Hani ya nereden nereye derler ya!

Uğurcan Çakır’ın bu sezon ki hikâyesi aynen sözdeki gibi “Nereden nereye” yi söyletecek şekilde yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor.

Sezon başıydı, “Aklı Avrupa’da” diye yazıldı çizildi…

Sezon başıydı yediği gollerden sonra, “Bırakın gitsin” diye manşetler atıldı.

Sezon başıydı kötü oynadığı maçlarda “İstenmeyen adam” ilan edildi aklı evveller tarafından…

Sezon başıydı tribünlerde, “Tuka ka yapılıp ağır eleştiriler alıyordu”

Ve nihayetinde maçlar oynandıkça gerçek Uğurcan sahne alıyordu.

Her oynanan maçta kalesinde devleşiyordu.

Uğurcan maçlarda gösterdiği performansla takımının kurtarıcısı oluyordu.

Bugün Trabzonspor zirvede bu kadar puan farkla şampiyonluğa doğru emin adımlarla gidiyorsa, bana göre başarıdaki en büyük pay Uğurcan’ındır.

O nedenle diyorum ki oyan da bu yanda kahraman aramaya çalışmayın.

Galatasaray maçının kahramanı da Uğurcan Çakır’dır.

Trabzonspor 1-0 yenilgiden sonra muhteşem dönüş yapmışsa bunu Uğurcan’a borçludur.

İyi ki sezon başı gitmemiş…

 

……………………….

GERÇEKLERİ GÖRMEK GEREK

Ha deyin gelin şimdi kitabın ortasından konuşalım.

Pazar günü akşamı oynanan Trabzonspor-Galatasaray maçını şöyle bir göz önüne getiriniz.

Bakınız maçın sonucunu demiyorum, sonuç muhteşem. Trabzonspor’un ortaya koyduğu oyundan bir şey anlayan ya da oynanan oyundan tahmin kar olan, ya da işte böyle oynamalı diyen var mı?

Dedim ya kitabın ortasından konuşalım diye.

Marco ile Taylan o hataları yapmasaydı, öyle paslar Bakasetas ve Visca’ya atmasaydı, Uğurcan o topları çıkarmasaydı, maçın sonucu ne olurdu?

Alınan galibiyete sevinelim ama gerçekleri görmekten ve yazmaktan da kaçmayalım.

Gerçekler diyor ki bu takım oynamıyor.

Gerçekler diyor ki, bu takım geriye yaslanıp oynamamalı.

Gerçekler diyor ki, bu takım ikinci ve üçüncü bölgede baskı kurmalı.

Gerçekler diyor ki, bu takımda oyuncu tercihleri doğru yapılmalı.

Bugüne kadar oynanan maçları tekrar bir izleyiniz, iki üç maç istisnadır, hangisinde çatır çatır top oynamıştır Trabzonspor?

Yalandan yere kimse kimseyi büyütmeye kalkmasın…

Mal ortada…

Oynanan oyunda…

…………………………………………..

NEDEN KONUŞMUYORLAR?

Bu zamanda hele de şampiyonluğa koşar adım gidilen bu sezonda…

İnanın konuşmak cesaret ister.

İnanın yazmak yürek ister.

Öyle değil mi?

Sesinizi çıkarmaya çalışsanız, “Şu delinin işine bak, Trabzonspor düşmanı”

doğru ve doğruları söylemeye kalksanız, “Şimdi sırası mı senin maksadın ne” diye başınıza balyozu yersiniz!

Ama sonuç ne olursa olsun?

Ama şampiyonluğa koşar adımda gidilse!

Ama konuşmanız halinde sizi ipe de götürseler.

Trabzonspor’un menfaatleri için konuşmalı ve yazmalısınız.

Tabi ki doğruları…

Bu kadar transfer yapılıyor.

Bu kadar kulüp borçlandırılıyor kimseciklerden ses çıkmıyor.

Bir anekdot anlatayım sizlere yani sesini çıkarmayanlara, yani çıkarmak isteyip te çıkarma korkusu yaşayanlara…

Nuri Albayrak dönemi…

Kulübün borcu o zamanın rakamlarında yine ödenemeyecek miktarlara ulaşmıştı.

O esnada diğer yandan transferde yapmak istiyor Albayrak yönetimi ve teknik heyeti.

Bu borç tablosunu gören ve kulübün borçlandırılması halinde uçurumun eşeğine gideceğini kanat getiren akil insanlardan bir gurup, Nuri Albayrak’ı ziyaret için limana giderler…

O akil insanlar Albayrak ile yaptıkları sohbetlerinde, Albayrak’a, “Ne olur sayın başkan transfer yapmayınız, borç zaten ödenmeyecek şekle gelmiş, birde siz borç eklerseniz kulüp tamamen batağa gider” demiştiler.

Zira Albayrak’ta o dönem öyle böyle transfer yapmamıştı.

Bu güne geliyoruz, hani o akil adamlar?

Neredeler?

Neden sesleri çıkmaz?

Neden suskunlar?

Neden konuşmazlar?

İşler iyi gidiyor, sonuçlar şahane geliyor, şampiyonluk gelecek diyorsalar ki ben susmalarını öyle yorumluyorum.

Bakınız buradan yazıyorum, konuşmaları için yarın çok geç olacak hem onlar, hem de camia için…

 

…………….

YOKSA YANDI KETEN HELVA!

Futbol böyle bir oyun!

Dakikası dakikasına…

Günü güne ...

Haftası haftasına…

Maçı maçına asla uymaz.

Hep iyi oynamak zorundasınız.

Hep sahaya en mükemmeli yansıtmak zorundasınız.

Hep senden beklentilere cevap vermek zorundasınız.

Yoksa mı “Yandı keten helva” misali olursunuz.

Visca’dan bahsedeyim.

Üç maçtır forma alıyor.

Üç maçta sahaya yansıttığı kayda değer bir şey olduğunu sizi bilmem ama ben göremedim

Galatasaray maçı, Visca gol vuruşunu yapıp, golü atana kadar, sosyal medya hesaplarından feyk atanları görseniz, oy anam oy, yazılmadık bir şey bırakmadılar.

Visca golü attı, o attığı golle kendisi hakkında yazılan kötü fermanı ters düz etmeyi başardı.

Peki, golden sonra ne oldu?

Golden sonra, “Visca’ya o kadar para neden verildi, işte bu golleri atsın diye” yazılar yazılmaya başlandı.

Dedik ya futbol bu.

Futbol böyle bir oyun.

Başarılı olmak ve kazanmak zorundasınız.

Bunun başka lami cimi yoktur!

…………………..

LEYLEK HAVADA MI?

 

Ohhhh maşallah!

Ohhhh ne ala?

Ohhhhh dolar ve Euro şap şahane!

Hadi yabancı oyuncularla Euro ve dolar üzerinden yapılan anlaşmaları bir kenara (koymayalım da) koyalım.

Yahu Allaha aşkına Türk takımlarıyla dolayısıyla Türk oyuncularla yapılan dolar anlaşmalarına nereye koyalım?

Sayın Ahmet Ağaoğlu!

Sayın Ertuğrul Doğan!

Bu soruyu sizlere sormak her Trabzonsporlu’nun hakkı değil midir?

Leyleği havada görmüşçesine bakıyorum da transferde hız kesmiyorsunuz!

Keseceğinizde yok gibi!

Size değil (sizde fren patlamış), sorarım tüm camiaya Trabzonspor’un ekonomisi bu kadar transferi kaldırabilir mi?

Trabzonspor’un ekonomik yapısı Euro ve dolar bazında böylesine borçlanmayı nasıl taşıyabilir?

Saha sonuçları güzelmiş!
Saha sonuçları süpermiş!

Şu kadar puan farkı olmuş!

Ahan da şampiyonluk geliyormuş!

Evet, bu söylemlerin hepsi güzel, hepsi gurur okşayıcı, hepsi sevindirici amma velakin şu kafanızı azıcık yukarı kaldırın. Trabzonspor’un döviz bazında borçlandırılmasına bir bakıverin.

Unutmayınız geçen sezon Beşiktaş lig şampiyonu olmuş, buna ek iki kupa daha almıştı.

Sonuç, döndürülmesi mümkün olmayan 4 milyar 400 milyon TL’lik bir borcu var…

Hadi gelsinler ayıklasınlar pirincin taşını, tabi ki ayıklayabilirseler.

Diyorum ki o nedenle kimse leyleği havada görmesin.

Transfer edilen futbolcuların parası başkan ve asbaşkanın cebinden çıkıyorsa, buna biz dahil kim bir şey diyebilir:

Para adamların!

İstedikleri futbolcuyu alıp istediklerini verirler.

Ha Trabzonspor’un parasıyla transferler yapıp hava çaka atıyorsalar, oraya biz dâhil oluruz. Herkesin söyleyecek çok şeyi vardır.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

KINALI KUZUMUN ZİYARETİ

Biliyorum merak ediyorsunuzdur kınalı kuzuda bu gün ne vardır diye…

Hele de en çok merak edenin Buldog köpeği olduğunu da biliyorum.

Kimse kusura kalmasın meraklarınızı bu hafta gideremeyeceğiz.

Aslında elimizde kınalı kuzum ile güzel malzeme var ama bugün o malzemeleri kullanmak istemedik.

Soğuğun kırnavuz kestiği bu günlerde okuyucularımızı biraz ısıtalım istedik.

Hoş geldin kınalı güzel kuzum…

-Hoş gördük üstadım…

Ne var ne yok kınalım?

-Çok şey var ama hiçbir şey yok üstadım, bugün muhabbet etmeye geldim.

Buyursunlar güzel kuzum…

-Üstadım hafta içerisinde Kadir Özcan tesislerine gittim.

Hayırdır benim güzel kuzum ne işin vardı orada?

-Teftişe gittim üstadım, bakayım ne var ne yok birde dostlarımız var orada…

Mesela kim dost?

-Sertaç Hellaç. Üstadım iyi dostumdur, ilk onun kapısına gittim. İçerden öyle bir ses öyle bir melodi geliyordu ki…

Gelen melodi de kınalı kuzum hangi sözler vardı?

-Üstadım özel ve güzel bir şarkı var ya Nilüfer söylüyordu, “Hani verdiğin sözler, Hani ellerin nerde,
Hani huzur bulduğum, deniz gözlerin nerde, hani sen hep benimdin, şimdi nerdesin nerde.

Vay vay vay kınalı kuzum Sertaç kardeşe kim söz vermiş, ya da Sertaç kardeş kime söz vermiş ki “Hani verdiğin sözler” şarkısını dinliyor.

-Üstadım onu da öğreniz, araştıracağım bu konuyu, sonunda detaylı bilgi veririm sana… Sertaç Hellaç işini iyi yapan bir kardeşimizdir, Trabzonspor’da kısa sürede kendisin geliştiren yetiştiren bir çalışandır…

Bırak kınalı kuzum şimdi yağ çekmeyi, Sertaç ara sıra lastik patlatsa da hepimizin kardeşidir.

-Üstadım ben Sertaç kardeşe tam destek hep destek diyorum, sen ne dersen de…

O kınalı kuzum topu bize attın he, olsun be yeter ki top bize gelsin pas senden gol bizden! Neyse başka konu var mı kınalı kuzum:

-Olmaz mı üstadım, ama şunu söyleyeyim, Kadir Özcan tesislerinde durum stabilize, yoğunluk Ak Yazı’da… Herkes işinde gücünde, Hamit Cihan dur durak bilmiyor. Bir Ak Yazı’da bir Kadir Özcan tesislerinde… Yoğun bir çalışma temposu var alt yapıda…

Kınalı kuzum yoğun tempo var diyorsun da Trabzonspor, Bursaspor’dan Altınordu’dan genç oyuncu transfer ediyor. Adama demezler mi,  ”Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? ”. Senin alt yapında oyuncu yok mu da oralardan oyuncu alıyorsun, sonra nerede oynatacaksın?

-Üstadım haklısın bilmiyorum neden aldıklarını onu da araştıracağım, Trabzonspor’un alt yapısında onlarca oyuncu var onlar nerede şans bulacaklar? Bu konu sorgulanmalı…

Neyse kınalı kuzum araştır bakalım altında ne çıkacak?

-Üstadım Kadir Özcan tesislerinden çıkarken Büyükşehir Belediyesine ait Cemal Kamacı Spor Kompleksini norda senin buldog köpeği gördüm, buldog çok kilo almış ne o spora mı başladı? Senin haberin vardır!

Kınalı güzel kuzum, buldog köpeğin spora başladığını zannetmem, kendisi sporu çok sevmezdi, zorla yürütürdüm Buldog köpeği, birde bana buldogdan bahsetme, onun canını yavaş yavaş alacağım… Bir müddet ara ver buldog ile ilgili yakaladığın bilgilere…

-Tamam, üstadım sen kafanı takma, zaten şerefsiz bir köpek olmuş, omurgası kırık döküktü… Haklısın kendi haline bırakalım buldoğu uzaktan izleyelim, bak yakında ya zurnacıya kaçar ya da gurnacıya…

Kınalı kuzum nereye kaçarsa kaçsın hiç umurumda değil, hani kapımızda köpeklik yaparken telefonla olsun, eşimiz dostumuzla olsun konuştuklarımızı o köpek hafızasına almış, konuştuklarımıza bire bir daha katarak, yeni sahiplerinin kapısında havlamaya başlamış..

-Allah Allah üstadım, senin köpek o kadar konuşabiliyor mu, iki kelimeyi bir araya getiremiyordu, ne oldu bu köpeğe?

Kınalı kuzum köpek köpektir, köpek havuç yemekten vazgeçir mi?

-üstadım boş ver gitsin buldoğu, dedim ya Cemal Kamacı spor salonunun az ilerisinde gördüm senin köpeği. Kim önüne attıysa öyle bir kemiği yalıyordu ki, bırak yalasın yalayacak olduğu kemikleri.

Neyse var mı başka söyleyecek olduğun bir şey kınalı kuzum?

-Üstadım hem var hem yok, bu günlük bu kadar yeter diyorum, hadi allahaısmarladık..

Güle güle güzel kuzum…

……………

BİR DENENSE NE OLUR?

Maçtan sonra kutlamaların, meydan ve meydan civarında değil de, Akyazı spor kompleksinde yapılması daha doğru olmaz mı?

Taraftarlar gurupları bir araya gelip karar alsalar….

Ve aldıkları kararlarını taraftarlara duyurup paylaşsalar….

Yapacakları duyuruda, “Her maç sonrası yaşanacak galibiyet sevincinin kutlaması Akyazı da yapılacak” deseler inanıyorum ki yediden yetmişe bütün taraftarlar bu kutlamalara cani gönülden katılırlar..

Kutlamaların Akyazı’da yapılması, maçlardan sonra kitlenen şehir merkezinin rahatlamasına sebep olur.

Birde böyle denense ne kaybedilir ki?

Denemekte fayda var diyorum…