Bu tarz grupları CIA ve Amerika oyuncak gibi kullanıyor. Bunlar da İslam’a hizmetettiklerini sanıyorlar. Amerika yine başaracağını sandı fakatbu kez milletimiz onlara gereken cevabı verdi. Önceki darbelerdebizim büyüklerimiz dışarı çıkamadılar, direniş gösteremediler.

15 Temmuz darbe girişimini ilk nereden duydunuz ve
duyduğunuz an neler hissettiniz? Yaralanma ve hastane süreci
sonrasına kadar anlatır mısınız?

15temmuz mehmetayar


Mehmet AYAR: İşten eve gittikten sonra -saat 9 sularındahaber
bültenlerini izlemek için televizyonu açtım. Televizyonda
tankların köprüye konuşlandığı haberini gördük. Tabii insan
önce inanamıyor. Saat ilerledikçe haber yorumcularının bunun
bir darbe teşebbüsü olduğunu söylemesiyle emin oldum. İlk duyduğum
an içim içimi yemeye başladı. Yerimde duramaz oldum,
bir şeyler yapmak istedim. Aklıma hemen sokağa çıkmak ve bu
durumu protesto etmek geldi. Saat 22.30 sularıydı. O zaman hala
Cumhurbaşkanımız sokağa çıkılması çağrısı yapmamıştı. Ama
Allah tarafından mı dersiniz ne dersiniz bilmiyorum bir el bizi
sokağa itti. Hanımım ve iki çocuğum memleketteydi. Büyük
oğlum da benim yanımdaydı. Evden çıkmadan hanımı arayıp
böyle bir hadisenin olduğunu ve evden çıkıp bu durumu protesto
edeceğimizi söyledim. Ne olur ne olmaz diye de helallik istedim.
Helalleştikten sonra kayınbiraderim ve oğlumla birlikte sokağa
indik. Tabii biz miting alanına gider gibi bayraklarımızı da yanımıza
aldık. Çünkü tamamen barışçıl bir amaçla, ne olup bittiğini
anlamak için sokağa çıktık. Sokaklar çok sessizdi ve bu sessizliği
bozmak istiyordum. İçimde karşı koyamadığım bir duygu
vardı. O sırada vatanınıza milletinize sahip çıkın, darbelere karşıyız,
diyerek bağırmaya başladım. Ben bu naraları atmaya devam ettikçe aşağı
inip bize katılan insan sayısı artmaya başladı. Bu sırada ne yapacağımızı
konuştuk. Bu durumlarda havalimanına gitmenin doğru
olacağına karar verip Atatürk Havalimanı’na gitmek üzere yola
koyulduk. Yola koyulduktan sonra daha sağlıklı bilgi almak için
yönümüzü Vatan Emniyete çevirdik. Vatan Emniyet istikametinde
ilerlerken insanların bizim gibi sokağa çıkmış olduğunu
gördük ve konvoy halinde Vatan Emniyetin yolunu tuttuk. Fakat
amacımıza ulaşamadık çünkü Bayrampaşa sapağındaki yolun
tanklarla kapatıldığını gördük. Biz de araçtan inip tankın önüne
doğru yavaş yavaş yürümeye başladık. Tankın önüne geldiğimizde
askerlere, “Kışlanıza dönün, sizin burada işiniz yok, darbe
yapmak suçtur.” şeklinde telkinlerde bulunmaya başladık. Bu
sefer de onlar bize, “Evinize dönün, biz hukuku da devleti de arkamızda
bıraktık, Ankara’da Cumhurbaşkanı da bizim elimizde.”
diye karşıt cevap vermeye başladılar. Bayrampaşa sapağında bulunan
Çevik Kuvvetin önünü
tankla kesen ve bize bu ifadeleri kullanan kişinin
66. Mekanize Tabur Komutanı
bir yarbay olduğunu öğrendik. Konuşmalarımız hararetli bir şekilde
devam etmeye başladı.


Beklediğimiz alan gittikçe kalabalık olmaya başladı. Biz protesto amaçlı
orada toplandık ama elimizde bir taş bile yoktu. Herkes oraya barışı
temin etmek amacıyla gözünü kırpmadan gitmişti. Sözlü münakaşamız
devam ederken bizim geri çekilmeyeceğimizi anlayan
yarbay havaya ateş etmeye başladı. Nasıl olduğunu bile anlamadığımız
şekilde yanımızda biri vurulup şehit düştü. Tabii vurulduğunu
görenler hemen hastaneye kaldırmak için koştular. Bu
durum alanı ani bir sessizliğe çevirdi, çünkü insanlar hem şok haline
girdiler hem de korktular. Fakat buna rağmen hiçbir şey yaşanmamış
gibi protestoya devam ettik. Ben bu sırada tankın
önünde, tanka elimle vurarak tankı protesto ediyordum. Komutan
da megafonla, “Geri çekilin böyle hadiselerin yaşanmasını istemiyorum.”
dedi. Biz de ona, buradan asla gitmeyeceğimizi söyledik.
Az önce birini vuran yarbayın tekrar aynı şeyi yapabileceği
ihtimaline karşı, o sırada birkaç arkadaş tankın üzerine çıkıp yarbayı
kontrol altına almaya çalıştı. Ben de ön taraftan tankın üzerine
çıkıp yarbayı ön taraftan kontrol altına almaya başladım.
Yukardan ve önden kontrol altına almaya çalıştığımız yarbayın
öfkeden gözü dönmeye başladı. Yarbayın elinden tüfeğini almayı
başardık. Yarbayla boğuşmalarımız devam ediyor tabii, bu sırada
tabancası olacağını düşünemedim. Tabancasını çıkarmaya çalıştığını
gördüm. Tam o sırada ne yapıyorsun demeye kalmadan tabancasını
çıkarıp 7-8 el ateş etmeye başladı. Bu ateş etmeler
sırasında ben ve birkaç arkadaş hala onunla boğuşuyoruz. Ateş
ettikten sonra arkadaşlar bunu itekleyip tanktan aşağı attılar. Aşağıda
bazı vatandaşlar yarbayı hırpalamaya başladı. Yanlarında askerler
de yok. Çünkü biz tankın üzerine çıktıktan sonra askerlerin
hepsi kaçmıştı. Tanktan indim kolumdan kanlar akıyor. Normalde
bana iğne değse hemen anlarım. Fakat boğuşma esnasında
yarbay beni vurmuş ve hissetmemişim bile. Öyle ki etlerim parçalanmış
ve sarkıyordu onu bile fark etmemiştim. Kenara çekilip
kendimi kontrol etmeye başladım. Bacağımda ıslaklık olduğunu
görüp ışığın altına geçtim. Bir baktım ki bacağımda 3 cm çapında
bir delik açılmış ve pantolonum ayağıma kadar kan kırmızı
olmuş. Ne yapsam diye düşünmeye başladım. Çünkü kan kaybından
ölme ihtimalim vardı. Bağırmaya karar verip, kardeşlerim
ben vuruldum, dedim. Bunu dememle sesimi duyanların yanıma
gelmesi bir oldu. Biri hemen üstündeki atleti
yırtıp yaramı bağladı, bir kız geldi hemşire
olduğunu ve hastaneye gitmem gerektiğini söyledi. Tabii
ambulans falan yok, sivil bir
araba çevirip beni hastaneye götürdüler. Ama
hiçbir şekilde ağrım, acım yok.

Vücudum
hırs ve öfke dolu. O kadar kızgınım ki acılarımı bile hissedemiyorum.
Kızgınlığım da şundan ileri geliyor. Biz evden çıkarken
oğluma bıçak bile almamasını tembihledim, en fazla gaz ve su
yeriz diye düşündüm. Askerimizin kalkıp savunmasız bir halka
ateş edeceğini asla düşünememiştim. Beni en yakın hastane olan
Bezmiâlem Vakıf Hastanesine götüreceklerdi. Topkapı Mezarlığı’na
varmadan askerlerin yolu kapattığını gördük. Hastane
Vatan Caddesi’nde fakat caddeye geçiş yok. Arabadan indik, yaralı
olduğumu gören vatandaşlar hemen beni omuzlarında taşıyıp,
caddeye inen başka bir arabaya bindirdi. O sırada başka bir araç
durup bizi hastaneye kadar götürmek istediğini söyledi. Atladık
arabaya, beni hastaneye ulaştırdılar. Hastaneye yaralı olarak
giden ilk kişiydim. Doktor hemen film çekilmesini istedi. Vurul
manın güzeli olmaz ama mermi ne sinire ne de kemiğe değmemiş,
böyle de güzel vuruldum. Allah’ın hikmeti olsa gerek.
Benim tedavilerimi yapıp dinlenmeye gönderdikten bir yarım
saat sonra hastane tabiri caizse mezbaha alanına döndü. Yaralıları
neredeyse üst üste yığdılar. Öyle ağır hastalar var ki bizimle ilgilenecek
zamanları bile olmadı. Keza doktor benim yanıma bir
gün sonra gelebildi. Bir aylık rapor ile hastaneden taburcu oldum.
İnanır mısınız bir ay boyunca hiçbir ağrım, sızım olmadı. Merak
edip diğer gazi arkadaşlarıma da, “Sizin herhangi bir ağrınız oldu
mu?” diye sordum. Neredeyse çoğunun benim gibi ağrısı olmamış.
Öyle ki benim acı eşiğim çok düşüktür. Dediğim gibi Allah’ın
hikmetlerinden biri olsa gerek.

Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkanı Bekir Aktürk açıkladı Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkanı Bekir Aktürk açıkladı


O gece mücadele ettiğiniz alanda 59 asker olduğunu söylediniz.
Mahkemelere müşteki olarak katılım gösterdiğinizde
59 askerin de yargılandığını gördünüz mü? Mahkeme ortamından
biraz bahseder misiniz?

15kadir


Mehmet AYAR: Ben yarbayla tankın üzerinde boğuşurken
ona zarar verecek kadar yakındım. Onu ısırabilirdim, canını yakabilecek
şeyler yapabilirdim ama yapmadım. Çünkü askere, polise
olan saygımız belli. Fakat o yarbay ne zaman ki 21 yaşındaki
birine ateş edip öldürdü işte o zaman gözüm dönmeye başladı.
Orada 59 asker vardı ve biz yarbayla boğuştuğumuz zaman hiçbiri
kalmadı. Mahkemelere müşteki olarak katıldığım zaman da
gördüm ki 59 askerden 40 tanesi er, 19 tanesi rütbeli askerdi. O
gece bazı erlerin emir komuta zinciri bağlamında oraya çıkarıldıkları,
hiçbir şeyden haberi olmadıkları söylemleri var. Fakat benimle
boğuşan o yarbayın, 19 tane rütbelinin de mi haberi yoktu?
Erlerden de birkaç tanesinin bildiğini öğrendik. Öyle ki, erlerden
birini Bayrampaşa Köprüsü’nde bırakıp tankları Çevik Kuvvete
yönlendirme emri verilmiş. Orada vatandaşlar ona ne olduğunu
sorduğunda, daha ilk saatlerde bile vatandaşa darbe olduğunu ve
askerin yönetimi ele geçirdiğini söylüyor. Hatta beni vuran yarbay
bunlara çıkmadan önce kışlalarında darbe konuşması yapmış.
Tabii bunları ilk sorgularında söyleyip mahkemede inkâr ettiler.
Beni vuran yarbay, yanındaki albay ve üst teğmen üç kez ağırlaş
tırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Geri kalan 16 rütbeli
ise müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Kalan 40 tane erden suçlu
olanlar olmasına rağmen mahkeme onların hepsine beraat verdi.
Fakat mahkeme sürecinde hiçbirinin yüzünde pişmanlıktan eser
yoktu.


15 Temmuz gibi elim bir geceden sonra hala yüzlerinde
pişmanlık görmemenizin sebebini siz neye bağlıyorsunuz?
Mehmet AYAR: Yüzlerinde pişmanlık namına bir şey görmediğim
insanlar sadece askerler değil. Tanıdığım FETÖ üyesi
olmuş, örgüt elebaşını seven, sempati duyan herkeste yine bu pişmanlık
emarelerini görmedim. Tamam, vakti zamanında sevmiş
ve gerçek yüzlerini görememiş olabilirsin. Fakat 15 Temmuz gibi
vahim bir olay gerçekleşti bu ülkede. Buna rağmen pişmanlıklarının
olmamasını benim aklım almıyor. Kandırılmışlar mı, kayıtsız
şartsız elebaşlarına güvenip inanmışlar mı, sebebi her neyse bilmiyorum.
Elebaşlarının normal bir insan olmadığına, kâinatta
özel bir insan olduğuna inanıyorlar. Bunun başka açıklaması olabilir
mi? Söz konusu burada vatanın ve milletin bekası iken kalkıp
bir insanın peşinden böyle körü körüne gitmek korkunç bir
şey. Vatanı olmayan dinini de yaşayamaz. Haşhaşi diyorlardı ya
hani bunlar tam olarak öyle olsa gerek, uyuşturulmuş gibi davranıyorlar.
Allah ıslah etsin diyorum ama edeceğini de sanmıyorum.
Öyle bir istekleri de yok.


12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi, 28
Şubat 1997 Post-Modern Darbesi bizim yakın çağda şahitlik
ettiğimiz olaylar. Bu olayların yaşanan yıkıcı etkileri ortadayken,
bu grubun 15 Temmuz’da askeri darbe girişimine kalkışmasını
siz neye bağlıyorsunuz?


Mehmet AYAR: Sağcısı da solcusu da ülkemizde darbe
olursa 20-30 yıl geriye gideceğimizi biliyor. Buna rağmen bu
grubun böyle bir olaya kalkışmasını ben dış güçler tarafından
maşa olarak kullanılmasına bağlıyorum. Bu tarz gruplar sadece
bizim ülkemizde değil her ülkede varlar. Biz güçlü ve kuvvetli
olduğumuz için bizimkiler biraz daha şiddetli geçiyor. Fakat bu
tarz olaylar Irak’ta da oldu, Mısır’da da oldu.

Bu tarz grupları CIA ve Amerika oyuncak gibi kullanıyor. Bunlar da İslam’a hizmet
ettiklerini sanıyorlar. Amerika yine başaracağını sandı fakat
bu kez milletimiz onlara gereken cevabı verdi. Önceki darbelerde
bizim büyüklerimiz dışarı çıkamadılar, direniş gösteremediler.
Hatta Kenan Evren, yüzde 90 oy oranına sahipti. Fakat
bizler öyle olmadık, evlatlarımıza 20 yıl geriye gitmiş bir ülke
bırakmamanın mücadelesini vermeye çalıştık. Başarısız da olabilirdik
fakat en azından vicdanımız rahat olurdu. Çıktığımızı, mücadele
ettiğimizi gönül rahatlığıyla çocuklarımıza anlatabiliriz.
Dayak yiyebilirdik, tutuklanabilirdik ve en önemlisi ölebilirdik.
Eğer darbe başarılı olsaydı o gece hastaneden taburcu olamazdık,
bizi alıp tutuklayacaklardı. Mahkeme sırasında Hadımköy’de
yıllardır kapalı tutulan askeri hapishanenin temizlenip
açıldığını ve darbeden
sonra kullanılmak
üzere hazır
bekletildiğini öğrendim.
O askerleri savunan
avukatın
Ergenekon-Balyoz
davalarının avukatı
olduğunu öğrendim.
Yan yana gelmez dediğimiz
FETÖ’cülerle
Ergenekoncular
kol kola hareket etmişler.
Bu düğümün
yine Amerika’nın
elinde olduğunu görüyoruz.
15 Temmuz
darbe girişiminin
başarısız olmasındaki
en büyük
unsur sizce neydi?
Mehmet AYAR:


15 Temmuz
darbe girişiminin
önlenmesindeki
en büyük
etkiye sahip
olan unsur
bence halktı.
Halkın milli birlik
ve beraberlikle
sokağa
çıkma düşüncesi
onların hesaplarında
yoktu.
Milletimizin
korkacağını, sineceğini,
silah
görünce kaçacağını
düşündüler.
Gençlerin, insanların
İslam’dan
uzak
yaşantısını görünce
böyle milli şuurla sokaklara çıkacakları aslında bizlerin de
aklına gelmezdi. Demek ki öyle değilmiş. Soy, 7 ceddine çekermiş
sözü vardır ya işte o gece vatan sevgisi 7 göbek sonrasına
bile sirayet etmişti. Bu millette yeniden vatan sevgisi ve milli birlik
ruhunu gördük. Sonra tabii ki Cumhurbaşkanımızın dik duruşu
ve halkı sokağa çağırması etkili oldu. Cumhurbaşkanımızın
çağrısından önce bizim gibi sokağa dökülenler çok azdı. Fakat
onun çağrısından sonra milyonlar sokağa döküldü. Devlet liderinin
dik durması çok önemlidir, lideriniz dik duramazsa siz de dik
duramazsınız. Liderin dik durması millete de cesaret verdi. 20
sene önce mesela biz partide bayrak asarken ilk bizim başkanımız
direğe çıkar sonra biz çıkardık. Ama şimdi bakıyorum ilçe başkanı
olmuş elleri cebinde insanlara emir veriyor. Böyle bir şey
olabilir mi? Başkan dediğin, lider dediğin önde gider. Sağ olsun
bizim Cumhurbaşkanımız böyle bir liderdi. Kendi yapmadığını
bize yaptırmadı. Çıktı ve dik duruşuyla bize öncülük etti.

15 Temmuz gazisi olduktan sonra yakın çevrenizden, iş
çevrenizden size karşı yaklaşımlar nasıl oldu?


Mehmet AYAR: Ben gazi olduktan sonra çevremden aşırı bir
hürmet ve minnetle karşılaştım. Darbe destekçileri olan, azınlıktaki
hainleri ayrı tutuyorum. Onların bana söyledikleri şeyler ise
şunlardı: “Ne gerek vardı da çıktın? Vatanı kurtarmak sana mı
kaldı? Annenin tek oğlusun ölseydin ne olacaktı?’’ Onun dışında
hasta olarak yattığım bir aylık süreçte ne kadar akrabam varsa
çıkıp ziyaretime geldiler. Keza iş yerimdeki çalışma arkadaşlarım
tarafından da ilgi ve hürmetle karşılandım. Gelelim devlet yetkililerimize,
devletimiz öyle bir arkamızda durdu ki şu evime herhalde
devletin kurumlarından gelmeyen yoktur. Maddi ve manevi
olarak tüm ihtiyaçlarımızın karşılanmasında her türlü desteği gösterdiler.
Sağ olsunlar. 3 yıl geçmesine rağmen insanlarımız nereye
gitsem gazilik unvanıma sebep her türlü saygıyı
gösteriyorlar. Gaziliğin bir ağırlığı vardır. Bunu taşımak ve korumak
çok önemlidir. Ölümü göze almadan gazi olamazsınız. Bunu
düşünüp buna göre daha dikkatli ve hassas adımlar atılmalıdır.

15 Temmuz darbe girişimi
gecesi olaylara
bizzat şahitlik ettiniz ve o gece sokağa
çıkıp mücadele etme
cesareti gösterdiniz. Bir gazi olarak
bize 15 Temmuz’u özetlemek
ve gelecek nesillere aktarmak
adına neler söylemek istersiniz?


Mehmet AYAR: 15 Temmuz gecesi her ne kadar vahim ve
üzücü bir olay olsa da milli duygularımızı bir kat daha arttırdı,
gözümüzü açtı. Olaylara daha gerçekçi bakmaya, dostu düşmanı
ayırt edebilme şuuruna eriştirdi. Bizler o gece sokağa çıkma cesareti
gösterdik, mücadele ettik. Çok şükür de başarılı olduk. Çünkü
milli şuur, milli birlik ve beraberlik ruhunun canlanması adına 15
Temmuz çok önemli bir geceydi. O geceyi atlattık ama bu tarz
olaylara her zaman hazırlıklı olmalıyız. Birlik ve beraberliğimizi
bozacak her şeye karşı durmalıyız. Milletimize zarar vermek isteyenlerin
ilk başlayacakları yer birlik ve beraberliğimizdir. Gelecek
nesillere aktaracağımız bir gece yaşadık. 250 şehidimizin
olduğu 2 bin küsur gazimizin olduğu fakat milli şuurla mücadele
ettiğimiz bir geceydi. Sokağa çıkıp vatanımızı müdafaa etme çabamız
gelecek nesiller için güzel bir örnek teşkil etmektedir.
Allah bir daha 15 Temmuzlar yaşatmasın bu ülkeye. Demokrasinin,
kardeşliğin hüküm sürdüğü bir ülke olmamızı temenni ediyorum.
Öyle ki gelecek nesillere bırakacağımız en güzel miras milli
birlik ve beraberliğimiz olacaktır.


Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.
Mehmet AYAR: Ben teşekkür ederim.