Ali ÖZTÜRK Dünya Çevre Gününde Bölgedeki ilginç çevre vakalarını yazdı

Çevre Haftası veya “Dünya Çevre günü” dolayısıyla yaşadığımız bölgede bir çevre analizi yapmak istedik. Hakikaten çevrenin insan için önemini kavrayabilmiş miyiz? Gazeteciyiz ve çevre bilinci oluşturmakla mükellefiz. Çevrenin korunmasını sağlamak görevimiz. Bu sorumluluklarımı yerine getirebiliyor muyuz?

Allah, kainatta yarattığı her şeyi insan oğlu için yarattı. Yaşamını sürdürsün, umutlu bir hayat sürsün. Ama sorumluluklar da yüklendi. Yok etmesin, bitirmesin ve gelecek nesilleri de düşünsün. Ne yazık ki hiçbir şeyin bize ait olmadığı bu dünyada her şey bizim gibi davranıyoruz. Böyle yaşamak isteyince de hiçbir şeyde sınır tanıyoruz. Tekrar bölgeye ve çevre sorunlarına dönelim. İsterseniz madde madde sıralayalım.

1-Trabzon’da çokça haberleştirdiğimiz bir katı atık tesisi var. Yanbolu Vadisi tam bir çevre felaketi yaşıyor. İnsanlar ata toprağını terk etmeye mecbur bırakılmış. İnsanlar silah dayamış olsaydınız evlerini terk etmezdi. Ama pis koku silahtan da kötü olmalı ki, civar sakinleri köylerini ve evlerini terk etti. Bütün bunlar ne için? Tesiste taahhüt edilen her şey yerine getirilmediği için. Avrupa’da şehirlerin orta yerine kurulan tesisler kötü koku yaymıyor ama bizim tesis bir vadiyi kokuya boğuyor. Yoksa bizim yediklerimiz mi!.. Bizim çöpümüzün kokusu mu engellenemiyor.

2- Yine Araklı’da bir HES vakası var. 3.5 metrelik tünel yerine 7 metrelik tünel kazıyorlar. Devletin her şeyden bilgisi var ama müdahale etmiyor. Çevre sakinleri ayakta. Patlatılan dinamitler ve insanlarla cebelleşmeler. Devlet el altından destekliyor. Çevreyi çevre sakinleri, ilçedeki duyarlı vatandaşlar ve köylüler korumaya çalışıyor. Başta Çevre ve Şehircilik bakanlığı olmak üzere devlet ise adeta katlediyor.  Sanırsınız ki Çevre Haftası’nı yaptıkları çevre yanlışlarını örtmek için ilan ettiler.

3-Trabzon Gülcemal Projesi’nde bir çevre katliamı var ki destansı bir kirlilik. Koruyucu hiçbir bent yapmadan denizin bir bölümü toprakla dolduruldu. Yanlış anlaşılmasın adına “denize toprak dökmek” dediğimiz bu olay “çevre ödülü” almaya layık bir skandaldır. Tarım toprağı döküldü diye değil… Milyonlarca deniz canlısı öldüğü için de değil. Resmen denize toprak döküldüğü için… Bu olaydan Ankara’nın da haberi var. Büyükşehir Belediye Başkanımız ricacı olmuş. “Denizin bir bölümünü toprakla doldurduk. Dalga vurup atmadan koruyucu bir bent yapsanız.” diye… Ankara’da “Olur” demiş ama galiba para kalmamış. Dua edelim de son üç yılda olduğu gibi Karadeniz coşmasın. Aksi halde belki bütün Trabzon sahili karşı kıyıya kadar çamura bulanacak. Yaşananlar sadece Türkiye’de değil dünyada da çevre düşmanlığı olarak hatırlanacak.

4- İrili ufaklı pek çok taş ocağı katliamına girmiyoruz. Lakin bir taş ocağı vakası var ki bahsetmeden geçemeyeceğiz. İbretlik bir çevre vakası olduğu için.

Trabzon’a gelen turist sayısı katlanarak artarken şehrin kapasitesi yeterli mi? Trabzon’a gelen turist sayısı katlanarak artarken şehrin kapasitesi yeterli mi?

Torul Musalla Vadisi’nde bir taş ocağı vakası

1-DSİ 22. Bölge Müdürlüğünün 03.05.2021 tarih ve 1198748 sayılı yazısıyla taş ocağının korunması gereken su kütlülerinden birinin üzerine oturduğu ve zamanında sehven izin verildiği belirtiliyor. Ardından ilave ediliyor. Kapasite artırımına izin verilmemeli ve patlatma izni iptal edilmeli…

2-İl Özel İdaresi bir rapor düzenliyor. Raporda taş ocağında yapılan patlatmalar, çatlak sistemlerini bozmakta oluşan çökmeler su yollarının değişesine, suyun derinlere kaçmasına neden olmaktadır. Bir köyün içme suyu kaynağı taş ocağı ruhsat sahası içindedir. Patlatma izni verilmemeli, kapasite artırımına müsaade edilmemelidir.

3-Bahse konu taş ocağı tescilli bir tabiat parkının tam karşısındadır.

4-Yörede vatandaşlar tarafından oluşturulan özel ormanlar toz altında kalmakta, perişan olmaktadır.

5-civardaki meyve ve sebze bahçelerine tozdan girilememektedir.

6-Yörede yürütülen arıcılık faaliyetleri tozdan olayı ciddi biçimde olumsuz etkilenmektedir.

7- Bölgede yaban hayatının yoğun olduğu ve özellikle su samuru ve yaban keçisi patlatmalardan ve diğer kirlilikten etkilenmektedir.

Yukarıda 7 madde saydık. Hiçbiri abartı değil. Hepsi de kamu kurumlarının vermiş olduğu raporlara dayanıyor. Ama ÇED Genel Müdürlüğü, bu taş ocağına olumlu rapor veriyor. Niyesini ve nasılını sormayınız. İsterseniz biraz daha ayrıntı verelim.

Harşit Çayı’nın tam karşısına kurulan bu taş ocağı yüzünden derenin suyu beyaz akıyor. Balık çiftlikleri perişan. Ne yazık ki kimse duymuyor. Trabzon’da ciddi bir ivme kazanan balıkçılık sektörü yazın suyunun soğukluğu nedeniyle Harşit civarını kullanıyor. Arazi satın alıp yahut kiralayıp balık havuzları yapıyor. Ne yazık ki bu ocak koca bir çayı kirletirken bölge ekonomisine de büyük darbe vuruyor. Ama bunu kimse duymuyor. Yukarıda verdiğimiz diğer örnekler gibi ne yazık ki çevre kirliliği devlet eliyle gerçekleştiriliyor.

Çevre günü ya da Çevre Haftası dolayısıyla son olarak şunu söylemek istiyoruz: Devlet kirletmesin, vatandaş çevresini korur. Oraya katı atık tesisi kurdurmaz. O denize toprak döktürmez. O HES’e izin vermez. O taş ocağını orada istemez. Evet, vatandaşın çevre duyarlılığını devlet önemsemiyor.