Çelenk: “Karadeniz’i teröristlerle kuşatmak isteyenlere karşı Eren bir meşale oldu”

 Şehit Yakınları ve Gaziler Genel Müdürü Selim Çelenk, Türkiye’nin terörle mücadelesini, Trabzon’u ve gündeme ilişkin sorularımızı cevaplandırdı. Ankara’da kendisini ziyaret ettiğimiz Çelenk, Türkiye’nin uzun yıllardır terörle verdiği kararlı mücadelede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün dünyaya karşı irade koyduğunu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ise bu iradeyi içselleştirdiğini, Karadeniz’i teröristler ve hain planlarla kuşatmak isteyenlere karşı Eren’in bir meşale olduğunu vurguladı.

IMG_5562

 Öncelikle bize biraz kendinizden ve görevinizden bahseder misiniz?

Öncelikle hoş geldiniz. Ben buradan, hasretini çektiğim Trabzon’uma, Trabzon’umun insanlarına, yaylasına, dağına, denizine selam ederek konuşmama başlamak istiyorum. Biz, şu anda Sayın Cumhurbaşkanımızın Recep Tayyip Erdoğan’ın “ Şehit yakınları ve gaziler benim kardeşlerim mesabesindedir “ ifadesindeki hassasiyetinin talimatlarında, Sayın Bakanımız Derya Yanık’ın yönetiminde, vatanımızın ebediyen huzurlu ve bağımsız bir ülke olarak milletimizin kadim toprakları olarak devam etmesi için canını feda eden Aziz şehitlerimizin kıymetli, fedakâr ailelerine ve onlara şahit olan kahraman gazilerimize hizmet etmek için görev yapıyoruz. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı olarak kurulan Şehit Yakınları ve Gaziler Genel Müdürlüğü’ne Genel Müdür olarak atandım. Şu an geriye dönüp baktığım zaman 36 yıldır devletime, milletime memur olarak hizmet etmekteyim. Bu 36 yılın 4 yılı öğretmenlik, diğer 32 yılı yöneticilik olarak geçti. Yine geriye dönüp baktığım zaman yaptığım çalışmalar ve hizmetler, insanlık adına insan yetiştirmek, insanın huzuru, insanın sosyal yönden topluma kazandırılması adına  eğitimde, kültürde, sosyal hizmetlerde, şimdi de son üç yılımı özetleyecek olursam Yüce Allah’ın “Allah yolunda canlarını feda edenlere  ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler ama siz bilemezsiniz” buyurarak bize tanıttığı şühedaya ve onların emanetlerine ve kahraman gazilerimize hizmet etmekten onur duyuyorum.

Trabzon’un şehitlere, gazilere karşı büyük bir hassasiyeti var. Trabzon’un bu hassasiyetini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Bizim millet olarak hepimizin topyekûn /vatan hainleri hariç / bu konuda hassasiyetimiz  vardır. Bugüne kadar beş bini aşkın şehit evi ve gazi evinde şehit ailelerimizi ve gazilerimizi ziyaret ettim. İl müdürlüklerimiz bütün illerimizde ziyaretler yaparken ben de bizzat ev ziyaretlerine gidiyorum. Her gittiğim evde şehitlerimizin ailelerinin o manevi havasını soluyarak, adeta şehidimizin orada olduğunu hissederek oturuyorum, sohbet ediyorum, Kur’an-ı Kerîm okuyorum, duamızı yapıyoruz. O şehit ailesindeki metanetini hayranlıkla görüyorum. Her gittiğim evden ayrı bir ders alarak çıkıyorum. Bu bizim ruh kökümüze işlemiş bir manevi atmosferdir. Hiçbir şehit evinde bugüne kadar ne sitem duydum, ne de en küçük bir isyan duydum. Hepsi tam bir teslimiyet içerisinde. “Vatan sağ olsun.” diyor. “Milletimizin, vatanımızın bekası için biz oğlumuzu şehit verdik, onlarca oğlumuz olsa onları da şehit vermeye hazırız” diyorlar. Dün bana Iğdır’dan iki şehidimizin babası ziyarete geldi. İki çocuğunu da bu ülke için şehit vermiş. Dedim Ahmet amca, nedir durumun, nasılsın? Dedi ki; “Müdürüm canımız feda Vatanımız, mukaddesatımız için. Ben de dahil 4 oğlum daha var, canımız bu vatan için feda olsun. Bu ülke varsa biz varız. Eğer şehitlerimiz varsa biz nefes alıyoruz”

İşte biz böyle bir ruha sahip büyük milletiz. Biz bütün millet olarak böyle bir ruh içerisindeyiz. Kendi şehrim olan Trabzon’a baktığımda orada da şehit ailelerimiz var, orada da gazilerimiz var. Aynı şekilde hassasiyeti bizim insanımızda da müşahede ediyorum.  Bizim genlerimizde olan tez canlılık ve ani refleksler dolayısıyla biraz daha orada bazı şeyler farklı hissediliyor. Vatan olgusu, şehitlik olgusu bütün ülke genelinde olduğu gibi aynı hassasiyeti taşısak da tez canlılığımız yönünden Trabzon insanının gözünü kırpmadan tehlikeye doğru, hayat memat meselesi diye bakmadan koşan bir ruh yapısı olduğu hissedilebiliyor. Ama genel itibarıyla baktığımız zaman Türkiye’nin her yerinde ziyaretlerim oldu. Her gittiğim yerde bu hassasiyeti hissettim.

Geçmişten günümüze bu topraklar için şehit vermeye devam ediyoruz. Bu topraklar için sınır ötesi operasyonlar da yapıyoruz. Bu konuda neler diyeceksiniz?

 Şair diyor ya, “Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Bizim şu anda bu topraklar üzerinde yaşamamızın bir bedeli var. Millet olarak hangi eve gitsek her evden mutlaka bir şehit olduğunu görüyoruz. Mesela benim dedem Sarıkamış’ta şehit oldu. Rahmetli babacığım 9 yaşında yetim kalmış. Babacığım bir gün bana hatırasını anlattı. Ben bunu şehit ailelerimize, gazilerimize zaman zaman söylerim. Karın tokluğuna çalışmak nedir bilir misiniz? Ben onu babamdan duydum işte. O yokluk dönemlerinde 1914’te savaşlar, mücadeleler, devleti yıkmak isteyen dış güçler, emperyalizm… Hepsinin üzerimize çullandığı dönemde her taraftan milletimizi yok etmek isteyenlere karşı kahramanca çarpışan bir yürek, topluluk… O günlerde birçok çocuk yetim birçok kadın dul kaldı. Karın tokluğuna çalıştıklarını söylediler. Bizim Karadeniz’de tarla belleme diye bir iş vardır. Bahçeye bellemeye gidilir. Babacığım derdi ki, “Biz bellemeye giderdik. Sırf öğle yemeği yiyelim de karnımız doysun diye.” Karın tokluğuna çalışmak işte buna derler. Hiçbir şey yok. Kıtlık dönemi. Sadece karınları doysun diye çalışmışlar. Böyle bir zamandan buralara gelindi. Biz geçmişle bugünü birlikte mukayese ettiğimizde başaracağız, geçmiş ile bugünü birlikte yorumlayıp mukayese etmezsek geleceğimizi planlayamayız ve bu topraklarda nefes almak bile bize imkânsız olabilir. Biz o geçmişteki fedakârlıkları unutursak, o gün yaşanan sıkıntıları, insanların memleket, vatan elden gitmesin diye çektikleri çileleri unutursak bu vatanda nefes almak bize haram olur. Ben onun için çoğu yerde bunu söylüyorum; bu topraklarda yaşamanın bir bedeli vardır. Kimileri canlarını bu topraklar için feda ettiler, canlarını feda eden insanların yakınlarına da diğer insanların fedakârlık yapması, bunun bedeli olması lazım. Bir de bu topraklarda abdestsiz yere basmamak lazım. Çünkü her taraf aziz şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış. Nerede şehitlik var, nerede şehitlik yok diye bilemezsin. Tescil edilmiş şehitliklerimiz var ama vatan toprağının her tarafında şehitlerimiz var. Dolayısıyla geçmişten bugüne baktığımız zaman biz şehitler verdik ve vermeye devam edeceğiz.

Bazıları diyor ki; “Şehitlik çok kolay söyleniyor. Ateş düştüğü yeri yakar.” Evet, elbette ateş düştüğü yeri yakıyor. Vadesi bitmedikten sonra insan bu dünyadan göçmüyor. Cenabı Allah bizi bu dünya imtihanına gönderirken süremizi de belirlemiştir.. Ama kimi insan izzet ve şerefiyle yaşayıp canını şerefiyle teslim eder ve cennetine gider, kimisi de insanların aleyhine kahpece yaşar ve ihanet ederek hesap vermek üzere canını teslim ederek cehennemine gider. İşte bizim aziz şehitlerimiz şerefi ile yaşadı ve şehadetle taçlandı. Gittiğim her yerden edindiğim izlenimle söylüyorum. Şehitlik peygamberlikten sonraki en yüksek makamdır. İşte bu şehitlik rütbesi herkese nasip olmuyor. Gittiğim her evde bunu hissediyorum. Aileyle sohbet ettiğim zaman diyorlar ki; “Benim şu kadar sayıda çocuğum var ama o başkaydı. Çocuklarımın arasında şehidim bambaşkaydı.” Şehidin bütün özelliklerini sayıyor. Bir bakıyorsun ki melek gibi, hatta meleklerden de üstün. Hangi eve gittiysem istisnasız hepsi bunu söylüyor. Bu demektir ki Cenabı Hak onları şahadetle nişanlamış zaten. Dolayısıyla böyle bir manevi atmosferde çalışmaya ve onların duasını almaya gayret ediyoruz.

DELİ YÜREK OLMADAN BU İŞLERİ YAPAMAZSINIZ

İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun teröre karşı yürüttüğü büyük bir mücadele var. Terörü bitirmeye yönelik girişimleri ve gayretleri güçlü sonuçlar alıyor. Sizin bu mücadeleye bakışınız nasıl?

 Bu bir yürek meselesidir. Bir gayret, bir özveri, bir kendinden geçmişlik ister. Yani hasbilik ister. Hesabı kısa vadeli olan, hesabı bugünlük, yarınlık olan bu işlerde başarılı olmaz. Hesabı uzun olan, ötenin ötesi olan… Yani hesabı bundan sonraki hayat için olan başarır. Çünkü Cenabı Hak buyuruyor ki; “Azmet, azmettikten sonra da Allah’a tevekkül et.” Terörle mücadele yürek işidir. Sayın Cumhurbaşkanımız iradesini ortaya koyup “Bu iş bitecek benim milletim bu terör belasından kurtulacak, artık bu millete yıllardır rahat yüzü göstermeyen hain teröristler kan kusacak. Artık bundan sonra bu milletin terör diye bir sorunu kalmayacak. Çünkü bizim binlerce canımız gitti, bizim trilyonlarca dolarlık servetimiz terörle mücadeleden dolayı gitti. Millet artık nefes almak istiyor” dedi. Bunun iradesini Sayın Cumhurbaşkanımız bütün dünyaya karşı ortaya koydu.

Bütün dünyaya meydan okurcasına, “dünya beşten büyüktür “ deyip, “artık biz bize yeteriz “ deyip topyekûn bir seferberlik başlatarak İHA’larımızı, SİHA’larımızı kendi silahımızı, kendi teknolojimizi en üst seviyeye çıkarmaya başladıktan sonra, beyin gücümüzü ortaya koyup onları değerlendirmeye başladıktan sonra kendimize güvenimiz arttı. Bu irade ortaya koyulunca da bu iş için yine aynı cesaretle ortaya çıkacak ve aynı cesaretle dağdan dağa, birlikten birliğe, komutanlıktan komutanlığa koşacak, o askerin yanında olabilecek bakanlarımız var. O ekibin içerisinde Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesini sahaya yansıtacak olan bakanlarımız aynı ruh birliği ile mücadelelerini veriyorlar gece gündüz.  Süleyman Soylu Bakanımızdan da Allah razı olsun. O da bu iradeyi anladı ve içselleştirdi. Zaten bu konuda deli yürek olmadan bu işleri yapamazsınız. Ondan korkacağım, bundan korkacağım, o bunu dedi diye bir şey yok. Burada hesap kitap yok. Burada vatanın bütünlüğü, milletin bekası, huzuru ve milletin rahat nefes alabileceği bir ortam oluşturulması var. Birileri feda olacak burada. İşte bizim önümüzde yolumuzu açan ve bu konuda hakikaten büyük fedakârlık yapan insanlarımız var. Sayın Cumhurbaşkanımıza her haliyle omuz veren bütün ekibine şehit ailelerimiz ve gazilerimiz adına yürekten teşekkür ediyoruz. Terörle mücadelede büyük gayretleri olan Sayın Süleyman Soylu Bakanımızın da yaptığı her şey görünüyor. Görünen köy kılavuz istemez.

FH-apWuXwAAejIj

ÇAĞRI OLMADAN SOKAĞA ÇIKAN İNSANLARIMIZ VAR

 15 Temmuz şehit yakınlarına ve gazilerine yönelik bir takım eleştiriler var. 15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri diğer gazilerden üstün tutuluyor diye eleştiride bulunalar oluyor. Böyle bir durum söz konusu mu?

Şehit şehittir, gazi gazidir. Asla hiçbirini birbirinden ayırmak mümkün değildir. 15 Temmuz şehitlerimize ne haklar verilmişse, terör şehitlerimize de aynı haklar verilmiştir. 251, 15 Temmuz şehidimiz var. 2735 de, 15 Temmuz gazimiz var. Bu konuda bir ayrım yok. 15 Temmuz’da bu vatanı yok etmek isteyen iç ve dış hainlere karşı o gece meydanlara çıkıp hiçbir görevi olmadığı hâlde sadece vatan millet sevdasıyla kahramanca direnip destanlar yazan, içimize sinmiş hainlere karşı kendi tankımızı, kendi silahımızı, kendi helikopterimizi, kendi uçağımızı bize karşı kullanmak isteyen hainlere karşı ortaya çıkmış, elinde hiçbir şeyi olmadan meydanlara çıkmış ve hayatını kaybetmiş, şahadetle ruhunu taçlandırmış olan kardeşlerimiz ve şehadete adım atarken yaralanıp gazi olan kahramanlarımız. Tabi bu, görüntü itibarıyla da, yorum itibarıyla da tarihe geçiş itibarıyla da daha farklı bir algı oluşturuyor. Çünkü bir sorumluluğu yok. Askerimiz askerdir, polisimiz polistir. Onların görevi bu zaten. Ama sivil olan, bir görevi olmadığı hâlde bir çağrı üzerine, hatta çağrı olmadan sokağa çıkan insanlarımız var. Sayın Cumhurbaşkanımız adeta Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi o çağrıyı yaptı. Ülke elden gidiyordu. O gece eğer bu ihanet başarıyla sonuçlansaydı Türkiye diye bir ülke olmayacaktı. Bunu herkes biliyor. Bu yaşananları unutmamamız lazım. Bugün vatanı elinden giden, vatansız gibi etrafa sığınmaya çalışan insanları görüyoruz. Biz nereye gidecektik? Burada algı olarak bir farklı yorum var. Bir görevi olmadığı hâlde meydanlara çıktılar, şehit oldular. Yaralandılar gazi oldular. Şu anda bu kişilerin hak ediş olarak farklı bir hak edişleri yok. Ama bazı insanlarımız nezdinde böyle bir yanlış algı var. Şehit şehittir, gazi gazidir. Makam makamdır. Bunların arasında hiçbir fark yoktur. Düşünün ki hiçbir göreviniz olmadığı halde böyle bir kahramanlık destanının içinde oldunuz ve sırf sadece vatan elden gitmesin diye bir çağrı üzerine sokağa çıktınız. Ama kanun önünde haklar açısından bir farkları yok. Hatta 15 Temmuz Gazilerinden sadece malül olanlara malül/ gazi maaşı verilmektedir ki bu malül sayısı da 2735 kişide 259 kişidir.

7810f18e-246b-43d5-bf3c-393920fb4778

KARADENİZ’İ TERÖRİSTLERLE KUŞATMAK İSTEYENLERE KARŞI EREN BİR MEŞALE OLDU

Eren Bülbül 15 yaşında şehit edildi. 15 yaşında bir çocuk vatan uğuna kendini feda etti. Bu olaya sizin bakışınız nasıl? Eren Bülbül olayını nasıl yorumluyorsunuz?

Gencecik evladımız. “Biri de çıkıp demiyor ki iyi ki varsın Eren” dedi ya o aslında onu derken kendini şahadetle nişanlamıştı. Onu dedikten sonra bütün Türkiye “iyi ki varsın Eren” dedi. Çanakkale’de de aynı şekilde daha 15 yaşında cepheye giden çocuklarımız vardı. Bizim Eren’lerimiz her zaman olmuştur. Eren’in evine gidip annesi Ayşe ablamızı ziyaret ettim. Tabii o günkü şartlarda Eren’in yaptığı şeyi kim olsa yapar. Burada bu Eren’e nasip oldu. Karadeniz’i teröristler ve hain planlarla kuşatmak isteyenlere karşı Eren şu anda bir meşale oldu. 15 yaşındaki bir gencimiz şahadetle tanıştı ve şehit oldu. Ama oraya ışık oldu. Karadeniz Bölgesine göz dikenlere bizim vereceğimiz en önemli cevap; “ Bizim yedimizden yetmişimize, beşiktekinden mezardakine kadar herkesle bu kale savunulur. Sizler sakın ha vatanımıza göz dikmeyin. Göz dikenin gözünü çıkarırız.” Bu o mesajdır aslında. Burada Eren’imiz bayraklaştı. Şehit oldu. Elbette canımız yandı. Ama dedik ya bedel… Bu vatan üzerinde yaşıyorsak bunun bir bedeli oluyor. O günde o kahramanlığı bizim Eren’imiz gösterdi. Canını feda etti. Ama adeta Çanakkale geçilmez dedirten dedelerimiz gibi 15 Temmuz’da bizim yine 15 yaşında şehit olan Uhut’larımız gibi Trabzon’da da Eren’imiz aynı şekilde canını feda etti. ‘Bu kale geçilmez’ dedi. Bunlar aslında sembollerimizdir bizim. Biz sembollerimizle yaşıyoruz. Geçen asra hükmeden kahramanlıklar bu asırda da devam ediyor ve devam edecek. Biz böyle bir milletiz. Biz bu vatandan başka bir vatan tanımayız. Gidecek başka bir yerimiz yok derken ben bunu demek istiyorum. Biz gitmeyiz bir yerlere. Biz bir yerlere giderek bizi kabul edin demeyiz. Biz bu vatanda ya oluruz ya da ölürüz. Biz bunun için böyle bir milletiz. 15 Temmuz gecesi o tankların karşısına çıkan, onları çıplak elleriyle durdurmaya çalışan insanlar için bütün dünya “ böyle bir şey olamaz” dedi. Olmayanı olduran Allah bize bu ruhu veriyor ve olmaz denilen şeyleri oldurmak için de bize o manevi gücü, azmi ve heyecanı veriyor.

9b12542f-a449-494d-9282-686a18c56875

İYİ Parti Milletvekili Lütfi Türkkan bir şehit yakınına ağza alınmayacak bir küfür etti. Milletvekilliği görevi hala devam ediyor. Bu durumu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konularda söylenmesi gerekenleri söylemesi gereken kişiler söylediler. Ben bu konularda bir söylem geliştirmek istemem. Ben sadece şunu söylerim. Biz her sözümüzden sorumluyuz. Her hareketimizden sorumluyuz. Bu sorumluluk bilinci içerisinde hayatı yaşamalıyız. En güzel hayat, sorumluluğunun bilincinde olup konuşacağın sözü nerede, ne kadar, nasıl konuşacağını ölçüp biçmekle yaşanır. Ölçülü olacağız. İnsan kendi hâlinde kaldığı zaman belki nefis muhasebesi yapar. Ama söz ağızdan bir kere çıkar, çıktığı zaman da geri gelmez. Dolayısıyla bu tür hassas konularda dikkatli olunması gerekir. İnsanların ruhunda yara açacak, sıkıntı oluşturacak hareketlerden ve davranışlardan uzak durulması gerekir. Sinir uçlarıyla oynamaması gerekir ve insanlık adına söz sahibi olanların çok dikkatli konuşması gerekir. Özelikle gençlerimiz toplumun önünde olan insanların hâl ve hareketlerine bakarak kendilerine yol yordam belirliyorlar. Bizim gibi insanların önünde olan insanlar, insanlara rehberlik yapıp yol gösterici olmaya çalışan insanlar her istediğini istediği yerde yapma ve öfkesine yenilip ağzına geleni konuşma lüksüne sahip değildir. Çok dikkatli, özenli, kırk düşünüp bir konuşarak, kılı kırk yararak, ince ve hassas hareket etmek zorundayız. Şu bir gerçektir; insanların manevi algılarıyla, manevi duygularıyla ilgili hususlarda konuşurken dikkat etmezsek o bizim için bir kâbus olur. Tarihten aldığımız derslerle bunu söylüyorum. Bir kelime dersin geçersin ama o kelime her zaman senin karşına çıkar. O hareket her zaman senin karşına çıkabilir. O zaman da yüzün kızarabilir.

Son söz olarak şunu bilir şunu söylerim; Bu vatan için canıyla bedel ödeyenlere can borcumuz varken onları incitecek bir hareket ve sözün karşılığını onlar asla bizim yanımıza bırakmazlar. Er ya da geç.

Röportaj: Fatoş YETİMHELLAÇ- Rabia MOLLAOĞLU

15 temmuz Şehitleri - Gazileri