BİRAZ DAHA SAKİN OLUNMALIDIR

Bana göre sevinç gösterileri çok abartılı yapılıyor:

Gerek var mı her maç sonrası meydanda toplanılıp aşırı sevinç gösterileri yapmaya?

Tabi ki hiç gerek yok.

Mutlaka bu görüşüme karşı çıkanlar “Sen ne diyorsun kaç yıldır şampiyon olamamışız” diyenler de olacaktır.

Eyvallah onlara ve bu gibi düşünenlere de hak vermiyor değilim.

Ancak benim söylemek istediğim abartmadan sindire sindire maç sonrası  sevinçlerini  yaşayalım.

Sanki “Dereyi görmeden paçaları sıvadık” durumunu yaşar gibiyiz.

Ne olur bir dereyi görelim.

Derenin derinliğini bir ölçelim ya da ölçtürelim.

Ondan sonra paçalarımızı sıvayıp dereye öyle girelim.

Yoksa mı?

İki sezon önceki kaçırdığımız mı diyeyim?

Elimizden çalınan şampiyonluk mu diyeyim.

İçerden hançerlendik mi deyiyeyim?

Ne biliyim, diyeyim de diyeyimi çok.

Onun için sakin olmakta fayda var diyorum.

İKİ SEZON ÖNCESİ UNUTULMAMALIDIR

Hatırlayınız 2018-2019 sezonunu.

Son finişe girilmiş.

Zannedersem ligin bitmesine yedi veya sekiz maç kalmıştı.

O sezon Pandemi patlamış, maçlar seyircisiz oynamaya başlanmıştı.

Hatırladınız değil mi?

Sonu ne oldu?

Şampiyonluğun favorisi gösterilen Trabzonspor değil de Başakşehir  şampiyon olmuştu.

Daha doğrusu yapılmıştı.

Şu realite unutulmamalıdır.

“Oynanmayan maç kazanılmaz.”

Yani puan hanenize kimse puanlar yazmaz!

Demek ki ligin sonuna kadar çatır çatır maçlarınızı oynayacaksınız.

Öyle hesaba kitaba bakacaksınız.

Elbette hepimizin beklentisi şampiyonluktur.

Ama ilk ligin yarısı bitmemiş ve hiç bozulmamış ligin ikinci yarısı var.

Ve buna mukabil bütün takımların önünde ara transferi yapma sezonu mevcut.

O zaman düdük erken çalınmamalı!

2018-2019 sezonu önümüzde bize rehber olacak en güzel argümandır.

Var mı bundan ötesi?

HANİYA TRANSFER EDİLSE

Neden olmasın?

Kim istemez?

Kim “hayır” der?

Hani ya transferi gerçekleştirilse.

Bakıyorum orada burada Yusuf Yazıcı’nın Trabzonspor’a geleceği konuşuluyor veya seslendirilmeye çalışılıyor.

Yusuf’un transferi olur veya olmaz.

Transferi gerçekleştiğinde Trabzonspor’a neler katacağını, neler kazandıracağını, neler yapacağını hiç düşüneniniz oldu mu?

Ben Yusuf Yazıcı’nın Trabzonspor’da oynadığı dönemlerde yaptığı katkının çok daha üzerinde katkı sağlayacağına inananlardanım.

Ha Trabzonspor alır mı?

Ha gelmesi için şartlar uyar mı?

Ha Yusuf gelmek ister mi?

Ha Yusuf, “Şampiyonluğa giden yolda ben de bu işin içerisinde olmalıyım” der mi?

Ha “Ben de fedakârlık yapmalıyım” düşüncesinde olur mu?

Bunları ben diyeyim de diyeyim…

Benim vurgulamak istediğim Yusuf’la birlikte Trabzonspor’un çok daha güç kazanacağıdır.

O DA ETTEN KEMİKTEN VAR OLMUŞTUR

Uğurcan Çakır milli takımda gösterdiği kötü performansından dolayı, başta İstanbul medyası dolayısı ile İstanbul yazar çizer takımı sonrasında yerelde  müthiş bir şekilde ağır eleştirilere maruz kalmıştı.

Yerelde Uğrucan için “Gitmeli, aklı başka yerde” diye manşetler bile atılmıştı, kötü oynadığı dönemlerde.

Şu an gelinen noktada Uğurcan Çakır milli takımda olsun, Trabzonspor’da olsun, süperin üzerinde maçlar çıkarıyor.

En son oynadığı Beşiktaş maçında gösterdiği performansla herkes tarafından adeta kahraman ilan edildi.

Kahraman ilan edilmesi de hakkıydı.

Buraya kadar olan kısımda Uğurcan konusunda bir sıkıntı yok.

Zira olması da mümkün değil.

Çünkü futbol böyle bir oyun.

İyi oynadın mı omuzlardasın.

Kötü oynadın mı dönen çarkın içerisine seni atmak için seni sevmeyenler, seni istemeyenler, adeta bir birleriyle yarışırlar!

Kısacası hep iyi oynamak zorundasın.

Kısacası hep güçlü olmak zorundasın.

Gerçi bu denklem sadece futbol hayatında değil, bütün iş dünyasında da hal böyledir.

Uğurcan’a Beşiktaş maçında gösterdiği performansla birlikte büyük övgülerin yanında çok da yergiler de yapıldı.

Yerginin yapılmasının nedeni maç sonrası Uğurcan’ın tribünlere yaptığı el kol hareketinden dolayı kırmızı kart görmesiydi.

Doğrudur Uğurcan maç bittikten sonra o kırmızı kartı görmemeliydi.

Doğrudur Uğurcan takımın kaptanıydı, daha sakin ve soğukkanlı olmalıydı o tribünlere el kol hareketi yapmamalıydı.

Doğrudur, Uğurcan annesine edilen küfürlerden dolayı duygusal davrandı, davranmamalıydı.

Doğrudur Uğurcan bir profesyonel, böyle küçük hatalar yapmalıydı.

Doğrudur Uğurcan tribünlere kulaklarını tıkayıp soyunma odasına gitmeliydi.

Doğrudur, Uğurcan hiçbir şeye kulak vermeyip, Beşiktaş maçında alınan galibiyeti arkadaşlarıyla saha içerisinde kutlamalıydı.

Amma velakin güzelde… Uğurcan da herkes gibi etten kemikten var olmuş…

Uğurcan’ın da duyguları, hisleri var.

Uğurcan da her evlat gibi bir annenin bir babanın kuzusu…

Demek ki edilen küfürleri kaldıramadı.

Demek ki yaşadıklarından dolayı bu kez o gibi konularda daha antrenmanlı davranacaktır.

Ne diyelim?

Olan olmuş, biten bitmiş, yapılan yapılmış!

Son söz, bundan sonra önündeki maçlara bakmak olacaktır Uğurcan’ın…

BAL DOĞRU İSİMDİR HAKKI VERİLMELİDİR

Hentbol Federasyonu Başkanı hemşerimiz aynı zamanda Pazarkapılı olan Uğur Kılıç oldu.

Öncelikle kendisini kutluyor tebrik ediyor ve başaralar diliyorum.

Neredeyse yok olma yani bitme noktasına gelen ve unutulmaya yüz tutmaya başlayan hentbolun Uğur başkanla yeniden şahlanacağını, yeniden eski günlerine döneceğin, bütün hentbol severleri bekliyor ve umut ediyorlar.

Bir kere Uğur başkan hentbolun çekirdeğinden, alt yapısından gelme.

Hentbol sporuna uzun yıllar hizmet etti.

Ayrıca Sporculuğunu da yaptı yöneticiliğini de.

Şimdi de başkanlığını yapıyor.

Aldığımız bilgilere göre Uğur başkan daha seçildiği andan itibaren Türkiye’nin yedi bölgesine el atmaya başlamış.

Bölgelere koordinatörler atayacakmış.

Karadeniz bölgesine de hentbola uzun yıllar hizmet etmiş, Trabzon hentbolunda üst düzey sporculuk yapmış, Ayhan Bal’ın ismi geçiyormuş.

Bana göre Bal doğru bir isimdir.

Bu işin üstesinden fazlasıyla gelecek bir arkadaşımızdır.

Ayhan Bal ile Karadeniz bölgesinde Hentbol sporunun tekrar yeniden yeşereceğine, yine Karadeniz bölgesinden hentbol milli takımına önceden olduğu gibi çok sporcu gitmesi kaçınılmaz olacaktır.

Biz şimdiden Ayhan Bal’ı kutlamak istiyoruz.

Temennimiz bu görevi fazlasıyla hak eden Ayhan Bal’a verilmesidir

ALKINDAN ZORU OLMASI GEREK

Trabzonspor’un genel kurulu Aralık ayının 4-5’inci günlerinde gerçekleşecek.

Hepimizin malumu yapılacak genel kurul seçimli bir genel kurul olacak.

Bundan dolayı da sürekli şu soruya muhatap kalıyoruz.

“Başka bir aday var mı? Kim aday oluyor? Ağaoğlu’nun karşısına çıkacak olan aday olur mu?”

Yahu kardeşim, şu durumda.

Yahu kardeşim İstanbul takımlarına on puan fark atılmışken.

Yahu kardeşim, bu başarı yakalanmışken.

Yahu kardeşim, her şey iyi giderken.

Yahu kardeşim hiçbir çatlak ses çıkmazken.

Yahu kardeşim, herkes şampiyonluğa inanmışken.

Yahu kardeşim, bordo-mavi tren iyi yol almışken.

Yahu kardeşim, taraflı-tarafsız bütün camia yönetime destek verirken.

Kim aday olmaya cesaret eder?

Kim “Ben adayım” der?

Bunu diyecek olanın herhalde aklıyla zoru olması gerekir.

Bakın kardeşler, lig bitine kadar mevcut yönetim ya da Ağaoğlu ismi altında oluşacak olan yeni yönetim kurulu babalar gibi mayıs ayına kadar gider.

Var mıdır bunun lamı cimi?

Yoktur herhalde!

Ha mayıs ayında Allah göstermesin şampiyon olunamadı, işte o zaman aday olmak isteyenler olacaklar er meydanına çıksınlar.

Çünkü şampiyon olunamaması halinde mayıs ayında olağan genel kurul kaçınılmaz olacaktır.

İş bu kadar basit Gardaşım!

Başka hesap yapmaya gerek var mı?

DİKKAT

Çok sevdiğim gözüm gibi baktığım Buldog köpeğimi kaybettim, belirtmekte fayda var, köpeğim aşısızdır, dostlarımı ve arkadaşlarımı uyarmak istiyorum, köpeğim bazen hırçınlaşıp sevimsiz oluyor, o nedenle kötü bir şeyle karşılamamanız için lütfen kendinize dikkat ediniz. Gerçi köpeğim evcildir ısırmaz! Yine de Buldog köpeğimi bulan veya görenler insanlık namına bana haber versinler!