Yeşilin maviye, dağların denize uzandığı kadim şehir. Yaylalarında serin suları ve çam ağaçlarıyla insana huzur veren, insanıyla samimiyet, hoşgörü ve misafirperverliğin vücut bulduğu yer. Bir o kadar da çetin ve sarp coğrafyasıyla zorluğun öğrenildiği. Bunu öğrenirken de eğilmeden yaşamın doğuştan bilindiği, yaşayanın gitmek istediği, gittikten sonra da dönmek için yanıp tutuştuğu o yer. Kıymeti az bilinen ama bilinenin misliyle fazlası olan medeniyetler yuvası. Evet, içinde gizli hazineleriyle dolu lakin bu hazinelerin üstü hep siyah bulutlarla kaplı. Burası Trabzon… Savaşını hep kendiyle veriyor, verecekte. Bunu ise her alanda yapıyor. En son gördüğümüz örneklerinden birisi turizm. Trabzon için altın yumurtlayan tavuk ama biz bu tavuğu yanlış hamleler ile “chicken translate” yapmak üzereyiz.  Aynı bu kalıplaşmış, düz mantık çevrilmiş, okuyunca “tavuk döner” olduğunu sanılan tamlama gibi. Uzun bir bereketsizlik yaşamıştık. Allah’a şükür bu zamanlar geçti. Pandemi bitti, kapılar açıldı. Ama biz sanki bu bereketi yanlış anladık. Kalitesiz hizmet, kalitesiz mekanlar, yetersiz personel… Sezonda tam olarak bunların sıkıntısını yaşadık. Üzerine bir de denetimsizlik… Bu soruna bir de dilenciler eklendi.  Ama bu konunun dışına çıkıp turizm süresi konusuna giriş yapmak istiyorum. Şimdi sezon bitti, artık geleceği konuşmamızın zamanı geldi hatta geç bile kalıyoruz. Yeni sezondan herkes umutlu, bu sene gelenler mutlu. Ama bu aksaklıklar ile ne kadar devam edebilir? Ya da maksimum dört ay süren bir hareketlilik Trabzon’a ne kadar yeter? Bu soruların daha gür sesle sorulması gerekiyor. Orta Doğu Trabzon için mükemmel bir pazar fakat sürekli siyasi gerilim ve savaşların olduğu bir coğrafya. Toprağı kum, geliri petrol, yağmuru ise kan… En ufak bir sıkıntı da var mı peki alternatif? Şunu kabul edelim biz kısıtlı bir şehiriz. Bu yüzden yaptığımız işlerde de hep bir kısıtlama içindeyiz. İyi para bırakıyor diye Orta Doğu ile yetiniyoruz. Çok para kazanıyoruz. Dört ay içinde çok kazandık, kışı çıkarırız, diyoruz. Ama ileri gitmek için somut adımlar atmaktan korkuyoruz ya da böyle iyi, aman yeni bir şeyler denemeyelim de elimizdekinden olmayalım, diyoruz. Bu noktada da kaybediyoruz! Çünkü şu gerçeği kabullenemiyoruz ya da birileri bunu fark etmemizi istemiyor. Trabzon’da 12 ay olmasa bile 9 ay turizm çok rahat yapılır. Trabzon’a sadece Orta Doğulu turistler gelmez, dünyanın her yerinden turistler gelir. Ancak bazı değişiklikler ile birlikte. Her turistin gezme amacı farklıdır. Orta Doğu işini iyi kavradık. Oradaki misafirlerimizin derdi doğa. Öyle olduğu içinde çok fazla talep alıyoruz ancak bu 4 ay sürüyor. Bu pazarın dışına çıktığımız zaman ise doğa yeterli olmuyor. Çünkü Avrupa ve Uzak Doğu Asya’nın çok farklı bir derdi var. Böyle efsunlu bir şey. Kültür! Girişte dedim ya gizli hazineler var ama üzeri kara bulutlarla kaplı. İşte o bulutları artık dağıtmamız gerekli. O bulutlar dağıldığı zaman, Trabzon’da turizm süresi uzayacak. Pazarda farklı insanları göreceğiz. Bizim bunun için de mücadele etmemiz gerekiyor. Ekim ile nisan arasını kültür satarak doldurmalıyız. Çünkü mayıs ve eylülde zaten doğa kendisini satıyor. Bunun içinde çok bir çaba harcamaya gerek yok. Neden mi? Ovit üzerinden Erzurum’a gidin, Zigana üzerinden Trabzon’a dönün. Tüneli geçince toprağı öpesiniz gelecek. Sarının yeşile döndüğü bu coğrafyada nasıl bir kültür nimetinin içinde olduğumuzu anlarsınız. Ama bu turizm için çabaya gerek yok, bu bir lütuf gibi sunulmuş bizlere. Biz de bunu iyi kullanıyoruz ama üzerine katmıyoruz. Ne zaman üzerine katarsak, kültürümüzü pazarlarsak, ne zaman bu kadim coğrafyanın bize emanet ettiklerine gerekli değeri ve özeni gösterirsek, işte o zaman kültür ve turizm şehri olmanın ötesinde bir cazibe merkezine döneriz. Kısacası ne zaman doğa yerine kültür satarsak o zaman dört mevsim turizm hayallerine ulaşırız!