Ulan ne günlere kaldık?

Daha da ne günler göreceğiz!

Allah sağlık sıhhat verdiği sürece kışı da göreceğiz yazı da, Baharı da yaşayacağız sonbaharı da

Öte yandan Ömrümüz yettiği sürece de mesleğimizde daha neler görüp neler yaşayacağız?

Ve nelere şahit olacağız?

Zaman sadece zaman diyorum.

Bir şey yazıyorsunuz!

Peşi ardı, sırasıyla.

Durumdan kendilerine vazife çıkaranları mı?

Kırmızı çizgi koyanları mı?

Alo diyenleri mi?

Racon kesenleri mi?

Sosyal medyada linç etmeye çalışanları mı?

Mutlaka yazdığınız yazınızın ardından bu yukarda yazdıklarımla bir şekilde karşılaşıp muhatap oluyorsunuz…

İnanın o esnada o kadar müşteriniz oluyor ki, kendinizi bir anda sanki işportacı dükkanında çalıştığınızı zannedersiniz!

Daha ileri gidersek mübarek mesleğimiz tabiri caizse bat pazarı esnafına dönüşü vermiş gibi olduğunu hissedersiniz!

Neyse gameti bu anlamda fazla uzatmak istemiyorum.

Vakti zamanı geldi mi?

Veya yazılacak bir şey oldu mu!

Mutlaka gereğini yapıp yazımızı yazacağız…

Bundan asla imtina etmem, etmeyeceğimi de çok yakın dostlarım ve arkadaşlarım çok iyi bilir.

Hemen belirteyim.

Asla ön yargılı olmam ve değilim de…

Bu bilinsin, bana yeter…

Bugün böyle bir konu yazmak istemezdim ama elimizde olmayan sebeplerden dolayı bir iki satır yazmak istedim.

Yine de yazımı şu sözlerle bitirmek istiyorum…

Telefonun başında çaresiz bekliyorum

Bekliyorum ama çalmayacak biliyorum

Yüreğim diyor ki boşuna bekleme

Aramaz gururundan

Seni çok sevse de

Her şeye sahip olabilirsin ama

Aşkımız servettir bilmelisin

Hâlâ beni seviyorsun

Bunu sen de biliyorsun

Niye beni aramıyorsun?

Bu sözler telefonu çalıp da bakmayanlara gelsin.

Ya da telefonu çalıp da geri dönmeyenlere…

Biz her daim telefonun başında bekliyoruz.

Ha çalar mı bilmiyoruz!

Gerçi çaldığında da raconlu maconlu kırmızı beyazlı çizgilerle de çalıyor telefonum, işte sıkıntı da burada oluyor!

TRABZONSPOR'DA YETER Kİ DOĞRU İŞLER YAPILSIN

Trabzonspor’un başarısında…

Trabzonspor’un var olmasında.

Trabzonspor’un yürümesinde.

Trabzonspor’un yaşamını idame ettirmesinde kimin, kimlerin bir katkısı bir emeği var ise…

O kim veya kimler, bütün camianın baş tacıdırlar ve kıymetlisidirler…

Katkı koyup emeği geçenin ismi cismi ne ise hiç de önemli değildir…

Bugün Ertuğrul Doğa’nın yaptığı katkıyı, verdiği emeği kim yok sayılabilir?

Kim Doğan’a bu yönde bir şey söyleyebilir?

Hani tek tabanca diye bir ifade vardır ya, sanki bu ifade Ertuğrul Doğan’a uyarlanmış, Doğan tek başına taşıyor koskoca camiayı…

Adam işini gücünü bir tarafa bırakmış, neredeyse bütün mesaisini Trabzonspor için harcıyor.

Başkan Ağaoğlu ve diğer yönetici arkadaşlarımız da işin ucundan, bucağından illaki tutuyorlardır.

Onların da hakkını teslim edelim.

Hak teslim etmekten yana bir sıkıntımız yok.

Bizim sıkıntımız kulübü amacı dışında yönetenlerledir.

Bizim sıkıntımız kulübün parasını har vurup harman savuranlarladır.

Bizim sıkıntımız yanlış transferler yapıp kulübü borçlandıranlarladır.

Bizim sıkıntımız kulüp üzerinden egosunu tatmin edenlerledir.

Bizim sıkıntımız kulübü kendi çıkarı menfaati için kullananlarladır.

Bizim sıkıntımız kulüp üzerinden para kazananlarladır.

Bizim sıkıntımız akrabayı tarikatına iş verenlerledir.

Bizim sıkıntımız hesapsız kitapsız kulübü yönetenlerledir.

Yoksa bizim ne işimiz olur Başkan, Asbaşkan veya diğer yöneticilerle?

Elbette başarıyı takdir edip alkışlarız.

Elbette başarısızlıkta da ve yapılan yanlışlarda bel altı vurmadan eleştirimizi yaparız.

Çünkü mesleğimizin fıtratında bu var.

Zira bizde bunu yapıyoruz!

TRABZONSPOR'UN ALTYAPISINDAN HERKES DEĞİŞİM BEKLİYOR

Bakıyorum da yazan çizen takımı dahil futbolun içerisinde ulan bütün unsurlar, Trabzonspor’un alt yapısında değişimin şart olduğundan bahsediyor.

Daha doğrusu herkes değişim yapılmasını bekliyor.

Deriz ya “doğru birdir” diye…

Evet doğru bir…

Bizler haftaları bırak aylardır aynı nakaratı yazıp çiziyoruz “Alt yapıda işler iyi gitmiyor alt yapıda değişimin yapılması Trabzonspor için kaçınılmazdır, alt yapı işin ehline verilmedir” diye, yazı durduk…

Sadece biz yazdık…

Şimdi ise herkes yazıp çiziyor.

Demek ki en son doğru yol bulunmuş oldu.

Murat Taşkın’da köşesinde yazmış, ”Alt yapı baştan aşağıya değişmeli “ derken devam etti“,40 yılda bir sağbek Turgay, bir sol bek rahmetli Dozer Cemil üretemedik” dedi…

Yanlış mı diyor Murat Taşkın?

Taşkın’ın söylemine bende dibine kadar katılıyorum.

Dile kolay 40 yıldır hala sağ bek ve sol bek aranıyor.

Ne hazindir ki sağ bek ve sol bek kontenjanı yabancı oyunculardan kullanılmaktadır.

Ondan sonrada aynanın karşısına geçip “Bizim alt yapımız şahane, bizim alt yapımız üretiyor” diyerek kendinizle gurur duyacaksınız!

Beyler öyle bir dünyası yok Trabzonspor’un alt yapısının.

Bir şey üretilmiyor.

Bir şey de yapılmıyor.

Maalesef alt yapı iş ve işçi bulma kurumu gibi olmuş…

Üretiyoruz diyenlere soralım, ürettikleriniz nerede?

Ürettiniz de bizler mi görmedik!

Yoksa Abdullah Avcı mikrofon önünde başka mikrofon arkasında farklı mı konuşuyor alt yapı için…

Alt yapı için adam bulamıyoruz diye mazeret üretmek ise “Özürümüzün kabahatinizden büyük olduğunu gösterir ki “Sonrasında alt yapıyla ilgili futbol geçmişini inkar etmiş olursunuz…

Merak ediyorum değişim için hala neyi bekliyorsunuz?

AHAN YİNE YAZALIM

Ahmet Gürdoğan her defasında dile getirmiştir.

Hemi de bir defa değil birkaç kez gündeme getirmiştir…

Ne yazık ki Gürdoğan’ın dile getirdiklerini, bu güne değin ne duyan oldu ne de gören?

Belki duyup görmüşlerdir de, aman sende demişlerdir.

Gerçi Ahmet Gürdoğan’ın dikkat çekmek istediği konuya İstanbul takımları bakın nasıl hassasiyet gösterdiler?

Konuya şuradan girelim.

Hangi kulüp borç batağında değil?

Hangi kulüp çarkını döndürmek için çare aramıyor?

Hangi kulüp bankalara teslim olmamış?

Hangi kulüp borcuna takla attırmıyor?

Özellikle İstanbul kulüpleri borçlarını döndürmek veya bu borçlardan kurtulmak için aramadıkları çare bırakmıyorlar.

Bütün hepsi İstanbul’daki değerli arazilerini yani devletten önceden aldıkları arazileri ekonomiye çevirmek için proje üstüne proje yapıyorlar.

Galatasaray Riva ve Galatasaray adasındaki projelerinden 2.250.000 dolar gelir elde etmek için kılı kırk yaratıyorlar.

Hakeza Fenerbahçe ve Beşiktaş’ta aynı yoldan gelir etmek için kendilerine ait arazilere proje yapıyorlar.

Peki, Trabzonspor ne yapıyor?

Şuan bildiğimiz kadarıyla sadece transfer yapıyorlar.

Yahu arkadaş Gürdoğan Akyazı’nın sırtlarında ki araziyi alın derken…

Yahu arkadaş Gürdoğan Mehmet Ali Yılmaz tesislerindeki arazileri milli emlaktan alıp kendi bünyesine katın derken.

Yahu arkadaş Gürdoğan Akyazıda yapılan dolgu alanından Trabzonspor’u nasiplendirin derken.

Sahi siz neyle, nelerle ilgileniyordunuz?

Ahan Akyazı’daki arazi Trabzon üniversitesine verildi.

Ahan Mehmet Ali Yılmaz tesislerindeki arazilerin akıbetinin ne olacağı ne tarafa yönleneceği hala belli değil.

Ahan Akyazı spor kompleksindeki araziler kaderine terkedillmiş öylesine duruyor.

Unutmayınız “Kaçan balık büyük olur”

Bakın da kalan balıkları kaçırmayınız.

Ha diyorsanız ki, “Bize ne araziden arsadan, biz hava atıp çaka yapmak için yönetici olduk”

O zaman bizde size deriz ki ”Allah’ın bereketi selamı üzerinize olsun !”

KUPA EKONOMİYE DÖNDÜRÜLMELİDİR

Sanki işin çılgı çıktı gibi!

O ki işin çılgını çıkartacaktınız!

O ki kupayla resim çektirmek için tesislerin kapısını ardına kadar açacaktınız.

O ki önüne gelene kupayla resim çektirecektiniz.

E mübarekler kupayla fotoğraf çektirmeyi paraya çevirseydiniz ya.

Hiç değilse taş atmadan kolunuz ağırmadan kulübün kasasına girdi sağlamış olurdunuz.

Dünde gazetemizin çalışanları tesislerde şampiyonluk kupasını kaldırdılar.

Üstelik büyük sevinç büyük gururla o fotoyu verdiler…

Verdikleri foto çalışanlara yaşamları boyunca hatıra olarak kalacaktır.

Çoluklarına çocuklarına torunlarına kadar bütün nesillerine çektirdikleri fotoğrafı gösterip övgüyle o fotoğraftan söz edeceklerdir.

Ben olsam ekonomik anlamda ilk faturayı Günebakış gazetesine keser, diğer fotoğraf çektirecek olanlara Günebakış’ın faturasını örnek gösterirdim.

Belki diyen olabilir kupayla fotoğraf çektirmek parayla olur mu diye.

Avrupa’daki büyük takımlar sadece kupalarla değil, statlarını gezmelerinde ve görmelerinde bile taraftarlarından para alıyorlar.

Bu iş artık profesyonelliğe dönüşmüş..

O nedenle kulüple ilgili bütün aktivitelerin ekonomik anlamda bir karşılığı olmalıdır.

Az ve öz “Parayı veren düdüğü çalsın” arkadaş…

İLAÇ GİBİ ADAM

O bir efsane…

O bir arkadaş…

O bir dost..

O adam gibi adam…

O spor il müdürlüğünün cefakâr vefakar çileli çalışanı.

O spor il müdürlüğünün gülen yüzü.

O spor il müdürlüğünün sempatik ideolü..

O spor il müdürlüğünün stres topudur.

O spor il müdürlüğünün yaşayan ve yürüyen efsanesidir.

O spor il müdürlüğünün aspirini, gripini ve paroludur.

O ilaç gibi adamdır.

Kısacası her derde devadır.

Kısacası yangından ilk kurtarılacak değerli bir evrak gibidir.

Bir önceki müdür Birdal Öztürk, Neşat Akçelep’e beklenmedik bir sürpriz yaparak kendisini kısada olsa çok uzaklara değil ama kredi yurtlara sürgüne yollamıştı.

Akçelep’in sürgüne gönderilmesi spor il müdürlüğünde çalışanların adeta gözyaşlarının sel olmasına neden olmuştu!

Bereket versin ki yeni müdür Ozan Çetiner göreve başladıktan sonra Neşat Akçelep’i tekrar eski görevine iade ederek, tenis kortlarında Akçelep’in sevenlerinin aylarca tuttukları yasın sona ermesine vesile oldu.

Yeri gelmişken Ozan müdüre teşekkür ediyoruz yapılan yanlış sürgünden dönülmesine vesile olduğu için.

Son söz …

İyi ki varsın Neşat Akçelep..

İyi ki bizim dostumuz, arkadaşımızsın..

Sen çok yaşa emi…