Eskiden Trabzon çok sosyal, çok medeni bir şehirdi. Tiyatrolar
vardı. Nerede bunlar? Bir tane Devlet Tiyatrosu kaldı.
Bunlar kültürdür. Trabzon’da sokakta yürüyemiyorsunuz,
insanlar sokakta yürümesini bilmiyor. Bir tuhafl ık
oldu şehirde. Sosyal açıdan çok geriye gidiyor Trabzon.
İnandığı ve doğru bildiğini
savundu, siyasetten ekonomiye
Trabzon’a önemli hizmetler verdi
Ticaret ve Sanayi Odası, Trabzon’a kalıcı
eserler vermek için çalışmalı.
Coşkun Erkuloğlu

Coşkun Erkuloğlu,

Trabzon iş, siyaset ve cemiyet hayatının
çok önemli isimlerinden.
TTSO’da 3 dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı, Belediye
Meclisinde 18 yıl Meclis Üyeliği ve İmar Komisyonu Başkanlığı yapan
Erkuloğlu, şehrin ekonomisinden imarına, siyasetten sosyal hayatına
kadar önemli görevler aldı, hizmetler yaptı.
Eski dönem Trabzon hayatını özlemle anan Erkuloğlu’na göre
Trabzon sadece ekonomik açıdan değil, sosyal ve kültürel olarak da çok
geri gitti. Bu geri gidiş hâlen sürüyor.
TTSO’nun bugün kullanılan logosunun mimarı da olan Coşkun
Erkuloğlu’na göre TTSO, Trabzon’a kalıcı eserler vermek için çalışmalı.
İnandığı ve doğru bildiği şeyleri savunmaktan asla yılmayan, yapacağına
inandığı ölçüde hizmete hep talip olan Coşkun Erkuloğlu ile iş
yaşamını, eski dönem Trabzon’u, TTSO’yu, unutulmayan seçimleri ve
Trabzon’un geleceğini konuştuk.

Coşkun Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
10.12.1937 yılında Trabzon’da doğdum. İlkokulu Kaledibi İlkokulunda,
ortaokul ve liseyi Ticaret Lisesinde okudum. Üniversiteyi ise İstanbul
İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudum. 1955’te kayıt
yaptırdım, 1960’da mezun oldum.
Bizim zamanımızda Ticaret Lisesi mezunları başka bir fakülteye giremiyordu.
Hâlbuki ben doktorluğu çok istiyordum ama bu emelime
ulaşamadım.
Çocukluğunuza dönelim. Bize 1940’lı yılların Trabzon’unu anlatır
mısınız?
Okula gidiş gelişte yollarda vasıta göremezdiniz. Tek tük gelir geçerdi
ama araç trafi ği yoktu. Hep yürüme gider gelirdik. Maraş Caddesi’nde
öyle binalar vardı ki onları hatırladıkça gözlerim yaşarıyor. Bahçeli,
yeşillikler içinde çok güzel binalardı onlar.
Sahilde henüz yol yok muydu?
Evet, yoktu.
ÇOCUKLUĞUMUZDA ÇOK GÜZEL BİR TRABZON VARDI
Peki, şehirlerarası geçiş nasıl sağlanıyordu?
Akçaabat’tan girişi vardı, o yoldan şehre girilirdi. Hacıbeşir mevkisinde
değirmenler vardı, yol da çok alçaktan geçerdi. Köylerden geTrabzon
lenler orada hanlara atlarını bırakırdı. Holamana denilen yerden geçmek
mümkün değildi. Oradan güneş altında geçtiğiniz zaman mutlaka
sıtmaya yakalanırdınız. Çok dar bir yol vardı. Şimdiki bu yol 1958’de
yapılmaya başlandı.
Zağnos’a gelinerek şehre giriliyordu, oradan aşağıya iniliyordu diye
hatırlıyorum.
Okula gittiğim zamanlarda Zağnos Köprüsü’nden geçerken ilkbaharda
öyle tatlı bir limon, portakal çiçekleri kokusu etrafa yayılırdı ki
bildiğiniz esans gibi havayı sarardı. Öylesine güzel bir Trabzon vardı. O
dönemler bambaşkaydı.
Bize ailenizi anlatır mısınız?
Babam çok sert mizaçlı bir insandı. O zamanın insanlarından diyelim.
Annem de köy ağasının kızıydı. Babam o zaman tütün kıydırır,
getirir satar ve arpa buğday alırdı. Annem şimdiki Gürbulak’ta Yazıcıoğlularının
kızıydı. Babam, annemi istemiş ama dedem vermemiş, bir
kez daha isteyince yine vermemiş. Babam haber göndermiş, ‘Verecekse
versin, yoksa kaçıracağım.’ deyince dedem de vermiş. Tabii ki onu damat
yapmanın çok faydasını, desteğini gördü.
Biz 4 erkek kardeşiz. Ben ikinciyim. Ağabeyim 1976 senesinde çocuklarını
okutmak için İstanbul’a gitti. Çok iyi bir iş adamıydı. Uzun
yıllar kardeşler olarak beraber çalıştık. Ne zaman ki ağabeyim İstanbul’a
gitti, en küçük kardeşimiz Abdülkadir vefat etti, sonra Zeki’nin
hastalıkları devreye girdi, ben tek başıma kaldım. Fakat şirketimiz
aynen devam etti. Ağabeyim de İstanbul’da iş kurdu, çocukları hâlen
orada devam ediyor.


ANNEM YURT DIŞINA GİTMEME MÜSAADE ETMEDİ


Gelelim şirketleşmeye. Yüksekokulu bitirdiniz, sonra ne oldu?
Unilever diye Hollandalı bir fi rma vardı. Oraya girmek için müracaat
ettim ve satış memuru olarak 2 yıl çalıştım. Beni sonra Ankara’ya
tayin ettiler. Orada 1962-63 senesinde 5-6 ay çalıştım. Sonra Unilever
ile Beyker isimli bir İngiliz fi rması birleşti. Beni İngiltere’ye göndereceklerdi.
Ailemle konuştum, tabii annem babam sağ o zaman. Dedim ki
“Beni İngiltere’ye gönderecekler, sonra gelip burada Beyker’in açılışını
yapacağız.”
Hiç unutmuyorum; rahmetli annem ayağa kalktı, “Eğer gidersen
benim Coşkun diye bir oğlum yok artık, hiçbir yere gidemezsin!” dedi.
Tabii ben adamlara söz vermişim ama gelip izin almak istedim. Fakat
annem izin vermiyor. Babam ise sesini çıkarmadı. Ağabeyim söze gir
di, “Coşkun, niye gideceksin oralara, maksat para kazanmaksa Allah’a
şükür kazanıyoruz, gel beraber çalışalım. Sen göz ol, ben ayak olayım;
beraber işi yürütelim.” dedi. Ağabeyim çok akıllı adamdı, çok zeki idi.


KARDEŞİME BÖBREĞİMİ VERDİM


Peki, doğru mu yaptınız gitmemekle?
Bir bakıma doğru yaptım. Eğer sadece para kazanmak doğru ise
doğru olanı yaptım ama Beyker’de olsaydım şimdi nerede olurdum,
nasıl bir hayatım olurdu bunu bilemiyorum.
Gelip ağabeyimle birlikte ticarete başladım. Abdülkadir’in vefatından
sonra Zeki de hastalandı, böbreğe ihtiyacı vardı. İngiltere’ye gittik,
böbreğimi Zeki’ye verdim. O böbrekle 26 yıl daha yaşadı.
Sonra tek başıma yürüttüm işleri. İlk olarak Mumhaneönü’nde bir
yer aldık, orayı yaptık ve çalıştık. Kantariye işini orada yürüttük. Orada
çalışırken oksijen fabrikasını kurduk, hizmete geçirdik. Sonra ağabeyim
pasajın arsasını aldı ve yaptı. Sonra Merkez İş Hanı’nı yaptı Atamanlarla.
Yatırım olarak Trabzon’da bunları yaptık.
TTSO’ya gelelim. Nasıl meclis üyesi oldunuz?
Ağabeyimle beraber çalışmaya başladıktan sonra Zahireciler Grubu’nda
üye idik. Seçim zamanında (1964 yılıydı.), ‘Sen git.’ dedi. Gittim
komite üyesi olarak devam ettim.


O zaman nasıl bir TTSO vardı?


Çok pasif, ekonomisi çok zayıf bir TTSO vardı.
Herkesin kendi çayının parasını ödediği dönemler miydi?
O ayrı bir olaydı. Celal Alemdar abi başkandı, sonra hastalandı. Ben
orada hep ekip çalışması yapmışımdır. Onlardan en çok arkadaşlığımı
devam ettirdiğim Cevdet Eyüboğlu idi. Cevdet bir gün bana, “Celal abi
diyor ki ‘Bu dönem başkan kalayım.’ Zaten hasta, gel bu dönem yönetime
girmeyelim.” dedi.
Dedim ki “Cevdet bu kadar çalıştık, olur mu?” Bana, “Celal abi seninle
görüşmek istiyor.” dedi.
Gittik evine, Celal abi çok hasta, “Coşkun, babanı çok severim; dürüsttür.
Seni de severim. Ben bir dönem daha başkanlıkta kalmak istiyorum.
Zaten gelecek hâlim yok, sen başkan vekili ol. Görevi sen yürüt,
başkan ben kalayım.” dedi.
Ne diyeyim; “Tamam abi.” dedim ve kabul ettim. 1975 yılıydı.
Seçimi yaptık, Celal abi devam etti ama hiç gelmedi. Ben vekil olarak
yürüttüm. Sonra dönem bitti, Celal abi vefat etti. Onun hatırasına
saygı olarak 5-6 ay seçim yapmadık. Dönemi bekledik, seçim oldu ve
Muharrem Melek abi başkan oldu.
Besim Kahraman Bey ile röportajımızda dedi ki “Muharrem Melek,
CHP’lilerin adayı idi, Erkuloğlu ise Sağ’ın adayı idi. Ancak CHP etkindi,
Melek kazandı.” Doğru mu?
Doğru değil. Ben doğma CHP’liyim. O dönemde de CHP’de görevim
vardı. İl Yönetim Kurulu üyesiydim. Öyle bir bakış yoktu ama Ertuğrul
Atakan zamanında şu oldu. Bir şeyler yapmak istedi. Fakat “Ertuğrul
abi, parti işini Oda’ya sokma.” dedik. “Böyle olursa ben yokum.
TTSO’da siyaset olmaz, yoksa ben çekilirim!” dedim.
“Tamam, o zaman seni destekleyeceğiz.” dedi. Ben de “Tamam,
desteğinizi verin ama parti olarak değil.” dedim. Durum bu. Sonra Muharrem
abi başkan oldu.
Geldik 1978 senesine, mecliste seçim olacak. Seçim yapıldı, meclis
üyeleri tespit edildi ve normal bir çekişmede (Herhangi bir entrika
hatırlamıyorum.) ben başkan seçildim. Rakibim Muharrem Melek idi.
O zaman her sene yeni yönetim seçilirdi. Bir sene başkanlık yaptım,
sonraki seçimde Muharrem Bey kazandı, o devam etti.
Bir ara yine bir seçim sonrası Faruk Erdemli başkanlığında meclis
toplandı. Yönetimi oluşturmak için Muharrem Bey’le benim aramda
çekişme devam ediyor tabii. Muharrem abi, “Ben başkan olayım, yaşlıyım.”
dedi. Dedim ki “Abi bu yaşlılık işi değil, ben kendime daha çok
güveniyorum, daha iyi yapacağımı düşünüyorum. Hizmete talibim.”
Araya girenler oldu. Faruk abi dedi ki “Meclis 33-34 kişi, biz yönetim
kurulu listesini hazırlayalım; müşterek, eşit şekilde. O listeyi meclisteki
arkadaşlarımıza şifai olarak sunalım. Onların onayını aldıktan
sonra ben başkan olarak, İsmail Atalar da yardımcım olarak, bütün
üyeleri dolaşalım. Başkanı onların isteğiyle meclisten seçelim.”
Baktım ki son derece demokratik bir usul. “Tamam.” dedim. Faruk
abiye güvenimiz tam, Muharrem Bey de “Tamam.” dedi.
Tabii üyelerin kimi beni, kimi Muharrem Melek’i istedi. İsimlerimizi
zarfl arın içine koydular. Meclis başkan ve vekili zarfın üzerini imzaladılar,
aldılar. Meclise geldiler, tek liste bir yönetim kurulu var. Girdik
seçime ama heyecan yok, herkes rey atıyor tabii. Zarfl ar ise Faruk
abide. Listeye bakıldı ki yarısı farklı. Oradan benim tarafım olan kişiler
ve ben silinmişiz, bizim yerimize başkaları yazılmış. Tabii onlar diğer
tarafın reylerini yükseltti, bizim reyimiz silindiği kadar düştü. Bu sefer
biz yönetime giremedik. Faruk abi dedi ki “Tamam, seçim yapıldı ama
bu iş nasıl oldu? Açıyorum şimdi zarfl arı, bakalım meclis kimi istiyor?”
Zarfl ar açıldı ki ben iki fark atarak başkan seçildim. Faruk abi,
“Bana söz verildi ama şimdi böyle bir sonuç ortaya çıktığı için istifa ediyorum.”
dedi. “Abi istifa etmene gerek yok.” dedik ama kabul etmedi,
istifa etti.
Onu yapan arkadaşlara Cevdet dedi ki “Bakın arkadaşlar, söz veriyorsunuz
ama tutacaksanız verin. Yoksa hakaret ederim.” Tabii bunlar
beklediğimiz şeyler. Sesimizi çıkarmıyoruz.
Bu işi yapanların da olduğu bir ortamda sohbet ederken Cevdet, o
kişileri işaret ederek dedi ki (Burada isimlerini vermem doğru olmaz.)
“Sen, sen, sen. Siz üçünüz bu işi yaptınız, bu entrikayı siz yaptınız.”
Hepsine hakaret etti, çıt çıkmadı. Böyle bitti. Ben bir ara soğudum
bu olanlardan dolayı. Ondan sonra 1984 senesinde tekrar bana, “Gel
yönetime talip olalım.” dediler. Girdik. İlk seçimde başkan oldum. 3
sene 4 ay kadar başkanlık yaptım. O arada kalıcı bir hizmet vermek arzum
vardı. Bizden sonra “TTSO bunu yaptı” denilecek türden bir kalıcı
hizmet bırakmak istiyorduk.
O zaman Millî Eğitim İl Müdürü Bener Bey, Yılmaz Ergun ise valiydi.
Bir sohbette dedim ki “Ben TTSO olarak kalıcı bir şey yapmak
istiyorum. Yardımcı olabilir misiniz?” Bener Bey, “Okul yaptır.” dedi.
“Tamam, yer ve arsa gösterin yapalım.” dedim.
Bener Bey, Kalkınma Mahallesi’ndeki Ticaret İlkokulunun arsasını
ve projeleri gösterdi. “Tamam ama bizim gücümüz buna yetmez. Borsa’yı
da katalım.” dedim.

O zaman Sabit abi borsanın başkanı, gittim ona durumu anlattım.
“Tabii Coşkun, yapalım.” dedi. Birlikte yapmaya karar verdik. Ama biz
hiç karışmayacağız. Bayındırlık Müdürlüğüne tevdi edeceğiz o ihalesini
yapacak, kontrolünü yapacak, biz sadece ita amiriyiz, para vereceğiz.
Ama kontrolde varız tabii. İnşaat başladı. Okul bitmek üzere, bir dedikodu
çıktı. Güya ben müteahhidi başka işler yaptırmak için zorlamışım,
haksız kazanç sağlamışım türünden dedikodular türedi. O zaman Naci
Bey Bayındırlık Müdürü, durumu ona anlattım.
“Kontrolörleri çağır bakalım. Bu dedikodular nereden çıkıyor.”
dedim. “Olur mu öyle şey Coşkun Bey.” dedi ve kontrolörleri çağırdı.
Çocuklar pırıl pırıl tabii. “Zinhar böyle bir şey yok.” dediler. “Buyurun
bir heyet kuruverin, heyet kontrol etsin. İstihkaklar, imalatlar ortada.”
dediler. Velhasıl geldik yönetim kuruluna, dedim ki “Arkadaşlar bu tür
lafl arı kimin çıkardığını biliyorum.”
Tayfun ile Konak, onlar bizim yönetimimize zinhar giremezdi. Karşı
tarafta idiler, almadık onları yönetime.
Ali Osman abi rica etti. “Alın bunları, her meclise çıkıp konuşuyor,
muhalefet ediyorlar. Alın bunları yönetime bitsin bu iş.” dedi.
Dedim ki “Abi bizim yönetimimiz belli, hiçbir arkadaşıma ‘çık’ diyemem.
Ama sen istersen konuş, yap.” Veysel Zekai ve İbrahim Bayraktar
ile konuştu, onlar çıktılar. Meclisten onların yerine Tayfun ile
Nedim yönetime girdi. Onların maksatları fesatlık, geldiler karıştırdılar.
Bu arada bizim arkadaşlardan düşenler oldu, velhasıl yönetimde
çoğunluğu aldılar. Başkan benim ama yönetim onların eline geçti.
Peki, sonra Tayfun Sezeroğlu başkan mı oldu?
Evet, benden sonra o başkan oldu.
İlk düşürülen başkan mı oldunuz o süreçte?
Bilmiyorum. Ben istifa ettim. “Böyle sıkıntılarınız varsa ben başkan
olarak istifa ediyorum. Gelin hesaplar, kitaplar, dosyalar burada. Daha
rahat inceleme yaparsınız, bana yakışan da budur.” dedim. Orada olursam
baskı olur düşüncesiyle istifa ettim. Seçime 3 ay vardı.
Siz 3 dönem başkanlık yaptınız.
Biri vekil olmak üzere 3 dönem başkanlık yaptım.
TTSO’NUN LOGOSUNU ÇİZDİK
O dönem TTSO’nun şehirdeki ağırlığı nasıldı?
Şöyle anlatayım, 1978’de hem başkan oldum hem de TOBB delegesiyim.
İlk defa gidiyorum TOBB kongresine. Tabii oradaki arkadaşlarla
tanışıp konuşuyoruz. Baktım herkesin yakasında temsil ettiği kurumun
rozeti var. Bizde bir şey yok. Onu orada görünce çok mahcup oldum.
Döndüm geldim arkadaşlara dedim ki “Arkadaşlar bizim de bir sembolümüz
olacak!”
Reşat Sümerkan Bey vardı KTÜ’de. Arkadaşımdı, düşüncemi ona
açtım. “Gel bir jüri oluşturalım, bir logo çizelim.” dedim. Çok büyük
katkısı oldu. İlan ettik. Müracaat edenler oldu. Çizildi logo, ilan ettik
ve bir taslak çıktı ortaya. İşte şimdiki şu rozet. Onun ortasında bir ok
var dikkat ederseniz. Dedim ki “Bu sadece ticareti çağrıştırıyor. Sanayi
ve ticareti birbirinden ayıralım. Sanayi üretsin, ticaret bunu dünyanın
merkezine doğru satsın.”
Bu oku çizdim. “Çok güzel, iyi bir fi kir.” dedi Sümerkan. O biraz
daha toparladı ve bu logo ortaya çıktı. Biz de bu logoyla yürümeye başladık.


TİCARET ODASINI KÜLFET GİBİ GÖRÜRLERDİ


Nasıl bir TTSO vardı o dönemde, şehirde etkin miydi?
Şehirde çok etkinliği yoktu. Ticaret Odasını külfet gibi görürlerdi.
Gelirler meclis üyesi olurlar, paraya ihtiyaç olunca ortada yoklar. Etkinlik
yapmak için para lazım tabii.
Peki, bu çay parası olayı nedir?
Şimdi şöyle, biz ilk yönetim kuruluna gelince dışarıdan misafi rlerimiz
gelirdi; onları ağırlayacaksınız tabii. Yemek verirdik, oteli vs. Bir
kuruş Oda’nın parasından harcamazdık, hep cebimizden verirdik.
İkinci dönemde, 1984’ten sonra arkadaşlar dedi ki “Neden böyle
yapıyoruz? Bunlar Oda için harcanıyor. O zaman yarı yarıya Oda’dan
ve biz karşılayalım.”
Öyle devam ettik. Hattâ Veysel orada, başı sağ, telefon açar ve derdi
ki “Abi bugün cebimizden ne kadar para lazım? Söyle ona göre para
koyalım cebimize.” diye şakalaşırdık. Ona rağmen Nedim Konak muhalefette
iken, “Burasını bol kepçe lokantasına çevirdiniz.” gibi şeyler
söylerdi ama bunlar lazım tabii.


TTSO OLABİLECEĞİNİN ÇOK ÇOK ALTINDA


Bugün siyasete karşı etkin, yatırım adası gibi projeler üreten bir Ticaret
Odası var. Sizce bugün TTSO önemli bir noktaya geldi mi?
TTSO olabileceğinin çok çok altında. Her meclis seçildiğinde giderim
tebrik ederim, tecrübelerimi aktarırım. Sağ olsunlar dinlerler.
Her zaman onlara ‘Kalıcı bir şeyler yapın.’ derim. Yani ‘Bu para yemekTrabzon
le, içmekle, gezmekle gitmesin.’ derim. Hiçbir şey olduğu yok. Ne var
şimdi? Soruyorum size. Şu Ticaret Odası, Trabzon’a ne kazandırdı? Bir
kalıcı nesi var? Bana bir eser söyleyebilir misiniz?
Yani Teşvik Yasası’nın çıkmasında önemli katkıları oldu. Şu anda
da yatırım adası gibi ciddi bir proje üzerinde çalışıyorlar.
Çalışıyorlar ama sonuç ne? Bak bu Şadan’ın devrinde başladı, 10
sene başkanlık yaptı, hiçbir şey olmadı. Ben öyle düşünüyorum. ‘Haydi
Amerika’ya gidiyoruz.’ diyorlar. Ne işiniz var Amerika’da? Yeni dünyayı
görmek için. Peki, gittiniz geldiniz de ne getirdiniz? Gezdiniz, tozdunuz
geldiniz… Bunlar tenkit değil ama fi krimi söylüyorum.
Ticaret gelişiyor, gidilmesi görülmesi gerekmiyor mu?
Yapılsın, yapılmasın demiyorum ama faydalı olabilecek bir heyetle
gideceksin. Oradan bir şeyler kapacaksın. Oradan bir şeyler alıp dağarcığına
koyacak kişiler olacak yanında. Oradan alabileceğin ekibi oluşturup
gideceksin. Onlardan fayda sağlayacaksın.
TRABZON GERİYE GİDİYOR
Nasıl bir Trabzon hayal ediyorsunuz? Göç veren bir Trabzon var
önümüzde.
Trabzon geriye gidiyor. Sanayi yatırımı olarak sadece Hekimoğlu’nun
yatırımı vardır. Ötekiler sanayi değildir.


Demir yolu projesi, yatırım adası, Arap turizmi var. Bütün bunlar Trabzon’a gelecekte bir şeyler katar mı?


Tabii ki katacak. Ancak bazı misafi rler vardır; gelir, misafi r edersin,
onunla birlikte bir yaşam süreci geçirirsin ve ondan bir şeyler alırsın.
Bilgin artar, ufkun açılır. Ama bu parayla olmaz. Araplardan hiçbir şey
değil, sadece para alırız. Araplar bize bir şey katmıyor, aksine sosyal
yaşam düzenimizi bozuyorlar. Gelmesin mi? Gelsinler ama kardeşim
saldım çayıra Allah kayıra kabilinden gelmesinler.


TRABZON’DA SOKAKTA YÜRÜYEMİYORSUNUZ, İNSANLAR
SOKAKTA YÜRÜMESİNİ BİLMİYOR


Uygulama mı yapılsın?
Onu yöneticiler düşünmeli. Sokakların hâli belli. Her köşebaşında
bir dilenci var yahu. Eskiden Trabzon çok sosyal, çok medeni bir şehirdi.
Kenan İskender’in iş yerinin olduğu yerde tiyatro vardı. Orada
tiyatro oynanırdı. Nerede bunlar? Bir tane Devlet Tiyatrosu kaldı. Bunlar
kültürdür. Trabzon’da sokakta yürüyemiyorsunuz, insanlar sokakta
yürümesini bilmiyor. Bir tuhafl ık oldu şehirde. Sosyal açıdan çok geriye
gidiyor Trabzon.
 


Peki, ekonomik açıdan ilerleyebilir mi?


İlerleyebilir ama bu tarz ilerlemesi mümkün değil. Yoksa Trabzon
bir liman şehridir. Trabzon çok iyi yerde kurulmuş bir şehirdir, her şeyiyle
dört dörtlük bir şehirdir. Olabileceği yere gelemedi, gelemiyor.
Nüfus sürekli eksiliyor. Trabzon’un durumu beni üzüyor. 30 yıl önce
buradan gitmiş bir insan gelince “Ne oldu bu Trabzon’a?” diyor.
Onlar nasıl bir Trabzon bekliyorlardı?
Maraş Caddesi’nin olduğu yerde gayet güzel bahçeli evler vardı.
Trabzon oydu, temiz bir şehirdi.
Ama onlar burada iken yıkıldı o binalar, doğru değil mi?
Onların günahını çekiyoruz şu anda. Bir proje uygulanmadı. Belediye
başkanlarımız, Orhan’ın (Karakullukçu) haricinde Trabzon’a bir
şey veremediler. Eski hâli muhafaza için çalışma yapmadılar. Nasıl olacaktı?
Trabzon eski hâliyle muhafaza edilecekti, şehir dışa doğru büyüyecekti.
Yeni şehirler kurulacaktı.
TTSO ve Belediye Meclisinde aynı zamanda görev yaptım. İmar
Komisyonu’ndayız. Avrasya Üniversitesinin aldığı yer var ya… O zaman
Sefer Bey başkan. Komisyona geldi ve “Çocuklar, bu araziyi konut sahası
olarak ayıracağız.” dedi.
“Nasıl olacak” dedik? “Devlete vereceğiz o yapacak, onların dışında
orada bina yapılmayacak.” dedi. Trabzon’un en güzel yeri. Ben hemen
karşı çıktım. Dedim ki “Sayın Başkan, olmaz böyle bir şey. O kadar güzel
bir yeri devlet binaları için tahsis edemeyiz, yazık olur Trabzon’a.”
“Yapacağız, mecburuz.” dedi. Hazırladığımız raporda bunu yaptırmadım.
Siz belediye meclis üyeliği de yaptınız mı?
Elbette, 18 sene belediye meclis üyeliği yaptım. Orada imar komisyonunda
hazırladığımız plan meclise geldi ve binalar yapılmadı.
Trabzon’un geleceğine ilişkin ne dersiniz?
Trabzon’dan ümidimi kesmedim. Bir Trabzonlu olarak bütün varlığımla,
ne yapılacaksa, maddi-manevi hepsine katkı sağlamak için varım,
çalışırım. Ama Trabzon bugünkü hâliyle, bugünkü düzeniyle bir
yere varamaz.


Coşkun Bey teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ediyorum.