"Karanlık geceden aydınlık sabaha götüren iman"

15 Temmuz darbe girişimi gecesinde haberi ilk nereden veya kimden duydunuz? O ana kadar gelişen süreci anlatır mısınız?

Hanefi YAZICI: 15 Temmuz akşamı her zamanki gibi işten eve gelmiş ve saat 20.00 gibi biraderimle balkonda oturmuş çayımızı içiyorduk. Evimizin balkonundan otoban yolu görünüyor. Orada her zamankinden farklı ve yoğun bir trafik vardı. Başta kaza olduğunu düşündük. Akşam saat 22.00 sularında televizyonu açıp baktık ki kalkışma olduğu yününde haberler geçiyor. O sırada tabii çok şaşırdık, nasıl böyle bir şey olabilir diye düşündük. Kardeşimle ve iki oğlumla birlikte sokağa çıkmaya, yani Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne gitmeye karar verdik. Biz evden çıktığımızda sokağa çıkma çağrısı henüz yapılmamıştı. Eğer böyle bir olay olacaksa şayet, elimizde bayraklarla karşı durmak gerekir diye kritik yapıp sokağa çıkma kararı aldık. Benim bel fıtığım vardı ve yarı kambur şekilde yürüyordum. Bu şekilde nasıl giderim diye düşünürken biraderim gelip, “Gidelim!” deyince “Ya Allah!” deyip çıktık evden. Köprüye varana kadar zaten her yer çok hareketliydi. Köprüye vardığımızda aşırı bir kalabalık vardı. Gece saat 01.00-02.00 gibi biz köprüyü ele geçirdik. Ondan sonra bu sefer Çengelköy’de hareketliliğin yoğun olduğunu söylediler. Tabii her yer kapalı araçlar tüm yolları kapatmış, bir de üstüne insan seli derken oradan nasıl çıkacağımızı düşündük. Kardeşim köprüye doğru gelen bir aracı durdurup, Çengelköy’de hareketliliğin olduğunu söyleyip bizi oraya götürmesini rica etti. Aracın sahibi de kabul etti ve Çengelköy’e doğru gitmeye başladık.

Küçüksu’ya vardığımızda asker barikat kurmuştu ve haberi duyan halk yürüyerek Çengelköy’e gidiyordu. Biz de araçtan inip kalabalığın başında yürümeye başladık. Barikatın önüne yaklaştığımızda askerler barikatı kaldırıp bizimle beraber Çengelköy’e doğru yürümeye başladılar. Biz normal yoldan yürüyorduk askerler kaldırımlardan bizimle beraber yürüyorlardı. Valiköy’e vardığımızda orada da askerler barikat kurmuştu ve bizimle beraber gelen askerler onlara barikatı kaldırmalarını söylediler. Barikatı kaldırıp oradaki askerler de bize katılıp yürümeye başladılar. Çengelköy’e doğru giderken Kuleli Askeri Lisesinin önüne vardığımızda orada da askerler barikat kurmuştu ve bu sefer o barikat kalkmadı. Barikatları kaldırıp bizlere katılan askerler oraya vardığımızda yanımızdan ayrılıp karşı tarafa geçtiler. Yani Kuleli Askeri Lisesinin önünde barikat kuran askerlerin yanına geçtiler. Oradaki bir komutan bize, ‘’Dur!’’ ihtarında bulundu. Biz bu ihtara uymayacağımızı söyleyip yürümeye devam etmeye çalıştık. Ben, kardeşim, çocuklarım büyük bir Türk bayrağını açmış kalabalığın en ön safında yürüyorduk.

En önde biz olunca kardeşimle dur ihtarında bulunan asker arasında sözlü münakaşa yaşandı. Durmayacağımızı ve sivil halka ateş edemeyeceğini söylediğimiz asker, ‘’Ateş serbest!’’ emri verdi. Kimi askerler havaya ateş ederken kimi doğrudan halka, bize doğru ateş ediyordu. Öyle az buz da değildi. Tabii o ateş etme esnasında bacağımda vurulmuşum, haberim bile yok. Çünkü yara sıcak olunca başta acı hissedilmiyor. Sonra kardeşim de vurulmuş meğer. Çocuklarım bizi hastaneye götürmek için araç ayarlamaya çalıştılar. Aracı bulup bizi Beykoz Devlet Hastanesine götürdüler. Hastaneye vardığımızda sabah saat 5 gibiydi. Her yer ana baba günüydü. Yaralılar, normal hastalar derken hastane tıklım tıklım olmuştu. Orada tedavimiz yapıldı ve doktor yatış yapmamız gerektiğini söyledi. Fakat hastane o kadar kalabalıktı ki sedye dahi yoktu. Bu şartlarda burada yatıp dinleneceğime gidip evimde dinlenmeyi tercih ettim. Daha sonrasında yetkili makamlar sizinle ilgilenmek adına ziyaret, maddi ve manevi destek sağladılar mı?

Hanefi YAZICI: O gece yaralandıktan ve hastane sürecinden sonra evde dinlenmeye çekildik. İki ya da üç gün sonra kaymakam olsun, vali olsun birçok devlet yetkilisi ziyarette bulundu. Aynı şekilde hastaneye kontrollerimiz için gittiğimiz de doktorlar ve sağlık personellerimiz bizimle en iyi şekilde ilgilenmeye çalıştılar. Devlet yetkililerinden bu konuda yeterli maddi ve manevi desteği gördüğümü düşünüyorum. Sağ olsunlar. Darbe girişimi üzerinden yaklaşık 3.5 sene geçti. O gece şahit olduğunuz ve hala unutamadığınız birçok olaya şahitlik etmişsinizdir. Hafızanızdan silinmeyen bir olayı anlatır mısınız? Hanefi YAZICI: O gece, anlatılması çok güç bir geceydi. İnsanlar kendi iradesinin altında değildi. Normalde insanlar kendi iradeleriyle hareket ederler ama oradaki irade çok farklıydı. Ben kendimden örnek vereyim. Ben kendi irademle hareket etmedim. Yarı kambur şekilde yürüyemezken, saatlerce yürüyüp bir de üstüne mermilerden korunmaya çalıştım. Bambaşka bir atmosferdi. İnsanlarda, Allah tarafından verilmiş bir güç ve cesaret vardı. Düşünün ki 18 ve 24 yaşlarında iki oğlumla ve biraderimle sokağa çıkmışım ve asker üzerimize ateş ediyor.

O sırada çocukları koruma güdüsü bile insanın aklına gelmiyor. O gece hafızamdan asla silinmeyen manevi bir olayı anlatmak istiyorum. Askerler üzerimize doğru, doğrudan ateş ettikleri halde mermiler vatandaşlara isabet etmiyordu. Yani o mermiler hedef gözeterek silahtan çıkıyor fakat isabet etmiyordu. Hedefe atılan her bir mermi hedefe isabet etseydi oradaki tüm vatandaşların ya ölmesi ya da yaralanması gerekiyordu. Çünkü yerler mermi kovanı doluydu. Allah tarafından insanlar koruma altına alındı. Allah’ın lütfundan başka bir şey değildi. Sizleri ve halkı o gece sokağa döken duygunun manevi bir güç olduğunu söyleyebilir miyiz?

Hanefi YAZICI: Bizi o gece sokağa döken güç elbette ki manevi bir güçtü. Bize Allah tarafından verilmiş bir cesaret olmasaydı ben iki çocuğumla mermiye karşı koymaya çalışır mıydım? Mevzu vatan olunca insanın gözü hiçbir şey görmüyor. Adeta bir savaş alanı gibiydi. Bizler de manevi cesaretimizi kuşanıp, elimize sadece Türk bayrağını alarak çıktık. Manevi gücümüz olmasaydı milyonlarca insan her şeylerini bırakıp ellerinde sadece Türk bayrakları ile sokağa çıkamazlardı. 15 Temmuz gecesi çok uzun bir geceydi ve sabahın ilk ışıklarına kadar hatta bazı yerlerde sabah 8’e kadar insanlar çatışma halindeydi. Türk milletinin darbesiz bir sabaha uyanmasına vesile olan en büyük etken sizce neydi?

Hanefi YAZICI: Normal hayatımızda kendi iradesiyle hiç kimse kendisini kurşunlara siper etmez. Fakat o gece milletimizin kaderinin belirleneceği bir geceydi. Tabii ben evden çıkarken elbette bunları bile düşünmeden, nereye gittiğimi bilmeden evden çıktım. Tek bir düşüncem vardı o da vatandı. Elimden gelen tek şey de çocuklarımı alıp sokağa çıkmaktı. Ben sokağa çıkan binlerce insanın da o an kendi iradesiyle sokağa çıkmadığına inanıyorum. Allah’ın bize verdiği güç ve cesaret sayesinde biz o gece sokağa çıkabildik. Ve yine o güç ve cesaret sayesinde kendimizi kurşunlara siper ettik.

Sokakta 8 yaşındaki çocuktan 80 yaşındaki yaşlıya kadar her gruptan insan vardı. Hepsinin tek amacı o gece vatanına sahip çıkmaktı. Bunu ellerinde bayrakla dillerinde tekbirle yaptılar. Allah bizlere çıkma iradesi ve cesareti verdiği gibi bizleri orada korudu da. Şehitlerimize de şehadet makamı nasip eyledi. Bizlere de gazilik nasip oldu. Yani Türkiye’nin o gece darbesiz bir sabaha uyanmasına vesile olan en büyük etken Allah’ın yardım ve inayetiyle halkın sokaklara çıkmasıydı. Gazi olduktan sonra insanların olumlu ve güzel tepkileri olduğu gibi bazen olumsuz tepkilerle karşılaşan gazilerimiz de oldu. Sizler bu tarz olumsuz tepkilerle karşılaştınız mı?

Hanefi YAZICI: Evet ben de olumlu ve güzel dönütler aldığım gibi yakın çevremden ve arkadaşlarımdan olumsuz tepkiler de aldım ve alıyorum. Bu tepkiler genellikle şu şekilde oluyor: ‘’Siz öbür dünyada bu insanlara nasıl hesap vereceksiniz, kalktınız gittiniz insanları sokağa döktünüz, siz gerçek gazi değilsiniz…’’ Onlara ben kendimce açıklama yapıyorum elbette, o gece Allah rızası için ve vatanım için çıktığımı söylüyorum. Yaş itibariyle 1980 Darbesi’ni, 28 Şubat Post-Modern Darbesi’ni gördünüz. Bu darbelerden ve korkunç sonuçlarından sonra 15 Temmuz darbe girişimine kalkışan bu yapı neden cesaret alarak böyle bir şey yapmış olabilir?

Hanefi YAZICI: Türkiye toplumu temiz ve iyi niyetli bir toplumdur. Vatanına ve dinine hizmet ettiğini düşündüğü şeylere karşı hoşgörülü davranan bir toplumuz. Bu sadece bu yapı için değil tüm tarikatlar ve cemaatler için geçerli. Kendi aklımızı kullanma iradesi bize verilmişken, bu tarz yapılara aklımızı kiraya vermemizin bir mantığı yoktur. Bu her yönüyle böyle olmalıdır. İnsanlar bazı kişileri sevebilir saygı duyabilir ama kendilerini, fikirlerini tamamen onlara satmamalıdırlar. 15 Temmuz gecesi bu yapının böyle bir olaya kalkışması da insanlarımızın onlara iyi niyetle bakmasından oldu. O gün bu kalkışmayı FETÖ yaptı ve bitirildi. Fakat bu yapı gibi birçok cemaat, dernek ve yapı var. Bugün keza takım tutar gibi parti tutuluyor. Yanlışını görmeden, eleştiriye bile tahammül edemeden canla başla savunuluyor. Bu toplumumuzda maalesef bir eksikliktir ve bu tarz sonuçlar doğuruyor. Körü körüne hiçbir şeye bağlı olmamak gerekiyor. Allah’ın kuralları bellidir ve bir aklınız, iradeniz vardır onu pazarlamaya, satmaya gerek yoktur. Toplumumuzun iyi niyetinden faydalanıp bu darbe girişimine kalkıştılar fakat başaramadılar. 15 Temmuz gecesi sokağa çıkmış ve bedel ödemiş bir gazi olarak bize o geceyi nasıl anlatırsınız?

Hanefi YAZICI: Ben en başta bir baba ve sonra bir vatandaş olarak, 15 Temmuz’un Çanakkale Savaşı’ndan bile daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Burada asla Çanakkale Savaşı ile 15 Temmuz’u kıyaslamıyorum sadece tehlikeli bulduğum noktaya değinmek istiyorum. Şu açıdan tehlikeli buluyorum: Çanakkale Savaşı’nda düşmanımız belliydi ve ona karşı yapılacak hamleler de belliydi. Fakat 15 Temmuz’da dost ve düşman belli değildi. Hangi askerin darbeci hangi askerin darbeci olmadığı belli değildi. Asker ve polis karşı karşıya gelmişti. Savunmasız halkaateş eden askerlerden bahsediyoruz ki asker, polis Türk milleti için ne kadar özel ve değerlidir hepimizin malumu. Ve o gece mesela Kulelinin önünde göz göze geldiğimiz askerlerin bir kısmı ağlıyordu. Teslim aldıklarımızın içinde de yine ağlayanlar ve haberleri olmadığını söyleyenler vardı. Böyle korkunç ve zor bir geceydi. Bu açıdan bir vatandaş olarak 15 Temmuz’u, maddi ve manevi açıdan büyük zorlukları olan bir gece olarak nitelendiriyorum. Bir daha 15 Temmuzların yaşanmaması ve o gecenin hatıralarının yaşatılması adına 15 Temmuz ruhunun canlı tutulması gerekiyor mu? Bu ruhun canlı tutulması için neler yapılmalı?

Hanefi YAZICI: 15 Temmuz’un üzerinden 3 yıl gibi kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen insanlarda şimdiden o gecenin dehşetini unutma gibi bir şey başlamış. O gecenin mirasına saygıyı korumak gerekiyor. Kitaplar basılmalı, gündemde tutmak için etkinlikler yapılmalıdır. Çünkü 15 Temmuz ruhu bambaşka bir ruhtu. Allah tarafından insanlara verilmiş cesaretin göstergesiydi. Bu yüzden elbette bu ruhun canlı tutulması gerekiyor. Bunun için de yetkililerin çalışmalar yapması gerekiyor. Bu ruh şu açıdan da canlı tutulmalı. Bir daha insanlar kendi akıllarını, iradelerini cemaatlere, tarikatlara teslim etmesinler. Bu sadece tarikatlar ve cemaatler içi değil hayatımızın her alanında böyle olmalıdır. Bir takım tutarken de irademizi satmamalı bir parti tutarken de. Allah bir daha 15 Temmuzları yaşatmasın. Dehşet verici bir geceydi. O kadar mermiye rağmen halen yaşıyor olduğuma ve yaşıyor olduğumuza şükrediyorum. Televizyonlarda göründüğü gibi değildi. Çok daha şiddetli bir geceydi. Adeta savaş alanı gibiydi. Neredeyse her barikatın kurulduğu yer savaş alanı gibiydi fakat medyada bunların hiçbiri yer almadı. Sadece köprüleri, Saraçhane’yi ve belli noktaları haber yaptılar. Oysa daha fazla yerde çatışma yaşandı. Bu açıdan zor ve dehşet verici bir geceydi. Allah bir daha yaşatmasın. Samimi açıklamalarınız için teşekkür ederim.

Hanefi YAZICI: Ben teşekkür ederim.