Dünyaya bakmaya başladığınızı ilk fark ettiğinizde bir büyülenme yaşarsınız. Sizden önce dizayn edilmiş kocaman bir karmaşa, güzellik ve sıradanlık uzanır önünüzde. Artık bunun bir parçası olduğunuz yavaş yavaş içinize işlemeye başlar. Keşfetmek ihtimal dâhilinde fakat sınırları içinde mümkünüdür. Trabzonsporlu bir çocuk olmak sürekli keşfin cazibesine kapılmak ve sınırlarını bilmekle büyümek demektir. Özellikle 80’li yıllarda Trabzon’da, Trabzonspor ışıltısıyla ilk gençliğine giren benim gibiler, hayatta büyük zafer ve mutluluk isteğinin aslında ne kadar çok kendinden bağımsız değişkeni olacağını küçücük yaşlarda öğrenmeye başlamıştır. Geleceği Trabzonspor taraftarlığı ile yazılmış kişiler arasında gerçekten de 80’lerde doğmuş olmanın ayrı bir önemi vardır. Çok öncesine gitmeye zaten gerek yok, ama mesela 70’lerin başlarında doğmuş olanlar bile bir belki iki tane şampiyonluk kutlamasına şahit olmuşlardır. 80lerde doğmuş birisi için ise Trabzonsporlu olarak hatırlanan ilk şey 5 Mayıs 1996 olacaktır. O kırılgan maçı sadece bir defa izledim, babamın bir arkadaş grubuyla, bir ofiste… Sonrasında ne özetine bakabildim ne de atılan gollere, bugün de bakamam yarın da bakabileceğimi zannetmiyorum. 10 yaşındaydım ve halen bazı anları bu sabah gördüğüm nesnelerden daha belirgin imgelerle zihnimde durur. Abdullah’ın topa vurduğu anda arka plandan yapılan unutulmaz çekim, Erol ortayı yaptığında neredeyse bütün Trabzonsporluların golü yiyeceğimizi anlayışı, ardından kaçan goller ve upuzun bir sessizlik, bir gün mü bir hafta mı aylarca mı sürdü o sessizlik, hatırlamıyorum. Ardından bir daha ne zaman babamla Trabzonspor hakkında konuşmaya başladım, hatırlamıyorum…

90’larda ve sonrasında doğan Trabzonspor taraftarları da şampiyonluk kutlamamışlardır ancak en azından hayata gözlerini böyle bir travma ile açmamışlardır. Aslında Trabzonspor taraftarı olmak başka hiçbir takımın taraftarlığına benzemez Türkiye’de, özellikle de belirli kuşaklar için. Umudun ve hayal kırıklığının keyfice, sıkılmadan ve umarsızca bir taraftar grubunun üzerinde böyle uzun süre durduğu görülmemiştir Türkiye’de. Şimdi yaşlı sınıfına girenler, bir zamanlar, gencecik yaşlarında ellerinde buldukları bir mutluluğu çocuklarına da hediye etmek istemişlerdi aslında, nereden bilebilirlerdi ki o çocuklar, başka hiçbir taraftarın yaşamadığı, her yıla neşeyle başlanan ve fakat hüsranla biten bir tünele girmiş olsunlar.

Şimdilerde daha genç Trabzonspor taraftarlarının, 80 kuşağına puan farkını hatırlatarak korkularıyla adeta dalga geçtiğini görüyorum, daha yaşlı olanlar ise gördükleri onca şampiyonluğun onlara verdiği güvenle kazanmaya her halükarda inanmış durumdalar. Geçmiş sadece bir siyah gölge değildir, geleceğe ışık da tutar ve bireysel hikâyeler ancak toplumsal tarihle anlamlı olur. 80 kuşağı için gölge gittikçe silikleşmeye başlamış ve bu, tarihselliğin önüne bireysel travmaların çıkmasına sebep olmuş, kazanmaya olan inanç, yıllar içinde yaşanan bir sürü farklı hayal kırıklığıyla birlikte yerini renklere olan saf aşka bırakmaya başlamıştı. Bugün o kuşak, aşkına gerçekten kavuşacağı anı bekliyor;  her aşkın kalpte, dört duvar arasında göz yaşına mahkum olmadığını, sokaklarda sevinçle, çığlıkla yaşanabileceğini öğrenmek üzere.

Konuk Yazar: Emrah ÖZTÜRK

Abdullah Avcı istedi yönetim yaptı! Abdullah Avcı istedi yönetim yaptı!

Ankara, Akademisyen

29 Mart 2022