Trabzonspor bu akşam tarihinin en önemli maçına çıkıyor. Başarılı olursa son derece kritik bir eşiği geçmiş olacak. Fazla söze gerek yok. Peki ya olamazsa… İşte o ihtimal üzerine iki satır söyleşmek icap eder.

Trabzonspor Antalyaspor deplasmanında 3 puan arayacak!

Daha önce de Avrupa’da o döneme kadar en önemli maçlara çıktı Trabzonspor ve başarılı olamadı.

İlki 1991-92 sezonunda o zamanki statüye göre UEFA Kupası 3. Turunda yine bir Danimarka takımı olan Boldklubben 1903 ile eşleşmiş, deplasmanda üstün oynamasına rağmen 1-0 kaybettiği maçın rövanşında herkes fark beklerken son derece tutuk bir oyunla 1-1’lik skora razı olmuş ve elenmişti. Üstelik önceki turlarda Dinamo Zagrep ve Olimpik Lyon’u fiyakalı skorlarla saf dışı bırakmışken… Camiaya etkisi? Yıkım…

Trabzonspor şampiyonlar ligi-2

Bir sonraki 2004-2005 sezonunda, Şampiyonlar Ligi ön eleme turunda Dinamo Kiev’le. İlk maçı deplasmanda beklenmedik şekilde 2-1 kazanan ve çok sayıda gol de kaçıran Trabzonspor, kendi sahasında her türlü galibiyet, beraberlik ve dahi 1-0’lık yenilgide bile Şampiyonlar Ligi rüyasını gerçeğe dönüştürecekken Avni Aker’de çok tutuk bir oyunla rakibine 2-0 yenilerek kupaya veda etmişti. Camiaya etkisi? Ağır bir travma…

Bu akşam Trabzonspor rakibine elenirse yine aynı ya da benzeri bir trajedi yaşanır mı? O kadar şiddetli olmasa da yine ciddi bir sarsıntı yaşanacaktır.

Antalyaspor - Trabzonspor maçı ne zaman, saat kaçta

En başta da dediğimiz gibi, Trabzonspor eşiği geçerse problem yok. Dünya gül iklimi. Aksi takdirde camianın yapması gereken travmanın etkilerini minimuma indirmeye çalışmasıdır. Yukarıda verdiğimiz örneklerde başarısızlığın etkisini büyüten en büyük faktör, camianın travma sonrası verdiği tepkinin ta kendisidir.

Muhtemel başarısızlıkta yönetimin, teknik kadronun, futbolcuların hiç mi kusuru olmayacak?” diye haklı ve mantıklı bir soru gelebilir. Başarıda aslan payı bu unsurlara ait olduğuna göre başarısızlıkta da esas sorumlu onlar olacaktır şüphesiz. Fakat böyle bir durumda biri ya da birilerinin suçlu bulunup mecazi anlamda Meydan’da dar ağacında sallandırmanın hiçbir faydası olmadığını, bilakis travmanın yıkımını çarpan etkisiyle çok daha büyüttüğünü geçmiş tecrübelerimizde acı bir şekilde yaşadık, gördük.

abdullah avcı 22 (1)

Bir içeriden bir de dışarıdan birbirinden farklı ama çok ibretlik iki örnekle bitirelim:

1996-97 sezonu,Türkiye 1. Ligi 4. Hafta maçı. Ali Sami Yen’de Galatasaray-Fenerbahçe maçı. Fenerbahçe rakibini çok üstün bir futbolla 4-0 yendi. Bu ağır yenilgi Galatasaray için büyük bir travmaya yol açabilirdi, bundan daha normal bir şey yoktu. Fakat ertesi hafta fikstür icabı yine kendi evinde Sariyer’le oynadılar ve tam 40 bin taraftar tribünlerde yerini aldı. Galatasaray da maçı 4-0 kazandı. Bana göre ardı ardına dört şampiyonluk ve UEFA şampiyonluğu o hafta geldi. Tribünler bomboş kalsaydı o büyük başarı hikâyesi kuvvetle muhtemel yazılamayacaktı.

ahmet ağaoğlu 244

İspanya’da 1993-94 sezonu son maçında o güne kadar şampiyonluğu bulunmayan Deportivo La Coruna sahasında Valencia ile oynuyordu ve son dakikada penaltı kazandı. Galibiyet halinde şampiyon olacaklardı. Penaltıyı Sırp futbolcu Djukic kullandı ve topu kaleciye nişanladı. Maç bitti, şampiyonluk gitti. Büyük bir seyirci kitlesi sahaya girdi, Djukic’e doğru koşmaya başladı. Herkes adamı linç edecekler sanırken birden omuzlarına aldılar ve teselli ettiler. Deportivo sonraki yıllarda kendi liginde şampiyon da oldu, uluslararası arenada ses getiren başarılar da elde etti.

829x469-sampiyon-evinde-iste-trabzonsporun-11i-1660240725452

Bu olgunluk seviyesi için umutlu olabilir miyiz? Elbette. Beş gollü bir deplasman mağlubiyetinden sonra Trabzon’da havaalanında takımı karşılayıp bağrına basan taraftar bu işareti vermiştir.