İşiyle Trabzon’a, sevgisiyle Trabzonspor’a hizmet etti.

Besim Kahraman, henüz 13 yaşında bir çocukken ‘Ne yapabilirim
de ekmek parası kazanabilirim?’ düşüncesiyle köyünden
ayrılarak Trabzon’a gelir.
Ancak o dönem ‘sanatı olmayanın ekmek parası kazanması kolay
değildir.’ Kahraman da bunun bilincindedir ve sanat öğrenmeye kararlıdır.
Bir süre ayakkabıcılık yapan Kahraman, daha sonra bir kuyumcunun
yanında çalışmaya başlar. İşte onun burada öğrendiği sanat; yıllarını
vereceği, ekmek parasını kazanacağı, ailesini geçindireceği ve
çocuklarına miras olarak bırakacağı bir sanat olur.
Kendi dükkânını açan Kahraman, kendi deyimiyle ‘işlerin çok yoğun
ve kazancın da bol’ olduğu bu yıllarda, severek yaptığı bu işte çok
çalışır, ekmek parasını fazlasıyla kazanır.
Zamanla cemiyet hayatının içine giren Besim Kahraman, bugün
yaşı 45’in üzerinde olan Trabzonsporluların çok iyi hatırlayacağı gibi
uzun yıllar Trabzonspor’da yöneticilik yapar. ‘Karadeniz Fırtınası’nın
lige damga vurduğu, kupalara ambargo koyduğu bu yıllardaki başarılarda
önemli rol oynar.
Kahraman’ın röportaj sırasında demir yoluyla ilgili bir soruya verdiği
şu cevap, Trabzonspor’un şehirdeki önemi ve yeriyle ilgili çok
önemli bir tespiti ortaya koyuyor:


“Trabzonspor’un şampiyonluğu için uğraştığımız kadar Trabzon’a
demir yolu gelsin diye uğraşmış olsaydık demir yolu Trabzon’a on kez
gelirdi!”
İsmi Trabzonspor’la hatırlansa da Besim Kahraman, sporun yanında
Trabzon ticaret ve cemiyet hayatının da önemli isimlerinden biri.
Biz de Besim Kahraman’a ticaret ve cemiyet hayatını, Trabzonspor’u,
TTSO’yu ve Trabzon’un geleceğini sorduk. Sorularımıza da
onun kendine has üslubuyla içten ve samimi cevaplar aldık.
Trabzon’un değerli kanaat önderlerinden Sayın Besim Kahraman’la
birlikteyiz. Besim Bey öncelikle sizi tanıyalım. Trabzon’da eski nesil sizi
önemli ölçüde tanıyor. Yeni nesle Besim Kahraman’ı nasıl anlatırız?
1937 yılında Maçka’nın Günay köyünde doğdum. Okulu komşu
köyde okudum.

13 yaşlarında, ‘Ne yapabilirim, ekmek parasını nasıl kazanırım?’
düşüncesi ile araştırmalara başladım. Trabzon’a geldim ve sanat öğrendim.
Kısa süre ayakkabıcının yanında çalıştım, sonra kuyumcu Ferit
abinin yanına çırak olarak girdim. Trabzon’un en iyi kuyumcularından
Sezerler vardı, orada da çalıştım. Tayfun Sezeroğlu’nun babasıydı.
Onlar 3 kardeşti. Tayfun’un babası Abdurrahman amca, usta oydu. 2
kardeşi vardı, ikisi de meşhurdu. O zamanlar lise okumak önemliydi.
Onlar okumuştu. Hem eğitim açısından hem de yaşamlarıyla birlikte
meşhurdular. Mesela Piston Kemal… O tarihlerde İstanbul’dan ya da
İzmir’den birisinin Trabzon’da bir işi olduğunda Piston Kemal’i arardı.
Bütün işlerini o hâllederdi.
Kemal abi devam etti. Hattâ cemiyet hayatını muhtemelen ben Kemal
Sezer abiden öğrendim. Burhan abi de Türkiye çapında şöhretti
ama Kemal abi başkaydı. Sonra Kemal abiyle dostluğumuz oldu ve sonunda
ekonomilerde bazı sıkıntılar oldu. Köşebaşındaki dükkânın yarısını
bana sattı. Kaç para dediyse verip aldım.


TRABZON, ALTIN SEKTÖRÜNÜN MERKEZİYDİ


Köyden geldiniz ve ayakkabıcının yanında çalışmaya başladınız.
Sonrasında kuyumcuda çalışırken dükkân aldınız. Kimseden destek
almadınız mı? Kuyumcu çıraklığından sonraki süreç nasıl gelişti?

1950 yıllarında çıraklık yaptım. Dükkânı ise 1959 yılının Mayıs
ayında açtım. İmalat falan da yaptım.
Köyde sevilen, sayılan bir arkadaş vardı. Benden iki yaş büyüktü.
Ne yapacağım diye konuşurken bana, “Ben Şahin amcaya söyleyeyim,
biraz para alalım ondan.” dedi. O zamanki para ile 3 bin 500 lira borç
aldık. “Hacca giderken parayı geri vereceksin.” dedi. Ondan sonra yavaş
yavaş para kazanmaya başladık.
Bu caddeye çıktıktan sonra da çok iyi para kazandım. 1959’un son
aylarında Kemeraltı’nda, Bakırcılar’da başladım. 1962’de bu caddeye
geldim, arkadaşla ortak çalışmaya başladım. Çok iyi para kazanıyorduk.
O dönemde Trabzon, altın sektörünün merkeziydi. Rize, Gümüşhane
her taraf buradan görüyordu ihtiyacını. Şimdi tek tük dükkânlar var
oralarda ama o zamanlar hiç yoktu. Rize’ye, Giresun’a, Gümüşhane’ye
altını hep biz veriyorduk.
GURBETÇİLER DÜKKÂNIN ÖNÜNDE SIRADA BEKLERDİ
Kuyumcu sektöründe bir yere geldikten sonra nasıl bir Trabzon
vardı o dönem? Ekonominin durumu neydi? Nüfus ne kadardı?
Nüfusu tam olarak bilemiyorum ama parayı nasıl kazanıyorduk
anlatayım; Almanya işçileri bayağı yoğundu o zaman. Yazın Trabzon’a
dolarlardı. Hattâ bazen öyle olurdu ki dükkânın önünde sıra beklerlerdi.
O gün o işlerini göremediğim olurdu, ertesi gün gelirlerdi. Tabii
köyden gelmek de bugünkü kadar kolay değildi o zaman. Dolmuş yok,
otobüs yok. Zordu gelip gitmek... Ama gidip geliyorlardı.
ELİNDE PARA OLAN ALTINA YATIRIYORDU
Kuyumculuk sektörü Trabzon’da bu kadar nasıl gelişti? Trabzon
bunu neye borçlu?
Dediğim gibi, yurt dışındaki işçilerden bayağı para gelmeye başladı.
Daha sonra da elinde para olan altına yatırıyordu. Döviz işi de o zamanlar
yasaktı, dövize yatırım yapamıyorlardı. Son zamanlarda kullanılmaya
başlandı. Hattâ köyden falan yakınlarımız altını benden alıyordu.
Ben o altınları kasamda saklıyordum. Bir daha geldiğinde istediği
zaman veriyordum.
Müşteriniz altını sizden satın alıyordu, sizin emanet kasanıza koyuyor
ve bir sene sonra gelip istediğinde alıyordu...
Herkes için geçerli değildi tabii. Bana güvenen samimi insanlar öyle
yapıyordu. O tarihlerde yurt dışına da herkes gidemiyordu. Ama ben
kendi köyümden de birçok insan gönderdim. Bu arada Kuyumcular
Derneğini kurdum.
Trabzon Ticaretine Yön Verenler
12
Kuyumcu olduğunuz dönemde Trabzon’da ortalama kaç kuyumcu
vardı?
Sadece Mahmut Örnek, Sezer, Ferit abi, yukarıdaki Dağıstanlı, Malatyalı
Mehmet abi... Ortalama 8-10 tane. Benimle beraber 4-5 arkadaş
aynı anda dükkân açtı. Tonyalılar aşağıda açtı. Orhan Kardeş aşağıda
çarşının içerisindeydi.


TRABZON EKONOMİSİNİ BİZ YÖNLENDİRİYORDUK


Şehir ekonomisi büyük oranda kuyumcularla mı dönüyordu o tarihlerde?
Bizdeydi evet. Ekonomiyi biz yönlendiriyorduk.
Daha sonra sizin TTSO Meclis Üyeliği serüveniniz başladı. Nereden
aklınıza geldi? Neden meclis üyesi oldunuz?
1962 yılında bu caddeye geldiğimde cemiyet hayatı önemliydi. Zaten
askere gitmeden önce de Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları’nda
görev yaptım. Oradan başlamıştım. Siyasi yönüm de vardı. Hattâ
rahmetli Hasan Saka gemiyle gelirdi, uçak yok tabii. Saka’yı limanda
karşılamaya gittik gençler olarak. İyi bir partiliydim.
Ticaret Odasına dönelim...


O dönemler bankalarla aynı gruptaydık. Şimdiki gibi değil. Biz o
zaman bankacılar, sigortacılar, muhasebeciler, kuyumcular, saatçiler
birdik. Saatçileri ben kaydettim. Kuyumcuları kurarken 50 tane üye
lazımdı ama yoktu. Sevdiğim saatçiler de vardı. Onları ekledim ve kuyumcularla
saatçiler olarak kurdum. Öyle kaldı ve hâlâ öyle devam ediyor.
Ticaret Odasına girmeyi düşündüm ve Ferit abiye dedim ki “Kaç
senedir banka müdürü orada.” O da bana, “Birkaç sene daha kalacak.”
dedi. O süre doldu. Sonra “Ben gireyim.” dedim. “Tamam.” dedi. Dediğim
gruplarla görüştüm. Bankacı Önal Yücesan’la birlikte girdik yönetime.
1975’li yıllarda Yönetim Kurulu Başkanı Celal Alemdağ abimizdi.
Bir sene sonra falan vefat etti. Yerine yeni bir başkan seçilecekti. Başkanı
seçmek için ben Halk Partisinin üyeleri ile istişare ediyordum. Rahmetli
Ruhan Öngür vardı o dönem, Trabzonspor’da yönetici o zaman.
Çok severdik onu. Ben onu başkan yapmayı düşündüm, arkadaşlara da
söyledim. ‘Tamam’ dediler.
Ticaret Odasının yeri o zamanlar Garanti Bankasının köşesindeydi.
Yüksek bir binadaydı. Meclis üyelerinden biri aradı beni; “Filan yerdeyiz,
seninle görüşmek istiyoruz.” dediler. Ben de gittim. Görüşmede
bana şunları söylediler: “Sana bir şey diyeceğiz… Sana söz verdik. Kimi
istersen seçeceğiz ama şimdi bir şey düşündük; Trabzonspor Başkanı
Şamil Ekinci Trabzonlu değil. Meclis Başkanı Trabzonlu değil. Şimdi
Ticaret Odası Başkanlığına Ruhan Öngür’ü seçeceğiz. O da Trabzonlu
değil. Düşündük ki Trabzon bu kadar büyük şehir, başkanlar hep farklı
şehirlerden. Neden Trabzon’dan olmasın?”
Dedim ki haklısınız, doğru düşündünüz. 2 aday vardı. Birisi Shell
Benzin İstasyonu vardı, Muharrem Melek... Bizim Halk Partililer bunu
destekledi. Demokratlar da Coşkun Erkuloğlu’nu istediler. Fakat Melek
seçildi. Ben arkadaşlara söz verdim. Tarafsız kalacağımı söyledim.
Ben söz verdim, çekimser kalacağım yönünde. O zaman sen kal dediler.
Bir taraf siyasi olarak CHP kanadına söz verdi. Demokratlar da öteki
tarafta... Meclis öyle bölündü.


MASRAFLARI CEBİMİZDEN KARŞILARDIK


O günkü Ticaret ve Sanayi Odası ile bugünün Oda’sını değerlendirdiğinizde,
o günün iş adamlarıyla bugüne baktığınızda Trabzon için
ne öngördünüz? Trabzon’un meselelerini Ticaret ve Sanayi Odasında
konuşur muydunuz?
Konuşurduk. Bir şeyler de yapmaya çalıştık. Örneğin bankacılar,
sigortacılar, muhasebeciler, kuyumcular bir sürü iş aynı grupta. Niye
kardeşim? Bir sürü bankacı var. Bir sürü masrafl arı cebimizden karşılardık.
Sonradan hepsini gruplara ayırdık.
Ticaret ve Sanayi Odasının şehirde ağırlığı var mıydı? Valiler, belediye
başkanları üzerinde bir ağırlığı var mıydı?
Maalesef yoktu.
Etkisi yoksa insanlar neden Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Üyesi
olmak istiyorlardı?
Etiket ve reklam amaçlı. Şimdi Trabzonspor’un peşinde neden koşturuyor
millet? Reklam için.
Ticaret ve Sanayi Odasında Trabzon’un geleceği için; işte yollardı,
deniz ulaşımıydı, kara ulaşımıydı, demir yolu ulaşımıydı... Bu tür şeyler
konuşulur muydu?
Evet, yapılması gereken şeyleri konuşurduk ama doğrusunu ararsan
fazla bir şey yapılmadı yani. Ankara’ya gidip bakanlarla görüşmek
lazımdı. Ama ben sana doğrusunu söyleyeyim şimdi. Benim kafamda
vardı yani Ticaret Odasında bir şeyler yapmak. Fakat o tarihlerde
beni Trabzonspor’a sokmak istiyorlardı. Bir dönem girmedim. Ticaret
Odasında devam ettim. Ama ertesi sene beni Trabzonspor’a soktular.

Ben yine istemedim. TTSO’ya girmek için hazırlık yaptım ama Trabzonspor’a
girdim. Girdikten sonra çalışmalar başladı. Ticaret Odasında
kafamdaki fi kirlerimi yerine getiremedim.
Sizin gibi şehrin yetiştirdiği kanaat önderleri heyecanlarını hep
Trabzonspor’a verince Ticaret ve Sanayi Odası gibi STK’lar geri düşüp
Trabzon ekonomisi etkilenmedi mi? Bugün bunu görüyor musunuz?
Evet, haklısınız. Düşünebiliyor musunuz 3 sene yöneticilik yaptım.
Sadece bir arkadaşımız çalışıyordu. Bizim Osman abimiz. Ticaret Odasının
çalışanı 1 kişiydi.
Giderleri nasıl karşılıyordunuz?
Cepten. Çay da yoktu zaten, yani orada çayı cepten ödüyorduk. Osman
abi emekli oluyordu. Arkadaşlara dedim ki yemek verelim... Ticaret
Odasının yemek yedirecek parası yok. Özgür’de yemek yedik arkadaşlarla.
Yemek parasını kendi cebimden verdim. Osman abiyi yolcu
ettik.


DEMİR YOLU MUHAKKAK YAPILMALI


Ben tekrardan Ticaret ve Sanayi Odası bağlamına dönmek istiyorum.
Trabzon’un neye ihtiyacı var bundan sonra? Çocuklarınız, torunlarınız
var. Trabzon’da ne yapılmalı size göre?
Bir kere Trabzon şehrini güzelleştirmenin yolları, söz verdiler taa
Turgut Özal döneminde. Hâlen daha bizim Erzurum yolu, Çağlayan tarafı
birçok yer bitmemiş. O zaman bize söz verdi yapılacak diye. İstiyoruz
ki Trabzon büyüsün; yollar çok iyi olsun, tren olsun, metro gelsin.
Şimdi yollar tıkanıyor. Ben Beşirli’de oturuyorum. Bazen Moloz’da 15-
20 dakika beklediğimiz oluyor. Bunlar düzeltilmeli, yapılmalı. Demir
yolu yapılmalı.


TRABZONSPOR İÇİN VERDİĞİMİZ MÜCADELEYİ DEMİR
YOLU İÇİN VERSEYDİK ŞİMDİ 10 KERE GELMİŞTİ


Geriye dönüp baktığınızda, Trabzonspor’da bir efsane oluşturdunuz.
Hepimize emanet ettiniz. (Biz sizin gibi koruyamıyoruz ayrı bir
konu.) Trabzonspor’un şampiyonluğu için verdiğiniz uğraşı Trabzon’a
demir yolu gelsin diye vermiş olsaydınız demir yolu gelir miydi?
Gelirdi. On kere gelirdi. İsteyen azimle yapar. Şampiyon yaptığımız
gibi yapardık. Dünyanın en zor işlerinden biri de bu kulüpçülük. Biz
kulüpçülük yaptık.


ŞİMDİ DÜNYAYI VERSELER KULÜBE ELİMİ SÜRMEM
Besim Kahraman’ın o dönemlerde Ticaret ve Sanayi Odasına başkan
seçme, Trabzonspor’a isim alma, istediğini alma gücü nereden
geliyordu? Para mı, sivil toplumda iyi bir organizatör olmasından mı
yoksa çevresinden mi?
Hepsi vardı. İstanbul’da da çevremiz vardı. Gerçi sağ olsun oradaki
Trabzonlu ağabeylerimiz, İbrahim Cevahir falan bize yardımcı oldular.
Ondan sonra bazı sıkıntılar oldu Trabzonspor’da. Adaylar çıkmıyor ya
da başarılı olmuyor.
Kafaya koyduk; 84’te en son şampiyonluğu aldık, o dönem asbaşkandım.
İstifa ettim ve İstanbul’a gittim. Orada inşaat işine girdim.
Sonra Sadri’nin işleri bozuldu, o gidiyordu, bırakıyordu. O zaman kafama
koydum; şunu yaparız başkan, olmazsa ben başkan olacaktım.
Listemi de yaptım: Nizamettin Alkan, Şamil Ekinci, Faruk Özak, Süha
Akçay, Kenan İskender, Hikmet Onur, Besim Kahraman, Süavi Kaptan,
Ali Özbak... 10 kişi yazdım buraya.
Birini ikna edip başkanlığa getirirsem getirecektim ama olmazsa
ben yapacaktım. Bunun hazırlıklarını da yaptım. Sonra Sadri Bey’i
ikna ettiler, geri geldi. Sonra da Faruk Bey başkan oldu. Şimdi dünyayı
verseler bana elimi sürmem, şartlar değişti.
TRABZONSPOR’A GİRMESEM BELKİ TİCARET ODASINDA BİR
ŞEYLER YAPABİLİRDİM
Sayın Kahraman, eklemek istediklerinizi alabilir miyiz?
Ticaret Odasına şunu yaptım bunu yaptım diyemem ama kulübe
yaptım. Trabzonspor’a girmesem belki Ticaret Odasında bir şeyler yapabilirdim.
Belki başkanlık da yapabilirdim. Ulusoy gibi 30 sene kalmazdım
belki ama 5-10 sene bir şeyler yapabilirdim. Trabzonspor’da
10,5 sene bayağı emek verdim, sıkıntı çektim. İşimi gücümü yeğenlerime
verdim. 60-70 tane yeğenim benim işimi devam ettiriyor. İmalat
var, her türlü şey var Trabzon’da. Kız kardeşimin, ağabeylerimin çocukları…
Abimin 9 oğlu var. 3-5 tanesi benim yanımda yetişti, devam
ediyorlar. Hayırlısı olsun.
Besim Bey çok teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ederim.
Trabzon