1 950’li yıllarda Trabzon’da ithal yedek parça sıkıntısına çözüm bulmak için Selamet Garajı’ndaki 7 metrekarelik oto tamirhanesinde, yan sanayiinde bijon cıvatası üretmeye başlayan Trabzonlu iş adamı Celal Hekimoğlu, otomotiv yedek parça üretimini çeşitlendirerek dünyanın 25 ülkesine ihracat yapan bir firmaya dönüştü. Trabzon’un Deliklitaş mevkisinde yıllık 60 bin ton döküm kapasitesi olan iki ayrı üretim tesisine sahip olan Hekimoğlu Şirketler Grubu, 5 kilogram ve 3 bin kilogram arasındaki parçalara 2 adet tam otomatik kalıplama hattında şekil veriyor. İşleme tesisi olan Hekimoğlu Otomotiv A.Ş.’yi 1963 yılında kuran Celal Hekimoğlu, 1975’te kurulan Hekimoğlu Döküm Sanayi A.Ş.’yi de içine alan grubun ikinci üretim tesisini 2003 yılında hayata geçirdi. Böylece grubun toplam üretim alanı 30 bin metrekareye çıktı. Aks ve aks aksamları, diferansiyel dişli kutusu, fren tablası ve diski, kanal ızgarası, kaplin, mangan ve krom alaşımlı parçalar, sfero ve çelik poyra üreten grubun

ihracatta Avrupa ülkeleri;

Rusya, Nijerya, Irak, Libya, Gürcistan başı çekiyor.
İlköğretimi Subaşı İlköğretim Okulunda, ortaokulu Selamet Garajı’nda, üniversiteyi de Avrupa’da muhtelif otomotiv ve aks fi rmalarında okuduğunu ifade eden Hekimoğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Celal Hekimoğlu, üretim serüvenini, başarı öyküsünü anlatırken de onun bir Trabzon sevdalısı olduğunu anlamak çok da zor değil. Zira o, Trabzon dışındaki şehirlerden önüne serilen bütün imkânları yine Trabzon sevdası uğruna elinin tersiyle geri çevirdi hep.

Trabzon’a sağladığı istihdam, Trabzon ve ülke ekonomisine sağladığı katma değer onun sadece başarı öyküsünü değil; bu yönünü de ayakta alkışlamaya değer kılıyor. Celal Hekimoğlu, sadece kendi başarı öyküsünü yazmakla kalmadı; kendi yolunda gidebileceğine inandığı oğlu, Trabzon’un başarılı iş adamı Celil Hekimoğlu’nun da yetişmesini sağladı. Esiroğlu’nda 50 bini kapalı olmak üzere 100 bin m2 bir alan içinde yapımı süren Hekimoğlu Lojistik ve Sanayi Bölgesi ile de Trabzon’a yaklaşık 100 milyon dolarlık bir yatırım daha kazandıran Hekimoğlu ailesine Trabzon şehri ne kadar minnettar olsa azdır. Başarı öyküsü kitaplaştırılan Celal Hekimoğlu’ndan öğrenecek, alınacak çok şey olduğu düşüncesiyle...

Çocukluğunuzu ve oto tamirciliğinden sanayiciliğe nasıl adım attığınızı anlatır mısınız? Trabzon’un merkez Zulmera köyünde 1936 yılında dünyaya geldim. Aynı köyde yaşayan, tarım ve hayvancılıkla uğraşan bir ailenin çocuğuydum. İlkokulu bitirdikten sonra aileme ‘Ben okumak istiyorum.’ dediğimde, ağabeylerim bana küçükbaş hayvanları göstererek ‘İşte sana okul.’ dediler. Ancak ben kararlıydım. 12 yaşında köyden çarşıya geldim. Meslek edinmek için ilk durağım Trabzon’un Selamet Garajı oldu. Orada ustalığa adım attığım dönemde karşılaştığım bir olay, hayatımın ilk kırılma noktası sayılır.

Çalıştığım Vabis tamirhanesinde bırak parçayı, vida bile yurt dışından geliyordu. O dönem yedek parça açısından çok sıkıntılı bir dönemdi. Ve 1958 yılının sonlarıydı… ‘Talimat almaktansa talimat verecek bir konuma gelme’ düşüncesi ile bir atölye açmaya karar verdim. Selamet Garajı’nda bir yer bulduk. Vabis tamirlerine başladık. Dükkânı açtığımızda müşterimiz boldu ancak yedek parça konusunda sıkıntı çekmeye başlamıştık. Avrupalının yaptığı parçaları tamir ediyorduk. ‘Biz de bir şey yapalım’ diyerek yola çıktık. En büyük sıkıntı yaşadığımız bijon cıvatasını üretmeye karar verdik. Bu noktada tamirciliği bıraktım. Bijon hazırlıklarına başladık. Ancak önümüze koskoca bir dağ çıktı. Sermaye, makine ve en önemlisi Başta biraz tecrübesiz hareket ettik ancak bu işi başaracağımıza inancımız tamdı. İşe ufaktan başlayıp geliştirmek düşüncesindeydik. SEVİNÇTEN ÂDETA AYAKLARIM YERE DEĞMİYORDU Sonra işinizi nasıl geliştirdiniz? İlk durağımız İstanbul oldu. Zor da olsa makinelerimizi aldık ve gelip kurduk. Tornada bijon yapmaya başladım. Tabii ona birçok aparat yaptım. Tornayı bijon yapabilecek şekle getirdim. İlk imalat ortaya çıkmaya başladığında sevinçten âdeta ayaklarım yere değmiyordu.

Bijonların paslanmaması, ambalajlanması için de bir şeyler yapmak gerekiyordu. Bunun araştırmasını yaptık. Bunun için de katmiyum teşkilatı kurmamız gerektiğini öğrendik. Yine İstanbul’un yolunu tuttuk. Mahmutpaşa’da bilgi alabileceğimiz birisi bu işi yapmak için Trabzon’a gelebileceğini söyledi. Gerekli malzemelerle Trabzon’a döndük. İmalathaneyi bir göz daha büyüttük. Gece-gündüz büyük bir şevkle çalışıyordum. Çıkacak malzemeleri âdeta hayal ediyordum. Kullandığım çelik malzemesini Makine Kimya’dan alıyordum. Bu çeliği kullanmak oldukça zordu. Bijonlarımız çok sağlamdı ve bir anda çok tutuldu. O dönem bildiğim bizden başka bijon cıvatası yapan yoktu. Ürünün pazarlamasını nasıl planladınız? Ürettiğimiz malzemeyi garajın içinde satma şansımız yoktu ve bunu pazarlamamız gerekiyordu. Bunun da çok iyi bilincindeydik. Harun Bayoğlu isimli bir usta ile birlikte pazarlamaya başladık. Of’a giderek iki takım bijon sattık, oradan Rize’ye gittik.

Rize’de gittiğimiz parçacı dükkânının sahibi parçalara baktığında bunları benim yaptığıma ilk önce inanmadı. Ben de üzerindeki HCS, yani Hekimoğlu Cıvata Sanayi yazısını göstererek bu konuda kendilerini ikna ettim. Rize’de epey bir satışımız oldu. Aynı zamanda sipariş de aldık. Artvin’e gidip döndüğümüzde 380 bin liralık bijon sattık ve sipariş aldık. Samsun’da da 300 bin liralık satış yapma başarısını gösterdik. Samsun dönüşü tekrar İstanbul’a gittik ve somun yapacak tezgâh aramaya başladık. Perşembe Pazarı’nda büyük bir mağazanın içinde sökülmüş bir makine gördüm. Cıvata somunu yaptığını öğrenince hemen satın almak istediğimizi söyledik. Alabilmek için büyük uğraş verdim. Malzemeyi onlardan sağlamak şartıyla makineyi aldık. Dönüşte garajın içinde bulunan tüm dükkânları aldık, yani garajı tamamen kapattık. Zamanla ürün çeşitlerini artırdınız mı? Birinci aşama çıraklık, sonra kalfalık ve ustalık geliyor. Selamet Garajı’nda bijon ve somun imalatının ardından ikinci aşamada poyra, yani lastiğin üzerine bindiği parçanın imalatına girdik. Bunu da sanatkâr bilgisiyle torna ediyorduk. Ancak daha sonra poyra da üretebileceğimize karar verip bu işe de girdik. Ankara’da kırılmış eski bir poyra ile araştırma yaptım. Ankara Büyük Sanayi Sitesi’nde bir ustayla anlaştık ve bir poyra yaptırıp Trabzon’a döndük. Poyra imalatına girdikten sonra bu da çok tutuldu, sonraki süreçte Türkiye geneline satmaya başladık. Makine Kimya ve Ankara Çelik imalathanelerine de poyra döktürüyorduk.

Döküm fabrikası kurma fikri nereden doğdu?

Poyra dökümü işine tamamen girdiğimiz süreçte ‘Neden döküm fabrikası kurmuyorsun?’ şeklinde bize bir öneri getirildi. Döküm işi dünyanın en zor işlerinden birisiydi. Trabzon’da da eleman sıkıntısı vardı. Ancak biz bu işe de olur gözüyle baktık. İlk fabrikamızı kurduk ve çok zor olmasına rağmen başarılı olduk. Daha sonra işleme atölyesini büyüttük. Derken yeni fabrikayı kurduk. Türkiye genelinde Ege Bölgesi hariç Kayseri, Erzincan, Sivas’tan tutun da bütün İç Anadolu, Karadeniz ve İstanbul’da toptancılara malzeme vermeye başladık. Türkiye’nin sert metaller dediğimiz konkasör kırma tesislerine, çimento fabrikalarına, mıcır tesislerine parça veriyoruz. EN BÜYÜK REHBERİM; HAYAL ETMEK ANCAK HAYALCİ OLMAMAK İhracat fi kri nasıl oluştu? En büyük rehberim; hayal etmek ancak hayalci olmamak. Artık Türkiye’de MAN’a, Otosan’a mal veriyordum. Malımızın çok iyi kabul gördüğüne şahit olduk. Kapasitemizi de artırmıştık, otomatik hat kurduk. Bir müddet dışarıya açılalım diye düşündüm. Bir Alman fi rmasına ait kataloğu alıp arabaya koydum.

ihracatta Avrupa ülkeleri 

Avrupa’da bu poyrayı satacağım diyerek yola çıktım. Lisan yok bir şey yok. Bir harita bulup yolumu kâğıt üzerinde çizmek için plan yaptım. 1980 yılının başlarıydı. Aldığım haritayla da yola çıktım. Kataloğu hazırlayan fi rmada çalışan bir Türk mühendis sayesinde fi rmayla diyalog kurduk. İki resim verdiler, bunların siparişini aldık ve çıktık. Poyraların ikisini yaptık, arabanın bagajına koyup tekrar Almanya’ya götürdüm. Bu işi 20 gün zarfında yapıp teslim ettim. Firma, kalite kontrolden geçen mallarımızdan sonra ikiyüzer tane pilot partiyle ilk siparişlerini verdi. Şu anda 25 ülkeye ihracat yapan Hekimoğlu Şirketler Grubu’nun ihracatta Avrupa ülkeleri; Rusya, Nijerya, Irak, Libya, Gürcistan başı çekiyor.

TRABZON HASTASI BİR ADAMIM. TRABZON’U DA TRABZONLULARI DA ÇOK SEVİYORUM Sizin Trabzon’u çok seven bir sanayici olduğunuzu biliyoruz. Trabzon’da kalmanızın sebebi de bu mu? Benim için Türk Bayrağı altındaki her yerde iş yapılabilir. Her yer yaşanabilir yerdir. Trabzon da bunlardan bir tanesi. Ancak ben bu yatırımı buraya Trabzon’u sevdiğim, Trabzonlu olduğum için yaptım. Ben Trabzon hastası bir adamım. Trabzon’u da Trabzonluları da çok seviyorum. Eskişehir’de bana 110 dönüm bedava yer verdiler. Ama ben; ‘Hayır, ben Trabzonluyum; bu işi Trabzon’da yapacağım.’ dedim ve öyle de yaptım.

Biz burada yaşayacağımız zorlukları bilerek bu işleri burada yaptık. Ben de İstanbul, Ankara veya İzmir’de olsam bu işleri çok daha kolay yapacağımı biliyordum. Ancak biraz da ülkemizi düşünüp sanayiyi veya istihdamı kendi yöremizde sağlamak gerektiği düşüncesiyle, bu özveriyle bu yatırımları burada yaptık. Bunu bu kadar zorluğa rağmen başardığımı düşünüyorum ve yatırımcılara da yine memleketine yatırım yapması konusunda tavsiyede bulunuyorum. Zorluk çekeceksin, bunu bilerek yapacaksın. Trabzon’da sanayi çok zor ancak biz yapıyoruz. Trabzon’a hizmet ettiğim için çok mutluyum. Memlekete yatırımı her zaman tavsiye ederim.

TRABZON’DA SANAYİ, DAHA DOĞRUSU BÜYÜK SANAYİ OLMAZ TTSO’ya girme sebebiniz neydi?

Trabzon’a hizmet etmek, başka da bir şey değil. O dönem cıvata ve döküm işi yapıyorduk. Yanılmıyorsam 1981 yılıydı. O zamanlar Muharrem abi, Ali Osman abi vardı. Sanayiye dönük bir şeyler yapmak istiyordum. Ancak bu konuda çok faal olamadık. Arkadaşlar da Trabzon’da sanayi olsun istiyordu ama olmadı.

Trabzon o dönem de bu dönem de sanayi için elverişli bir şehir değil. En önemlisi de sanayide çalışacak eleman yok. Fabrikanızda arıza yapan bir makine olduğu zaman tamir ettirecek birisini bulamıyorsunuz. Ancak büyük sanayi şehirlerinde durum böyle değil. Bu sebeple Trabzon’da sanayi, daha doğrusu büyük sanayi olmaz. Trabzon bir ticaret şehri. Her şey para değil ama ticaret yapan para kazanıyor. Trabzon gibi bir şehirde zor şartlar altında sanayici olarak kendi gücümüzle ayakta kalmaya çalışıyoruz. Ve Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasının bize biraz daha ilgi göstermesini isterim. Ben sanayiye cıvata ile başladım. Bilgi alacağım, bana yardım edecek kimse yoktu. Fakir bir aile çocuğu değildim ama ben köyümü, ailemi terk ederek tek başıma Trabzon’da bugünkü kuruluşun temelini attım. Zaman zaman burada yatırım yapmamıza karşın yalnızlaştırıldığımızı hissetmedik de değil. BÖLGEMİZİN EN BÜYÜK DEZAVANTAJI NAKLİYE ÜCRETLERİ

Trabzon’un geleceğine dair neler düşünüyorsunuz?

Demir yolu, turizme dair görüşleriniz neler? Öncelikle herkes şahsi hareket etmeyi bırakacak ve birbirine destek olacak. Trabzon başka türlü büyümez. Sadece ‘ben kazanayım’ anlayışıyla hiçbir hedefe varılamaz. Sanayici iş adamı olarak baktığımda bölgemizin en büyük dezavantajı nakliye ücretleri. Kazandığımızın büyük bölümünü nakliyeye veriyoruz. Mesela İstanbul’dan malzemeyi alıp ürün hâline getirdikten sonra yine oraya veriyoruz. Böylelikle iki kere nakliye ödüyoruz. Sanayinin en büyük handikabı da o. Bana Eskişehir’den 110 dönüm ve bir de 50 dönüm yer verip, ‘Gel fabrikanı buraya kur.’ dediler. Ama ben Trabzonlu olduğum için tercihimi buradan yana kullandım. Buna rağmen büyük zorluklar yaşadık, yaşıyoruz da. Bu anlamda da Trabzon’da sanayi olması hakikaten zor. Demir yolu Trabzon’a şart. Sahil Yolu yapıldığı zaman bana göre demir yolunun yapılmamış olması bir hataydı ancak belki günün şartları da o zaman o kadar elverişliydi. Çünkü maliyet çok yüksek. Umarım şimdilerde konuşulan bu konu bir an önce hayata geçirilir.

Ticaretin daha da canlanmasını sağlayacak olan demir yolunun hayata geçmesi, ticaret şehri Trabzon’u daha da güçlü kılacaktır. Turizmde adımlar sağlam atılmaz, altyapı çok güçlü olmazsa gelecek adına çok umut vadetmez diye düşünüyorum. Çünkü bize gelen turistler hâlen orta hâlli olanları ve çok fazla para harcayamıyorlar. Devletin yapacağı yatırımlarla turizmde çıtayı yükseltmek bizim elimizde. Celal Bey teşekkür ederiz. Ben teşekkür ederim.