"Yerde yaralı halde sürünerek çıkmak isteyenlere ateş ettiler" 15 Temmuz, demokratik cumhuriyetimizin yeniden varoluş tarihidir.

"Yerde yaralı halde sürünerek çıkmak isteyenlere ateş ettiler"

15 Temmuz’da darbe girişimi olduğunu ilk kimden veya nereden duydunuz? Tepkiniz ne oldu ve o an neler hissettiniz?

İlyas DENİZCİ: 15 Temmuz’da güne ikinci dükkânımın iş telaşıyla başlamıştım. Orada bir tadilat işlemi söz konusuydu. Genelde işimiz nedeniyle dükkânda geç saatlere kadar duruyoruz. Ama o gün ekstra bir durum vardı. Tadilatımız vardı. Tadilat yaparken zaten orada arkadaşlar lacivert helikopterleri gördüler. Bizim arkadaşların asker geçmişi vardı. Konuşurken, “Dolu iniyor. İçinde kesin paşalar vardır.” dedi. Arkadaşlar lacivert helikopterlerle ilgili konuşurken bir tanesi işkillendi. “Genelkurmay Başkanımızı almışlar.” dedi. Ben de “Adam bordo bereli öyle gidip alamazsın onu, sen şu televizyonu tut da duvara monte edelim.” dedim. Biz iş telaşındayız o sıra. Bulunduğumuz yer Bağdat Caddesi. Normalde sabahlara kadar yoğun bir mekândır. Ama orası bile boş. Biz iş telaşından daha olayı yakalayamadık. Televizyonu takar takmaz ben arkadaşların söylemlerinden ötürü hemen telefona baktım. Gerçekten Başbakanımız Binali Yıldırım bir kalkışma olduğunu söylüyordu. Bir rahatsız oldum, “Hadi kapatıp çıkıyoruz.” dedim ve oradan çıktık. Dışarı çıktık baktık cadde bomboş. Ama bizim inanasımız gelmiyor. Sonra dolmuşa bindik dolmuşta bir abla, “Askerler sokakta insanları tarıyorlar.” dedi. “Abla, provokatör gibi konuşma hiç memleketin askeri vatandaşını tarar mı!” dedim. Abla da “TRT’de darbe metni okunuyor.” dedi. Bende telefondan TRT’nin mobil uygulamasını indirdim ve baktım sarışın bir spiker bildiri okuyor. Bende adrenalin arttı, o an algılarım kapanmış duyamıyorum ben spikeri.

Ben algılayamadım okunan metnin darbe bildirisi olduğunu ama dolmuş şoförü anladı. “Ben buraya kadar gidiyorum buradan öteye daha gitmem.” dedi. Orada ben hala bir ihtimal veremedim. Sonra yolda bir Yunus ekibi gördüm, tam teçhizatlı baya çelik yelek işte şarjörler falan o zaman bir şeyler olduğunu düşündüm. Polislere bağırdım, çağırdım. Çünkü yolu kapatmışlardı ve kimden olduklarını bilmiyordum bir tanesi motosikletle yolu kapatıyordu. “Babanın yolunu mu kapatıyorsun, aç o yolu!” dedim. Yüz vermedi bana. Hakaret etmeye başladım, yine yüz vermedi. Yanımda da 20 senelik yapılı olan bir arkadaşım vardı. Tuttu beni, “Bir dur, bu kadar küfrü bana etsen ben bile sana bir şey yaparım.” dedi. Oradan çıktık. Sonra ATM’lerdeki insanları görünce onlara da biraz laf söyledim. Eve gittim hanıma söyledim. Hanım da idrak edemedi olayı, şaka yapıyorum zannetti. Sonra helallik alıp dışarı çıktım. En yakın emniyet birimlerine gitmek geldi aklıma, Maltepe İlçe Emniyete gittim. Yolda AK Parti İlçe Teşkilatı vardı ve minibüs yolu tıka basa insan seliydi. Yolu kapatmışlardı. Ondan sonra bu millete bir şey yapamazlar dedim. O sırada telefonum çaldı hanım arıyordu. Açtığımda eve gitmemi evi bombaladıklarını söyledi.

Ona, “Bizim evimizi neden bombalasınlar?” dedim. Eşim çok korktuğu için tekrar eve döndüm. Meğer bizim ev en üst katta olduğu için bu sonik patlamalar nedeniyle camlar titremiş bu yüzden de hanım panik olmuş. Bu panikle çocukları banyoya koyup, banyoya yataklar kaldırıp evi bayağı bir sığınağa çevirmiş. Ondan sonra ben televizyonu açtım bir yandan da Cumhurbaşkanımız nerede, neden konuşmuyor, diye düşünüyordum. O anda insanın içinden acaba bir şey mi oldu diye geçiyor. Tam o sırada Cumhurbaşkanımızın televizyonda konuşması çıktı. Açıp dinledikten sonra arkadaşlarla irtibat kurup belli yerlere gitme planı yaptık. Sonra tekrar hanımdan helallik alıp evden çıktım. Aşağıda arkadaşımla telefonla konuştum. Arkadaşım köprüde olduğunu tankın top attığını, askerlerin yaylım ateşi açtığını söyledi. “Ne diyorsun sen?” demeye kalmadan bir yaylım ateşi geldi ve hat kesildi, kapandı. Eyvah, dedim! Rüya mı görüyorum acaba diye düşünmeye başladım. Sonra taksici geldi ona arkadaşlarımın köprüde olduğunu söyleyip beni köprüye götürmesini söyledim. Bana E-5 karayolunu tankların kapattığını söyledi. Ben de ona ilk tanka kadar beni götürüp orada bırakmasını söyledim.

O da sağ olsun çalıştırdı arabayı, beni götürdü. Yerde asfaltta palet izleri vardı. Gece saat 03:00 civarı E-5 bomboş, asfalt parçalanmıştı. Akabinde Altunizade’de yoğun insan kalabalığı olunca daha fazla 291 taksiyle ilerleyemedik, orada indim. Yürümeye başladım sonra Boğaziçi Köprüsü’ne gittim. Motosiklette, sırtında böyle yük arabası lastiğiyle bağlanmış, kendini kaybetmiş, yaralanmış, yoğun bir şekilde parçalanmış insanlar gördüm. Ambulanslar, taksiler geliyordu. Hayat böyle biraz slow motion oldu. Kafanızda bir sürü ses var. “Tamam, bitti, her tarafı aldık, geri gidin.” diyorlardı. Sonra tam o esnada ince bir gaz dumanı geldi. Göz yaşartıcı gaz atılmıştı. Ondan sonra da ileri gittim olay yerine ne yapabilirim diye baktım. Askerler mevzi almış ciddi şekilde insanları tarıyorlardı. Bayağı mevzi almışlardı. Bir 100 metre mesafeyi çizmişler o 100 metre mesafenin önüne sizi geçirmiyorlar. Yürüyerek de geçirmiyorlar, motorla da geçirmiyorlar hiçbir şekilde o mesafeyi bozmuyorlardı. Sonra iki tane itfaiye aracı vardı. Bende arkadaşımın orada olduğunu düşündüm. Oralara baktım orada bulamadım. Arkadaşımı aradım nerede olduğunu sordum. Bana en önde, durakların orada olduğunu söyledi. Daha önce de telefonla konuştuğumuzda bana, “Metrobüs kaçırırsak sürebilir misin?” diye sormuştu. Ben de metrobüsün anahtarla çalıştığını düşünüp anahtarları bulmamız gerektiğini söylemiştim. “Metrobüsün anahtarını buldunuz mu?” diye sorduğumda bulamadıklarını söyledi. O esnada, ya ben gideyim bir korkutayım şunları diye düşünüyorsunuz. Aralarına nasıl girerim, diye düşündüm. Köprüde sağ ve solda mazgallar vardır. Ben onların içinden geçip yakın temasa girebilirim diye düşündüm. Ben bunları düşünürken eski köprünün orada insanlar vardı. Turnikelerin orada insanlar kol kola girmeye ve onlara doğru yürümeye başladı. O an böyle bir duraksadım. Asker onları taradı. Asker üniforması giymiş şerefsizler o vatandaşları taradı. Vatandaş yere yattı. Üç kişi kalkamadı, geri kalanlar sürünerek geriye veya kenara çekilmeye çalıştı. Bu esnada taramaya devam ettiler. Ben kontrolü kaybettim. İtfaiyenin dışına adımımı attım, gitmeye çalıştım. İkinci adımdan sonra cuntacı asker sol bacağımdaki atar damarı kopardı. Ayağımdan aşağı itfaiye hortumundan su akar gibi kan akmaya başladı. Şaşırdım. Böyle bacağımı bastırdım kan fışkırıyordu. Bir arkadaş yine bacağımı tuttu bastırdı ben hala gitmeye çalışıyordum. Arkamı döndüm, sürünür vaziyetteyken bir tane mermi de kalçama geldi. Sonra döndüm arkaya hakaret etmeye başladım. Bir vatandaş sağ olsun geldi elimden tuttu kaldırdı. Zaten tek bacağımı kullanamıyordum o beni ateşin içinden aldı. O esnada bir şarjör daha bitirip, sonra tekrar ateş etmeye devam ettiler. Beni yürüyerek okul servisine götürdüler oraya geldiğimde zaten bayılmıştım. Sizi hangi hastaneye götürdüler ve hastanede neler yaşadınız?

İlyas DENİZCİ: Beni Zeynep Kamil Kadın Doğum Hastanesine götürdüler. Başhekim sadece kalp masajı yapmayı biliyormuş ve o kalp masajı yaptıktan sonra uyanmışım. Kendime geldiğimde atar damarımdan hala kan fışkırmaya devam ediyordu. 4-5 tane turnike vardı. Eğer o 4-5 turnike olmasaydı ve kalbim durmasaydı büyük ihtimal Hakk’ın rahmetine kavuşmuştuk. Daha sonra hademe geldi bacağıma bastırmaya başladılar ve ameliyathaneye almaya başladılar. Ben kadın doğumda ameliyat için beklerken, ambulans çağırıp beni başka bir hastaneye götürdüler. Hastanede 9. ve 14. katlar dolu olduğu için kuleye çıkartmalarını söylediler. Tabii ben şanslıydım çünkü herkesin sedye, ambulans şansı yoktu. Hatta şöyle söyleyeyim o yoğunluktan dolayı olmalı ki doktor ne lokal ne de genel anestezi yapmadan bacağımı kesti. Açtı içini ondan sonra elindeki cımbızı çıkartıp bir şey çıkarmaya çalışıyordu. Ben mermi çıkarmaya çalıştığını zannediyordum. Ama bacağımın içinde atardamarı bulmaya çalışıyormuş. Atardamarı buldu çıkardı sonra narkoz verip, ameliyata aldılar. Buraya kadar o gece yaşadıklarınızı detaylı anlattınız. Hastane süreciniz nasıldı?

İlyas DENİZCİ: Sonrasında uyandığımda tabii bir korku, bir telaş vardı. Bunu anlatmak ne kadar doğru bilmiyorum ama yoğun bakımda kendime geldiğimde hemşire bana polis mi, asker mi olduğumu sordu. Ben de vatandaş olduğumu ve vatandaşlık görevimi yaptığımı söyledim. Kötü muamele yapmadı sadece konuşması rahatsız ediciydi. Akabinde ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama polisler geldi. “Şikâyetçi misin?” dedi. Ben onlara sert çıktım, sonra başka bir polis geldi. “Ben de Trabzonluyum. Bak hemşehrim yapma öfkelisin. Biz de sizdeniz. 2 bin 500 tane subay aldık.” dedi. Onu dediği zaman daha da korkmaya başladım. Beni odaya çıkardılar, orada bir gece yattım. Eşim yanımda evde de iki tane çocuk vardı. Eşime eve gitmesini söylediğim halde gitmeyince kalkıp elimizi kolumuzu sallayarak hastaneden çıkıp eve gittik. Tedavi sürecim çok uzun sürmedi. Birkaç gün sonra toparlanmaya başladım. 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesindeki en büyük faktör sizce neydi?

İlyas DENİZCİ: Tabii ki Cumhurbaşkanımızın sokağa çıkma çağrısı ve dik duruşu çok önemliydi. İlk çıktığımda sudan çıkmış balık gibiydim ama onun çağrısını duyduktan sonra ölümüne mücadele için cesaretlendim. Cumhurbaşkanımızın çağrısı olmasaydı bile ben çıkardım ama daha önceki birikimlerimiz, daha önce yaşadığımız süreçler, daha önce insanların üzerinde bıraktığı etkiler o gece meyvelerini verdi. Mesela Abdülhamit Han’ın tahttan bir darbe sonucu indirilmesi, Adnan Menderes’in asılması, Turgut Özal’ın zehirlenmesi bunların hepsini düşününce tekrar böyle bir şey olmasına müsaade edemezdik. Necmettin Erbakan’a yapılanları biliyorum. En basitinden askere operasyon yapıp neden adını Ergenekon koyarlar ki? Başka bir isim mi bulamadılar da bir Türk destanının adını koydular. Bu bile beni çok rahatsız ediyordu. Ben bir Karadenizliyim ve kimse benim irademin sahibi değildir. O gece tüm halkın böyle düşünüp çıktığını düşünürsek, darbenin önlenmesindeki faktörleri bunlar olarak sayabiliriz. Sosyal medya, cep telefonları, bizim o gece sıkı bir iletişim halinde olmamız darbenin önlenmesinde büyük rol oynamıştır. 15 Temmuz darbe girişimi gecesinden eve dönüş sürecinize kadar yaşayıp unutamadığınız bir ana şahitlik ettiniz mi?

İlyas DENİZCİ: O gece askerlere doğru gitmeye çalışan insanların, vurulduktan sonra geriye doğru kaçarken, askerlerin onlara ateş etmeye devam etmeleri çok zoruma gitmişti. Oraya çıktığımızda bizi darp edeceklerini zaten biliyorduk. Fakat yerde sürünen insana ateş etmeleri çok acıydı. O anı hiç unutamıyorum ve hatıramda hep canlı kalacak. Siz o gece vurulduktan ve gazi olduktan sonra devlet ricalinin size maddi ve manevi olarak destekleri konusunda bir sıkıntı yaşadınız mı?

İlyas DENİZCİ: Devletimiz o zamanki olağanüstü süreçte gerek sosyal olarak gerek diğer hizmetleri ile kendini gösterdi. Bize olayın hep pozitif tarafını göstererek moral ve motivasyon sağladılar. Maltepe Kaymakamımız sağ olsun bizimle çok ilgilendi ve ilgilenmeye devam ediyor. Birileri bir şey verdikleri zaman rahatsızlık veriyorlardı ama o bize bir şey verdiği zaman herhangi bir rahatsızlık hissettirmiyordu. Ben ilk etapta gazilik için müracaatta bulunmamıştım çünkü hevesli değildim. Fakat benim işimle benden daha çok ilgilenip, defaatle evime gelip işlemlerimi yaptılar. Devletimizin sağladığı imkanlar sayesinde küçük oğlum bile şimdiden ‘Ben Türk askeriyim!’’ diye dolaşıyor. Vatanının, bayrağının bilinciyle büyüyor. Allah izin verirse ileride de bir TSK personeli olur. 15 Temmuz darbe girişimi mimarlarının böyle bir girişimi yapmak istemelerinin sebebi sizce neydi?

İlyas DENİZCİ: Ben bu olaya 17. yüzyıldan bakmaya başladım. Pensilvanya’nın kurucusu William Penn, eyaleti kurduktan sonra orada ajan yetiştirmiştir. İlk tokadı yediği Osmanlı’ya Cezayir’de operasyon düzenlemiştir. Akabinde bizim içimizde okullar kurmuştur. Bunu adı FETÖ’dür, bir önceki PKK’dır, bir önceki Asala’dır, bir önceki Taşnak’tır. Bu film hep aynı senaryo üzerinde. Bence milli bir şuuru olmayan toplumda her daim böyle sahipsiz çocuklar, birilerinin köpekleri olacaktır. Bunun olmaması için bizim gerçekten milli değerlerimizi gelecek nesillere aşılamamız gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu şekilde bazı şeylerin önüne geçebiliriz diye düşünüyorum. Adına 15 Temmuz ruhu dediğimiz o ruhun canlı tutulması gerektiğini düşüyor musunuz?

Gözden kaçırmayın

Korumak istediği asker, silahıyla hedef aldı- Mustafa KAYA Korumak istediği asker, silahıyla hedef aldı- Mustafa KAYA

İlyas DENİZCİ: Milli birlik ve beraberlikle mücadele ettiğimiz 15 Temmuz ruhunun kesinlikle canlı tutulması gerektiğini düşünüyorum. Çok istediğimiz o menfaatleri elde edebiliriz. Eğer benim beklentim maddiyat ise o maddiyatı da elde edebilirim. Maneviyat ise zaten ayrı bir güzelliği var. Çok uç satılmış güruhlar hariç toplumun tüm kesiminde birlik ve kenetlenme durumu var. Eminim ki her gruptan insan bayrağımıza selam durabiliyor. 15 Temmuz ruhuyla birlikte her kesimi bir araya getirip ortak küme dediğimiz milli birlikteliğimizi oluşturabiliriz. Bu ruhu sadece bir kesimin sahiplenip diğer kesimlere karşı baskı aracı olarak kullanmaması gerekiyor. Ben keza bunu yapmamaya çalışıyorum. Bu ruhu canlı tutabilmek için de bazı tarihi olayları bilmek ve bunun üzerinden durum değerlendirmesi yapmak lazım. Afganistan’ı, Irak'ı nasıl karıştırdıklarını bilmek lazım. Afrika ve Asya'da Batı’nın yaptığı zulümleri belgesel olarak izlettirmeliyiz. Amerika'ya “Hayır!” demeyi başarmalıyız. İnsanlar milli iradelerine sahip çıkmalı. Haçlı ordusuna 15 Temmuz’da dur dedik. Bunların tekrarlanmaması için birliğimizi korumalıyız. 15 Temmuz’da ve sonrasında yaşadıklarınızı paylaştığınız için teşekkür ederiz.

İlyas DENİZCİ: Ben teşekkür ederim.