DAHA 1 yaşındayken, darbe ortamında doğmuşum. 1960 darbesini hep babamdan dinledim. İdam edilen Başbakan’ın aile içindeki acısını hissederek büyüdüm. Sonra 11 yaşındayken 1970 darbesi… Ardından 21 yaşında 12 Eylül 1980 darbesini iliklerime kadar hissettim.

Türkiye kapalı bir rejimdi. Adı Parlamenter Demokratik Türkiye Cumhuriyeti ama gizli bir komünist devlet gibiydi. Dünyaya kapalı, 1 dolara muhtaç… Dolardan laf açılmışken dolar taşımanın yasak olduğu ülkelerden biriydi. Askeri vesayet ve Devlet hukuku var olan sandığı ablukaya almıştı. Seçim sanki bir oyun, sandık ise seçim oyununun bir malzemesi gibiydi. Seçtiklerimiz, kendilerine verilen izin kadar konuşabilir, izin çerçevesinde yasa yapabilirdi.

141-142 ve 163 vardı. Devletin iç düşmanlarına karşı koruyucu yasalar!.. İkisi ülkeyi komünizmden, diğeri irticadan korumak içindi!.. Özgürlük, din ve vicdan özgürlüğü isteyen herkes bu maddelerden yargılanıp hapse gönderilirdi.

***

1980 darbesinden sonra, ABD, Türkiye’nin daha fazla ‘Kapalı rejim’ statüsünde kalmasını istemedi. Toplumsal bir patlama yaşanmadan kapıları açmak gerekirdi. Rahmetli Turgut Özal’a ve ANAP’a izin verildi. Özal, insan eksenli bir politika izledi. Kapıları açtı, tabuları yıktı. Ülkeyi dünyaya açtı. 141-142-163’ü kaldırdı. Asker ve hukuk bu açılımlara çok zorlandı. Darbe yapılamadı. Yerine cinayetler işlendi ama engelleyemediler. Çünkü ABD dönüşüm istiyordu.

İfade özgürlüğünün ardından ülkede bir değişim hissedildi. Daha müreffeh ve mutlu bir topluma doğru gidildi. Çok seslilik öne çıktı. Radyolar, televizyonlar… Artık dünyada olup bitenden etkilenen ve vesayetçileri dinlemeyen bir toplum vardı. Küresel dünyayı izleyen ve değerlerine sahip çıkan toplumsal uyanış vesayetçileri rahatsız etti. ABD de rahatsızdı. ABD işaret etti. Askeri ve hukuki vesayet birleşip yönettikleri STK’ları da kullanarak Post-Modern bir darbe yaptı. 28 Şubat 1997’de halkın iradesiyle seçilmiş bir iktidara savaş açıldı. İç düşman artık dindarlardı. İslam’a dair ne varsa izlemeye alındı. Kendi insanının dinini, tehdit ilan eden bir devlet konsepti hayat buldu. Dönemin Genelkurmay Başkanı, 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini ilan etti.

***

38 yaşındayken doğrudan etkilendiğim bir darbeyle daha yüzleştim. ‘Gökkuşağı Radyo TV’ adlı bir yayın kuruluşunun sahibiydim. Sürecin doğrudan hedefi oldum. Çünkü darbeye karşı ve özgürlüklerden yanaydım.

Önce seçilmiş iktidarı kuşattılar. Hükümeti askeri ve hukuki bir vesayet altına aldılar. Kuzey Irak’tan buğday alımı bile Genelkurmay Başkanı’na danışılır hale geldi. Sonra baskı topluma yönlendi. Üniversitelere başörtülü kızları sokmamakla başladılar. İmam Hatip Liselerinin üniversitelere girişini yasakladılar. 8 yıllık kesintisiz eğitimle İmam Hatiplerin orta kısımlarını kapattılar. İmam Hatiplerdeki kızların başörtülerini çekip başlarından aldılar. Kur’an kurslarına 15 yaş sınırı getirip, çocuklara Kur’an öğretmeyi yasakladılar.

Muhafazakar kitleler her alanda baskı altındaydı. Radyo-TV sahibi olarak 28 Şubat darbesine direndik. Bir ilke, dava ve ahlak mücadelesine soyunduk. Bedeline hazır olarak.  Kızlarımızın, çocuklarımızın yanında olduk. Bir yandan RTÜK, diğer yandan askerlerin baskılarıyla yüz yüze geldik. Dönemin Emniyetinin düzenlediği bir raporla Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sevk edildik.

Taviz vermedik, dimdik yürüdük. Ortağımız üzerinden ve asker tarafından tehdit edildik. İçeri alınacağımız, Erzincan’dan bir daha kurtulamayacağımız tehditlerini dinledik. Vazgeçmedik, darbeyi bekledik. Gün geldi evdekilerle helalleştik. İmam Hatipler için toplu sabah namazlarına gidip dualar ettik. Okullarda ağlayan kızları ekranlarımıza taşıyıp zalimleri halka şikayet ettik. El ele tutuşup özgürlük zincirleriyle direndik. Reklamlarımızı kestiler ve ancak 2 yıl daha direnebildik. 1999 yılında maddi ve manevi baskılara daha fazla direnemeyip Radyo-TV’yi devrettik. Ama demokratik mücadelede pes etmedik. 10 ay sonra günlük gazeteyle; günebakış’la geri döndük. Nerede kalmıştık iradesiyle bu günlere kadar geldik. Bin yıl sürecek dedikleri o meş’um darbe 10 yıl süremedi. Kaybedilen her şey yeniden kazanılarak daha gür geri geldi.

Artık bitti. 57 yaşında ‘Bir daha darbe olmaz’ diye inanırken (zannederken) 15 Temmuz’da bu kez hayatımızın 5. darbesiyle yüzleştik. Darbe yaşamakta tecrübelendik. Darbelerin insanlarla değil, sistemle alakalı olduğunu öğrendik. Neticede darbe üreten bir sistemde yaşandığını iyice belledik.

Bir daha darbe yaşamak istemiyoruz. Çocuklarımızın bir daha darbe yaşamalarını istemiyoruz. Onun için darbe üreten bu sistemden bizi kurtaracak zemini oluşturan Allah’a hamd ediyoruz.

Darbe üreten bu sisteme veda etmek için 16 Nisan’ı bekliyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasa dışı, tehdit ve rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlâka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü malî, hukukî, cezaî, idarî sorumluluk içeriği gönderen üye/üyelere aittir.