Bu zaten kâğıt üzerinde böyledir, ancak fiili duruma bakıldığında istisnalar dışında hak getire. Tabii ki bir STK’nın güçlü, etkili, aktif ve çalışkan bir yönetim kurulu olmalıdır, ancak bu da çoğu zaman hayata geçirilememektedir. (Yine istisnalar hariç) hemen her yönetim kurulunda bütün yük ya en baştan ya da kısa sürede birkaç kişinin sırtında kalmakta, onlar da zamanla yorulmaktadırlar. Bu da söz konusu derneklerin performans kaybına, hatta zamanla bitkisel hayata girmelerine sebep olmaktadır.

Zor ama kalıcı ve sağlıklı olan metot, derneklerin ciddi ve sabırlı bir üye çalışması yaparak yoluna devam etmeleridir. Başkanından en son kaydolmuş üyesine kadar herkesin amaç ve hedeflerine ulaşabilmesi için tek yol budur.

Dernekler basamak olarak mı kullanılıyor?

Buradaki “amaç ve hedefler” zinhar yanlış anlaşılmaya… Herkesin bireysel ve toplumsal amaç ve hedefleri olabilir, meşru ve yasal dairede kaldıktan sonra bunda hiçbir mahzur yoktur. İnsanlar bireysel hedeflere de ulaşma amacı güdebilirler, derneklerde üzerine düşen vazifeleri yerine getirdikten sonra sonuna kadar haklarıdır. “Dernekleri basamak olarak kullanmak” şeklinde bir ezber vardır, bu ezber günümüzde maalesef sık karşılaştığımız bir duruma tekabül eder. O da dernek başkan ve yöneticilerinin hedef kitlesindeki insanların talep ve ihtiyaçlarına cevap vermek için değil, görüntüyü kurtarmak için yaptıkları etkinliklerden ötürü haksız bir eleştiri değildir. Hep söylediğimiz gibi, şenlik ve festival organizasyonları iyidir, hoştur, insanlar bir araya gelip hasbıhal ederler falan ama bunlar insanların esas ihtiyaçları değildir. Eğer o esas ihtiyaçlara cevap verebilirseniz dernekler cazibe merkezi olmaya başlar.

Geçenlerde hasbıhal ettiğimiz duayen bir dernek başkanı hemşehrimiz, üyelerin son derece duyarsız olduklarını, derneğe karşı en ufak sorumluluklarını yerine getirmedikleri halde dernekten sürekli hizmet ve fayda beklediklerini, kendilerine sorumlulukları hatırlatıldığında ise oralı bile olmadıklarından şikâyet ediyordu. Demek ki bir yerde bir kopukluk var. Bu kopukluk önce tespit, sonra bertaraf edilmeli. Yoksa insanlar faydasını görecekleri bir organizasyonun içinde neden yer almasınlar?

Pozitif ayrımcılık…

Bunun için üyelerle toplantılar yapılıp görüş ve düşünceleri alınmalı, o görüş ve düşüncelere değer verildiği üyelere hissettirilmelidir. Derneğe karşı sorumluluğunu yerine getiren üyelere pozitif ayrımcılık yapılmalı, “Hepsi bizim hemşehrimiz. Ayrım yapamayız” zihniyetinin derneğin böğrüne hançeri saplamaktan farksız olduğu idrak edilmelidir. Aidatını düzenli ödeyen üye, ödemeyen üyeyle arasında dernek nezdinde hiçbir fark olmadığını, aidatın gündeme geldiği tek zaman dilimi olan kongrede de başkan adaylarının ödemeyenlerin aidatını ödediğini görünce ne düşünecektir? O da tabii birden fazla aday varsa…

Derneğe karşı sorumluluğunu yerine getiren üyelerle –çapı ve hacmi ne olursa olsun- bazı girişimlere başlanır ve somut gelişmeler sağlanırsa zaman içinde diğerleri de farkı görecek, iyilik hareketinin içinde bulunmak isteyeceklerdir.

Bu formülün de “Bütün hemşehrilerimiz davetlidir” sloganıyla duyurulan hamsi festivaliyle, kuymak partisiyle olmayacağı aşikârdır.

Çok önemsediğimiz hemşehri dernekçiliği hakkında şimdilik bu kadarla yetinelim ve son olarak yine önemli bir ayrıntıya vurgu yapalım:

Dernek yöneticilerimiz tıpkı siyasetçiler, sanatçılar, sporcuların eleştirildiği gibi kamuoyu önünde eleştirilmeye hazır ve açık olmalıdır. Başka türlü mesafe kat edemeyiz. En fazla “bütün hemşehrilerimiz”le hamsi yer, “bazı hemşehrilerimiz”le kahvaltı yapar, horon oynar sonra dağılır gideriz. Bir yaralı parmağa faydamız olmaz.