Babasının işi kendisine devretmesiyle de işleri büyütmeye karar verir ve dükkân sayısını artırır. Meydan’da olmanın avantajlarını değerlendiren Kadayıf, işlerini
kısa sürede büyütür. Rusya ve BDT ülkelerinden başlayan ticaret ile ortaya çıkan fırsatı
iyi gören ve değerlendiren Hasan Kadayıf, Trabzon’dan Rusya’ya ilk
gıda ihracatını yapan firma olduklarını belirterek “Böylece iç ticaretten
dış ticarete adımımızı atmış olduk.” diyor.
Gıda ile başlayan, sonra çeşitlenerek ithalat-ihracat, kozmetik, inşaat, geri dönüşüm sektörü gibi farklı sektörlerde devam eden bir iş hayatına
sahip olan Hasan Kadayıf, bugün hayatını ve bazı işlerini İstanbul’da sürdürüyor.
“Trabzon’la bağımı koparmadım, koparmam mümkün değil.” diyen Kadayıf, Trabzon’un çok yüksek bir marka değeri bulunduğunu,
Trabzonlulara düşen görevin bu marka değeri şehrin gelişmesine katkı sağlayacak hâle getirmek olduğunun altını çiziyor.


Trabzon’un gelişmesi için ‘göç veren değil alan bir şehir’ olması
gerektiğini savunan, bunun için de uygun alt ve üst yapı yatırımlarının
yapılmasını ifade eden Kadayıf, şehrin geleceğini ise turizm sektöründe
görüyor.
Hasan Kadayıf ile iş hayatını, farklı sektörlerdeki başarı hikâyelerini, TTSO’yu ve Trabzon’un geleceğini konuştuk.
Hasan Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Her şeyden önce böyle bir fırsat tanındığı için teşekkür etmek istiyorum. Yayınınızda ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum. 1965 yı-
lında Trabzon’un Ganita Mahallesi’nde doğdum. İlkokulu Dumlupı-
nar İlkokulunda, ortaokulu eski adıyla Karma Ortaokulunda, liseyi de
Trabzon Lisesinde bitirdim. Çocukluğumdan beri babamın yanında
ticaret hayatı içerisinde oldum. 1985 yılında askerden döndükten sonra
bilfiil kendi bağımsız irademle ticarete bakkallıkla başladım.


ÇOCUKLUĞUMUZDA AİLE İLİŞKİLERİ HEP ÖN PLANDAYDI


Hasan Kadayıf kaç kardeş, kaçıncı kardeş? Trabzon’un göbeğinde
doğdu ve nasıl bir çocukluk geçirdi?
4 kardeşiz. Bir ablam, 2 kız kardeşim var. Ben ailenin ikinci ve
tek erkek evladıyım. Ganita Mahallesi 1 nolu Deniz Sokak’ta doğdum.
Orada büyüdüm ve çocukluğum Ganita sahillerinde, Ganita Çay Bah-
çesi’nde geçmiştir. Bizim çocukluk dönemimizde aile ilişkileri hep ön
plandaydı. Mahallede yapılabilecek her türlü sportif etkinliklerin içinde olduk. Futbol oynadık. Bunun yanı sıra Ganita’ya özgü olan (Hâlâ
daha sürdüğünü düşünüyorum.) yüzme yarışmalarına girerdik. Tabii
bunları yaparken mahalle zihniyetiyle amatörce yapıyorduk. Doğal
olarak gençliğim oralarda geçti. İş yerim de İskele Caddesi’nde, Usta
Otel’in arkasındaydı.
Ticareti babadan öğrendiniz. Yani çekirdekten yetiştiniz.
Babam 1962 yılında Usta Otel’in altında bakkallığa başlamıştı. Tâ
ki ilkokul yıllarımdan beri babamla birlikteydim. Okul önlüğümü bile
eve uğramadan dükkânda buzdolabının arkasında değiştirirdim. Tam
çekirdekten yetişmiş bir iş adamı diyebiliriz Hasan Kadayıf için.
Hasan Kadayıf lise yıllarından sonra genç yaşlarında para ile tanış-
tığı için okuldan çok ticareti mi önemsedi?
Evet, ister istemez böyle oldu. Baba ile geçen bir gençlik dönemi
yaşadım. Babamla hem arkadaştım hem ortaktım hem de baba-oğul
ilişkimiz vardı. Çünkü sabahın 7’sinden gecenin 12’sine kadar bir mesaimiz vardı. Bu süreç içerisinde sürekli babamla iç içe ve birlikte zamanımızı geçiriyorduk. Doğal olarak da ticaretin vermiş olduğu para
kazanma hırsını o yaşlarda yakaladım. O hırsla birlikte iş adamı, ticaretçi olmayı ön planda tuttum. Bakkallık hizmet sektörü olduğu için
zaman kavramı biraz kısıtlıydı. Babam da yalnız olduğu için okuma
fırsatımız pek olmadı. Mecbur babamızla birlikte ticarete adım atmış
olduk.
TRABZON’DAN RUSYA’YA GERÇEK ANLAMDA TIRLA İHRACAT YAPAN İLK FİRMAYIZ
Nereden başladınız ve neler yaptınız? Bakkallıkla başlayan ticari
hayatınızı dinleyelim.
Ticareti ele aldığımızda 1985 yılında Usta Otel’in altındaydık. Daha
sonra bizim orada 30-35 metrekare dükkânımız vardı. Ben işi alınca
hemen bitişikteki dükkânı satın aldım. Dükkânı büyüttüm, bayağı bü-
yük bir dükkân oldu. Sonra aynı iş yerimin karşısında ikinci dükkânı açtım. Bu şekilde 1989 senesine kadar bilfiil Meydan’ın göbeğinde
olmanın verdiği müşteri avantajıyla kısa süre içerisinde güzel paralar
kazanmaya başladım.
1989 yılına geldiğimizde Eylül, Ekim aylarında Rusya dağıldı. Oradan Trabzon’a doğru bir göç akını başladı. O akın ticari hacmimizi ve
vizyonumuzu ciddi anlamda etkiledi. Hem maddi hem manevi olarak
kendimizi geliştirdik. Ağırlığımızı iç ticaretten dışarı yönlendirdik. Bavul ticareti ile başlayan ticareti, Trabzon’da ilk gıda ihracatını yapan bir
firmaya ulaştırdık. Yani Trabzon’dan Rusya’ya gerçek anlamda tırlarla
ihracat yapan ilk firmayız.
DOĞU KARADENİZ BÖLGESİ’NE İLK HALI SAHAYI KURDUK
Vizyonu geliştirmek, yenilemek dediğiniz olgu bu olsa gerek.
Evet, bundan kaynaklanmış oluyor. Neticede bir basamak atlamış
oluyorsunuz. İşte bir mahalle ticaretinden çıkıp, uluslararası ticaret
boyutuna taşıyorsunuz. Bu nokta vesilesiyle 1989 yılında da birkaç tane
ortağımla birlikte Doğu Karadeniz Bölgesi’ne ilk halı sahanın kurulumunu yaptım. Şu anki sebze halinin yanında, Futbol Federasyonunun
bitişiğindeki halı saha benimdi. 2005 yılında Amatör Spor Kulüpleri
Federasyonuna devrettim. O yıllarda İstanbul’a yerleşmiştim, Trabzon’la ilgili değildim. Bu süreç içerisinde Rusya ticaretini profesyonel
anlamda yapıyorken, bir de yurt içinde hizmet verecek bir gıda pazarlama şirketi kurdum; Odak Gıda diye. Şu anda hâlâ faaliyetine devam
ediyor.
RUSYA’DAKİ DEVALÜASYONDA PARAMIZ BİR ANDA PUL
OLDU
Bu şirket 23 sıcak satış aracıyla birlikte Trabzon ve ilçeleri dâhil
olmak üzere tüm mahallelerimize gıda pazarlama işi yapıyordu. Yine
1996-97 yıllarında Giresun’da bir şirket kurdum, Giresun Odak Gıda
diye. Orada da gıda dağıtım pazarlama işi yapmaya başladım. Sonuç
itibarıyla 1998 yılına geldiğimizde, benim ticari hacmim yıllık hemen
hemen 12-13 milyon dolar civarlarına çıkmıştı. Yani büyük bir ticari
hacimdi. O dönem içerisinde Anadolu Endüstri Holding’in Rusya distribütörlüğünü aldım. 1998’de Rusya’da yaşanan çok önemli bir ekonomik devalüasyon oldu. Düşünün 6 bin 500 ruble verip, bir dolar satın
alıyorken bir gecede 37 bin 500 ruble verip bir dolar satın almaya kadar. Yani paranız bir anda pul oldu. Çok ciddi anlamda döviz kaybına
uğradık. Zarar ettim. 2000-2001 yıllarında Rusya ticaretini tamamen
bıraktım. Yurt içinde bulunan Odak Gıda’nın başına geçtim.
Devalüasyon döneminde sizin gibi Trabzon ekonomisi de sarsıldı
mı?
Kesinlikle sarsıldı. Sonuç itibarıyla bunu basite indirgeyerek yılda
12-13 milyon dolar ihracat yapan Hasan Kadayıf, o krizden sonra bu
ihracatı artık gerçekleştirememiş oldu. Hem Hasan Kadayıf hem ülke
ihracatı 12-13 milyon dolarlık işlem hacminden geriye düşmüş oldu.
Bunun Trabzon boyutunu siz düşünün. Sadece benim zararım 2-2,5
milyon dolardı.
Bundan sonra ihracatı bırakarak iç bünyeye mi yöneldiniz?
Evet, üç şubeli Odak Gıda’da toplamda 22-23 servis aracıyla birlikte işin başına geçtim. Burada da 2004 yılına kadar başında durdum
ama sonuç itibarıyla çok büyük işlere alışmış ticari yapı, bir anda geriye
düşüp küçük işlerle uğraşmaya başlayınca bünyem bu işi kaldırmadı.
Sonuçta 2004 yılında bu şirketi ortağıma satarak ayrıldım.
Trabzon’u da terk ettiniz sonra…
Evet, 2004 yılının Nisan ayında İstanbul’a taşındım. Orada da ticarete devam ettik.
YAPI İTİBARIYLA TUTTUĞUNU KOPARAN BİRİYİMDİR
İstanbul’a gitmeden, biraz geri dönerek Trabzon Ticaret Odası ile
ilgili görüşlerinizi alalım. Oda’da Meclis Üyesi oldunuz. Hangi süreçte
gelişti? Neler yaşadınız?
Ticaret Odasında tarih olarak yanılmıyorsam 1999-2003 yılları
arasında meclis üyeliği, komite başkanlığı yaptım. Bu süreç içerisinde
çok ciddi çalışmalar ortaya koydum. Çalışmalarım da takdir topluyordu. Yapı itibarıyla tuttuğunu koparan biriyimdir. Bu noktada her meclis
toplantısında elimde bir dosya, çalışma, proje ile meclise geliyordum.
Hem arkadaşlarımı bilgilendiriyor hem de Trabzon ticaretine katkıda
bulunmaya çalışıyordum. Bir dönem bunu yaptım. 2003’te bıraktım,
2004’te İstanbul’a taşındım. Şu anda faal bir şirketim var, diğerlerini
bırakarak Trabzon’daki ticari yaşamıma son verdim. 2003-2004 yıllarında Ali Rıza Akdeniz başkanlığında AK Parti’nin Yerel Yönetimlerden
Sorumlu İl Başkan Yardımcılığı görevini sürdürdüm. Talihsizlik, o dö-
nem 2004’teki yerel seçimlerde Trabzon Belediyesini CHP’ye kaptırmamızdan dolayı Genel Merkez bizim istifamızı istemişti. İstifa ederek
siyasi hayatımıza nokta koyduk ve bir daha dönmedim. Etkin siyasette
olmadım.
İstanbul’a gittiniz. Oradaki ticari hayatınız nasıldı?
İstanbul’da çok eski bir arkadaşımla birlikte yeniden başladık. Altunizade’de bir büro kiralayarak; Amerika, Fransa, İngiltere, Danimarka başta olmak üzere yurt dışından renkli kozmetik, saç bakım, cilt
bakımı ve parfümeri ürünleri gibi 9 tane firmanın yurt içi temsilciliğini
aldım. Bu dönem içerisinde tüm Türkiye’de bulunan, tüm Türkiye’ye
açılan, ulusal gücü yüksek olan bir şirket kurduk. Bu şirketimizle birlikte ulusal zincirleme marketlere parfümeri, cilt bakım ürünleri, renkli
kozmetik gibi ürünler pazarlamaya başladık. Bunun için ekip kurduk.
72 tane güzellik uzmanı çalıştırıyorduk. Tüm Türkiye’de ticarî yapının
içerisine girdik. Sonuç itibarıyla 2007 yılına kadar sürdürdük ve ortağıma bunu devrettim. Geri dönüşüm sektörüne meraklıydım. 2008
yılında geri dönüşüm sektör şirketi kurdum. Hâlâ daha devam ediyorum.
ATIK KABLOLARIN DÖNÜŞÜMÜNÜ YAPIYORUZ
Geri dönüşüm sektörü derken, katı atık gibi mi?
Hayır, bizimkisi biraz daha farklı. Biz geri dönüşüm sektörü  biraz daha
lisanslı bir şirket olduk. Bizim yaptığımız dönüşüm; atık kabloların
içinde bulunan plastiği, demiri, alüminyum ve bakırının ayrışımını yapıyoruz. 2009’da şirketimi İkitelli’de kurmuştum. 2010 yılında Kıraç
Organize Sanayisi’nde büyük bir tesis kurdum. Çalışan sayısı hemen
hemen 35 kişiye varıyordu. Yıllık hacmi bayağı yüksekti. Burada bu işe
devam ettim. Bunlarla birlikte aynı zamanda inşaatlar yaptım. 120-140
tane daire yapıp sattım. Geri dönüşüm sektörü ne girdim. 
İnşaatı bıraktınız mı?
Elimde proje olmadığı için bıraktım. Allah izin verirse önümüzdeki
yıllardan itibaren yeni projelerle butik anlamda inşaata devam edeceğim. Ana mesleğim geri dönüşüm sektörü olduğu için söylemesi ayıp olur ama
Türkiye’de özellikle hurda kablo konusunda lider firmalardan biriyim.
2012 yılında Türk Telekom’un tüm Türkiye’de ortaya koyduğu fiber
optik kablo ağı noktasında bir proje geliştirildi. Bu proje ile yer altından eski kablolar sökülmeye başlandı. Bunun ihalesine girdim. Şartnamemiz noktasında Türk Telekom’un Florya’da 52 yıllık ana deposu
var. Bu depo içinde özel bir fabrika kurmak vardı. 2012 yılında bunu
da kurdum. Hâlâ daha Genel Merkez olarak orayı kullanıyorum. 2012
yılından beri ikinci fabrika ile birlikte Türkiye’nin en büyük firmasına
hizmet veriyoruz.
TRABZON’A ÂŞIK OLANLARIN EN İDDİALILARINDAN BİRİYİM
Trabzon’a gelip gidiyor musunuz? Trabzon’la bağlantınızı kopardınız mı?
Trabzon’la bağımı koparmadım, koparmam mümkün değil. Ben
Trabzon’a âşık olanların en iddialılarından biriyim. Çok abartmış olmayayım ama ayda 2-3 kez hafta sonları gidip gelirim. Çünkü benim
ailem, çocukluk arkadaşlarım, sizin gibi değerli ağabeylerim orada.
Bunlardan kolay kolay kopabilmem mümkün değil. İster istemez insanda sıla hasreti oluyor. Ayrıca ben her ne kadar geri dönüşüm sektörü ve
inşaat işleriyle uğraşsam da hobi olarak bir kafe restoran işim vardı.
İstanbul’da şu an dördüncü kafe restoranımı açtım.

geri dönüşüm sektörü
FARKLI ŞEHİRLERDEN İŞ ADAMLARINA “BEN TRABZONLUYUM” DEDİĞİNİZDE İNSANLAR İRKİLİYOR
Sayın Kadayıf, Trabzon’a dışarıdan bakan, vizyonu olan, dünya ile
küresel ekonominin içinde iş yapan biri olarak Trabzon değerlendirmesi yapabilir misiniz? Dünün, bugünün ve geleceğin Trabzon’unu
yorumlayabilir misiniz?
Trabzon dışında olunca Trabzon’u daha iyi gözlemleyebilme olanağına kavuşabiliyorsunuz. Ben İstanbul’a gelene kadar Trabzon’u hiç
böyle görmüyordum. Trabzon dışına çıkınca gerçekleri daha iyi görmeye başladım. Bunu İstanbul’daki diğer Trabzonlu iş adamları da yaşı-
yordur. Farklı şehirlerden iş adamlarına “Ben Trabzonluyum” dediğinizde insanlar irkiliyor. “Sen gerçekten çok ciddi bir şehrin adamısın.”
diyorlar. Bizim gurur noktamız da budur. Türkiye geneline baktığımız
zaman da insanlar Trabzon’u 6-7 milyonluk bir şehir olarak düşünü-
yorlar. Ticari hacminin yüksek olduğunu düşünüyorlar. Demek istediğim şu; bizim marka değerimiz çok yüksek. Bu marka değerine sahip olmakla birlikte yerel anlamda ranta dönüştüremedik. Bunun en
büyük sebeplerinden birini ise insanlarımızda görüyorum. Bu
Trabzon’un kendi doğasından kaynaklanan bir şeydir. Trabzon’daki insanların iki evi var. İki geliri var. Köyünde evi, geliri var. Bir de âmiyâne
bir tabir olsun istemiyorum ama insanlar çok paylaşımı sevmeyen, hep
bencillik zihniyetine sahip. Bu, Trabzon’un karakteristik özelliğinde
var. Yani ‘ben yapmış olayım, ben yapamıyorsam bir başkası da yapmasın’ düşüncesi Trabzon’un bence kanser olduğu noktalarından biridir.
TRABZON’UN GELECEĞİNİ TURİZMDE GÖRÜYORUM
Bence Trabzon göç almalıdır. Göç alması için de altyapısının kurulması gerekir. Trabzon’da ağır sanayi olabilmesi mümkün değildir.
Küçük işletmeler üç aşağı beş yukarı bellidir. O nedenle Trabzon’un
geleceğini turizmde görüyorum. Turizme yatırımlar yapılmasını istiyorum. Son 3-5 yıl içinde Trabzon’a marka değeri yüksek otellerin yapılması benim umutlanmama vesile oluyor.


Sayın Kadayıf çok teşekkür ediyorum. Keyifli bir röportaj oldu. Son
sözlerinizi alabilir miyiz?


Son söz olarak ben Trabzon âşığı bir iş adamıyım. Trabzonluyum.
Allah izin verirse yaşlılık dönemimde Trabzon’da yaşamayı düşünü-
yorum. İnşallah nasip olur bize. Ticari olarak baktığımızda tek bir şey
diyebilirim yerel yöneticilere; özellikle belediyelere ki halkın seçtiği
kurumlardır. Özellikle Ticaret Odası, İhracatçılar Birliği, TÜRSAB bu
şehre üvey evlat muamelesi yapmasınlar. Bu şehir kalkınacak ve oraya
katma değer katacak bir altyapıya sahip olan bir şehirdir. Çevre illerle
bağlantıları, havalimanı olsun, deniz yolu ile olsun biraz gayret ve çaba
ile çok ciddi anlamda Trabzon’a basamak atlatır. İstirhamım budur.
Ben teşekkür ediyorum.