Trabzon Belediyesi eski başkanlarından ve ismini Trabzon’a
altın harfl erle yazdıran Orhan Karakullukçu, aynı zamanda
başarılı bir iş adamı...
Karakullukçu, herkesin İstanbul’a kaçtığı dönemlerde Trabzon’da
fabrika kurdu, üretti ve uzun yıllar kent ekonomisine önemli katkılar
sağladı.
Yine Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasında Meclis Üyesi olarak görev
yaptı.

ORHAN
Ticaret hayatıyla ilgili konuşan Karakullukçu, “Ticaret hayatında
çok başarılı olup olamadığım tartışmaya açıktır. Ölçüt ‘çok para kazanmak’
ise ben ‘orta’ ile sınıf geçerim. Yok ölçüt ‘üretim’ ise o zaman
‘sınıf birincisi’yim.” diyerek ülkemizin en çok ihtiyacı olan üretimin ve
üretmenin önemine vurgu yapıyor.
Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasının ‘ticaret’ ve ‘sanayi’ şeklinde
ikiye ayrılması gerektiğini savunan Kurakullukçu, bunun hem ticarete
hem de sanayinin gelişimine daha büyük katkı sağlayacağının altını
çiziyor.
Bir dönem belediye başkanlığını da yaptığı Trabzon’un bugün
olması gerektiği yerde olmadığına işaret eden Orhan Karakullukçu,
“Ekonomik açıdan eskisinden daha iyiyiz diyebiliriz. Ama diğer illerle
karşılaştırmamız hâlinde hiç de iyi durumda sayılmayız. Denizli’ye,
Kayseri’ye, Afyon’a, Samsun’a, Gaziantep’e bir bakınız. Geleceği tabii
ki de parlak ancak canı acıdığında, canı acıyacak sahipleri çıkarsa!”
şeklinde bir değerlendirmede bulunuyor.
Türkiye’nin en önemli şehirlerinden olan Trabzon’un 1950’den
beri Türk politikasının ‘karar verici’ çemberinin dışında kaldığı tespitini
yapan Karakullukçu, şehrin önünü açacak çalışmalara öncelik ve
önem verilmesi gerektiğini söylüyor.
Orhan Karakullukçu ile iş yaşamını, Trabzon TSO’yu ama daha çok
Trabzon’u, dünü, bugünü ve geleceği konuştuk.


Orhan Karakullukçu kimdir?

Bize kendinizi ve ailenizi anlatır mısınız?
Ben Gümüşhane/Torul kökenli çok geniş bir aileden geliyorum. 29
Mart 1937 yılı (Nüfusta 1938 diye kayıtlıdır.) Salı günü Trabzon Merkez
Gazipaşa Mahallesi Merdivenli Sokak 35 nolu hanede dünyaya geldim.
Ailemiz 1900’lü yılların başında Trabzon’a inmişti. Rahmetli babam,
Cudibey İlkokulunu bitirdikten sonra önce İstanbul’da amcamın yanında,
daha sonra Trabzon’da kendi işinde çalışmaya başladı.
Babam; yere sağlam basan, gerçekçi, üstün sağduyuya sahip bir
tüccardı. İşinde, ailesinde, çocuklarının yetişmesinde son derece iddialı;
mazbut, kanaatkâr ve borçtan korkan bir kişiydi. Rahmetli annem
aslen Maçkalı ve Boztepe Mahallesi’nde oturan Hacı Süleyman Efendi’nin
oğlu Tahsin Çuhadar Bey’in iki numaralı kızıdır. Anneannem,
muhacirlikten döndükten sonra annem 2 yaşındayken zatürreden vefat
etmiştir ve Tavanlı Camii’nin yanındaki mezarlıkta metfundur. Annem;
babam ve biz çocukları için bulunmaz bir şanstı. Disiplinli, düzenli ve
akıllıydı. Hep benimle yaşadı, yani ben daha da şanslıydım.
İlkokulu İskenderpaşa İlkokulunda, orta ve liseyi Trabzon Lisesinde
tamamladım. Daima en iddialı (babadan kalma) ve çalışkan öğrenciydim.
1955 yılında İTÜ Makine Fakültesi’ni kazandım. 5 yıl sonra
yüksek mühendis unvanı ile mezun oldum. 24 ay askerlikten sonra
1961-63 iş hayatı, evlilik ve sorumluluklar! Ailemin en büyük evladıyım,
yani ‘evladı ekber.’ Biri erkek, biri kız iki kardeşim var. Erkek kardeşim
çok başarılı ve aynı zamanda iş ortağım Turan Karakullukçu. Kız
kardeşim ise Prof. Dr. Yük. Müh. Gülsüm Sağlamer’dir. 3 oğlum var;
ikisi çok iyi eğitim almış, yetişmiş başarılı iş adamıdırlar. Birisinden
iki erkek, diğerinden bir kız torunum var. Üçüncü oğlum ise doğuştan
Down sendromludur.


Trabzon’daki yaşamı dünü ve bugünü itibarıyla değerlendirir misiniz?
Bütün Türkiye’de olduğu gibi büyük ölçüde Cumhuriyet’le başlayan
şehirleşme olgusu 1950’den itibaren bilhassa 1980/90 yıllarından
sonra çok hız kazanmıştır. Şehirler daha önceleri düşük hızla köyden
gelenleri eğitmiş, hazmetmiş ve onları şehirli yapabilmiştir. O zaman
köyden gelenler şehirli olma azim ve gayreti içindeydiler. Son yıllarda
ise köyden gelenler, değil şehirleşme; köyü, köy yaşantısını şehre
getirdiler ve şehir-köy ortalaması kasaba kültürünü yaşama geçirdiler.
Zamana ihtiyacımız var. Herkes sonunda kültürlü olacak. Merak etme,
üzülme.


Ticaret hayatınızdaki başarınızda babanızın veya ailenizden herhangi bir ferdin etkisi oldu mu?


Ticaret hayatında çok başarılı olup olamadığım tartışmaya açıktır.
Ölçüt ‘çok para kazanmak’ ise ben ‘orta’ ile sınıf geçerim. Yok ölçüt
‘üretim’ ise o zaman ‘sınıf birincisi’yim. Mezun olup Karayollarında
işe girmeye talip olduğumda zamanın Karayolları 10. Bölge Müdürü
Ziya Önbüyük bana şöyle demişti: “En iyi patron insanın kendisidir, o
olmaz ise devlettir; sonra da Bayındırlık Bakanlığıdır. Çünkü oradaki
amirlerin mühendistirler ve seninle aynı dili kullanırlar.” Ben de buna
uydum. ‘Kul vara vara vezir olur’ misali yürüdüm.
HİÇ HESAPTA YOKKEN BELEDİYE BAŞKANLIĞINA ADAY YAPILDIM
Sosyal hayatın içinde bir dünyanız oldu. Aktif siyasette de yer aldınız.
Biraz bundan bahseder misiniz?
Malum... Timur Anadolu’yu işgal etmişti.(Fetih değil.) Ordusunun
da fi lleri vardı. Bu fi llerin bakımını halka yüklemişti. Akşehir’de
bir gün köylüler Nasrettin Hoca’ya gelip kendilerine verilen fi lin çok
masrafl ı olduğunu ve birlikte Timur’un huzuruna çıkıp fi li geri almasını
isteyelim demişler. Gitmişler, tam birlikte huzura çıkarken Hoca’yı
içeri itip köylüler kaçmışlar. Timur hiddetle Hoca’ya ne istersin diye
gürlemiş. Hoca; “Efendim köylüler der ki ‘Bizdeki fi l yalnız kaldı, huysuzlaşıyor.
Yanına eşini de verseniz.’” Ben hiç hesapta yokken belediye
başkanlığına aday yapıldım ve seçimi kazandım. Rahmetli Özal ve
Necmettin Bey’le (Necmettin Karaduman) pazarlığım bir dönem, yani
5 yıldı. Ben de politikacı olarak 5 yılda bu şehre ‘azami hizmeti’ götürmeyi
seçtim. Ama ne yazık ki hem 1989’da hem de 1994’te genel başkanların
bana göre anlamsız, gereksiz oldubittileriyle aday oldum. Bile
bile kaybettirildim. Belki de ileride politika sahnesine çıkmamı böyle
kibarca önlediler. Kim bilir, insanoğlu bu! Eğer ben de ikinci, üçüncü
defa seçilmeyi düşünseydim ona göre politika uygulardım ki o hâlde
bugün dahi belediye başkanı ben olurdum. Her ne ise hayırlısı bu imiş!
MECLİSE GİREBİLMEK İÇİN GÖBEĞİM ÇATLADI
Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Üyeliği’ne seçildiniz. Oda ile ilgili
görüşlerinizi alabilir miyiz? Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Üyeliği’ne
seçilmeyi niçin önemsediniz? TSO’yu beklediğiniz gibi buldunuz mu?
Diğer illerdeki odalarla mukayese ettiğinizde Ticaret Odası yeteri kadar
fonksiyonel miydi? Ve Ticaret ve Sanayi Odasının dünü ve bugünü…
Size göre neler yapabilir?

1970’li yılların başında, o zamanlar Ticaret ve Sanayi Odası CHP’nin
kontrolündeydi. Adil Ali Cinel milletvekili; Ecevit’in dönemi. Bir gece,
komşum ve arkadaşım olan CHP’de etkili isim Tuncay Akın telefonla
beni arıyor. Evdeyim, fabrikayı yeni yeni toparlıyoruz, yorgunum.
“Orhan, seni TTSO Yönetim Kurulu Başkanı yapmak istiyoruz.” diyor.
“Tuncay, sağ ol ama işim yoğun, kabul edemem.” diyorum. “Orhan bu
bir defa önüne gelir, kabul et.” diyor. Etmedim. Yıllar sonra işlerimi toparladıktan
sonra değil yönetim kurulu başkanlığı, meclise girebilmek
için göbeğim çatladı.


ÖZAL’A, “GÜNEŞ OLSANIZ TRABZON’UN MENDİLİNİ PARAYLA
KURUTURSUNUZ.” DEDİM


Sorunuzun ikinci kısmına uzun zamandır iş hayatına uzak kaldığım
için cevap veremeyeceğim. Ancak Oda’da görevli olduğum yıllarda
üzerinde mücadele verdiğim sanayi ve ticaret odalarının ayrılması fi krinde
aynı yerdeyim.


Bu arada bir anekdotumu aktaracağım. 1970’li yılların başında
Türkiye’de 3 rafi neri kurulması gündeme gelmişti. Trabzon Ticaret ve
Sanayi Odası bunlardan birini almak için ‘Rafi neri Komitesi’ oluşturdu.
Ben de o komitenin üyesiyim. Komite olarak ilgili yerlere hem bilgi
verdik hem de kulis için hayli çalışma yaptık.
Bu arada o zaman DPT Müsteşarı olan Turgut Özal, Trabzon’a
gelmişti. Rafi neri için karar vericilerin başında o geliyordu. Ona brifi
ng verdik. Akşam da Boztepe’de bir yemek verdik. Yemekte yanımda
otururken rafi neri konusunu yeniden açtım. Yüzüme dik dik baktı ve
bana dedi ki; “Samsun-Adana hattının doğusuna stratejik hiçbir yatırım
yapamayız.” Ben de kendisine şunları söyledim: “Güneş olsanız
Trabzon’un mendilini parayla kurutursunuz.” Yıllar sonra Naim Talu
ve Ferit Melen hükümetleri döneminde o hat kaldırıldı. Kader bizi daha
sonra Özal’la farklı bir ortamda buluşturdu.


Trabzon’un dününü ve bugününü değerlendirir misiniz? Trabzon
yeterince hamle yapabildi mi, yeterince gelişebildi mi? Geleceği parlak
mı? Dışarıdan nasıl görünüyor?


Trabzon’u kendisiyle karşılaştırırsanız tabii ki ekonomik açıdan eskisinden
daha iyi ama diğer illerle karşılaştırmamız hâlinde hiç de iyi
durumda sayılmayız. Denizli’ye, Kayseri’ye, Afyon’a, Samsun’a, Gaziantep’e
bir bakınız. Geleceği tabii ki de parlak ancak canı acıdığında,
canı acıyacak sahipleri çıkarsa!..
Trabzon’da neler yapılabilirse göç durdurulabilir?
Çok derin bu konu. Sırf bunun için bir kitap yazabilirim.

TURİZM EL YORDAMI İLE KENDİLİĞİNDEN YÜRÜYOR


Bugün öne çıkan turizm, demir yolu, yatırım adası, şehir hastanesi
ve Güney Çevre Yolu gibi projeler Trabzon’un geleceğini nasıl etkiler?
Batum’a demir yolu eyvallah ama Erzincan’a bugün için hayal.
Bize bu kadar kaynak vermezler. Taa benim zamanından beri söylediğim
bir şey var: “Bizi duble yolla GAP’a bağlayın.” Ekonomik, güvenlik
ve strateji için ayağı yere basan istektir. Ancak 1950’den beri Trabzon,
Türk politikasının ‘karar verici’ çemberinin dışında kalmıştır. Gereksiz,
işlevsiz Ovit Tüneli, zaruri olan Zigana Tüneli’nin önüne geçmiştir.
Trabzon ve Gümüşhane hâlâ uyuyadursun!
Arapları da Rusları kaçırdığımız zaman ki gibi kaçırırsak seyreyle
otel gümbürtüsünü! Turizm el yordamı ile kendiliğinden yürüyor. Güney
Çevre Yolu ekonomiye bir şey getirmez. Rize, Artvin’e yarar; bizi
Baypas ediyor. Rantiyelerin işine çok yarar. Bizim de şehir trafi ğini rahatlatır.
Orhan Bey çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.