Öldürme eylemlerinin tümü insanlık dışıdır. Ancak canlıların ölmemesi için çalışmayı meslek edinmiş doktorların öldürülmesi insanlığın dışına çıkmaktan öteye tam bir vahşettir.

Sağlık çalışanlarının yaşadığı bu tür vahşetleri ‘iktidarın sağlık çalışanlarına bakışı’ ile değerlendirmek ise soruna usulden öteye yaklaşmaktan öteye geçmez. Bu öldürme olaylarına esastan bakmak sorunun çözümüne katkı sağlayabilir.

Sorunun esası; toplumda oluşan şiddet eğilimini artmış olmasında yatmaktadır. Dışarıda umutsuz yaşayan, çaresiz ve mutsuz olan milyonlar için cezaevinde olmak, normal görülmeye başlanmışsa ‘İnsanlıktan çıkmanın’ zemini oluşmuş demektir.

Böylesine büyük bir travmanın varlığında ‘iktidar sahiplerinin doktorların önemsemeyen açıklamalarının’ etkisi şüphesiz ki vardır ama ‘hepsi’ değildir.

Sorunun çözümüne yönelik olarak güvenlik önlemlerinin artırılması da sınırlı ölçüde katkı sağlayabilir. Şiddete eğilimli on binlerin varlığında ‘insanlık dışına çıkmak’ hastane dışında da pek ala mümkündür.

Dolayısıyla vatandaşı hayata bağlayacak, yaşamaktan mutlu olacak bir atmosfere ihtiyaç vardır. Bu atmosferin nasıl sağlanacağı konusunda yetkililerin düşünce üretmesi ve gereğini yapması çözüme katkı sağlayacaktır.

Öncelikle toplumdaki ekonomik sorunlara çözüm bulmak gerekmektedir. Gelir adaletsizliğindeki uçurumun dengelenmesi önemlidir. Toplumda tamamen kaybolmuş olan adalet duygusunun yeniden tesisi ayrıca önemlidir. İnsanlarımız, özel hastane çalışanlarının hastalarına daha iyi baktığına dair sitem etmektedir. Başarılı doktorların özel hastaneler tarafından kendi bünyelerine alınması başlı başına sorundur. Sağlık sektöründeki özelleştirmeler külliyen yanlıştır. İnsan sağlığı ticari sektör haline getirilemez. Hasta yakınları da Hipokrat yemini etmiş olan doktorların devlet sektöründe olsa dahi elinden geleni yapacağına dair güven duygusu zedelenmiştir.

Yıllar önce Ahi Evren Hastanesi’ne yüksek tansiyon nedeni ile doktora gitmiştim. Benimle hasta bakıcı ilgilenmiş, iki kez hap vermiş, olmazsa dil altı hapı vereceğini söylemişti. Bunun üzerine tepki göstererek doktorun odasına girmiştim. Doktora olanları anlattım. Bana “Şu an da gözlerime bak ne hissediyorsun” diye sordu. Bende yorgun göründüğünü söylemiştim. Bunun üzerine burada iki yıl görev yapan doktorların doğu illerine gönderildiğini, bu nedenle 36 saat nöbet tutmak zorunda kaldığını söylemişti. Ayrıca benim rahatsızlığıma koyacağı teşhisin başarı oranının şüpheli olduğunu söylemişti. Bunun üzerine muayene olmaktan vazgeçtim. Ona gazeteci olduğumu, söylediklerini yazmak istediğimi belirttim. Kendi ismimi yazmamam kaydıyla izin verdi. Doktorun odasından çıktığımda aldığım bir telefonla arkadaşım olan Süleyman Tiryaki’nin kalp krizi nedeni ile bu hastaneye geldiğini öğrendim. Onu ameliyata gönderdikten sonra şehre inip yazımı gazetede yayınladım. Hastanede kıyamet kopmuş ve arkadaşımı ameliyattan sonra kasıtlı olarak direk servise çıkarmışlardı. Arkadaşımın eşi isyan ediyordu. Bunun üzerine Sağlık Müdürünü arayarak hastanın yoğun bakıma alınmasını sağladım.

Bu şartlarda sağlık çalışanlarının basın açıklaması ve grev gibi yollarla haklarını arayarak, daha iyi hizmet vermek istemesinler mi? Dün Konya’daki imamın ‘Doktor grevdeyse, öldürülebilir’ demesi hele de bir din adamına yakışıyor mu?

Ülkemizde sorunların çözümüne geçici olarak yaklaşıldığı hepimizin malumu. Sorunlara; son yaşanan olayla sınırlı bakıldığı da gerçek! Bu türden yaklaşımlar sorunların ortadan kalkmasına katkı sağlamayacağı gibi iletişimi de azaltacaktır.

Diyaloğu ortadan kaldırdığınız hiçbir şeyi dönüştüremezsiniz.