15 Temmuz’dan sonra bu yardım bize niye yapılmadı?

15 Temmuz gecesi bir darbe girişimi olduğundan nasıl haberdar oldunuz?

Mustafa KILIÇ: Eşim, çocuklarım, polis arkadaşım ve ailesi

hep birlikte bir kafede oturuyorduk. Kimin maçıydı tam hatırlamıyorum

ama o gün hep beraber o maçı izleyecektik. Televizyonda

Boğaz Köprüsü’nün asker tarafından kapatıldığı söylendi.

Biz dedik ki, köprü yeni yapıldı, bomba ihbarı oldu. Herhalde

onun için kapatıldı… Aramızda bunları konuşurken polis arkadaşım

ve bana aynı anda mesaj geldi. Mesajda “İvedilikle emniyet

müdürlüğüne gelmeniz isteniyor” deniyordu. Birbirimize

baktık, “Ne alaka?” falan dedik. Diğer arkadaşlarımızı aradık.

Onlara da aynı mesaj gelmiş. Ne olup, bittiğini sorduk ama ilk

etapta darbe girişimi olduğunu anlayamadık. Hızlı bir şekilde

eve gittim, hazırlandım ve bir taksi çağırdım… İlginç olan o

gece hiçbir şekilde saate bakmamışım. Bunu sonradan fark ediyorum.

Biri diyor ki: “Kaçta gittin?” “Bilmiyorum.” diyorum.

“Emniyet kaçta bombalandı?” diye soruyorlar. “Bilmiyorum.”

diyorum. “Hastaneye kaçta gittin?” “Bilmiyorum.”… O gece

zaman durdu sanki.

Gelen mesaj üzerine görev yeriniz olan Ankara İl Emniyet

Müdürlüğüne gittiniz. O andan sonra neler yaşandı?

Mustafa KILIÇ: Bir taksiye binip, emniyete gittim. Hatta bir

gün sonra o taksici merak ettiği için beni buldu. O gece Anka-

Mall’ın arkasında kalmış, o da bir yere gidememiş. Takside hiç

konuşmadığımı zannediyordum. Ama “Acele edelim… hızlı gidelim…

arkadaşlar bekliyor.” diye sürekli taksiciye bir şeyler

söylemişim… Gazi Mahallesi’nde oturuyorum. Evim emniyete

yakın. Gelene kadar çatışma sesleri falan duymadım. Gittiğimde

İl Emniyet Müdürlüğünün etrafı çok kalabalıktı. Her yerde araç

vardı. Kendi kendime “Ne oluyor?” dedim. Orada polis arkadaşlarımdan

darbe olduğunu duydum. Tabii “Darbe oluyor” deniyor

ama neye oluyor? Kim yapıyor? Hepsi muallak. İçeri girdiğimde

silahlar dağıtılıyordu. Çok yakın mesai arkadaşım olan Osman

vardı. Onu aradım. O benden önce emniyete gelmişti. FETÖ tarafından

darbe yapıldığını söyledi… Emniyet Müdürlüğünün altında

bir sığınak var ama aslında normal şartlarda orası bir

sığınak değil. Eski bina. Altında depolar var. Üniformalar, silahlar

var. Polisler o sığına inmişler. Seslerden tankların geldiğini

anladık. Belli bir süre sonra “Kimse yerinden ayrılmasın” diye

AnkaMall’ın oradan telsizle çağrışımlar başladı. Ama kimin konuştuğu,

ne söylediği net değil. Zaten o telaştan da pek fark edemiyorsunuz.

Elimizde silahlarımız bekliyoruz. Bu arada biz

girişte pasaporttayız. Kimisi “Aşağı inelim.” dedi. Bir arkadaş

orasının çok kalabalık olduğunu, boğulma tehlikesinin olabileceğini

söyledi. Ben inmedim… Önce AnkaMall’ın oradan emniyeti

bir taradılar. Telsizden seslerini duyduk. Sonra AnkaMall’ın

oradan bir bomba sesi duydum. O bomba direkt bizim Emniyetin

duvarına vurdu. Ve ben o duvara çok yakındım. Orada bir sekiz,

on kişi vardık. O bombanın şiddetiyle tavan döküldü, telsiz düştü.

Elimizdeki silahlar düştü. Bir basınç oluştu. Ben de bir baş dönmesi

oldu. Kusmaya başladım. Ayağa kalkıyorum, düşüyorum.

Ayağa tekrar kalkıyorum yine düşüyorum. Biri kolumdan tutup,

yardım ediyor ama kim ediyor göremiyorsunuz. Işıklar tamamen

söndürülmüş. Bu arada bina bir taraftan da taranmaya devam ediyor.

O ara megafonla bir ses duyuldu. “Teslim olun. Kan akmasın.

Sakin olun. Biz devletiz. askeriz” denildi. Emniyet tarafından aynı anda hem telsizle hem de sesli olarak karşılık verildi. “Kesinlikle

teslim olunmayacak.”… Polis bir arkadaş dedi ki: “Çatışma

başladı. Emniyet havadan ve karadan taranıyor. Arkadan

çıkalım. Emniyet çökerse buradan çıkamayız.”

Siz nasıl yaralandınız?

Mustafa KILIÇ: Çatışma başlayınca dengemi kaybettim. 1,5

katlı bir yerden aşağı düştüm. Düştüğüm yerin hemen arkasında

Terör Şube, kantin falan vardı. O arada sığınak dediğimiz yeri su

basmış. Su sürekli yükselmiş. Polisler boğulma tehlikesi geçirdi.

Arkadaşları kurtardıklarında üstleri başları tamamen ıslanmıştı…

Bir bölüm poliste AnkaMall’ın olduğu yerdeymiş. Ben bana sonradan

anlatılanları söylüyorum çünkü o kalabalık ortamı görmedim.

Orada FETÖ’cü bir grup polis varmış. Eğer Emniyet

düşmüş olsaymış, müdahale edip, gelip bizi alacaklarmış… Düştüğüm yerden bir arkadaş beni kaldırdı. AnkaMall’ın olduğu

yöne geçtik… O esnada tanklar içeri yöneldi ama tam içeri giremediler.

Girişteki bariyer onları uğraştırdı. Bu arada ufaktan çatışma

da devam ediyor. Sizin elinizde silah olması hiçbir anlam

ifade etmiyor. Karşı tarafta tank var. Onlar size ateş ettiğinde siz

karşılık verseniz bile, silahınız onlara etki edecek durumda değil.

Otomatik silah olsa da tankı pek etkilemez. Sonra içeri girdiler.

Terör Şube’ye yöneldiler ve ateş ettiler. Terör şube patladı. Zaten

bunların öncelikli amacı Terör Şube ve haber bölümünü kontrol

altına almakmış. Terör Şube tabii ki teslim olmadı. Arkadan

tanka ateş eden arkadaşları gördüm. Ama tankın önünde asker

yok. Ortada asker yok. Kime ateş edeceksiniz! O anda bir çözüm

noktası arıyorsunuz. Birde orada tecrübe çok önemli, daha önce

çatışmaya giren ve girmeyen arkadaşları orada fark edebiliyorsunuz...

Sonra ara çok uzun sürmedi. Kalabalık bir vatandaş grubu

geldi. Onlar bizim arkadaşlarla beraber tankların üzerine çıktılar.

Tankların içinden darbeci askerleri aldılar… Sabah hastaneye gittim

ama saatin kaç olduğunu hatırlamıyorum. Bir arkadaş beni

hastaneye götürdü. Hastanede bana ilk müdahale yapıldı. Ben

tekrar arkadaşların yanına dönmek istedim ama olmadı. Beni oradan

Gazi Devlet Hastanesine götürdüler. Akşam dört gibi taburcu

oldum. İki gün basıncın etkisinden mi bilmiyorum baş dönmem

geçmedi. Sonra ayaklarımda iğne batmaları gibi sancılar hissettim.

Bu durum rahatsızlık vermeye başladı. Eşim hemşire benim.

Düştüğümde kasların zedelenmiş olabileceğini söyledi. Geçer

diye bekledik ama geçmedi. Ameliyat oldum. Şükürler olsun

şimdi yürüyorum.

15 Temmuz gecesi darbe girişiminden en fazla etkilenen

yerlerden birisi de Ankara İl Emniyet Müdürlüğü oldu.

Orada kaç şehit verdiniz?

Mustafa KILIÇ: 7 polis arkadaşımız ve 6 vatandaşımız o

gece şehit oldu. Emniyetin önündeki çatışmalarda toplam 13

şehit verdik… Emniyette 4 bin insan vardı. O anda kimseyi tanımıyorsunuz

ki! Çok kalabalıktı… Sabah fark etmişler. Emniyet

amirimiz tank ile TOMA’nın arasında sıkışıp, ezilmiş. Oradaşehit oldu… İl Emniyetin önünde öyle karşılıklı gruplar halinde

zaten hiç çatışma olmadı… Sadece Skorsky helikopter geliyor.

Gelirken hiç ses yok. Binayı taramaya başlayınca sesini fark ediyorsunuz.

4-5 tane tank vardı. Ama karşınızda çatışacağınız

kimse yok. Tanklara ateş ediyorsunuz ama hiçbir tesiri yok. Bu

aslında her yerde öyleydi. Genelkurmayda da, Külliye’de de, Ankara

Emniyet’te de. Skorsky helikopter ve tanklarla gelip tarıyorlar.

Fakat karşınızda kimse yok. İşte o tarama anında da

arkadaşlarımız şehit oldu.

Geçmişte yaşanan darbeler her görüş tarafından kınandı.

Demokrasiye zarar verdiği ifade edildi. Bunları konuşurken,

darbe girişimi olduğunu öğrendiğinizde ne hissettiniz?

Mustafa KILIÇ: Normal bir vatandaş olduğunuzda farklı düşünüyorsunuz.

Fakat bu mesleğin içinde olduğunuzda ülkenin

genel durumunu düşünüyorsunuz. Tabi ki eşiniz, çocuklarınız da aklınıza geliyor, hayatınız film şeridi gibi önünüzden geçiyor

ama o anda önce ülkeyi düşünüyorsunuz. Ben Afganistan’da

görev yaptım. Afganistan’da şartlar o kadar zor ki, insanlar o

kadar zor şartlarda yaşıyorlar ki! Türkiye’de yaşayan 80 milyon

insan onların şartlarını görse belki bu ülkede değişik bir huzur

olur. İnsanlar aç, çocukların ayağında ayakkabı yok. Onlara bir

çift çorap, bir çift ayakkabı verdiğinizde gözlerindeki mutluluğu

anlatamam. Çok değişik duygulara kapılıyorsunuz… Başkent

Kabil’de yürürken her yerde lağım suları var. Yetmişli yıllardan

beri ülke sömürü halinde, ev görmüyorsunuz, her yer taş yığınları.

Evler o duvarların arkasında. Nedir bu? Bunlar işte sömürge

halinde olan bir ülkenin görüntüsü. 1970’den önce Orta Doğu’nun

en lüks, en güzel başkentiymiş. Kabil yakınlarında Vardak

vilayeti var. 40 kilometre mesafede. Orada bir polis eğitimine

katıldım… O gece aklıma “Afganistan gibi olur muyuz” düşüncesi

geldi. Bu ülkenin toparlanıp tekrar bu hale gelmesi bırakın

40-50 yılı belki de yüzyılı alırdı… Kabil’de eğitmek için polis

okuluna kişileri alıyoruz. Orada Vardak Milli Eğitim Müdürü ile

karşılaştım. Yaşının 38 olduğunu öğrendim. O zaman ben de 38

yaşındayım. “Allah Allah” diyorum. Adama baksanız en az 5

0yaşında görünüyor. Polis okuluna öğrenci alıyorsunuz. 20 yaşındayım

diyor ama 30 yaşında. “Niye böyle?” diye sordum. Dediler

ki: “Burada herkesin bir yangını var.” Yani herkes bir yakınını

kaybetmiş. Kimi babasını, kimi kardeşini, kimi eşini… Nerede?

Hangi ülkenin askeri aldı? Hiçbir şey bilmiyorsunuz. Ülkede

40’a yakın sömürge devleti var. En çok güvendikleri Türkler…

Kabil’de uzun süre kaldığım için ilk bunlar aklıma geldi. Düşünebiliyor

musunuz? Böyle bir ülkede yaşamak emin olun çok zor.

Zorun da zoru... O yüzden kesinlikle ilk etapta çocuklarımı, ailemi

düşünmedim. Ülkemi düşündüm.

O gece sıradan bir vatandaşın ötesinde mesleğinizin size

yüklediği bir sorumluluk var. Çatışmanın tam ortasındasınız.

Neler düşündünüz? Neler hissettiniz?

Mustafa KILIÇ: Mesleğimizin bize verdiği bir güven vardı.

O an ölümü hiç düşünmüyorsunuz. Vatandaş olsaydım belki düşünebilirdim. Ama polissiniz ve bununla her zaman karşı karşıyasınız.

O anda görevinizin dışında hiçbir şey düşünmüyorsunuz.

Gaziliği ilk etapta almak istemeyişimin sebebi de budur.

Devlet bu konuda çok sahip çıktı. Valilik, Kaymakamlık, Aile ve

Sosyal Politikalar Bakanlığı her yerden arandım. Bununla ilgili

bir anekdotum var. Ankara Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdür

Yardımcısı bir gün beni aradı. “Mustafa Bey, biz il dışında il

içinde sohbet programları yapıyoruz. Çeşitli etkinlikler düzenliyoruz.

Siz davet edilen hiçbir programa katılmıyorsunuz. Acaba

size karşı yapılan bir yanlışlık mı var?” diye sordu. “Kesinlikle

hayır.” dedim. Sürekli çalıştığımı ve görevde olduğumu söyledim.

İzin alabileceklerini söylediler… Gazilik unvanı yoldan

geçen bir insana verilmiyor. Veya bağınızda bahçenizde çalıştığınız

için verilmiyor. Allah’ın size bahşettiği ve devletin size

verdiği bir onur… Bunu kullanırken maddi ve manevi bazı duyguları

bir kenara bırakacaksınız. Özelikle maddiyatı hiçbir

zaman ön plana getirmeyeceksiniz. Hatta ve hatta bir polis olarak

biraz daha ön planda olmalısın ki gazilik yaşadın, bu hak

sana tanındı. Sen en önde olursan arkanda gazi olmayan insanlar

“Gaziler böyle yapıyorsa bizim daha iyisini yapmamız gerekiyor”

diye sizi yakalamaya çalışacak. Fakat bazı gazi arkadaşlar

benim düşüncelerimi yanlış anlayıp, eleştirebilirler. Ama misal“15 Temmuz’dan sonra bu yardım bize niye yapılmadı? Bu bize

niye verilmedi? Bu yemeğe biz niye çağrılmadık?”… Bakın

şunun ayrımını yapmak lazım. Eğer siz bir yere çağrılıyorsanız

demek ki gereklilik bu. Eğer size yardım yapılmıyorsa böyle gerektiği

içindir. “Ben gaziyim, neden emekliliğe ayrılmıyorum?”

diyebiliyorlar. İyi de sen çalışamayacak durumdaysan devlet bu

hakkı zaten sana verir… Ben 15 Temmuz’dan sonra devletin vermiş

olduğu izni hiçbir zaman kullanmadım ve hep göreve gittim.

Neden? Çünkü gittiğim yerde zaten gerek amirim gerek görev arkadaşım

“Mustafa senin ayağın rahatsız, dinlen biraz.” diyor. E

bunu duymak zaten bana yetiyor. O yüzden bu konularda kendimi

biraz geri tuttum.

Tedaviniz ne kadar sürdü? Şu an devam eden bir rahatsızlığınız

var mı?

Mustafa KILIÇ: O geceden sonra ayağımda ağrılar oluşmuştu.

Hastaneye biraz geç gittiğim için ödem oluşmuş. İki ay

ilaç tedavisi gördüm. Sonra hastaneye tekrar gittim. Şaşırdılar,

normalde düzelmesi gerektiğini söyleyip, bir iki ayda dizlik kullanmamı

önerdiler. Yine hiçbir fayda etmedi. Baya topallıyordum.

Sonra açılıp, bakılması gerektiği söylendi. Açtıklarında

kıkırdaklarda küçük küçük parçalanmalar olduğunu söylediler. Temizlediler. Akabinde Gazi Üniversite Hastanesinde 6 ay boyunca

her gün 6 saat fizik tedavi gördüm. Belki bu gün yürüyebiliyorsam

Gazi Hastanesindeki fizyoterapistlerin sayesindedir.

Onlara da çok teşekkür ediyorum.

O gece sokağın nabzı nasıldı? Vatandaşın o geceki duruşunu

nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mustafa KILIÇ: Bugün Afganistan’da böyle bir şey olsa

herkes evine kaçar. Orta Doğu keza böyle, Suriye’de yaşananları

görüyoruz. O gece şunu gördüm. Brezilya futbolun devi biliyorsunuz.

Sanki Türkiye, Brezilya’yı 10-0 yenmiş ya da tarihte görülmemiş

bir olay olmuş, insanlar bunun sevincini

paylaşıyormuş gibi herkes o gece sokaktaydı. Skorsky helikopter

yukarıdan tarıyor. Aşağıda vatandaş arabanın tepesine çıkmış

Türk bayrağını sallıyor. O kadar enteresan değişik bir duygu ki

bunun tarifi yok. Bunun tarifi Türklük mü? Yoksa bu memleketin

insanının vatanına, toprağına aşık oluşu mu? Bunu bilmiyorum.

Bunun tarifi yok. Bence hiçbir ülke bu seviyede olamaz.

Avrupa’da ya da başka yerde böyle bir durum yaşansa devletini

bu kadar savunacaklarını düşünmüyorum.

15 Temmuz gecesi Türkiye’nin sergilediği duruş içeride

ve dışarıda nasıl yankı buldu? Sizce ne mesaj verdi?

Mustafa KILIÇ: Bir gün telefonum çaldı. Kimin aradığını

bilmiyorum. “Biz bir araştırma yapıyoruz. Doğu’da devletin siyasetini

nasıl buluyorsunuz?” diye soruldu. Şöyle bir cevap vermiştim:

“Devlet bir baba duruşu sergiler ve her zaman asildir.

Onun duruşunu sorgulamamız veya kafamızda soru işareti olması

imkânsız.”… Hükümetin o geceki duruşu olmasa bugün

burada olmazdık. Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere o gün

o duruş ortaya konmasaydı bu seviyede olmayabilirdik. Dış güçlere

gelince, Türkiye’nin dünyada dostu yok… Gazi Mahallesi’nde

otururken Almanya’da yaşayan benim yaşlarımda biri ile

karşılaşmıştım. Recep Tayyip Erdoğan’ı tanımıyor, hiç oy vermemiş.

Fakat şunu anlattı. 15 Temmuz gecesi darbe gerçekleşmeyince,

Almanlar oturup, ağlamış. Sonra bu adam diyor ki:

“Kendi kendime düşündüm. Eğer bu Almanlar Türkiye’de darbenin

gerçekleşmediğine ağlıyorsa bizim çok sevinmemiz ve Cumhurbaşkanını tebrik etmemiz lazım.” Ondan sonra zaten oy

vermeye başlamış. Burada mesele sağcılık, solculuk değil. Mesele

vatan.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Mustafa KILIÇ: Bazen sosyal medyada gelişen olaylar oluyor.

Özellikle Türkiye’nin dünya siyaset arenasındaki yeri ile ilgili.

Her gelişen dengesizliği Cumhurbaşkanı’na bağlamanın bir

anlamı yok. Toplumda bir rahatsızlık varsa bu tümümüzü etki altına

alıyor. Benim naçizane haddimi aşmayarak şöyle bir tavsiyem

olur. Toplum güzel bir analiz yapmadan siyasi arenaya

dalmasın. Biz işimize bakalım. Siyasetçiler siyasetini yapıyor

zaten. Bu ülke çok büyük bir ülke, bu ülke kaybetme noktasına

geldiğinde mutlaka birileri çıkar. Rahmetli Turgut Özal gibi,

Cumhurbaşkanımız gibi. Biz polisliğimizi yapalım, siz gazeteciliğinizi

yapın, şoför şoförlüğünü yapsın… Sosyal medyada bir şey

olduğu zaman hemen herkes ayağa kalkıyor. Buna gerek yok

bence. Herkes işini yaparsa her şey normale döner… 15 Temmuz’dan

sonra bu ülkede bir yenilenme oldu. Tabii bu yenilenmede

zaman zaman fikir ayrılıkları oldu. Tartışmalar oldu. Ama

her ne olursa olsun bu tarz konularda sağcısı, solcusu ülkemiz

hep birlik ve beraberlik içerisinde

olacaktır. Siyasetten, futboldan,

ekonomiden

tartışmalarımız olabilir, hiç

fark etmez. Ama söz konusu

vatansa gerisi teferruattır. Bu

kadar basittir. Ben hangi görüşten

olursa olsun ülkeyi korumak,

kollamak adına

herkesin sokağa çıkacağını düşünüyorum.

O gece de bunu

gördüm. Toplum tarafından

dışlanan dediğimiz insanlar

bile o gün birlik beraberliğe

koşuyorsa, bence çok fazla tartışmaya

gerek yok.

12 Tem 2022 - 15:36 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 61Medya Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 61Medya hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler 61Medya editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 61Medya değil haberi geçen ajanstır.