Evet, devlet ya da iktidarlar “Büyükleri kollar ve korurlar.” Köşemiz sporla ilgili olduğu için her halde lafın nereye gideceğini anlamışsınızdır!!!

Biliyorsunuz bu ülkede 3 Temmuz Şike Skandalı yaşandı. Ve tüm mahkeme ve yargılamalar sonunda hem yerel, hem uluslararası hukuka göre şike ve teşvik olayları tespit edildi. Hüküm de verildi. Sonuçta Fenerbahçe, Beşiktaş, Sivasspor ve Eskişehirspor UEFA’dan kesin olarak ceza aldılar. Fenerbahçe 2 yıl, diğerleri ise birer yıl Avrupa Kupaları’ndan men edildiler.

Zamanın başbakanı ve iktidarı da “ Şike bireysel bir olaydır. Bu nedenle kulüpler değil, kişiler ceza almalı” diyerek Fenerbahçe’yi kollar tavır takındı. Bunun yargıyı etkilememesi mümkün değildi. Nitekim sonrasında uydurma bir gerekçe ile yeniden yargılama ve bugünkü absürt durum!!! Fenerbahçe ve diğer şikeciler “sözde aklandılar” ama UEFA’nın listesinde “şikeci 4 takım” olma unvanı ile asılı duruyorlar! Bu ne yaman çelişki değil mi?

Aslında konu başkaydı… Bu uzun izahatı bilmeyenler için yaptım. Ama devletin büyükleri koruması ve kollaması sadece bizde değil… Bu başka ülkelerde de yapılıyor. Ancak “koruma şekli” şikeciliği veya teşvik vermesini savunmak değil, bambaşka nedenlerle yapılıyor!!! Bunu ise ben söylemiyorum, dünyaca ünlü Fransız teknik adam Arsenal’in efsanesi Arsene Wenger söylüyor. Ünlü futbol adamı için “Arsene Wenger’in Dünyası” adlı bir belgesel yapılmış. Benisport’ta yayınlanıyor. Birkaç kez yayınlandı yine yayınlanacak sanırım.

Wenger, futbolla ilgili çok çarpıcı ifadeler kullanıyor. Kendisi 1996’dan 2018’e kadar aralıksız 22 yıl Arsenal’ın başında bulundu. Ve 3’ü lig şampiyonluğu olmak üzere çok sayıda kupa kaldırdı. 16 yıl üstüste şampiyonlar ligine katıldı. Bu nedenle sözleri çok önemli.

Adam diyor ki “ Devlet büyük kulüpleri korur. Düşünün; İspanya’da Barcelona veya Real Madrid’in batışını hangi iktidar ister? Bu kulüpler ve başka ülkelerdeki benzer büyük kulüpler hem ekonomik, hem imaj için gereklidir. Hem de çok büyük bir ihtiyaçtır”

Bu lafı açmaya gerek var mı? Türkiye’de kulüpler doğru dürüst vergi vermez. Zaten vergi miktarı azdır. Bunu da ertelemek, iptal ettirmek için iktidar kapısından da geri durmazlar. Çoğu kez da başarırlar. Bakın yine Bankalar Birliği ile yeni anlaşmalar yapılmış. Niye? Kulüplerin borçlarını bankaları mı yaptırmışlar? Kulüpler keyfi borçlanmış ve sıkışınca da devletin kapısına dayanmışlar! Devlet de onları kendine bağlı bankalara yönlendirmiş! Bunu babalarının hayrına yapmıyorlar haaa…

İspanya ve diğer ülkelerde ise büyük kulüpler sayesince ülke hazinelerine büyük paralar girer. Hem kulüpler, hem futbolcular dünyanın vergisini öderler. Vermeyenleri ise afişe eder ve çok büyük miktarlarda ceza keserler. Zamam zaman bunu basından okuyorsunuzdur! Ayrıca büyük kulüpler sayesinde bu ülkelere katma değer olarak yüklü meblağlar da girer.

Biz de ise konu tamamen farklı… Bizde konu sadece başarıya endeksidir! O da ülke içinde… Ülke dışında yokuz. Ülke içinde ise kulüpler birbirlerinin kuyusunu kazmak, ona buna çamur atmak için çaba gösterirler. Amaçları sadece kendi camialarını şartlar ne olursa olsun memnun etmeye yöneliktir. Bunun için gücü olan her türlü hokkabazlığı kendine hak görür. Eh bunu yüzlerce kez yazıp söyledik, bir kere daha dile getirsek ne faydası var bilmiyorum ama, Wenger’i dinleyince bunlar geldi aklıma…

YİNE Mİ UÇACAĞIZ?

Galatasaray yenildi, Beşiktaş ile Fenerbahçe ikişer puan yitirdi, Arkadaki Alanyaspor ile Gaziantep FK puan yitirdi ve Trabzonspor Ankaragücü’nü yendi!!! Eee, şimdi ne olacak? Şu olacak: Milletin tekrar tekrar ayranı kabaracak… Kabardı bile… Yani etine budunu bakmadan “Trabzonspor şampiyonluğa tekrar ortak oldu” naraları atılacak ve atılmaya başlandı da!!!

Yahu yapmayın, etmeyin bir çiçekle bahar gelmez!!! Trabzonspor bu kadro yapısı ile ancak kağıt üzerinde şampiyon olur. Gerçekçe olalım. Şampiyonluk için Fenerbahçe’nin, Galatasaray’ın Beşiktaş’ın kadrolarına bakıyor musunuz? Bir de Trabzonspor’a bakın… Geçen sezon şampiyon olamamış bir takım gücünün yarısını da yitirmişken bu sezon nasıl şampiyon olacak?

Camiayı strese sokmayın… Elbette tüm maçlar kazanılmak için oynanır ama, bunun hiçbir garantisi yoktur. Kazanmak için kadroların geniş ve yedeklerin de her an oyuna girip, skora etki edecek kalitede olmaları lazım… Trabzonspor öyle mi? Ne takımı, ne başkanı, ne yönetimi, ne teknik adamı, ne futbolcuları zorlamayın! Sadece gerçekçi olun yeter… Bu takım en kötü ihtimalle bulunduğu yerde kalırsa da iyidir. Belki ilk 3 sırada kendine yer bulur, bu daha da iyidir. Ondan sonrası ise “Şam’da Kayısı” olur! Herkes şampiyonluk ister ama önce bir aynaya da bakar. Anlaştık mı?

“ŞAMPİYON OLACAĞIZ!”

Hemen her büyük kulüp sezon başlamadan yapılan transferlere de bakarak “ Şampiyon olacağız. Bizi kimse engelleyemez.” demeçlerini sıkça verir. Başkanlar, teknik adamlar, futbolcular ve hatta basının büyük bölümü amigolar gibi bu sözü çevirip dururlar. Sonuçta hüsran gelince “ Hakemdi, MHK idi, TFF idi, başka nedenlerdi, kalenin direkleri uzundu, saha uygun değildi. “ falan bir sürü zırva… Çokları da hemen her maçtan önce “ Yeneceğiz. Mutlak kazanacağız!” derler. İstedikleri olmayınca kıvırıp dediklerini yutarlar.

Aslında “ Şampiyon olacağız. Kesinlikle yeneceğiz” ifadelerini kullanmak çok çok büyük saygısızlıktır! Spora, diğer kulüplere olan saygısızlık… Aslında bunu söylemek ahlakı olmadığı gibi belki de suçtur! Öyle ya oynanmamış bir maçı “ Kazanacağız” demekle, bitmemiş bir ligde “ Şampiyon olacağız!” demek arasında bir fark olmadığı gibi, hangi hakla bu ifadeler kullanılıyor? Bir şey mi biliyorlar? Bir garantilerini mi var? Ne demek “ İlla yenececeğiz!” Bunlar temenni olsa iyi de “kesinlikle” ne demek?

Bir zamanlar Ersun Yanal Fenerbahçe teknik direktörü iken sezon başında “Fenerbahçe şampiyon. Diğerleri yerlerini seçsin” gibi bir saçma söylemiş ama sezon sonunu göremeden kovulmuştu!

Eğer bu kehanet kokan lafların gerçekliği olsa; iddiacılar, bahisçiler yüzlerce kez köşeyi dönmezler mi? Sporun dalı ne olursa olsun boş lafları kaldırmaz. Saygı önemlidir ama sadece sözde değildir. Rakibe saygı lütfen…

KAÇA OYNUYORLAR?

“Ülkemiz futbol cenneti” ama yabancılar için!!! Kalite bakımından söylemiyorum, gerçi o da tartışılır ya, futbolumuzun yönetim biçimi gerçekçi değil… Veya çok allengirli! Hafta içinde TRT Spor’da Cem Dizdar söyledi: “ Aboubakar, Portekiz’de 800 bin, Türkiye’de ise 3.5 milyon dolara (veya avroya) oynuyor.” Evet, bunları zaman zaman okuyor ve duyuyorduk. Mesela ünlü futbolcu Q7 lakaplı Ricardo Quaresma da Portekiz’de 600 bin dolara oynarken Beşiktaş’ta 3 milyon civarında bir paraya oynamıştı! Sahi bunlar doğru mu? Doğru ise bu kadar fark niye? Gerçekten bu paralar futbolcuya mı gidiyor, yoksa yolda yön mü değiştiriyor? Aslında bu soruların cevabı belli ama kimin umurunda?

AYTEKİN ÇAKMAKÇI!

Çocukluğumdan beri sinemaya merakım vardır. O çok sıkıntılı dönemlerimde sinema; hayal dünyama ışık olmuştur. Sinemaya gidip birkaç saat de olsa gerçek dünyadan kopmak o dönemler bana çok cazip gelirdi. Bu tutkum hala da frenlenmiş değildir. Eskisi kadar olmasa bile sinema filmlerine takılmaktan geri durmam. Hele çok darlandığım uzun gecelerde artık bilgisayar ortamında hemen istenen her filmi izlemek imkanı varken bundan yararlanırım.

Eskiler bilir, Türk Filmleri vardı. Bazıları ağlak, bazıları saçma ve bazıları da çok kaliteli filmler… Ne kadar eleştirilirse eleştirilsin toplum hayatını anlatan, dostluğu yardımlaşmayı, vatan sevgisini, aile olmayı, sevgiyi, aşkı anlatan güzel filmlerdi onlar… Siyah beyaz da olsa içleri tüm renkleri barındırırdı. Onların jönleri, kadın oyuncuları hep bilinirdi. Hala da bilinirler. Ayhan Işık, Eşref Kolçak, Orhan Günşiray, Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit ve Filiz Akın en bilinen erkek ve kadın oyunculardı. Erol Taş, Hayati Hamzaoğlu, Turgut Özatay, Ali Şen, Aliye Rona, tanınmış “altın kalpli” genellikle kötü insan karakterlerini canlandırırlardı

Sonraları Münir Özkul, Adila Naşit, Kemal Sunal, Şener Şen, Kadir Savun, Kadir İnanır, Tarık Akan ve daha birçokları girdi hayatımıza… Ama birileri vardı ki onlar görünmeyen kahramanlardı. Yönetmenler, senaristler, yapımcılar, setçiler, ışıkçılar, bir sürü görevli ve görüntü yönetmenleri… Bir filmin kaliteli olması için öncelikle senaryosu iyi olmalı ama, görüntüsü de ona uygun bulunmalı idi. Bunu yapan ender insanlardan biri idi Aytekin Çakmakçı!

Biri idi çünkü artık o yok! Evet, Trabzonlu idi, ama ben ismini bildiğim halde kendisini çok geç tanıdım. Fethi Yılmaz’ın babadan kalma Sonhaber Matbaası’nda görmüştüm kendisini. Fethi tanıştırmıştı. Ne tuhaf ilk kez tanışıyorduk ama, sanki 50 yıl önceden birbirimizi tanır gibiydik. Belki de öyle idi. Çünkü çocukluk arkadaşlarım sevgili Galip Değerli, sevgili Sebahattin, Hayrettin ve Alaaddin Gayretli’nin kuzeni idi! Kitaplarımı istemiş ve imzalayıp vermiştim. Buluşmalarımız sıklıkla olmasa da devam etti. Bazan hiç nedeni yokken arardı. Uzun uzun konuşurduk.

Hem sinemanın, hem toplumun güler yüzüydü. Başarılı ama, mütevazı, karşısındaki dinleyen, naif biriydi. Sağlık sıkıntılarını vefatından sonra öğrendim. Çünkü hiç söz etmezdi. O, güzel filmlere imza atıp aramızdan göçüp gitti. Hem de devrimizde genç sayılacak 71 yaşında… Yılanların Öcü, Muhsin Bey, Uzlaşma, Arabesk gibi ödüllü filmlerin görüntülerini çekmişti. Altın Portakal, Altın Koza ve Altın Kelebek ödüllerini almıştı.

Mum kokulu Kadınlar, Baba Evi, Işıklar Sönmesin, Düttürü Dünya gibi çok sayıda bilinen filme de görüntü yönetmeni olarak imza atmıştı. Trabzon Gazeteciler Cemiyeti San’at Ödülü olmak üzere çok sayıda ödül kazanmıştı.

Çoğumuz adı geçen filmleri ve oyuncularını hatırlıyoruz ama, ne yönetmelerini, ne senaryoyu yazanları, ne de görüntülerini çekenleri unuttuk… İşte Aytekin Çakmakçı o bilinmeyen, perde gerisindeki gerçek gizli kahramanlardandı. Mekanı cennet

TERZİBAŞI’NIN OBJEKTİFİNDEN

Çocukluk arkadaşım sevgili Hakkı Terzibaşı doğa tutkunudur. Elinden fotoğraf makinası da düşmez. Güzel fotoğraf çeker, san’at içeriklidirler. İşte bir tanesi; Molos’ta yapılmakta olan 4 minareli camiyi taa Yıldızlı Tepeleri’nden fonda muhteşem Kaçkar Dağları’nın karla kaplı görüntüsü eşliğinde hayli uğraşılar sonuç çekmiş. He diyelim ellerine, beynine ve dikkatine sağlık…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasa dışı, tehdit ve rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlâka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü malî, hukukî, cezaî, idarî sorumluluk içeriği gönderen üye/üyelere aittir.