Şalpazarı Belediye Başkanı Refik Kurukız mahalle muhtarları ile birlikte düzenlediği basın toplantısında Gümüşhane’nin Kürtün ve Özkürtün ilçelerinin üç köyünün bir gecede Şalpazarı’na bağlandığı yönünde çıkan haberlere belgelerle cevap vererek; “Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok.” dedi.

Sayın başkanın bu açıklamayı hangi gelişme ve gelişmeler üzerine yaptığı ayrıntılarına girmeyeceğiz. Onlara arşivden ulaşabilirsiniz. Biz her zaman olduğu gibi olayların arka planına ve kökenine bakmaya çalışacağız.

Vilayet sınırı değil, sanki devlet sınırı

Bir ya da birkaç köyün başka bir idari birime bağlanması iddiası ya da tasarrufu neden bu kadar büyük bir gürültüye sebep oldu? Çünkü bir vilayetten alınıp bir başka vilayete bağlanması söz konusu. Vilayet (ya da il) ise Cumhuriyet rejiminin üzerine titrediği, çok önemsediği, toplumun kimlik olarak benimsemesi için özel bir çaba sarf ettiği bir idari birim. Dolayısıyla vilayet sınırları o vilayetin mensupları tarafından sanki devlet sınırı gibi algılanıyor, vatanın toprak kaybı ya da kazancı gibi kabul ediliyor. “Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok” ifadesi, komşu ülkeler arasında sınır problemleri yaşandığında kullanılan diplomatik bir argüman bildiğimiz üzere.

Fakat işte görüldüğü gibi vilayet sınırlarındaki değişiklik ihtimali o kadar büyük sıkıntılara yol açabiliyor ki Sayın Kurukız problemin çözümüne katkıda bulunabilmek için bu ifadeyi kullanmak zorunda hissediyor. Yoksa hepimiz aynı ülkenin bayrağı altında yaşamıyor muyuz? Köy ya da köyler başka bir ülkeye bağlanmıyor ya...

Cumhuriyet idaresinin vilayet kimliklerine çok önem verdiği açıktır. Bakınız bu ülkede sokak, cadde, mahalle ve benzer diğer birimlerin isim değişme hızına Google bile yetişemezken vilayet plaka kodları yerinden bile kımıldamıyor, çünkü o numaralar da kimliğin bir parçası. Türkiye’de 67 vilayet varken hepsi alfabetik sıraya göre dizilmişlerdi. Sonraları yeni vilayetler kurulunca yeniden sıralama yapılmadı, sonrakiler 67’den sonra numaralandı.

Yeniden hikâyemize dönelim ve tartışmalara sebep olan bölgeye biraz yakından bakalım. Kürtün, Özkürtün ve Şalpazarı. Bu bölge, Kürtün-Tirebolu-Beşikdüzü üçgeninde bulunan kültür havzasının bir parçası. Vilayet sınırları çizilirken Trabzon, Gümüşhane ve Giresun arasında bölüşüldü.

Trabzon bölündü

Bölüşüldü” dediğimiz, eski ve tarihi Trabzon vilayetinden alınıp yeni vilayetlere verildi. Bugüne kadar da Trabzonluların bu bölüşüme gıkı çıkmadı bizim bildiğimiz. Yoksa geçenlerde bir arkadaşın sosyal medyada ortaya attığı soru hiç de haksız değil. Diyor ki arkadaş: Tamamını Trabzonluların kullandığı bilmem kaç tane yaylanın hepsi niye Gümüşhane’ye bağlandı?

Aslında niyesi yok… Başka nasıl olacaktı? Yeni bir vilayet kuracaksanız uzaydan ya da başka bir ülkeden toprak getirecek haliniz yok. Komşulardan alacaksınız.

Türkiye’nin başka bölgelerinde de benzer problemler mutlaka vardır ama Doğu Karadeniz’de had safhadadır. Kürtün ile Şalpazarı tarihi, coğrafi, kültürel ve sosyolojik açıdan tamamen birbirinin devamı olan yerleşim birimleriyken, zamanın devlet yetkililerinin kararıyla farklı vilayetlere bağlanmış, farklı kimliklere mahkûm edilmiş ve aralarında toprak kavgası ihtimali zuhur etmiş olması bölge halkına büyük bir zulümdür. Günümüz vilayet kimlikleri tamamen suni kimliklerdir. Devlet idari yönetim sistemlerinde gerekli gördüğü zaman değişiklikler yapabilir, bu gayet doğaldır. Zamanında vilayet sistemine geçilmiş olması da devletin bir tasarrufudur. Ancak her yönüyle birebir aynı özelliklere sahip insanlar bu sistemle farklı kimliklere mensupmuş gibi davranmaya başlamışsa ortada ciddi bir problem var demektir.

Dereler denizlere akar

Ne olacak peki? Şimdi devlet yeni bir düzenleme yapmaya kalksa ve “Zamanında yanlış yapılmış. Aslında bu bölgeler Trabzon’a ait. Yeniden oraya bağlayalım” demeye kalksa yazının başında izah etmeye çalıştığımız sebeplerden ötürü (Bölgeyle hiç alakası olmayan Şiran, Kelkit ve Köse ilçeleri başta olmak üzere) Gümüşhane vilayeti ahalisi ayağa kalkacak.

Hiç gerek yok. İnsanlar hangi tarihi ve kültürel bağlara sahip olduklarını ve vilayet kimliklerinin suni olduğunu idrak etsinler yeter. Su akar yatağını bulur. Yeni yapılan yollarla birlikte ulaşım kolaylaştıkça insanlar da gerçekten ait oldukları merkezlere yöneleceklerdir. Kimse de kusura bakmayacaktır.