Bu soruya cevap ararken esasında pahalılıktan bunalan kesimleri kastediyorum.

Ekonomik çöküntü dar gelirliler için dayanılmaz boyutlara ulaşmışken başta bankalar ve büyük şirketler kazançlarını katlayarak büyütüyorlar. Dolaysıyla durumun düzeltilmesi gerekenler bu kesimlerin dışında kalanlardır.

            ‘20 yıllık AKP iktidarı’ şüphesiz ki devasa yatırımlar yapmıştır. ‘Köprüler, yollar, hastaneler ve konutlar’ gibi birçok alanda yapılanlar gördüğümüz gerçeklerdir. Ancak bu hizmetler yapılırken kullanılan dış kredilerin getirdiği özellikle döviz cinsinden borçlanmalar ‘ekonomik çöküşün temelini’ oluşturmaktadır. Eski cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel’in söylediği ‘5 sente muhtacız’ sözü şimdi ki ihtiyacın karşısında minimum kalmaktadır.

            AKP hükümeti, bir yandan döviz olarak borçlanırken öte yandan da borç yükünün artmaması için ‘doların yükselişini durdurmak’ için çeşitli kararlar almaktadır.

            Bankalara dolar yatıranlara ‘faiz ile birlikte kur artışının farkının da eklenerek ödeme yapılması’ kararı AKP iktidarını doğal olarak TL biriktirmeye yöneltmiştir. Hükümetin TL biriktirmek için zam yapma vergileri artırma ve kamu mallarını satma dışında seçeneği de yoktur. AKP hükümeti bunlara mecbur olmasa sürekli zam yaparak kendi ayağına sıkar mı?

            Dolayısıyla AKP hükümeti erimekte, buna çare bulmak ise oy tabanı diri tutmak için çareler aramaktadır. Çözüm olarak da teröre karşı mücadele ve Yunanistan’ın girişimleri gibi milli meseleleri öne çıkararak, toplumu mevcut iktidarın yanına çekmek çözüm olarak görünmektedir.

            Her iki yaklaşım da ‘Türkiye toplumuna ve Türkiye’nin geleceğine’ onarılmaz yaralar açmaktadır. Birincisi, camide bira içtiler söyleminde olduğu gibi inançlar üzerinden toplumu kendi tarafına çekme çabalarıdır. Kaldı ki basından izlediğimiz kadarıyla cami imamına bu durum sorulduğunda doğrulamamış ve hatta sürgün edilmiştir.

            Aynı şekilde Çubuk ilçesinde Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı karşısında sanıkların caydırıcı ceza almamış olması hukuk sisteminin de yara aldığı kuşkularını artırmaktadır. Gezi eylemcileri için söylenenler ise daha da düşündürücüdür.

            İktidar değişse dahi bu yaklaşımların toplum içerisinde kardeşliğe zarar vereceği kanaati artmaktadır.

            Milli mesele olarak ortaya konan uygulamaların ABD ve Rusya’nın varlığında ulaşacağı sonuçları bilemiyoruz. Ancak yaşanabilecek olumsuz sonuçlar ülkemizin güvenliği açısından tamiri mümkün olmayan noktalara varabilir.

            Durumumuz böyleyken esas görev AKP ye gönül vermiş vatandaşlarımıza düşmektedir.

            Mevcut sorunların giderek büyüdüğü gerçeği karşısında bu kesimin tavrı her zamankinden daha çok önem kazanmıştır.

Hem ekonomimizin hem de ülkemizin güvenliği konusunda ‘görevin büyüğü AKP ye gönül verenlerin vicdanında’ saklıdır.

Duygular önemlidir ama duygusal davranmanın zamanı geçmektedir.