Trabzonspor’un 2021-2022 sezonu Türkiye Süper Ligi şampiyonluğu herhangi bir başarı değildir. Bu ülkede futbol, İstanbul’a doğru eğik düzlem halinde inşa edilmiş bir sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel düzenin en önemli aparatı olduğu için o şehirden seçilmiş, desteklenmiş, gerektiğinde arkadan itilmiş üç spor kulübünün haricinde başka birinin şampiyonluğu hoş ve kabul edilebilir görülmemiştir.

Trabzonspor’un 1974’te (o zamanki adıyla) sessiz sedasız Türkiye 1. Ligi’ne yükselmesinden bir sezon sonra üç kulübün dışında ipi önde göğüslemesi hesapta yoktu, yine de sonradan Bursaspor ve Başakşehir örneklerinde görüldüğü gibi tek şampiyonluk olarak kalsaydı sistemin midesi kaldırırdı. Fakat defalarca tekrarı gelince bu durum kurulu düzenin bekası için uygun görülmedi ve Trabzonspor seri şampiyonluklara uzandığı yıllar da dâhil olmak üzere hep engellenmeye çalışıldı. 1984’teki 6. Şampiyonluğundan sonra ise kurulu düzen mızrağı çuvala sığdırmaya bile gerek görmedi. Özellikle 1996, 2005, 2011 ve 2020’de olan bitenler yaşı, hafızası ve biraz sağduyusu olan herkesin hatırındadır.

Belki de kurulu düzen şöyle düşündü: “Türkiye’de taraftarlık nasılsa başarı odaklı. Ben bunların başarısını sürekli engellersem, makul bir süre sonra taraftarları iyice azalır ve bir tehlike olmaktan çıkarlar

Ağır bir yanılgıydı bu, çünkü Trabzonspor bir şehir takımıydı ve taraftarlığı sadece başarıya endeksli değildi. Kulübün arkasında binlerce yıllık bir şehir ve yöre kültürü vardı, Trabzonsporlular pek farkında olmasa da kimliği besleyip ayakta tutan o kültürün ta kendisiydi. Başarı odaklı olmak, böyle bir zenginlikten mahrum olan hormonlu İstanbul kulüplerine mahsus bir özellikti. Onların anlatacak ve mevcut varlıktan üretecek ne kadar hikâyeleri var, bir düşünün bakalım aklınıza ne gelecek. Trabzonspor ise yakın geçmişte keşan motifli formayla bile dünyada gündem olmuştu bilindiği gibi.

Trabzonspor gücünün kaynağını idrak etmeli

Trabzonspor’un şampiyonluk kutlamalarının görüntüleri, başta Meydan’daki ışıltılı gösteri olmak üzere hayranlıktan bütün dünyanın ağzını açık bıraktı. Görüntüler paylaşım rekorları kırdı, kırmaya da devam ediyor. Tamamen spontane gelişen kutlama sonucu ortaya çıkan muhteşem manzaralar, işte o paha biçilmez binlerce yıllık kültürel birikimin ürünüdür.

Aradaki bağlantıları kurmak kolay olmayabilir, herkesin kavramasını beklemiyoruz. Trabzonspor’un en umutsuz ve karanlık günlerinde “Trabzon bir dünya kentidir. Son 100 yılda ciddi kan kaybetmiş olabilir ama cami yıkılsa bile mihrap yerinde durur, kaldı ki cami de yıkılmış değil” temelinde yazıp çizdiklerimiz de bugüne kadar yeterince anlaşılamadı.

Bundan sonra anlaşılmalıdır. Trabzon toprağında kendiliğinden yetişen o tadına doyulmaz meyve kendi haline bırakılmamalı, aynı lezzetle artık kültür tarımına başlanmalı ve dünyaya sunulmalıdır. Kurulu düzenin engellerini aşmanın en sağlıklı, en sağlam metodu budur. Dünyada muteber bir yeriniz olursa içerideki gafiller meleklerin cinsiyetini tartışır pozisyonda kalır, an itibariyle başka bir takımın şampiyonluğunu (!) kutlayan sözümona akıllı başlı insanların düştüğü durum gibi. Yani FİFA başta olmak üzere dünyada ne kadar spor medyası ve ünlü kişisi övgü dolu sözlerle o viral görüntüleri paylaşırken, oturup keyifle seyredecekleri yerde o paylaşımlardaki “38 yıl” ibaresinden 2010-11 rezilliğini aklamaya çalışmak nasıl bir zavallılıktır…

Deney gözlüğü bir daha takılmamalı

Lisede psikoloji dersinde okumuştuk. Bir grup denek alınmış ve bunlara her şeyi tepetaklak gösteren bir gözlük takılmış. Tabii önce fena bocalamışlar, kimi dengesini kaybedip düşmüş, kimi baygınlık geçirmiş falan. Fakat aradan bir süre geçince bu denekler o ters gösteren gözlükler takılıyken her şeyi düz görmeye başlamışlar. Deney süresi bitince gözlükler çıkarılmış, bir de görülmüş ki denekler çıplak gözle her şeyi ters görüyor!

Kendilerinin polis arabasını yakmalarını, stadı muharebe alanına çevirmelerini, daha neler nelerini görmezken başkalarının en ufak bir hatasında bir şehri Kırım’la değiş tokuşu teklif etmeleri, sahaya kâğıt mendil atıldığında stadın bütün sezon kapatılmasını istemeleri işte o gözlükten dolayıdır.

Müesses nizam artık o gözlükleri bir daha bu toplumun gözüne takmamalıdır. Bu ülkeye yazıktır. İstanbul odaklı sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel düzenin sonu gelmelidir. 100 yıldır yerimizde patinaj yapıyoruz, hâttâ geri gidiyoruz. Avrupa’nın 300 bin nüfuslu ada ülkesi ortalığı kasıp kavuruyor da biz ağzımız açık bakıyoruz. Neden böyle sanıyorsunuz?