İstisnai haller dışında kişileri yazmayız. Bu yazı da öyle bir yazı olmayacak, kişiden çıkıp olaylara gidecek, oradan da sistem sorgulamasına geçecek.

Geçtiğimiz günlerde Trabzon’da gazetecilik yapan birisi şahsi sosyal medya hesabından mesleği bıraktığını, başka bir ülkede başka bir işe başlayacağını duyurdu. Yakın bir tarihte de yeni ülkesini ve yeni mesleğini açıkladı. Hakkında hayırlısı olsun. Esas meselemiz bu değil.

Bu arkadaşımız yine şahsi sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı ve görev yaptığı gazetede yakın geçmişte adı ve fotoğrafıyla özel haber olarak yayınlanan birkaç haberin kendisiyle hiçbir ilişkisi olmadığını iddia etti.

Hangi haberlerdi bunlar? Paylaşımdaki görsellere bakınca iri harflerle şu başlıkları görüyoruz:

“BURAK YILMAZ TRABZONSPOR’UN ÜZERİNDE Mİ?”

“BAK BURAK!”

“BU TAKIMIN HALİ NE ÜNAL HOCA?

“Abdulkadir Burak’a destek vermek için idmanlara çıkmıyor”

“YUSUF NWAAEKEME YÜZÜNDEN GİDİYOR. İddia sahiplerine göre genç yıldız Trabzonspor’dan ayrılma kararını Anthony Nwakaeme’ye yapılan zam kararından sonra aldı”

Bunlar son derece aşina olduğumuz Trabzon medyası aksiyonları. Anormal bir durum yok. Anormallik, bu kardeşimizin kendi ifadesiyle çok küfür yediği bu haberlere imzasının konmasına razı olması ve yıllar sonra da gerçeği ifşa etmesidir. Demek oluyor ki Trabzonspor üzerine oynanan oyunların ve oyunda yapılan hamlelerin ne kadar iğrenç ve vahşileşebileceğinin de farkında. Ancak gelin görün ki bir seferinde sosyal medyada yaptığım bir paylaşımda Trabzonspor’un önünün (yine) egemen güçler tarafından kesildiğini yarı kapalı bir üslupla dile getirince yaygarayı basmış, Trabzonspor başkanı ve yönetimini şike yapmakla itham ettiğim iddiasıyla ağzına geleni saymıştı. Tam bir dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı misaliydi ama üzerinde durmadım. O hakkını herkese helal etmiş, benim de varsa ona hakkım helal olsun.

Yeter ki etkileşim olsun, övgü-sövgü fark etmiyor

Bütün bu olup bitenden ne çıkarmamız gerekiyor? Defalarca yazıp çizdik ama yılmayacağız: Medyada çıkan nahoş haberleri besleyip büyüten, haber sahiplerini yenilerini yapmaya teşvik eden o habere gösterilen tepkilerin şiddetidir. Bir haberin başına gelebilecek en kötü şey, okuyucunun ilgisiz kalmasıdır. Yoksa övgüyle sövgü hiç fark etmiyor. Gösterilen tepkiler karşısında haber sahipleri zil takıp oynuyor. Camia bunu idrak ettiği ve asıl gerekeni yapmaya; tabii bir de ahlaklı ve dürüst habercilik yapanlara hak ettiği değeri vermeye başladığı zaman bu önemli problemden kurtulmaya başladığımız gün olacaktır.

Toplum neyse medya da odur

Toplum önce iğneyi kendine batıracak. Bir gazeteci adam gibi haber yapıyor, haber yayınlanıyor, kimse iplemiyor. Başka biri sansasyonel ve provokatif haber yapıyor, dünya kadar etkileşim alıyor. Tekrar vurguluyorum, övgü sövgü hiç önemli değil. Bu bir böyle, iki böyle. Ne yapacak adam gibi gazeteci? Boynunu büküp oturacak mı? Etkileşimin en önemli besin maddesi olan bir sektörde bu baskıya ne kadar dayanabilir? Medyanın bu kimsenin memnun olmadığı halinden en büyük sorumlu kamuoyudur. Toplum neyse medya da odur.

Bu bilinçlenme dönüşümü kolay olacak gibi görünmüyor, çünkü kamuoyu denen realite, birisi karşısına geçip de huylu olduğu hareketi yapınca istemsizce küfreden akıl hastalarından farksız. Zor ama başka çare yok. Böyle devam ettiği takdirde asla sağlıklı bir yapıya sahip olamayacağız.

Meselenin bir başka ve çok önemli bir boyutu daha var: Bu (eski) gazeteci arkadaşımız bu ifşaatı yaptığı zaman sosyal medyanın bazı köşelerinde ihanet edebiyatı yine zirve yaptı. Kısmetse bir başka yazıda kaleme alacağız.