Araştırmacı-Yazar Hacıfettahoğlu ile MHP’nin verdiği ‘Topal Osman Önergesi’ni konuştuk. Ali Şükrü Bey'in itibarsızlaştırılması niyeti taşıyabilir. Ali Şükrü Bey itibarsızlaştırılmaya mı çalışılıyor ?

İsmail Hacıfettahoğlu: Ali Şükrü Bey, Topal Osman meselesi gündeme geldi. Bu mesele değişik zaviyelerden değerlendirilmesi gerekir. Gündeme gelişinde belki hayırlı neticeler de olacak.  Ancak doğru bilgilerle toplumu aydınlatmak lazım ve verilecek kararlarda ilmi araştırmalara dayanırsa isabet oranı yüksek olur. Şuanda hislerle hareket ediliyor gibi bir görüntü var. Bu tabi zarar veriyor. Şöyle ki Topal Osman Ağa ve Ali Şükrü Bey şahsiyetlerine baktığımızda Giresun vatanperver bir bölgemiz. O dönemde Giresun Trabzon’un bir ilçesi. Ali Şükrü Bey Topal Osman Ağa kadar Giresun’da tanınan bir insandı. Trabzon Mebusu ve Donanma Cemiyeti başkan yardımcısıydı. Ali Şükrü Bey, Donanma Cemiyetine yardım toplamak için bütün Türkiye’de olduğu gibi Giresun camilerinde de vaazlar vermiş, yardımlar toplamıştır. Hatta Giresunlular o kadar yüksek bir vatanperverlik göstermiştir ki Giresun’dan toplanan paralarla donanmaya alınan geminin bir tanesine Giresun adı verilmiştir. Yani Giresun’un vatanperverliği Topal Osman Ağa ile başlamıyor.

Giresun farklı bir bölgemiz. Burada Ali Şükrü Bey ile Topal Osman Ağayı karşı karşıya getirip bundan iki şehri birbirine düşürecek vesileler ortaya çıkacaksa bu çok yanlış, çok çirkin. Aynı zamanda tarihe de hakarettir. Buna dikkat etmek gerekir. Bu tarihi bir hadise. Bizim karanlıklar içerisinde olan, bir yakın tarihimiz var. Bir olayı ne kadar malum zannedersek zannedelim; ‘acaba ne kadar malum?’ diye araştırmaya başlayınca onun malum değil meçhul olduğunu anlıyoruz. Çünkü bazı engeller var. Mesela batılı tarihçiler der ki “Birinci Dünya Harbini, Milli Mücadeleyi Trabzon’u bilmeden bilmek mümkün değil.” Yani bunların bütün düğümleri Trabzon’dadır. Mesela Milli Mücadeleyi başlatan şehir Trabzon’du. Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti ve bu cemiyeti kuranlar, yönetimini üstlenenler Trabzon’da kongreler, toplantılar yapıyorlar ve daha genel bir kongrenin Erzurum’da yapılmasını kararlaştırıyorlar. Şimdi bu tabloya baktığımızda Milli Mücadeleyi başlatan bu şehirde, bu mücadeleyi başlatan insanların akıbetine baktığımızda acı bir tabloyla karşı karşıya geliyoruz. Muhafaza-i Hukuk Cemiyetinin başkanı Eyüp Zati İzzet Bey. Osmanlı Meclisi Mebusanında üç dönem mebusluk yapmış, mutasarrıflıklar, mebusluklar yapmış bir insan… Trabzon’dan mebus seçiliyor. Ankara’ya giderken Çarşamba’da pusu atılıyor ve Gümüşhane mebusu Ziya Bey’le birlikte şehit ediliyor. İlk kayıplar başlıyor. Ondan sonra kayıkçılar kahyası Yahya Bey Trabzon’da bir suikasta kurban gidiyor.

Ondan sonra Trabzon’da görev yapanlar zor yıllar geçiriyorlar. Orada istiklal mahkemesinde idam edilen Hafız Mehmet gibi birçok insan var. Bu mücadelede Gümüşhane mebusu Kadir Beyoğlu Zeki Bey bu mücadelenin içinde olan insanlardan biri... Giresun’dan da Ali Naci Duyduk. Erzurum Kongresinde delege olan İzzet Bey, Servet Bey Sivas Kongresine karşı çıktıkları için arada sürtüşme başlıyor ve Trabzon kaynayan bir kazana benzetiliyor. Bu kazının söndürülmesi gerektiği söyleniyor.

Bundan mütevellit mi Milli Mücadeleyi bilmek için Trabzon’u bilmek gerekiyor?

Milli Mücadele Trabzon bilinemeden bilinemez. Bu sadece Türkiye’den tarihçilerin değil batılı tarihçilerin de ortak kanaatidir. Bu bizim tarihimiz. Burada Giresun birinci sınıf, çok değerli insanlar yetiştiren bir yerdir. Vatanperver insanların olduğu bir yerdir. Orda bu meseleler matbuatta dahi tartışılıyordu. Mesela Yeni Yol Gazetesi ilk olarak Giresun’da çıkıyor. Bu iki şehir et tırnak gibi birbirine bağlı. O zaman Giresun Trabzon’un bir ilçesiydi. Daha sonra vilayet oluyor. Karadeniz insanı öfkesi olan insandır. Bu coğrafyanın yetiştirdiği insanlar doğru bildikleri yolda mücadele eden son derece fedakar, vatanperver insanlardır. Mücadele devam ederken bu insanlara her zaman ihtiyaç vardır. Ama mücadele tamamlanınca bu insanlara ihtiyaç kalmaz. Tasfiyesi gerekir. Burada Topal Osman ve Ali Şükrü Bey hadisesini bu noktada değerlendirmek lazım.

Tarihte şöyle bir gerçek vardır. Bir dönem bazı insanlar unutturulur. Bu hatırlanmaya başlanınca da itibarsızlaştırılır. Mesela sadece Ali Şükrü Bey’e bakılınca Ali Şükrü Bey bir deniz kurmay subayı. İngiltere’de tahsil yapmış, hayatı mücadele ile geçmiş, 39 yaşında şehit edilmiş. Ali Şükrü Bey o kadar entelektüel bir birikime sahip ki dini konularda da çok donanımlı. Polatlı’da Yunan gelmiş Sakarya’ya dayanmış. Ankara’da top sesleri duyulurken Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Paşa cepheye gidiyorlar ve oradan Ankara’ya talimat veriyorlar. “Ankara üç gün önünde boşaltılsın” diye. Kayseri’ye taşınmasına karar veriliyor. Ali Şükrü Bey Sebül-ür Reşat dergisinde Milli Mücadeleyi destekleyen dergiyi. Mehmet Akif’i de alıyor Kayseri’ye gidiyor. Kayseri’de dergi bir sayı çıkıyor. O sayıda Ali Şükrü Bey Kayseri’de bir vaaz veriyor. Başlığı ‘Anadolu’nun büyük ve mukaddes cihadı.’ Ali Şükrü Bey konuşurken Eşref Edip onu yazıyor. Kayseri’deki çıkan dergi tamamen Ali Şükrü Bey’in vaazını içeriyor. Bu vaaza bakınca müthiş bir ilmi konferans karşımıza çıkıyor. Dini argümanlarla, ayet ve hadislerle yapılan bir konuşma ama bunu yapan bir deniz subayı. Böyle birikime sahip birisi…

Ali Şükrü Bey muharip bir insan. Kayseri’ye giderken bir eşkıya gurubu yolu kesiyor. Ali Şükrü Bey tek başına eşkıyaları püskürtüyor ve kafileyi kurtarıyor. Spor mecmuası çıkarıyorlar. Ali Şükrü Bey ilk defa izciliği Avrupa’da görüyor. Ama bizde yok. Onu keşşaf yoldaşlığı diye ele alarak yazıyor. Ali Şükrü matbaası, ay yıldız matbaası kuruyor. Trabzon’da Milli Mücadeleyi başlatmak için İstanbul’dan kalkıp Trabzon’a buraya geliyor. Buradaki toplantılara katılıyor. Oradan kardeşi Mehmet Şevket Bey ile İstanbul’da o cephaneliği Anadolu’ya kaçırma faaliyetlerinde başta faaliyet gösteriyor. Yani Ali Şükrü Bey’in kardeşi… Sonra Ankara’da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı kuran kişi Mehmet Şevket Bey. Bu aile bütünüyle bu mücadelenin içinde. Özellikle donanma cemiyetindeki faaliyetleri çok önemlidir. Sadece Çanakkale zaferinde büyük payı vardır. Mesela Almanya’dan Mayın gelemiyor, yollar kapalı. Ali Şükrü Bey Almanya’ya gidiyor. Mayının infilak edecek sistemlerini oradan alıyor, dağlardan getiriyor. İstanbul’da ustalara imal ettiriyor ve Nusret mayın gemisi o mayınları Çanakkale’ye döşüyor.

Ali Şükrü Bey’in mücadeleci tarafı, gözü karalığı sonradan unutturuluyor. Beşikdüzü Denizci köyünce Reisoğulları ailesine mensup bir adamdır. Ben köy nüfus defterlerinde araştırma yaptım. O köy nüfus defterinde Ali Şükrü Bey’in sayfaları bile yırtılıp atılmış.  Boztepe’deki kabrinde sadece bir taş vardı. Daha sonra Trabzon eski Belediye Başkanı Orhan Karakullukçu Bey yaptırdı onu. Şu anda da Tayyip Bey’in talimatıyla ona layık bir hale geldi. Topal Osman, Ali Şükrü Bey hadisesine bakınca Ali Şükrü Bey’in Ercüment Kuran hocanın bir sözü çok kıymetlidir. Der ki; “Biz tarihçiler, hakim, savcı değiliz. Bize göre faili meçhul yoktur. Biz olayın sonuna bakarız. Sonucunda kim istifade ettiyse, kim karlı çıktıysa olayın faili odur.” Bizim tarihçilerimizin bakışı budur. Şu anda verilen teklif siyasi bir durumdur. Bu olay tarihi bir hadisedir. Bu nu tarihçilerin tartışması lazım.

Şimdi, Ali Şükrü Bey’i şahadete götüren olaylara bir göz atmamız lazım. Ali Şükrü Bey şehit edildikten ve Topal Osman Ağa ortadan kaldırıldıktan sonra neler değişti? Bu cinayet kime yaradı buna bakmamız lazım. Bir defa Lozan müzakerelerinin devam ettiği bir dönem. 27 Mart 1923. Bundan önce ne oluyor diye baktığımızda Lozan’da görüşmeler kesintiye uğruyor. O sıra Mustafa Kemal Paşa İzmir’de ve iktisat kongresi devam ediyor. Fakat İsmet Paşa ve ekibi Lozan’dan dönerken Mustafa Kemal Paşayla haberleşerek Eskişehir’de buluşuyorlar. Eskişehir’de İsmet Paşayla yaptıkları görüşmeyi Ankara’ya da taşıyorlar. Kazım Karabekir’in birebir naklettiğine göre İsmet Paşa Lozan’daki itilaf devletleri meclisin Lozan’ı kabul etmeyeceğini bildiklerini, bu meclisin feshedilmesini ve yeni bir meclisin kurulmasını istediklerini söylüyorlar. Bu da orada müzakere ediliyor ve kabul ediliyor. Eskişehir’de kabul ediliyor bu talep. Ankara’da tekrar müzakere ediliyor. Bu safha devam ederken bir de Batı Trakya meselesi var.  Batı Trakya Misak-ı Milli içinde. Misak-ı Milli içinde kalmasına Mustafa Kemal Paşa da karşı çıkıyor. “Batı Trakya Yunan’a uygundur. Bunun külfeti fazla, bunun alınmaması lazım.” Diyor ve sözü 12 adalara getiriyor ve Ali Şükrü Beyin 12 ada gibi adaların verilmemesini savunduğunu dile getiriyor. Ali Şükrü Bey, TBMM’de neşriyatında “Ben bahriyeliyim, bu adalar bizim evimizin duvarlarıdır. Bunları verirsek biz bu evi savunamayız. Bu olamaz” diyor. Müthiş isyan ediyor adaların gitmesine. Öbür tarafta Musul, Kerkük, Süleymaniye bölgesi için, “Ben bahriyeliyim. O bölgeyi görmedim. Ama İngiliz kütüphanelerinde o bölge üzerine tam 10 cilt kitap gördüm. Ama bizim kütüphanelerde aradım bir tane bulamadım.” O zamanki Birleşmiş Milletler örgütü olan Cemiyeti Ahvam’a devrediliyor ve biz bunu ileride halledeceğiz deniliyor.

Ali Şükrü Bey dünya basınını çok iyi takip ediyordu. Hatta Lozan’da olan biteni güne gününe takip ediyordu. Küçük kardeşi Mehmet Şevket Bey zaten Lozan Heyetinde müşavir olarak bulunuyordu. Ağabeyine oradaki durumları bildirip o da ona göre strateji belirliyordu. Ali Şükrü Bey resmin bütününü gören bir insandı. Ali Şükrü Bey’in ortadan kalkması kimin işine yaradı? Başta İngilizlerin. Ali Şükrü Bey İngilizleri çok iyi tanıyan bir insandır. Ne yapacaklarını çok iyi biliyordu. Orada bunun planlaması yapıldı.  Mart ayında devam eden olaylara bakalım. Bakıyorsunuz o meclisteki görüşmelerde Lozan konusu ortada ve Ali Şükrü Bey hedefte. 27 Mart’a gelince Topal Osman Giresun’dan gemiyle Çanakkale’ye gidiyor. Çanakkale’ye giderken İstanbul’da gemi değiştirilecek. Ankara’da bu hadisenin içerisinde kilit isimler var. Birisi Selanikli Ankara Komutanı Fuat Bulçe. Bir de Rizeli Rauf var, merkez komutanı. Rauf Ankara’dan İstanbul’a gidiyor ve Topal Osman’ı orada karşılıyor. Giresun’dan gelince alıp bir otele geçiyorlar. “Acele Ankara’ya gelmen lazım” diye Topal Osman’a bildiriyor. Topal Osman orada gemisine gidip arkadaşlarına Ankara’ya gitmesi gerektiğini söylüyor ve Ankara’ya gidiyor.

Ankara’da yaşananlar birçok hatıratta anlatılıyor. Birçok bilgi ve belge var. Milli Mücadeleye baktığımızda düzenli ordu kurulmadan önce milis güçler var. Giresun kahramanlarının bir tanesi de Hüseyin Avni Bey. Giresun o zaman Trabzon’un bir kazası olmasına rağmen iki tane gönüllü alay çıkarıyor. Biri 42. Diğeri 47. Alay. 47. Alayın komutanı Topal Osman, 42. Alayın komutanı Hüseyin Avni Bey. Hüseyin Avni Bey Sakarya Muharebelerinde alayının başında şehit olan bir kahraman. Milli Mücadele oturmaya başlayınca gönüllü güçler tasfiye edildi. Milli Mücadele kazanıldıktan sonra kalan tek kişi Yarbay rütbesi verilmiş Topal Osman. Topal Osman’dan da kurtulmak istiyorlar. Komitacı insanlarımız var. Vatan millet için gerekirse taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayan insanlar var. Topal Osman’ın karakteri bu işe yatkın bir insan. Kullanılmaya müsait. Özellikle bizim Karadeniz Bölgesi bu tür insanların çok yetiştiği bir bölge. Bu insanlar vatanperverdi ama kullanışlıydılar da!.. Şimdi tarihin cilvesine bakınız…

Ali Şükrü Bey ile Topla Osman Ağa’nın ilişkileri nasıldı? Birbirlerine düşman mıydılar? Bugün Topal Osman’a itibar verilirken Ali Şükrü Bey itibarsızlaştırılmak mı isteniyor?

Ali Şükrü Bey, İstanbul Mebusan Meclisi İngilizler tarafından basılınca meclisin güvenliği konusunda sıkıntılar yaşandığına bizzat şahit oldu. O zaman da Ali Şükrü Bey “Burada tek canlı kalmayıncaya kadar biz mücadele edeceğiz” diyor. İngiliz donaması görülünce korkanlara “Korkuyorsanız neden buraya geldiniz?” diyor. Ali Şükrü Bey, Ankara’ya gelince de meclisin güvenliği söz konusu olduğunda da her mebus kendi seçim bölgesinden 3+4 kişilik bir güç getirsin ve meclisi koruyan bir muhafız gücü oluşsun diye teklif veriyor. Bu teklif üzerine Trabzon’dan Rüştü Bey’e telgraf çekiliyor ve Topal Osman Ağa 15 kişilik bir grupla Ankara’ya intikal ediyor. Yani Topal Osman’ın Ankara’ya gidişini Ali Şükrü Bey hazırlıyor.

Topal Osman Ağa, alayla Ankara’ya geldiğinde alayını karşılayan meclis adına Ali Şükrü Bey. Topal Osman Ağa’nın ‘Yunanlıları denize dökeceğim’ sözleri Ali Şükrü Bey tarafından meclise aktarılıyor. Topal Osman’ın alayının teçhizat eksiklikleri Ali Şükrü Bey tarafından tamamlanıp cepheye gönderiliyor.  Ankara’da ustaları topluyor su mataraları yaptırıyor. Bu kadar yakın münasebetler ve dostlukları vardı. Yakın tarihimiz hayaletlerle geçiştirilmeye çalışılıyor. Ali Şükrü Bey’in adı öne çıkmaya başlayınca bazı yerlerde nasıl itibarsızlaştırırız gayretine girildi. Büyük yayınevlerimizden çıkan bir roman “Ankara’nın ateştir yolu” diye..  Bu bir roman. Bu romanla birlikte Ali Şükrü Bey, korkak, pısırık, yüzme bilmeyen şeklinde tasvir ediliyor. Güya su basmış, nehirden atlarla geçecekler Ali Şükrü Bey ‘Ben geçemem boğulurum, yüzme bilmiyorum!’ diyormuş. Bahriye Kurmayı yüzme bilmiyormuş. Zaten ailesi denizci. Ali Şükrü Bey’e ne kadar uygun olmayan vasıflar varsa onlar yüklenmiş. Rıza Nur gibi tarihçi, Ali Şükrü Bey’i tüm hakikati ile anlattığı için yine bu kesimlerin hedefi haline gelmiş. Halbuki bu adam Türkiye’de milli mücadelenin kurucularından biri bakanlıklar yapmış. Lozan’da ülkeyi ikinci murahhas olarak temsil etmiş bir insan. İtibarsızlaştırmak için büyük bir propaganda yapılıyor.

61 Medya Trabzon Haber Merkezi-Nabız "12 Ağustos 2022" 61 Medya Trabzon Haber Merkezi-Nabız "12 Ağustos 2022"

Şu an ki bu olay itibarsızlaştırma olayının bir parçası olabilir mi?

Şu anda bu olay, bu teklif Ali Şükrü Bey’i itibarsızlaştırma niyeti de taşıyabilir. Gerekçesine baktım. Kanun teklifinin yapılmasının gerekçesi ölü bir insanı asmak gibi bir şey! Ne hukukumuzda ne de örfümüzde var. Mezarından çıkartılarak asılmasına meclisten oy birliğiyle karar veriliyor. Şu an ki kanun teklifi bu tasarının ortadan kalkmasını ve Topal Osman Ağa’nın muhakeme edilmeden suçlanmasının yanlış olduğu, itibar sağlanması yönünde bir istek var. Olayı bütünüyle ele almak lazım. Topal Osman üzerine neşriyat son derece azdı. Bu anlamda hamasi şeylerle kitaplar yazıldı. Tarihi doğru bilmemiz lazım. Cinayetlerde İsmail Hakkı Tekçe aktörlerden biri. Ankara’nın yönetimine baktığımızda Ankara Valisi Abdülkadir Bey, daha önce Gümüşhane, Rize mutasarrıfıydı. Bu adam da komitacı bir adam. İttihat ve Terakki’nin vurucu güçlerinden biri. Komutanları Fuat ve Rauf.. Öbür tarafta Ankara Polis Müdürü Çerkez Neşet var. Başbakan Rauf Orbay. Bunlar daha sonra ne oldu diye bakınca, bunlara en yakın işin içinde olan Rizeli Rauf.. Rizeli Rauf ile Fuat 1 Nisan’da Ali Şükrü Bey’in cesedi daha ortaya çıkmadan meclisin feshedilmesi kararı alınıyor. Lozan’daki talimat gereği.. Rauf ile Fuat, Rize’den mebus oluyor. Bir de Ekrem Rize diye kurmay subay var. Trabzon’u susturan.. Giresun’un 1950’ye kadar Giresunlu mebusu olmuyor. Buna isyan ediliyor. Hiç Giresun’u rüyasında görmeyen insanlar Giresun’a mebus oluyor. Giresunlu ve Rizeli cezalandırılıyor. Tarihi doğru bilmeden bazı insanlar kahraman, bazıları hain ilan ediliyor. Ömer Fevzi, gazetecilik mesleğine mensup kişi. Trabzon’da Selamet Gazetesi çıkartıyordu. Ömer Fevzi, Erzurum’da muhalefet ettiği için hain, ajan ilan ediliyor. 20 yaşında avukat birisi burada gelip gazete çıkartıyor. İstanbul’da yapılan Saltanat Şurasına katılıyor. Paris barış görüşmeleri devam ediyor. Ömer Fevzi, deklarasyon sunuyor. Birkaç profesöre o görevi verseniz bir haftada o metni yazamaz. Trabzon’un Trabzonluların olduğunu, Rum-Ermeni iddialarının geçersiz olduğunu söylüyor. Bu adam sonunda diyor ki ‘Trabzon’u savunacaksınız böyle savunun, yoksa aradan çekilin. Trabzonlu, Trabzon’u savunur’ diyor. Bunu da İstanbul’da Tanin Gazetesinde neşrediyor. Bu adam oluyor hain!..

Bir iddia var… Deniyor ki Topal Osman o dönemde Pontus devleti kurmak isteyen Rum çetelerine karşı çok ciddi mücadele veriyor. Ve onları yakıp, yıkıp, öldürüyor. Rum çeteleri bu korkudan dağılıyor. Şimdi Yunanistan atak yapınca, Yunanistan’a karşı onu onure etmek bakımından hatırlatma bağlamında gündeme getirildi iddiası var.

Bunu o zamanki konjonktür içerisinde değerlendirmemiz lazım. Topal Osman Ağa, Giresun’da, Samsun’da Rum çeteleriyle büyük mücadeleler verdi. Sivil kuvvet bazen aşırı şekilde de kullanmış oluyor. Zalimler mazlum duruma da düşmüş olabiliyor. Topal Osman Ağa’yı artısıyla, eksisiyle doğru bilmemiz lazım. Son yaptığı şey o güzel itibarını yok etti. Ege’de niye o kadar çok çete çıktı. Ege’de İzmir bir ticaret merkezi. Kervanlar geçiyor. Çeteler de bu kervanlardan besleniyor. Bunlar tasfiye edildi. Topal Osman tasfiye edilmedi. Topal Osman’dan da kurtulmak için böyle bir yol izlendi. İşin içinde karanlık insanlar var. Birisi İsmail Hakkı Tekçe’dir. Ondan Vehbi Koç bile korkar. Çok zalimdir. Böyle kahraman ve zalim insanlar var. Günümüzde Pontus iddiaları da epeyce yükseldi. Bunlara Topal Osman üzerinden cevap verme olmaması lazım. Çaresiz değiliz. Topal Osman hadisesi doğru olarak ortaya çıkması lazım. Bir kısım ‘Ali Şükrü Bey cinayetini Topal Osman Ağa işlemedi’ diye iddialar da gündeme geliyor. Halbuki olayın bizzat failleri cinayeti kendilerinin işlediğini itiraf ediyorlar. Mahkeme safahatı o günkü gazetelerde basılıyor. Bir yerden sonra bitiyor. Önce reddedip sonra itiraf ediyorlar. Bunlara İstanbul’dan avukat tutuluyor. Diyorlar siz konuşmayın, avukatınız konuşacak. Bunlar sizi çıkartacağız diyorlar. Mahkeme 3-5 kez devam edip kaybedip çıkıyorlar.

Gerçek ortaya çıkacağı için mi mahkemeyi durdurdular?

Mesele zaten o. Bu olayı bilinebildiği kadar gerçek şekliyle gün yüzüne çıkartmamız lazım. Tarihçilerimizden Cemal Kutay ‘bu işi ne kadar araştırsak da karanlık tarafı aydınlanmadı’ diyor. Birçok tarihle ilgilenen insanımızın da burada arzusu var ortaya çıkar mı çıkmaz mı? Biz Ercüment Hoca’nın sözüne itibar etmemiz lazım. Günümüz tarihçileri bu meselelerle uğraşması lazım. Tarihçiler de hakim, savcı değildir. Kimseyi suçlayacak yetkiye de sahip değildir. Sonucuna baktığımızda şu anda yaşadığımız birçok hadiseyi Batı Trakya olsun, 12 adalar olsun, Musul, Kerkük, Halep olsun savunulamayacak ülke coğrafyası bize verdiler. Şu an Suriye’ye 5. Harekat başlayacak. Bunların hepsinin düğüm noktası Ali Şükrü Bey hadisesidir. Ali Şükrü Bey katledilmeseydi Lozan’ın o meclisten geçmesi mümkün değildi. Burada sorulması gereken sorulardan sorulmayanlar var. Ali Şükrü Bey 27 Mart’ta kayboluyor. Gazetelerde hemen öldürüldüğü yazıyor. Nereden biliyorsunuz? Kim bunu söylüyor? Ona göre faaliyetler yapılıyor.

Şuan bu kanun teklifiyle bunların hiçbiri ortaya çıkmayacak mı?

Çıkmayacak. İstiklal Mahkemesi Rize’den Giresun’a geçince mahkeme azaları Kılıç Ağa, Kel Ali Topal Osman Ağa’nın mezarını ziyaret ediyor. Ankara’ya döndüklerinde Gazi Paşa’ya ‘Paşam Topal Osman’ın mezarı kalenin aşağısında garip bir şekilde, ona üzüldük’ diyorlar. Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla kalenin zirvesine abide şeklinde mezar yapılıp, oraya taşınıyor. Ona itibar sağlama şeklinde.. Burada Trabzon, Giresun meselesi haline dökmek Topal Osman Ağa’yı alim, aydın, batıcı, Ali Şükrü Bey’i gerici göstermek gayretleri var. Bunlar tamamen tutarsızdır. Ali Şükrü Bey ile Topal Osman Ağa’nın arasında husumet olduğu, arazi davası olduğu iddia edilir. Topal Osman Ağa ile Ali Şükrü Bey arasında şahsi hiçbir husumet yoktur. Topal Osman, Ali Şükrü Bey’i kendi iradesiyle katletmesi mümkün değildir. Bunun müsebbipleri hem yurt içinde hem yurt dışında. Buradan kim istifade etti ona bakmamız lazım. Soğuk kanlı yapmamız lazım. Bunun yeri siyaset değildir, tartışması gereken tarihçilerdir. Siyasi argüman olarak kullanmak kaş yaparken göz çıkartabilecek bir şeydir. Son derece tehlikelidir. İnsanımız bu tür provokasyona gelmemesi gerekir. Topal Osman da, Ali Şükrü Bey de bu coğrafyanın eşkıyası, evliyası, yanlışı, doğrusuyla bizimdir. İkisi de vatanperverdir. Usulleri farklıdır. Topal Osman, okuma yazması olmayan birisidir. Bunu kalkıp Ali Şükrü Bey’le mukayese etmek mümkün değildir. Yine birini diğerine üstün çıkarma bir zulümdür. Aklı selim olmak lazım. Bazı yaraları kanatmamak gerekir. Bunu bugüne taşıyıp husumete dönüştürmemek lazımdır.