Nasıl yazmışım?

Neden yazmışım?

Soranlara soruyorum, neden yazmayayım?

Yazmamam için bir neden mi var?

Ya da sizler yazmamam için bir neden mi biliyorsunuz?

Öncelikle herkesin şunu bilmesini isterim

“Çiğ et yemedim ki karnım ağırsın!”

Halimiz böyle olunca, haliyle bizlerde özgür ve hür bir şekilde yazılarımızı öyle yazıyoruz.

Sonra Murat Zorluoğlu ve ekibi için yazılmayacak diye kanun hükmünde bir kararname çıktı veya öyle bir ayet mi var?

Bunlar vardı da bizlerin mi haberi olmadı!

Gerçi bizlerin haberi nereden olacak ki?

Çünkü Büyükşehir Belediyesi  Basın Daire Başkanı Selahattin Duman pardon Selahattin Aydınlı kendisine verilen görevi eksiksiz yerine getirmek için adeta kılı kırk yarıyor!

Hele de bizlere karşı!

Ha yazdıklarım da kişiye ve kurumlara karşı ön yargılı olmadığımı da bilmenizi isterim.

O nedenle diyorum ki söz konusu Trabzon olunca diğer her şey bizler için teferruat olarak kalır!

Bir yanlış, bir hata bir olumsuzluk şehrimiz ve şehrimizde yaşayanlar için yapılıyor ve yapılmış ise elbette bunlara kim sebebiyet veriyorsa o kişiyi yazmaktan neden imtina edeyim ki?

O kişiye neden kayıtsız kalayım ki?

Doğrudur daha düne kadar yazmamıştım!

Ama yazmamamın geçerli bir neden vardı!

Şu an o nedenimiz  geçerliliğini yitirdi.                                                                                                                     

ELAZIĞ SEYAHATININ GERÇEĞİ

Düşünebiliyor musunuz şahsımı birisi (Adı, makamı ne olursa olsun)  bilgi toplamakla suçlayacak!

Ben o kişiye cevap vermeyeceğim he öyle mi!

Olacak iş mi?

Yemin billah ediyorum eşyanın tabiatına aykırıdır benim o kişiye cevap vermemem.

Bilgi toplamışız açıkçası  (Ajanlık) yapmakla suçlanmışız!

Durunuz acele etmeyiniz sabrediniz!

Nasıl ajanlıkla suçlandığımızı sizlere şimdi aktaracağım!

Gecen yılın başlarında daha doğrusu ertelenen Malatyaspor maçının haftası ve günüydü.

Haluk Şahin, Enis Yıldırım ve ben Elâzığ’a o zamanın Elazığ Valisi olan hemşerimiz Çetin Oktay Kaldırım’ı ziyarete gitmiştik.

Sayın Kaldırım’a ziyaretimizi AFAD binasında yaptık, ziyaretimiz sonlandıktan sonra, Elâzığ’da hiç beklemek ve durmaksızın Trabzon’a geri dönmüştük. 

Yaptığımız bu ziyaretin nedenini ziyaretimize iştirak edenler ile birlikte birkaç dostumuz da biliyordu.

Yani Sayın Vali Kaldırım’a yapılan ziyaret açık ve seçikti.

Ziyaretimizin gizlisi ve saklısı yoktu, olamazdı da…

Evet, burada kimse kusura kalmasın, şimdi eteğimizdeki taşları bir bir döküp hakkımızda yazılan fermanı aydınlatmış olacağız.

Bizlerin sayın vali Çetin Oktay Kaldırım’a yapmış olduğu ziyaret, Büyükşehir belediye başkanlığı makamında ve koridorlarında öyle bir yankı bulmuş ki, makam ve koridorlardaki yankının kokusunu bizler ancak sayın Kaldırım’a yaptığımız ziyaretimizden altı-yedi ay sonra duyabildik.

Neymiş efendim?

“Bizler Elâzığ’a Murat Zorluoğu hakkında bilgi toplayamaya gitmişiz!”

Neymiş efendim?

“Gazetemizin imtiyaz sahibi Ali Öztürk bizi görevlendirmiş de, biz öyle gizlice kalkıp Elâzığ’a gitmişiz de  sayın Çetin Oktay Kaldırım ile görüş alış verişinde bulunmuşuz da, bilgi almışız da falan filan”

Neymiş efendim?

“Bizler bilgi toplamak için Elazığ’ı  karış karış dolanmışız da, Zorluoğlu hakkında bilgi toplamışız”

Biz bunları yapmışız ama her nedense bu yaptıklarımızdan bizlerin haberi olmamış! Kimin mi haberi olmuş?  Tabi ki Büyükşehir Belediye başkanlığı makamının haberi olmuş!

Bizler için makamlarda yazılan senaryolara bakar mısınız?

Mübarek makam sanki belediye değil de film senaryosu yazma yeri!

Bunları bizler için söyleyenlerin inanın akıl tutulması yaşadıklarını düşünüyorum.

Diyeceksiniz ki hakkınızdaki yazılan bu fermanı sizler nereden biliyorsunuz?

Şahsım konuya vakıf olduktan sonra ilgili ve yetkili bir kişiyi aradım, yetkili kişi bana hakkımızda makamda yazılan fermanı anlatarak adeta olayı teyit etti.

Yine yaşananlara şahit olan meslektaşlarım var.

Kısacası hakkımızda yazılan bu yalan-yanlış senaryo için kimse “Ben söylemedim, benim haberim yok” diye evirip çevirmesi mümkün değildir..

Gelelim şimdi işin bam teline!

Bizi bilen bilir!

Tanıyanlar da tanır!

Bugüne kadar kimse için ne ajanlık yapmışızdır ne de bilgi toplamışızdır!

Zira yazılacak bir şey varsa kimse meraklanmasın yazılacak olanın hakkını dibine kadar veririz.

Yazacak o cesaret damarlarımızdaki kanda mevcuttur!

Belli ki Başkan Murat Zorluoğlu ve  avenesi bizleri iyi etüt edip iyi araştırmamışlar!

Veya bizler hakkında onlara yetecek kadar bilgi sahibi olmamışlar!

Bu konuyu yazmak için kaç ay bekledim biliyor musunuz?

“Şimdi yazmamın zamanıdır” diyerek sizlerle paylaşmak istedim!

Az daha pas geçiyordum, eğer ki pas geçmiş olsaydım, yazı eksik kalmış olurdu!             

Burada biraz şeytanın avukatlığını yapalım!

Bir bürokrat düşünün, bir başka yerde görevlendirildiğinde ve bundan dolayı da yeni görev yaptığı yerden birileri kalkıp eski görev yaptığı yere gidip o bürokrat hakkında bilgi toplamak isterse o bürokrat bundan neden rahatsızlık duysun ki?

Ah o çiğ et var ya o çiğ et!

O çiğ eti yemeyeceksin, o eti yersen peşine de zokayı da yutman kaçınılmaz olur!

NE DERSİN NECİP ABİ?

Büyükşehir belediyesi ile ilgili yazı yazdık, o yazdıklarım toplum nezdinde müthiş karşılık buldu.

Sakın burada megalomanlık yaptığımı düşünmeyiniz!

Yazıdan sonra yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim.

Buradan benim anladığım, demek ki Büyükşehir Belediyesi ile ilgili şehrimizin ve vatandaşlarımızın yaşadığı bütün olumsuzluklara rağmen kimse bir şey yazmamış, yazmıyor!

Daha doğrusu kılını kıpırdatmamış!

Nedendir acaba?

Neden yazmazlar?

Ben mi yanlış görüyorum!

Ben mi yanlış analiz ediyorum?

Doğru yerden mi bakmıyorum?

Acep Trabzon’da Büyükşehir Belediyesini bağlayan her şey doğru düzgün mü yapılıyor da ben mi önyargılıyım?

Ne bileyim işte, ben mi işi büyütüyorum?

Ben mi işi lagara-lugaraya getiriyorum?

Ama öyle olsa aynı mahalleden olan ve belediyecilik yapan Osman Necip Sevinç ağabeyimiz kalkıp da Murat Zorluoğlu ile ilgili Cumhurbaşkanı Recep tayip Erdoğan’a  zehir zemberek mektup yazmazdı!

O zaman Büyükşehir Belediyesi için yazdığım yazılarda ben de doğru yolda olduğumu düşünüyorum!

Ne dersin Necip Sevinç abi?

GELİN DE ARAMAYIN

Bunları gördükten, yaşananlara şahit olduktan sonra, Mustafa Akkaya ve Cengiz Çolak’a kurban olasınız!

Hiç değilse adamlarla görüşme imkânını bulabiliyordunuz!

Hiç değilse adamlara ama öyle ama böyle belediyeyle ilgili işinizi yaptırabiliyordunuz!

Hiç değilse adamlara bir sıkıntınızı, bir sorunuzu, bir derdinizi anlatabiliyordunuz!

Hiç değilse adamları istediğiniz an istediğiniz zaman görebiliyordunuz!

Hiç değilse adamlara ulaşabiliyordunuz!

Hadiyin gidin bakalım onların makamında olanlara!

Hadiyin gidin bakalım onlara yakın makamlarda olanlara.

Hadiyin gidin bakalım başkan yardımcılarına (Ataman’ı hariç tutuyorum)

Hadiyin gidin bakalım başkan danışmanlarına!

Hadiyin gidin bakalım istediğiniz zaman ulaşıp görüşebiliyor musunuz?

Çok ararsınız Akkaya’yı çok.

Çok ararsınız Çolak’ı çok!

Son söz; “gelen gideni aratır” sözü bir kez daha ispatlanmış oldu!

BENİM GÜZEL GÖZLÜ ALİ DAYIM KEŞKE BUNLARI SORSAYDIN

Bak üzerine basa basa yazıyorum.

Bir kez olsun Ali Savaş dayım bir kez olsun!

Ne olur bir kez olsun dümenini eğitmeden, bükmeden, kıvırtmadan dik ve düz tutabilsen!

Yine yanıltmadın bizi ya, sana helal olsun!

Sorarım sana Ali dayım;

Dümenini bu kadar eğitmenin bükmenin ve kıvırtmanın esbab-ı  mucibesi nedir?

Bundan sonra ne beklentin olabilir ki?

Sonra neyin peşinde koşabilirsin ki?

Ununu elemiş eleğini asmışsın.

Neden Ali dayım neden bu kadar dümeninin kıvrak ve kaygandır?

Ah benim Ali dayım!

Dünkü yazından  “Murat Zorluoğlu’na teşekkür ediyorsun”

Diyorsun ki ”Engelliler oto parktan araç kendi üstüne kayıtlıysa ücretsiz yararlanıyordu. Araç üzerine değilse, yararlanamıyordu. Biz de bu uygulamanın hatalı, yanlış, anlamı olmayan bir icraat olduğunu ısrarla yazarak gündeme getirdik. Beşirli sahil bandında, Büyükşehir’e ait büfede oturduk, sohbet ettik. Her koruda dertleştik.”

Ardından sorunun ortadan kalktığını ve yazının sonunda ise “Teşekkürler Murat Zorluoğlu” diyorsun…

Her zaman yaptığın gibi gazeteciliğini konuşturarak Zorluoğlu’yla Belediyeye ait büfede sohbet edip dertleştiğini yazmışsın!

Belli ki sohbetiniz esnasında birbirinizle karşılıklı sorulu cevaplı konuşmalar yapmışsınız.

Şunu belirteyim ki Zorluoğlu’yla sohbet etmen ve dertleşmen de hiçbir mevzu bahis söz konusu olamaz.

Buna bizlerin de bir şey deme gibi hakkı olmaz.

Bak Ali dayım onu bunu bilmem, ben isterdim ki zatıaliniz Zorluoğlu’yla yaptığınız o dertleşme ve sohbette başkana şu soruları da bizler ve Trabzon adına sorabilseydin!

Mesela , şu soruyu sorsaydın, Sayın başkan Trabzon’u pislik götürüyor, temizlikte Türkiye’de dereceye giren Trabzon bu hale neden geldi?

Mesela şu soruyu sorabilseydin, Sayın başkan göreve talip olduğunuzda ve seçim sathında verdiğiniz demeçlerde ‘Şehri ortak akılla yöneteceğiz’ demiştiniz, bu gün baktığımızda ortak akıl diye bir şey göremedik aldığınız kararlarda...  Örnek mi  istiyorsunuz, yeniden yapılacak otogar… Örnek mi? Sahil bandında Ganita-Faroz arası yapılan proje… Örnek mi? Gülcemal Projesi…

Mesela şu soruyu sormanı isterdik, Sayın başkan şehir merkezini baştan aşağıya yardınız ve açtığınız yerleri yama yaptınız, açtığınız yerleri asfaltlamak için neyi bekliyorsunuz, araç sürücüleri adeta köşe kapmaca oynuyorlar, bu sorundan ne zaman kurtulacak koskoca şehir?

Ah benim güzeller güzeli Ali dayım ah!

Mesela şu soruyu sorabilseydin, Sayın başkan belediye kendi esnafıyla rekabete girer mi? Meydan Parkına büfe açtınız,  pasta dondurma poğaça sattırıyorsunuz, karşısında ve etrafında pastaneler var, avuç dolusu kira ödüyorlar. Sahile büfe açtınız hemen yanında kira aldığınız büfeler var, Boztepe hattında belediye otobüslerine günde 280 sefer yaptırıyorsunuz ,o hattaki dolmuş hattıyla müthiş rekabet içerisindesiniz. O rekabet yaptığınız şoför esnafının çoluk- çocuğu yok mu? O şoför esnafının kredi ve banka borçları yok mudur? Hiç düşünmüyor musunuz bu şoför esnafının çoluk-çocuğu ne yiyor, ne içiyor ve bu şoför esnafı borçlarını nasıl ödeyecek? Bir de araç değişiminden bahsediyorsunuz, bu şartlarda şoför esnafı araçlarını nasıl değiştirecekler ya?

Sorsaydın ya bu soruları ya Ali dayım!

Soramazdın, çünkü bu soruları sorabilmiş olsaydın, dümenin kırılır iş göremez hale gelirdi!

Ah Ali dayım ah!

Ne güzel dertleşiyordun ya başkanla bu soruları çok rahat sorabilirdin kendisine.

Neden sormadın?

Mesela şöyle bir soruda yöneltebilirdin başkana, Sayın başkan Belediyenin kendi bünyesinde yapması gereken işleri neden dışarıya yaptırıyorsunuz, neden o kadar paralar ödüyorsunuz?

Mesela çok önemli bir soru, bunu da sormanı çok isterdim benim güzel Ali dayım, Sayın Başkan liyakat dediniz liyakata uymadınız, bir anda belediyenin üst kadrolarında önemli değişiklikler yaptınız, sorarım size bu yaptığınız değişiklerin hangisinde liyakata uydunuz?

Benim güzel gözlü Ali dayım.

Mesela şu soruyu da sorsaydın, Sayın Başkan makamınızı neden vatandaşın size ulaşamayacağı biçimde dizayin ettiniz? Hani ya herkes ile diyalog halinde olacaktınız, hani ya herkesin derdiyle dertlenecektiniz, hani ya  herkese dokunacaktınız,  ne oldu?

Ah Ali dayım ah!

Mesela şöyle bir soru da sorabilirdin, sayın Başkan  sizden önceki başkan Gümrükçüoğlu bir çok projeye imza atmasına rağmen çok eleştiri alıyordu, siz hiç eleştirilmiyorsunuz , doğru işler yaptığınıza inanıyor musunuz?

Dümeni selvi ağacından olan Ali dayım!

Mesela şu soru çok önemliydi bunu da çok rahat sorabilirdin başkana, Sayın Başkan Maraş Caddesini trafiğe kapatma kararı aldınız, bu kararı alırken Maraş Caddesinin esnafından hiç görüş alış-verişi yaptınız mı?

Neyse benim kömür gözlü Ali dayım, sen bu soruları sormadın ama ben bir dahaki yazımda senin ve hepimiz adına bu soruları sayın başkana yönelteceğim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasa dışı, tehdit ve rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlâka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü malî, hukukî, cezaî, idarî sorumluluk içeriği gönderen üye/üyelere aittir.