SOSYAL MEDYA…

Hayatımıza artık iyice giren ve neredeyse parçamız olan sosyal medya ortalığın tozunu attırıyor! Hemen herkes her şeyi anında öğreniyor. Sosyal medya artık olmazsa olmazımız oldu…

Konumuz spor ve illa da futbol olduğuna göre, kulüpler açısından bakalım olaya… Araştırmalara göre; genç nesil sosyal medyayı daha etkin kullanıyor. Elbette gençlerin kanı kaynadığı için çok zaman freni kullanmayı denemiyorlar! Yani düşündüklerini anında yazıp söylüyorlar! Olayın derinliğine incelemesine, bugünkü tabirle konjenktüre bakmıyorlar! Amaç çoğu zaman karşısındakini fikirle değil ama, laf cambazlığı ile alt etmek… Ve sadece düşüncelerini yazmıyor, kendilerini takip edenlere de cevap yetiştiriyorlar!

Hani gençler adı üstünde; “Genç” diyelim. Peki ya erişkinlere ne oluyor? Bakıyorum kerli ferli, aklı başında görünen bir sürü sosyal medya takipçisi bazen gençlerden daha ateşli, daha kızgın ve daha acımasız davranıyorlar! Ve emin olun ki bunların yaşı önemli değil… Hangi yaş grubunda olurlarsa olsunlar mevcut konumları ile sanki ergenlik çağlarını yaşıyorlar. Veya gençlik dönemlerinde yapamadıklarını denemek istiyorlar!

Ülkemizin sıkıntılı konumu, futbolumuzun düşünce olarak yerlerde sürünmesi, kulüpçülük, hizipçilik, amigoluk, özellikle medyanın tarafgir tutumu, hasılı; aklımıza gelen türlü nedenler ve en önemlisi de “Vur, kır, parçala, bu maçı kazan…” mantığı işimizin hayli zor olduğunu gösteriyor. Özellikle ve ne olursa olsun “ İlla da kazanmak” düşüncesi sosyal medyanın en büyük patlama noktası… Yani karşısında kim olursa olsun, şartların duruma bakmadan “Sadece ben kazanayım. Karşı taraf ne olursa olsun” mantığı genel kabul görüyor!!!

Elbette sporun ve de futbolun artık sadece spor olmadığının bilincindeyim. Spor; sosyal ve ticari hayatı büyük ölçüde etkiliyor. Bu sektörden inanılmaz paralar kazanılıyor. Bunun için sportif olmayan manipülasyonların yapıldığı gerçeği var. Ayrıca toplumun stres ve boşalım araçlarından da biri… Bunun için bu işten sadece para kazananları değil, toplumsal doyuma ulaşmamış ya da ulaşmış kesimi de etkiliyor. Sosyal medyayı kullanarak insanlar başka eksikliklerini da gidermiş oluyorlar! Takımı ya da kulübünün önde olması insanlara psikolojik olarak güç kazandırıyor veya öyle sanıyorlar!

Bunun neresi iyi, neresi kötü konusu sürekli sosyal bilimciler tarafından araştırılıyor. Yazımızın başına dönersek her insanın biyolojik yaşı kaç olursa olsun belli dönemlerde çocukluk ya da gençlik dönemlerine döndüğü anlar olmuyor değil! Önemli olan bunun dozajını ayarlamak… Bunu ne kadar yapıyoruz sorusu boşlukta… Ama sosyal medyanın gücü yadsınamaz. İster kabul edelim, ister reddiyemiz olsun; bunun toplumu etkilemediğini söylemek zor… Önemli olan bizim ne kadar etkilendiğimiz…

BİR ZAMANLAR KIBRIS

Televizyonda dizi izlemek adetim yoktur. Şimdiye kadar sadece Ayşe Kulin’in yazdığı ve dizi haline getirilen “Köprü”yü bütün bölümleri ile izledim. TRT, Bir Zamanlar Kıbrıs adlı yeni bir dizi hazırlatmış. Gençlik dönemlerimizin en hararetli günlerinde yaşanan Kıbrıs sorununu Bir Zamanlar Kıbrıs adlı dizi ile aktarmış… Sinema tekniği ile hazırlanmış ve hemen hemen çağdaşlarımın yaşadığı ve o zamanlar basından takip ettiğimiz olayları nakletmiş. Merak ettim ve izledim. İzleyip de etkilenmemek mümkün değil…

Senaryo son derece gerçekçi, oyuncular, mekanlar, müzik can alıcı… Kısaca Kıbrıs’ta dünyanın gözü önünde Rumların yaptığı mezalimi vurucu bir dille anlatıyor dizi… Çok yerlerini izlerken insanın, film olduğunu bile bile yüreği titriyor! Bazı sahneleri görmek istemiyor! Düşünün ki Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımız biz diziyi bile izlemeye yüreğimiz tutmazken bu olaylara yaşadılar. Birçoğu şehit edildi, birçoğu yaralandı. Birçok aile dağıldı, hayatta kalanların çoğunun bir yanı eksik kaldı ya fiziki ya manevi olarak…

Bu diziyi hazırlayanları, sebep olanları, düşünenleri ve uygulayanları kutluyorum. İzleyin derin… Dizi ile ilgili tek sıkıntı ise süresi… İki bölümü Youtube’tan izledim. Birinci bölümün süresi 2 saat, 25 dakik, 29 saniye… İkinci bölümde yapımcılar biraz insafa gelmiş ve süreyi 2 saat, bir dakika ile sınırlı tutmuşlar!!! Üstelik reklamsız! Reklamlarla 3 saati geçiyor. Meğer bu 2.5 saatlik dizi modası Türk televizyonlarında adetmiş! Zaten 2 saatten az olanına dizi bile denmiyormuş! Bunu da yeni öğrendim!

TRABZONSPOR’UN KONUMU!

Trabzonsporlu olan herkes takımının ve kulübünün hep iyi, itibarlı, kredisi yüksek, mücadele ettiği liglerde üst sıralarda ve mümkünse şampiyonluk için oynamasını ister. Buna şüphe yok! Bunda haksız da değildirler. Ancak, spor ve futbol ekonomisi çok değişti. Başka yerlere evrildi. Trabzonsporlular da genellikle futbola odaklı olduklarından elbette Trabzonspor’la dertleniyorlar.

Trabzonspor 1975-84 arası mükemmel bir jenerasyon yakaladı. Başkanından yöneticisine, teknik adamından futbolcusuna, taraftarından basına kadar müthiş uyumlu bir silsile… Burada “basın nasıl uyumlu bir dizinin içinde yer alır?” sorusu akla gelebilir! Haklısınız, o dönemdeki basın yine eleştirirdi ama, yol gösterirdi yol… Basının küçük hesapları yoktu. Basın gerçek basındı… O şaşaalı takımı ilk şampiyonluğundan beri basın mensubu olarak takip ettim. Hala da ediyorum. Tüm o sürece şahidim!

Zamanla Trabzonspor, kendini şampiyon yapan değerlerden uzaklaştı. Kendi yetiştirmek yerine İstanbul takımları gibi futbolcu ithaline başladı. Önce Trabzonlu olmayan yabancılar, sonra bildiğimiz “ecnebiler” transfer edilmeye başlandı. Bunlar yapılırken de kulüp zamanla çok zor durumlara düştü. Ne zaman kafasını kaldırıp şampiyonluk yarışı yapsa bu defa da önü türlü hile ve şikeli yollarla kesildi. Ama “Trabzonspor’u kurtarmak” adı ile yönetime gelenlerin zararı da büyük oldu. Birçoğu kulübü daha da batırdı, daha da borçlandırdı.

Bugünlerde o sıkıntıların ceremesi ödeniyor. Trabzonspor bu sezona da çok kötü bir yapılanma ile başladı. Transferler yanlıştı, teknik adam seçimi ise bir felaketti. Bunu taa o zaman bağırarak söyledik ve yazdık. Ama kimsenin umurunda olmadı. Hatta bu takım ilk 7 haftada 4 yenilgi, iki beraberlik ve tek galibiyetle sadece 5 puanda idi! Bunu unutmayın!

Ne zamanki Abdullah Avcı’ya dönüldü, takım da biraz silkelendi. Trabzonspor adı ile de bütünleşip düşme hattından zirvenin eteklerine yerleşti. Şimdi ise çokları “ Ah şu son 5 maç” diyor. Evet son 5 maçta alınan 4 beraberlik yerine galibiyet gelse idi bugün en kötü ihtimalle lig ikinciliği hesabı yapılıyor olacaktı. Fakat futbolda böyle şeylere yer yok… “Öyle olsaydı, böyle olsaydı…” ile kulüp yönetilmez.

Kulüp yönetmek için öngörülü olmak gerek. Herkesin gördüğü saçmalıkları yapmamak lazım. Trabzonspor bunun bedelini ödüyor. Ama şu an gittiği yol pek yanlış değil. Bunun için Trabzonspor bu konumu ligi nerede bitirirse bitirsin sezon başına göre başarılıdır. Önemli olan bu olumlu adımları atmaya devam edip etmeyeceğidir. Ben bu kulübü ve takım çok eleştirdim. Ama sezon başı ile bugünkü tabloya baktığımda durumun o kadar da kötü olmadığını seziyorum.

HINÇAL ULUÇ HAKSIZ MI?

Türk spor basınının aykırı insanlarından biridir Hınçal Uluç! Herkesin beyaz dediğine siyah da der, kırmızıya sarı da… O da son yıllarda benim gibi maça gitmez ama, bir pozisyonla ilgili bir gazete sayfası yazı yazabilir. Hayal gücü, muhayyilesi büyüktür. Bazılarına göre takıntıları vardır. Olabilir onu da öyle kabul etmek gerek.

Bunları şunun için yazdım: Hınçal Uluç son zamanlarda Türk Futbolu’ndaki bir aşağılık olaya parmak basıyor. Futbolcular yerli olsun, yabancı olsun en küçük bir temasta kendilerini kurşun yemiş gibi yere atıp, hem rakibi, hem hakemi, hem de izleyenleri kandırıyor. Uluç bunlara “sahtekar!” diyor. Hatta Adem Büyük’e sırf bu konuda hakaret ettiği gerekçesi ile sanırım 120 bin lira para cezasına da çarptırıldı. Ama davanın temyizi de olacak.

Gerçekten maçları izleyince Uluç’un haklı olduğu kanaatindeyim. Özellikle bu son bir yıl içinde korona salgını nedeni ile maçların seyircisiz oynanmasının da etkisiyle olacak, birçok futbolcu bu açık sahtekarlığı yapıyorlar. Bazıları da rakibine açıkça vurdukları ve rakibin ayağına bastıkları halde hem karşısındaki oyuncuya, hem hakeme de bozuk atmaya cesaret ediyorlar! Hınçal Uluç haklı! Birçok futbolcu bu konuda hilekar… Bu konuya kim el atar bilemem… Bizim TFF derseniz hiç umudum yok.

ORTALIĞI YAKACAKLAR!

Kim mi? Kim olacak canım, Fenerbahçe ile Galatasaray! Nedeni de çok açık. Bu gidişle belli ki ikisi de şampiyon olamayacak. Sezon başında hiç şans tanınmayan Beşiktaş büyük avantaj yakaladı. Garantisi yok ama, fark etmez bu iki takımdan muhtemelen ikisi de ama, en azından birisi kesin şampiyon olamayacak. O zaman ne olacak? Camialarına şampiyonluk sözü veren bu iki kulüp yine transferde ortalığı toz dumana katacaklar. Hele Fenerbahçe bunu kesinlikle yapacaktır.

Ali Koç başkan olduğundan beri tam 50 futbolcu transfer etmiş. Kulübün borcu ise açıklanan rakama göre 2.4 milyar lira civarında! Bu sadece açıklanan rakam… Galatasaray da ondan aşağı değil. Onun da yine açıklanan borcu 2 milyar lira civarında… Beşiktaş bir buçuk milyardan biraz fazla, Trabzonspor’un ise borcu 963 milyon lira…

Burada Trabzonspor’un borcu çoğaltmadan, mümkünse bonservissiz ya da ileride para edecek, yetenekli gençlere yönelmesi gerekecek. Ama gençler derken çoluk çocuktan söz etmiyorum. Biraz da tecrübeli oyuncu gerekli… Sanırım kulüpte bu yönde büyük bir çalışma var. Ayrıca edindiğim izlenime göre de, teknik direktör Abdullah Avcı İzleme Komitesi ile son derece uyumlu çalışıyor. Ve de onların tavsiyelerine dikkat ediyor. Eh, bir de yönetimle bu uyum varsa sorunun büyük bölümü çözülmüş demektir.

Ama yine de özelikle Fenerbahçe ile Galatasaray’ın transferde çılgın harcamalar yapacağı konusunda son derece iddialıyım. Bu iki kulüp ayrıca birbirleri de tepiştikleri için aralarındaki rekabeti düşünün. Ne olursa olsun onların gündemi değiştirmek için yapacakları transfer rüzgarının etkisinde kalmamak gerekir diye düşünüyorum.

CUMHURBAŞKANLIĞI BİSİKLET TURU

56. Türkiye Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu muhteşem görüntülerde devam ediyor! 25 takımdan 175 sporcu ile başlayan bisiklet turunun görsel yanına değineceğim. Ve mutlaka izlenmeli… TRT Spor 2’den naklen yayınlanan görüntüler ülkemizin harika doğal güzelliklerini bir kere daha gün yüzüne çıkarıyor! Bu sporun zorluğu, inceliği, kim iyi, kim kötü yanlarını detaylı bilmiyorum ama, ben özellikle son yıllarda havadan çekilen görüntülerle bisiklet sporunun sadece bir spor değil bambaşka şeyleri ifade ettiğini de öğrenmiş oldum. Şu mübarek ramazan günlerinde TRT Spor 2’den öğle saatlerinde başlayan bu sporu izleyin derim. Ben yarıştan çok doğal güzelliklere bayıldım doğrusu…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasa dışı, tehdit ve rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlâka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü malî, hukukî, cezaî, idarî sorumluluk içeriği gönderen üye/üyelere aittir.