İçinden geçtiğimiz ekonomik kriz bu ülkedeki ilk kriz değil. Böyle giderse son da olmayacak. Yıllar geçiyor, hükümetler ve hâttâ sistemler değişiyor ama bu ülkenin kriz kaderi değişmiyor. Halen yaşadığımız krizden mevcut iktidarı sorumlu tutmakta hiçbir beis yok, çünkü çok uzun bir zamandır ülkeyi yönetiyor.

İktidar sorumlu tutabilir ve halk seçimle başkalarını getirebilir. Fakat bize göre ana problem başka bir yerde. Yani toplumun zihin dünyasında. Orada bir değişiklik olmadan hangi iktidar gelirse gelsin yine kriz olacak. İzah edelim:

Fakir iyi ve mutlu, zengin kötü ve mutsuz

Eski Türk filmlerini hatırlayınız. Fakirler hep mutludur, huzurludur, onurludur. Zenginler de tam tersi. İstisnalar dışında bir tane bile iyi zengin yoktur. Hepsi kötü yollardan servet edinmişlerdir, buna rağmen hep de mutsuzdurlar.

Fakirlik bir erdem gibi toplumun zihin dünyasına empoze edilmiş ve toplum da bunu afiyetle yemiştir. Hal böyle olunca daha fazla gelir elde etmek için çabalamak bir ayıp, hâttâ günah gibi bir şey olmuştur.

Bu mühendislik çalışmasının devam ettiği yıllarda köylerde yaşayan çoğunluk nüfus, eş zamanlı devam eden tarım politikası nedeniyle şehirlere yığılmış, fakirlik iyi bir şey (!) olduğu için oralarda çok para kazanmaya çalışmamış, asgari ücretle yaşamaya razı olmuştur.

İşçi ve memur kesimi toplam nüfusta ciddi bir yekûn teşkil eder hale gelmiş, köyde kalan tarım üreticisi eğitilip yönlendirilmemiş, şehirde iş yapmak isteyen sanayicinin önüne binbir türlü zorluk çıkarılınca o da daha kolay ve zahmetsiz alanlara yönelmiş, sonuçta ülkenin toplam üretimi hep ihtiyacın altında kalmıştır.

Konya kadar ülke

Yaşım 50’yi geçti, çocukluğumdan beri değişmeyen şeylerden biri Konya kadar topraklara sahip Hollanda’nın bizden çok daha fazla tarım üretimi ve ihracatı yapıyor olması. Niye? Topraklarımız çok mu verimsiz? Değil. Türkiye’nin Avrupa’nın toplamından daha fazla endemik bitkiye sahip olduğu biliniyor. Bu kadar bitkinin yetiştiği topraklara verimsiz denebilir mi?

Dün bir WhatsApp grubunda yazışırken geçmişte Şalpazarı’nda Orman İşletme Şefliği yapmış hemşehrimiz Emrah Karaalan Şalpazarı’nda tespit edilen bitki türlerinin bulunduğu bir liste paylaştı. Latince isimleriyle birlikte tam 33 farklı tür! Sonra bir çırpıda orman ürünlerinden arıcılığa, mantardan ligarbaya, tavukçuluktan lavanta dikimine kadar bir sürü alternatif sayıverdi. Bunların hepsi kutsal varlığımız (!) olan fındıktan çok daha verimli, çok daha kârlı. Devlet de çok büyük destekler veriyor.  

Dönüş kolay değil, ancak…

Peki hal böyleyken neden insanlar köye dönüp bu alanlarda faaliyet göstermiyor?

Birincisi, devlet destek vermekle beraber bunu pek de yüksek sesle dillendirmiyor. Biraz da teşvik etmeli, yönlendirmeli. Köyden şehre göç kolay olmadığı gibi şehirden köye de kolay değil artık. Üç kuruş da olsa bir geliri varken, zengin olacağım diye köye dönüp ardından hüsrana uğrama korkusu var doğal olarak. 

İkincisi, zenginlik kötü bir şey (!) biliyorsunuz. İnsanlar farkında bile değil ama zahmetten başka bir şey olmayan fındıkla uğraşmak fakir-mutlu-huzurlu formülü yerine geçerken, söküp yerine başka bir şey dikmek paraya tamah etmek oluyor. Sorsanız kimse daha fazla gelire hayır demez ama alternatif bir ürün teklif ettiğiniz zaman bin türlü mazeret gösterirler. Zihin fakirliği cep fakirliğinden çok daha tehlikeli bir şeydir, çünkü zihnin sahibi fakirliğin farkında değildir.

Netice-i kelâm: Türkiye’nin derdi fakirliktir. Gelir gidere yetmeyince süreç içerisinde ekonomik krizler kaçınılmaz olacaktır. O halde geliri artıracak faaliyetler konusunda eldeki imkânlar seferber edilmeli, gerekirse sinekten yağ çıkarılmalıdır. Gerçi memlekette yağ elde edecek bu kadar bitki varken sineğe sıra gelmeyecektir.