15 Temmuz, Ama işin vahametini bu kadar düşünmüyorduk. Tabii biz dışarı çıkınca marketlerin kepenklerini indirdiğini ve içerisinin dolu olduğunu gördük. Sırayla içeri adam alıyor habire boşaltıyorlardı.

"Ne çoluk çocuğumu ne de eşimi düşündüm"

15 Temmuz darbe girişimi gecesi yaşadıklarınızı anlatır mısınız?

İrfan AYNACI: Evdeydim. Yemeğimi yedim, oturdum ve televizyon seyrediyordum. Bir anda spikerin darbe bildirisini okumasıyla karşı karşıya kaldım. Kendi kendime herhalde bu eski bildiridir, dedim. Fakat okuyan spiker yenilerdendi. Sonra etrafımızdaki insanlarla ne oluyor diye birbirimizi aramaya başladık. Ben o anda daha hiçbir şey net değilken bile kimseyi dinlemeyip, sokağa çıkacağımı söyledim. Hazırlandım, köprüye doğru gidecektim fakat çocuklar beni bırakmadı. Bu dediğim saat daha 23:00 civarıydı. Tam çıktığım esnada ilçe teşkilatından, “Buraya gelin yönlendirileceksiniz.” diye mesaj geldi. Döndüm gidiyorum ama E-5 ters tarafa doğru akıyor. O zaman yanımda da hanım, küçük kızım ve oğlum vardı. Sokağa tüm ailenizi alıp hep birlikte mi çıktınız?

İrfan AYNACI: Evet. Ama işin vahametini bu kadar düşünmüyorduk. Tabii biz dışarı çıkınca marketlerin kepenklerini indirdiğini ve içerisinin dolu olduğunu gördük. Sırayla içeri adam alıyor habire boşaltıyorlardı. Bu manzaralara şahit ola ola aracımızla gitmeye devam ettik. Köprüye giderken baktık E-5’ten araçlar ters yönde gelmeye başlıyor. Bende önlerine kırdım, “Hayırdır ne oluyor?” diye vatandaşlara sordum. “Niye geri geliyorsunuz?” dedim. Askerlerin araçların anahtarlarını aldıklarını ve attıklarını, araçlara el koyduklarını söylediler. “Ne yapacağız yani şimdi vatanı onlara mı bırakacağız?” dedim. Arabayı öyle bıraktım ve o araçların geçişine izin vermedim. İndim gittim. 

İleri doğru gidiyorum. Maltepe Köprüsü’nü önceden kapatmışlardı. Atatürk Caddesi’nin oradan aşağı inen yolu da iki tane polis kapattı. Haklı olarak “Yolu açın.” diye bağırıyorduk. Onlar da “Biz emir aldık.” diye baskı yapıyordu. “Bizde sen kimden emir aldın?” diye çıkıştık. Bunlar sürekli yazışıyordu. Daha ByLock nedir bilmiyoruz. “Biz burada cebelleşiyoruz, siz orada yazışıyorsunuz.” dedim. Komutana “Haber veriyorum.” dedi. “Telsizden neden konuşmuyorsunuz?” dedim. Telsizin yoğun oluğunu söyledi. Sonra karşı taraftan onlara bir emir gelmiş olmalı ki astılar silahları o tarafa doğru gittiler. “Aracı niye kaldırmıyorsunuz?” diye bu iki polisin üzerine yürüdüm. Bana, “Sen görürsün!” deyip gitti. Ben de onlara, “Asıl siz görürsünüz, bunun sabahı var.” dedim. Arkamda epey bir kalabalık vardı. Onlara, “Yürüyün gidelim.” dedim. Tabii öyle bir hışımla çıktım ki kendime yediremedim bu durumu. Ben Maltepe Köprüsü’ndeydim. Araçlara müsaade etmediler. Halka, “Bırakın araçları evinize gidin.” diye baskı kuruyorlardı. O an silahım olsaydı indirirdim onları. Bir baktım arkamdan birkaç tane adam geliyor sivil giyimli, karanlıkta gölgeleri görünüyor sadece. O esnada polislerin ikisi, “Galeyana getiren bu!” dedi. Üzerime doğru yürümeye başladılar.

Tam teçhizatlı çelik yelekli silahlı 2 kişiydiler. Arkama bir baktım kimse yok. Bir tek oğlum var yanımda. Silahları çekip mermileri ağza verdiler. Oradan bir tanesi, “Şimdi değil, şimdi değil.” diyerek diğerini durdurdu. Orada beni öldüreceklerdi. Zaten orada biri hemen dipçikle bana bir tane vurdu. Yere düşmedim bir şekilde ama sendeledim. Beni yere yatırmaya çalıştılar, tekmelediler, üstüme asılıyorlardı ama Allah’tan düşmedim. Düşsem kim bilir ne yapacaklardı! Geriye doğru kaçtım. Benim oğlan da babama vurmayın, diye önlerine doğru çıktı. Neyse oradan kurtulduk bir şekilde. İlk sıcak halinde anlamadım.

Meğer dipçikle vurdukları zaman çenemi kırmışlar. Saatler sonra, saat 03.00’e doğru dayanamadım acısına. Oradaki camiinin altında bir hastane vardı oraya gittim. Bana, “Biz müdahale edemeyiz, devlet hastanesine gidin.” dediler. Ben de devlet hastanesine gittim ve tedavi oldum. Çocuğunuz, askerlerin sizi darp etmesine şahit olduktan sonra bu durumdan nasıl etkilendi? İrfan AYNACI: Psikolojik olarak çok etkilendi. Hala bana kızar, “Niye her şeye atılıyorsun, her şeyi yapmaya çalışıyorsun!” diye. Diyecek bir şey yok. Elimde olan bir şey değil ki. Ama öyle askere karşı bir soğukluk, nefret falan yok çok şükür. Gazi olduktan sonra ve tedavi sürecinizde devlet ricalinden sizi ziyaret edenler oldu mu? Maddi ve manevi desteklerini arkanızda hissettiniz mi?

Gözden kaçırmayın

“Söz konusu vatansa gerisi teferruatt"- Mustafa KILIÇ “Söz konusu vatansa gerisi teferruatt"- Mustafa KILIÇ

İrfan AYNACI: Tabii devlet kurumlarından gelen çok fazla ziyaretçim oldu. Çok çeşitli sivil toplum örgütlerinden gelenler oldu. Biz gazi olacağız, şehit olacağız diye evden çıkmadık. Vatanımız için çıktık. Seçilmiş bir liderimiz var. Daha önceki darbeleri de yaşadım. O zaman Trabzon’da köydeydim. Yanımdaki ağabeylerime, “Sağcı mısın, solcu musun?” diye sorarlardı. Adam “Sağcıyım.” derse de “Solcuyum.” derse de dayak yiyordu. Hangisini dese dayak yiyordu o yüzden bir şey söylemiyorduk. Yoksa alıp götürüyorlardı. Şimdi her 10-15 yılda tekrarlanan bu darbelere biz bu kez medyanın da sayesinde Allah’a şükür izin vermedik. Bundan sonra da vermeyeceğiz inşallah. 15 Temmuz darbe girişimini, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı ve yıkıcı etkiler bırakan diğer darbelerden ayıran farklar neydi sizce?

İrfan AYNACI: Dediğim gibi teknolojik gelişmeler, insanların o gece iletişim halinde olup koordine olması, darbenin gerçekleşmesini önlemiştir ve bu açıdan geçmişte meydana gelen darbelerden ayrılmaktadır. Teknolojik gelişmeler bu kadar ilerlememiş olsaydı o gece belki de başarılı olacaklardı. Herkesin sosyal medya hesabı olduğu için, televizyonu ve telefonu olduğu için ve çabuk iletişim sağlandığı için darbenin meydana gelmesi önlenmiş oldu. Mesela takdiri ilahi öyle bir oldu şey oldu ki, her noktada 10 tane adam görevlendirsen belki de halk bu kadar başarılı olamazdı. Ama dediğim gibi Allah’ın yardımıyla engelledik. O gece her şeylerini arkada bırakıp, canlarını ortaya koyarak mücadele eden bir ruh vardı. 15 Temmuz ruhu dediğimiz bu ruhun canlı tutulması için neler yapılmalı sizce?

İrfan AYNACI: O gece milli birlik ve beraberlikle mücadele eden 15 Temmuz ruhu vardı. O ruhun gelecek nesillerimize aktarılması gerekiyor. Öyle ki seçilmiş bir liderin ama iyi ama kötü olsa bile seçimle gelip seçimle gitmesi gerekir. Eskiden yüzde 10-17 oranlarıyla seçilen başbakanlar gördük. Şimdi yüzde 53 ile seçiliyor ve yüzde 80 oranında katılım oluyor. Ama ufak bir kesim halkın irade buyurduğunu beğenmiyor ve lider olmasına izin vermiyor. Niye? Çünkü ülkenin hiç büyümesini istemiyor, ipleri elinde tutup ne derlerse onu yapacak bir lider istiyorlar. Sürekli sömürü altında yaşamamızı istiyorlar. Vatansız ne yapayım ben? O gece sokağa çıktığım zaman zaten ne çoluk çocuğumu ne de eşimi düşündüm. Yanımda duruyorlardı ama hiç korkmadık. Vatanımız olmadıktan sonra her şeyimiz olsa ne olur? Gelecek nesillerin de vatan uğruna her şeylerinden vazgeçebilecekleri bu ruha sahip olmaları gerekiyor. Bunun için yaşadıklarımız sürekli anlatılmalı, milli birlik ve beraberliğimizin önemi anlatılmalıdır. O gece şahit olup hiç unutamadığınız bir olay oldu mu?

İRFAN AYNACI: Bayrak asmış insanlara, silahsız vatandaşa, sen nasıl kurşun sıkarsın, nasıl o masum insanların üzerine tankla yürürsün? Bu halk yine şefkatle o kadar askeri kucakladı. Teslim olduklarında okşayıp, alıp şefkatle götürüp teslim ettiler. Bunlar unutulacak şeyler değil. Sizce 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı Türkiye’yi nasıl bir süreç bekliyor olacaktı?

İrfan AYNACI: Suriye’den ve Somali’den daha beter bir hale gelirdik. Belki iç savaş çıkardı. Onlardan başımıza bir lider koyarlardı. Çalışıp kazandıklarınızı bize verin, kafasıyla hareket ederlerdi. Bize yaşamak için ufak bir toprak parçası verirler miydi? Sanmıyorum. Darbe girişimi başarılı olsaydı ertesi sabah bizi alıp, bir karanlık odaya koyup, neden karşı çıktınız diyerek işkence yaparlardı. 15 Temmuz darbe girişimine teşebbüs edenler sizce bunu yapma gücünü nereden aldılar?

İrfan AYNACI: Darbeyi gerçekleştirmek isteyenler bu gücü Amerika’dan ve İsrail’den aldılar. Ama tutturmuşlar demokrasi diye. O demokrasiyi bir müddet askıya alıp bunları asacaksın. Dünyanın hiçbir yerinde demokrasi yok. İşine geldiği zaman “Al sana demokrasi!” diyorlar. Gelmediği zaman sokaklarda askerlerini aylarca, yıllarca gezdirebiliyorlar. Niye? Ufak bir olay oluyor diye. Suriye, Irak, Afganistan, Lübnan’da bir olay olsun hemen Amerika, İsrail askeri zulüm yapıyor. Amaç silah satmak, Müslümanları birbirine kırdırmak, Müslüman nüfusunu azaltmak. Dün yada 8 milyar neredeyse nüfus var. Bunun 3 milyarlık kısmını Müslümanlar oluşturuyor. Müslümanların çok olmasını istemiyorlar. 15 Temmuz gecesi yaşadığınız olayların bulunduğu yere gittiğinizde neler hissediyorsunuz?

İrfan AYNACI: Eğer öyle bir gece şu an oluyor olsaydı kesinlikle hazırlıklı giderim diye düşünüyorum. O gün böyle bir durumla karşılaşacağım bilseydim hanımı, çocuklarımı yanıma almazdım ve kesinlikle onlara karşı teşkilatlı, donanımlı giderdim. Biz daha erken çıktık. İlk başlarda psikolojik olarak çok etkilendim. Karakolların önünden bile geçmek istemiyordum. Ama artık onlardan temizlendiklerini düşünüyorum. Şimdi çok şükür rahatım. Gözüm hep o bana vuranları ve o askerleri çağıran polisleri aradı. Psikolojik destek almak için bir iki defa doktora gittim. İlaçsız psikolojik tedavi gördüm. Oraya gittiğimde durup şöyle bir düşünüyorum ve sinirleniyorum. Gözümün önüne o an geliyor. Darbe sonrası ilk 1 ay gözümü kapatır kapatmaz o anlara gidiyordum. Rüyalarıma girdiği oluyordu. O zaman zaten destek almayı düşündüm. Darbe davalarına müşteki olarak katılım gösterdiniz mi? O ortamdan biraz bahseder misiniz?

İrfan AYNACI: Tüm mahkemelere olmasa da birkaç tanesine katıldım. Adamlar sanki dalga geçiyorlar. Sanki suçlu bizmişiz gibi davranıyorlar. O kadar rahatlar ki anlatamam. Mesela hâkim, “Şu şu saatte şu kişiyle mesajlaşmışsın.” diyor. Adam kalkıp, “O sırada ben belki başka bir yere gitmişimdir, telefonum masanın üstünde duruyordur. Bir başkası yazmış olabilir.” diyor. İnkâr ediyor. Bir başkasına, “Bu kameradaki vatandaşımızı öldüren kişi sen değil misin?” diye soruyor. “Bana benziyor ama ben değilim.” diyor. Yani bu kadar pervasız ve vicdansızlar. Tabii bizde bu duyduklarımız sonrasında kızıyoruz, sinirleniyoruz ve tepki veriyoruz. Böyle olunca da mahkeme salonundan kovuluyoruz. Sessiz kalamıyorsun. Yaşadıklarınızı paylaştığınız için teşekkür ederiz.

İrfan AYNACI: Ben teşekkür ederim.