Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan belediye başkanlarını Kızılcahamam’da topladı.

ACABA NE HİSSETMİŞTİR

Cumhurbaşkanı Erdoğan Belediye başkanlarına yaptığı konuşmasının içeriğinde şu ifadeleri de kullandı.

“Biz bu millete efendi olmaya gelmedik, hizmetkar olmaya geldik, Belediye başkanına gurur kibir yakışmaz, biz tevazu ve ehli olmaya mecburuz, Belediye başkanları kapılarını ardına kadar vatandaşa açık tutmalıdır.”

Ne kadar doğru…

Ne kadar anlamlı…

Ne kadar güzel ifadeler değil mi?

Her belediye başkanın ve her siyasetçinin yapması gereken unsurlar değimli Cumhurbaşkanımızın konuşmasında kullandığı bu ifadeler?

Benim burada merak ettiğim Cumhurbaşkanı Erdoğan kürsüden belediye başkanlarına konuşurken Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu acaba ne hissediyordu?

Nasıl bir duygu yaşıyordu?

Erdoğan’ın konuşmasından sonra şapkasını önüne koyup, kendi kendini hiç sorguladı mı?

Ya da sorgulama gereği duydu mu?

Öyle ya, Cumhurbaşkanımız ne diyor? ”Gurur kibir ve tevazu sahibi olacaksınız…”

Devam ediyor, “Efendi olmayacaksınız, hizmetkar olacaksınız…”

Peki Zorluoğlu Cumhurbaşkanımızın bu tanımlarına riayet ediyor mu?

Veya uyguluyor mu?

Cevabı mı?

Benim cevabım daha sonraki yazılarımda olacaktır.

Bugünün cevabı sayın Murat Zorluoğlu da saklıdır!

Cevabı Zorluoğlu versin…

 

ŞEHİR MERKEZİ ASFALTLANDIMI?

Allah’ım sen aklımıza mukayyet ol!

Allah’ım sen bizlere sabır ver!

Ne günlere kaldık?

Ne günler yaşıyoruz?

Ne günlerden geçiyoruz?

Yaşadıklarımız tam trajikomedi bir film gibi…

Trabzon şehir merkezi Büyükşehir Belediyesi yüzünden öyle bir hal aldı ki, şehir şehirlikten çıkmış, şehir adeta askeri eğitim alanlarına dönüşüvermiş!

Şehir merkezinde yürümek için (yürümeniz mümkün değil de) ya çukurlardan atlayacaksın ya suların biriktiği yerlerden, taş tahta koyup geçmeye çalışacaksınız!

Yani Trabzon şehir merkezindeki oluşan çukurlar, asfalt ve kaldırım yükseklikleri yüzünden, hareket kabiliyetiniz de müthiş gelişmektedir.

Bu vesileyle de atletik bir fiziğe sahip olmaktasınız!

Tabi ki Büyükşehir Belediyesi sayesinde bu fiziğe kavuştuğunuzu da unutmamalısınız!

Bakınız buradan nereye geleceğim?

Trabzon şehir merkezi bu haldeyken, bizim Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu Vakfıkebir’e bağlı Aydoğdu Mahallesinde yaptırdığı asfalt çalışmasını “Asfalt o biçim” diye sosyal medyasında gururla ifşa etmektedir!

Dedim ya ‘Allah’ım sen aklımıza mukayyet ol’ diye!

Hakikaten ağlanacak halimize başkan sayesinde maalesef gülmekteyiz.

Biz Trabzonlular olarak şehir merkezinde de başkandan aynı hassasiyeti göstermesini bekleriz.

Şehir merkezinde oluşan çukurlar ve yapılamayan yolların önünde arkasında da fotoğraf verip “İşte benim eserim, ben yaparsam böyle yaparım” demesini bekliyoruz.

Başkana göre Vakfıkebir’de asfalt ağlıyormuş!

O asfalt Trabzon şehir merkezinde neden ağlamıyor sevgili Büyükşehir Belediye başkanımız Murat Zorluoğlu?

Şehir merkezinde de asfaltın ağlamasını ya da sizin ağlatmanızı bekliyoruz efendim!

KUZU İLE KARGANIN BULUŞMASI

ŞEHİR MERKEZİ ASFALTLANDI MI

Nihayet kavuştular!

Nihayet konuştular!

Nihayet bir araya geldiler!

Artık siyasette, sporda, her alanda ellinden ne bileyim ki bir şey kurtulur!

Kınalı kuzum buldog köpeğimle uğraşıverirken, şimdi de Ali Savaş dayımızın kargasıyla buluşuverdiler.

Ali dayımın kargası malumunuz epey zamandır gözlerden uzak bir yaşantı sürdürüyordu.

Ortalıkta pek görünmüyordu!

Ben de sizler gibi kınalı kuzum ile Ali dayımın kargasının nasıl buluştuklarını merak ediyorum.

O nedenle lafı hiç uzatmadan direkt konuya girmek istiyorum.

Kınalı kuzum hoş geldin…

-Hoş bulduk üstadım.

Hayırdır bir şeyler duydum güzel kuzum nedir aslı astarı?

-Ne duyduysan doğrudur üstadım, senin buldog köpeği takip ederken, Ali Savaş’ın kargasına öyle bir yerde rast geldim ki, hiç ona hissettirmeden yanına sokuldum, ne yapıyor diye

Ali dayımın kargasını biliyorsun, klavye kabadayıları gibidir, zoru gördü mü kaçar…

-Ben o kadarını bilmem üstadım, benim bildiğim dayının kargasının “Gak” demesiyle “Guk”u karıştırmasıdır. Karga kardeş bir kafenin kuytu bir yerinde oturmuş şu şarkıyı dinliyordu; “Bir aslan miyav dedi, minik fare kükredi. Fareden korktu kedi, kedi pır uçuverdi…Yalan mı? Tuhaf mı? Yoksa inanmadın mı?”

Kınalı güzel kuzum karganın dinlediği şarkıya bakar mısın? Aslan hiç miyav der mi? Hadi benim buldog köpeğim olsa miyavlar, buldogum çok öyle kükreyip atlamıştır ama sonra miyavlayıp çakılmıştır!

-Sahi üstadım, senin buldog da miyavlayan aslan cinsinden, ona da defalarca rastlamışımdır. Kükrerken, birden miyavladığına çok şahit olmuşumdur… Neyse dayımızın kargası bu şarkıyı dinlerken ben de kafenin sahibinden şu türküyü istedim;

“Bir taş attım pencereye tik dedi.

Anası çıktı kızım evde yok dedi vay vay.

İnanmazsan gel yukarı bak dedi.

Armut dalda kız balkonda sallanır vay vay.

Seker yemiş dudakları ballanır vay vay.

Atalım mı Arap kızı atalım mı vay vay.

Senin için on beş sene yatalım mı vay vay.

Oh benim güzel kuzum keyif sizde…

-Ne yapayım üstadım, bizimkisi keyif ile alakalı değil, Ali dayımızın kargasına uyarsak ya zurnacı olursun ya da gurnacı! Konu dağılacak, dağıtmadan şunu söyleyeyim, karga kardeş ile sohbetimizde bana dönerek ‘Kuzu kardeş’ dedi ‘Hani geçenlerde Muharrem Sarıkaya olayı vardı ya, muhabir çocuğu tokatlarken görüntüsü sosyal medyada patlamıştı. Sen kuzu olarak Trabzon’un vakti evvel zamanı Muharrem Sarıkaya’ları vardı, onları neden araştırıp yazmıyorsunuz?

Eeee kınalı kuzum, dayının kargaya bak sen, seni nasıl gazlıyor! Ulan bu kargaya hiç güvenilmez!

-Ben yer miyim üstadım, ben de karga kardeşe “Sen anlat kimler var ben yazarım” dedim, karga kardeşte anlatmaya başladı. Ooo neler neler ne Sarıkayalar varmış tabiî ki karga kardeşin anlattıkları doğru ise.

İnandın mı karga kardeşe kınalı kuzum…

-Ne yalan söyleyeyim Üstadım, verdiği isimler Sarıkaya’lık isimler, bir de bazı yaşanan olaylara bire bir kendisi şahit olmuş hatta “Sahibi Ali dayımızı bile sattı” diyor ki sahibim Ali Bey o dönemler arkadaşlarını öyle jurnalledi ki, o jurnallemeyi bile anlatacağım sizlere dedi…

Vay anasını kınalı kuzum, ne dersin yazalım mı karga kardeşinin anlattıklarını?

-Üstadım bugünlük bu kadar yeter, ben yine o isimleri bir araştırayım, bu kargadır belli olmaz. Öyle şeyler dedi ki, bayılanları mı anlatayım, tokat yiyenleri mi, boğaza sarılanları mı, boğaz sıkanları mı, neyi anlatayım?

Tamam güzel kuzum bugünlük bu kadar yeter, o zaman diğer konularla ilgili olanları bir dahaki yazımıza bırakalım, suyu çok bulandırmayalım.

-Eyvallah üstadım, şimdilik hoş çakalın…

Güle güle kınalı güzel kuzum…

 

DEFANSIN GÖBEĞİ SORUNLU DEĞİLDİR

DEFANSIN GÖBEĞİ

Maç yazımda da yazdım bugün de aynısı tekrar ediyorum.

Trabzonspor’un defansın göbeğinde oynayacak oyuncuya hiç mi hiç ihtiyacı yoktur.

Hugo da olmaz ise, Edgar da olmazsa önemli değil.

Denswill ile Hüseyin bu iki oyuncuya fazlasıyla alternatiftirler.

Neden mi?

Şöyle ki Başakşehir maçını gözünüzün önüne bir getirin.

Kaç tane gol pozisyonu verdi bu iki oyuncu Başakşehir forvetine?

Bana göre hiç vermediler.

Hüseyin’in bir-iki hatası oldu, onun dışında iki oyuncu da kendilerine verilen görevi fazlasıyla yerine getirdiler.

Birde olaya şuradan bakalım.

Hugo ve Edgar birlikte oynadıkları zaman, oynadıkları maçlarda rakiplerine verdikleri gol pozisyonlarına bakın. Ben diyeyim bir maçta üç-dört siz deyin altı-yedi pozisyon.

Ya yaptıkları penaltılar.

O nedenle kimse havanda boş yere su dövmeye kalkmasın.

Trabzonspor’un defansın göbeğine değil, forvete ve sol beke alınacak iki oyuncuya ihtiyacı var.

Eldeki kadroya yapılacak iki takviyeyle, oluşacak bu kadronun şampiyonluğa güle oynaya gideceğinden kimsenin şüphesi olmasın.

Ha saha dışı, hakem ve VAR oyunları sonucu muhtemelen yapılması düşünülen hamlelere ben bir şey diyemem.

O da yönetim kurulunun işidir ve onlar bir şey demeli ve yapmalıdır.

YOK ABİ, EŞİ BENZERİ YOK!

Dünyanın hiçbir ülkesinde ve yerinde böyle bir şehir ve böyle bir şehrin böyle bir taraftarı yoktur.

Olamaz da!

Akşamın soğuğuna…

Gece vaktinin ayazına rağmen o taraftar o stada giderek o stadı tıka basa dolduruyor.

Yurt içinin her tarafından, yurt dışından gelenler dahil kırk bin taraftar Akyazı Medikal Park stadına gelip oluşturdukları o müthiş ambiyansı düşünebiliyor musunuz?

Sorarım size İstanbul takımları dahil, hangi takımın böyle bir taraftarı vardır?

İşte o taraftar kar-kış, yağmur-çamur demeden, aç susuz kalmayı göze alarak karşılıksız takımını sahiplenmesini yine düşünebiliyor musunuz?

Ya da böyle bir taraftarı hayal edebiliyor musunuz?

Var mıdır dünyada eşi benzeri böylesine bir taraftar?

İstanbul takımlarının taraftarlarını da görüyoruz.

Onun için diyorum ki, Trabzonspor bu taraftarları için mutlaka şampiyon olmalıdır.

Olacaktır da…

Yeter ki herkes kulübüne dolayısıyla takımına sahip çıkmalı ve sahiplenmelidir.

Kıble kaçıklarının hesabı sezon sonuna bırakılmalıdır.

 

AMAN TRABZONSPOR’U SEVME!

AMAN TRABZONSPORU SEVME

Ahmet Nur Çebi “Trabzonluyum”  ama “Beşiktaş’ı Trabzonspor’dan daha çok seviyorum“ diyor.

Çebi Trabzonspor’u sevmiyor diye ne yapalım, karalarımı bağlayalım!

Beşiktaş’ın senin olsun sayın Çebi.

Sen Beşiktaşlı olabilirsin ama şu unutulmasın, Trabzonsporlu olmak çok çok ayrıcalıktır.

Bir imtiyazdır.

Bir kimliktir.

Sana Beşiktaş’ınla birlikte mutluluklar diliyoruz.

Ahmet Nur Cebi’den neden bahsettim biliyor musunuz?

Kendisinden önceki Başkan Fikret Ormanı ibra ettirmeyerek, kulüpten ihraç etmesini istediği için….

Orman dönemini yeminli mali müşavirlere inceletti.

Mali müşavirler Çebi yönetimine verdiği raporda kulübün ekonomisinde Orman döneminde falan filan şeylerin olduğunu belirtmişler.

Çebi burada bana göre Orman döneminin hesap kitabını ve harcamalarını inceletmekte doğru olanı yapmış.

Diğer kulüplere bu örnek olmalı, bu yolu izlemelidirler.

Kısacası ‘Ben yaptım, ben yaparım’ deyip, yapıp mutlaka hesabını vermelidir.

Ve yapanın yanına yaptıkları kar kalmamalıdır.

Aslında bu konuyla ilgili yazacak çok şeyimiz var ancak şu an sırası değil.

Bir başka bahara bu konuyla ilgili mutlaka yazacaklarımız olacaktır.