “Ey vatandaş, gıda meselesi Milli Güvenlik meselesidir. Toprağını ya işle ya işleyen birine kirala ya da kusura bakma ben alıp uğraşacak birine kiralayacağım” diyebilir. O zaman da elin adamı parayı kazanır, siz de şimdi neyle uğraşıyorsanız onunla uğraşmaya (!) devam edersiniz.

Fakirliğin farkında değiliz” dedik ya. Ülkedeki hayat pahalılığı münasebetiyle Trabzonspor kombine ve lisanslı ürün fiyatları da yükseldi. Taraftar bu duruma isyan ediyor. Yani hem malum ekonomik krizde fiyatlar genel seviyesi yükselecek hem de taraftarlık bundan etkilenmeyecek. Öyle bir dünya yok. Çözüm sızlanmak, hali vakti yerinde Trabzonsporlulara yılışıp bedava forma, kombine dağıtmasını istemek değildir. Çözüm geliri artırmanın çarelerini araştırıp bulmaktır. Dünya yansa bir bağ samanı yanmayacak kadar umursamaz sandığımız Romanlar kadar olamıyorsak hiçbir şeyden şikâyet etmeye hakkımız yoktur.