"Kurşun yemesine rağmen hastaneden köprüye döndü"

15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimini ilk nereden veya kimden duydunuz? İlk duyduğunuz zaman neler hissettiniz ve sonrasında gelişen süreç nasıldı? Anlatır mısınız?

Haldun RAMAZANOĞULLARI: 15 Temmuz günü her zaman yaptığım gibi sabah uyanıp işe gittim. Yoğun bir işimiz var. İyi başlamıştı gün ta ki akşama kadar. O zamanlar ülkemizde terör olayları vardı. Hala daha devam ediyor. O gece haberlerde tankların köprüyü kapattığını görünce ben yine darbeye değil terör olaylarına yordum. Başta devletimizin haberi vardır, diye düşünmüştüm. Önlem amaçlı köprüyü kapatıyorlardır, ekstra bir durum yoktur, diye düşündüm. Ama zaman zaman, “Darbe olur mu, yapabilirler mi?” diye konuşuluyordu. Böyle söylentiler vardı ama biz bunun olabileceğini hiç düşünmedik. Hatta vatandaşın bir tanesiyle konuştuğumuzda darbenin yapılabileceğini söylemişti. Ben insanların artık yeni olan Türkiye’yi gördüklerini düşünüyordum. Türkiye çok sınıf atladı, basamakları çok hızlı çıktı. Darbe çok demode bir şeydi. Darbe ne demek oluyordu? Biz 1970’li yıllarda değildik ki! 3. dünya ülkesi miyiz darbe olsun?

Türkiye’nin basmak atladığını düşündüğümüz için darbenin olmasını mümkün görmüyorduk. Böyle bir şeye cüret edeceklerini düşünmüyorduk. Yapılsa bile vatandaşların iyi ile kötüyü ayırt edebildiğini, darbeye karşı çıkacaklarını ben her konuşmamda söylerdim. Bazen böyle konuşurken, “Darbe olursa sen mi engel olacaksın?” derlerdi. Ben de onlara, “Engel olup olmayacağımı bilemem ama ilk önce ben giderim.” demiştim. Darbe girişimine dönecek olursak eğer, o gece sosyal medyada da köprülerin kapatıldığını ve darbe olabileceğini söyleyenler vardı. Ama asıl saat 20:00–21:00 civarı haberlerde artık bunun bir kalkışma, darbe girişimi olduğunu Binali Yıldırım’ın açıklamasından öğrendik. İlk başta herkes gibi şok oldum. İçim içimi yedi. Böyle bir şeyi ülkemiz hak etmiyordu. Ülkemize bunun reva görülmesi beni çok üzdü. Ülkemizde herkes çalışıyor, çabalıyor, gayret ediyordu ve bu emeklerin karşılığının böyle olmaması gerektiğini düşündüm. Hak etmediğimiz bir durumla karşı karşıyaydık. Biz Karadenizliler olarak güçlünün yanında değil, haklının yanında olmayı tercih ederiz. Her zaman haklıdan yanayız. Buna da karşı çıkmak lazımdı. Tanklar karşı taraftan gelmişti.

Bir farklılık görememiştik. Göremediğimiz için de darbeye yoramamıştık. Hanım çoluk çocuk içerdeydi. Hiçbir şeyin farkında değildiler. Televizyonda bildiriyi görünce inanamadım. Bir daha dinledim, bir daha dinledim. Darbe yapıldığını, yönetime el konulduğunu, sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duyunca darbe olduğunu anladım. Benim hemen şarteller attı. Sokağa çıkmak nasıl yasaklanabilirdi? Benim irademe sen ne hakla kısıtlama koyabilirsin? Ben hemen giyinmeye başladım. Tepki için sokağa fırladım. Çıktığımdan kimsenin haberi yok. Bir bayrağım vardı yanıma aldım, hemen arabaya atladım. Sokağa çıkmayın çağrısına karşılık ilk tepkim sokağa çıkmak ve darbeye tepki vermek oldu. Daha Cumhurbaşkanımız açıklama yapmamıştı. Ben çıktığımda sokaklarda da kimse yoktu. Evden kimseye haber vermeden, yanınıza sadece Türk bayrağını alıp sokağa çıktınız. Yola çıktıktan sonra neler gördünüz, nelere şahit oldunuz?

Haldun RAMAZANOĞULLARI: Dediğim gibi bu yapılan büyük bir haksızlıktı. Buna karşılık sokağa çıktım. Alemdağ’da bayrak sallıyordum kimseler yok, kornaya basıyordum evden çıkılsın diye ama kimse yok! Allah’ım bir tek ben mi çıktım, diyordum. Aşağı Şile yoluna indim birkaç araba gördüm. Cumhurbaşkanımızdan hiç haber alamamıştık. Yolda giderken neoldu ne bitti diye radyo dinliyordum. Onun açıklamaları sonrasında millet sokaklara çıkmaya başladı. Allah’ıma şükürler olsun tek değilmişim dedim. Ondan sonra devam ettim. Nevzat Demir’e doğru gidiyordum. Cumhurbaşkanımız insanları havaalanına, meydanlara davet etmişti. Ben de bu çağrı üzerine Atatürk Havalimanı’na gitmeye karar verdim. Dudullu’nun orada yaklaşık 8 -10 tane polis yolu kestiler. Nevzat Demir’in o tarafa doğru yolu kapattılar, ellerinde makineli tüfekler vardı. Onlara, “Hayırdır, neden yolu kestiniz?” diye sordum. “İleride olaylar var, onlara müdahale ediyoruz.” dediler. “Biz de onun için geldik, yolu açın müdahale etmeye gideceğiz.” dedim. O anda polisler darbecilerden yana mı kimden yana onu da bilemiyorsun.

O anlamda da nasıl davranacağını bilmiyorsun, yolu açmadılar. Ben oraya bir şekilde gideceğim, dedim. Cumhurbaşkanımız çağrı yapmış. Biz gideceğiz oraya kimse bunu engelleyemez! Döndüm bu sefer Altunizade’den doğru gitmeye çalıştım. Altunizade Köprüsü’nün altında arabamla ilerleyemez hale geldim. Arabalar gitmiyordu. Saat 23.30- 00.00 gibi insanların bir kısmı Sabiha Gökçen Havalimanı’na, bir kısmı E-5 yoluna, bir kısmı Dudullu Polis Karakolunun oraya gitmeye çalışıyordu. İnsanlar akın akın yollardaydı. Herkesin elinde bayrak dilinde tekbir vardı. 3 tane benzinlik dolaştım benzin yoktu, vermiyorlardı. Sonunda Allah razı olsun bir tanesinden aldım. Altunizade’den oluk oluk insanlar yürüye yürüye köprüye gidiyorlardı. Bizde onlarla köprüye devam ettik. Altunizade Köprüsü’nden baktığınızda eski adıyla Boğaziçi Köprüsü’nün -şu an 15 Temmuz Şehitler Köprüsü- yarısından yukarısı gözükür ama diğer yarısı gözükmez. O anda tankların olduğu bölüm gözükmüyordu. Tam o bulunduğum yerde birisi vuruldu. Ateş edildi. Yere düşer düşmez öbek öbek kan oldu. Büyük kalibreli bir silahla vurulduğu belliydi. Etrafa bakmaya başladık, tankın ateş etme imkânı yok çünkü orayı görmüyordu. Gören bir atış usulüyle vurulmuştu. Askerler mi vurdu diye bakıyorduk, asker yoktu. Yanlardan ateş mi ediyorlar diye düşünmeye başladık. Ama daha sonrasında öğrendik ki o köprünün üzerinde keskin nişancı varmış. İnsanlar köprüye gelirken ateş ederek gelmesinler diye vuruyormuş. Ama Allah’a şükürler olsun ki ne ben ne başkası geri adım atmadı. Yine biz yürümeye devam ettik. O vurulan arkadaşımızı arabaya koyduk, gönderdik. Çok kan kaybetmişti, yerler kan doluydu, inşallah yaşıyordur. Köprüye geldiğinizde olaylar nasıl gelişti, neler yaşandı?

Haldun RAMAZANOĞULLARI: Köprüde çok şey yaşandı. Çanakkale ruhu diye bir ruh vardır. Hep anlatılırdı. Ben her sene Çanakkale’ye elimden geldiğince giderdim. Çanakkale dediğimiz ruhu belki okuyanlar da anlayamayacak. Eskiden biz de anlayamıyorduk. Yemedi, içmedi, öleceğini bildiği halde yine de cepheye gitti, kaçmadı cepheden geri de dönemedi. Biz onu anlatan adamı anlayamazdık. Okuyanlar da belki anlayamazdı. Ancak böyle bir şey yaşadıkları zaman anlayabiliyor insanlar. Mesela o gece de öyle bir geceydi. Oraya insanlar gidiyor, vuruluyor, yardım edip kaldırıyorsun ama insanlar bir adım bile geri atmıyorlar, mücadeleyi bırakmıyorlardı. Bunu orada yaşayarak gördük. Allah insanların içinden o korkuyu alıyor mu ne oluyor bilemiyorum ama orada onu gördük yaşadık. Allah bir daha da yaşatmasın. Bizde vatan millet denildiğinde akan sular durur. Çoluk çocuk demedik, vatanımız dururken bunlar hiç aklımıza bile gelmedi. Çok arayıp, “Gitme, geri gel, bak çoluğun çocuğun var, vururlar.” dediler. Ben de telefonu kapattım. Vatan mı önemli çoluk çocuk mu önemli? Vatan olmadan hiçbir şey olmaz. Trabzon insanına vatan denildi mi orada her şey biter. Gururla da her zaman Trabzonlu olduğumuzu söylüyorum. Bizim Karadeniz insanı bu konuda çok farklıdır. Neyse köprüye vardım, baktım tankları dizmişler. Ellerinde silahlar, yaklaşık 5 dakika ara ile insanları tarıyorlardı. Rastgele ateş ediyorlardı. İnsanların hiçbirinin elinde silah yoktu. Hiçbirinde katil bir ruh yoktu. Tamamen vatani düşüncelerle onlara böyle bir şey yapmamaları gerektiğini, teslim olup bu işten vazgeçmeleri gerektiğini ve geri dönmelerini söylüyorlardı. Ellerinde Türk bayrağı dışında hiçbir şey yoktu. İnsanlar bu şekilde onlara yaptıklarının yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyordu.

İnsanlar resmen yalvarıyorlardı. Askerlere doğru giderek, “Bak ben deden sayılırım, baban sayılırım.” diyerek konuşmaya çalışıyorlardı. Fakat onlara doğru gidenleri vurup düşürüyorlardı. Gidip yardım ediyor, arabaya taşıyorduk. Sonra polislerle konuşuyor, istişare yapıyorduk. Orada polis karakolu vardı. Polisleri öne sürmeden nasıl durduracağımızın kritiğini yapıyorduk. Bu Çanakkale ruhu orada destansı bir şeydi. İzin vermedik onlara. Bu anlamda gurur duyuyorum. Sabaha kadar polislerle ne yapabiliriz, nasıl durdurmalıyız şeklinde konuştuk. Zaman zaman araçlarını hazırladılar bindiler müdahale etmek için ama karşısındaki de tank! Ona yapabilecek hiçbir şey yok. Çıktığı zaman tank topunu çeviriyor, ateş ediyordu. İlk ateş ettiği zaman tank kuleyi vurdu. Vurunca öyle bir duman çıktı ki polislerin binasının vurulduğunu düşünüp oraya doğru koştuk.

Baktık polisleri vurmamış kuleye ateş etmişler. Top mermisi yamaca saplanmış kalmıştı. O polislerin yanındayken o anda sabah ezanından sonra selalar hiç susmadı. Boğazın suyunun etkisi midir bilmiyorum ama her taraftaki selayı duyabiliyorduk. Telefondan haber almaya çalışıyorduk. Hemen hemen her yerde kalkışma bitmişti. Ankara’da biraz sürüyordu. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde olaylar bitmişti. Oradakileri çağırıyordum. Sabah namazı zamanı tank ilk atışını yapmıştı. O atıştan yaklaşık olarak 10 -15 dakika sonra ben vuruldum. Vurulma anınızdan bahseder misiniz? Tam olarak nasıl ve ne şekilde vuruldunuz? Hastaneye kaldırılma sürecinizi anlatır mısınız?

Haldun RAMAZANOĞULLARI: Muharrem diye bir arkadaşım vardı. Ondan haber almaya çalışıyordum. Tam onunla konuşurken sol bacağımdan diz altından vuruldum. Yere düşmedim, ölümcül bir yara olmadığını anladım. Fakat çok kan akıyordu. Kanamaya tedbir almazsak problem olacağını tahmin edebildim. Telefonda arkadaşım Muharrem’e vurulduğumu söyledim. Şarjım bitince bağlantı kesildi. 1 dakika ayakta zar zor durabildim. Sonrasında ağrım çok arttı, dayanamadım. Oturmam gerekiyordu. Polisin bir tanesine vurulduğumu söyledim. Sivil polisti. Nereden vurulduğumu sorup gösterdiğim yere hemen tişörtünü çıkarıp bağladı. Allah razı olsun kanı durdurmak için bayrağın sopasını ve tişörtü kullanarak tampon yaptı. Ondan sonra polisler yardımcı oldular, oradan bir kamyonet çevirdiler. Şantiye arabasıydı. Herkes oradaydı işinden gücünden kopan gelmişti.

Beni Kadıköy Haydarpaşa Numune Hastanesine götürdüler. Sabaha karşı hastanenin her yeri kan olmuştu. Sargı bezi bitmişti, durum o kadar kötüydü. Doktorlar koşturuyorlardı. En son gelip röntgenimi çektiklerinde korkulacak bir şeyin olmadı. ğını söylediler. Pansuman yapmak için bir gün sonra tekrar gitmem gerektiğini söylediler. Daha sonra beni hastanenin servisine yönlendirdiler. Ağrı kesici mi vurdular, morfin mi yaptılar bilmiyorum ama ağrım o anda geçti. Ağrım o anda geçince Turgut ağabeyim vardı onu aradım. Onu arayıp nerede olduğunu sorduğumda köprüden eve şimdi gittiğini ve yattığını söyledi. Ben de ona vurulduğumu, hastanede olduğumu ve beni gelip almasını söyledim. Çok şaşırdı ve telaşlanıp hemen geleceğini söyledi. Yollar kapalıydı, belediye beton bariyerler koymuştu.

Geldiğinde ona tekrar köprüye gitmek istediğimi söyledim. Fakat bunu kabul etmeyip vurulduğumu ve dinlenmem gerektiğini söyledi. Ben ısrar edince benimle gelmek şartıyla kabul etti. Beraber Altunizade Köprüsü’ne kadar gidebildik. Ondan sonra o arabayı park etmeye gitti. Hiç tanımadığım genç bir çocuk, yanıma gelip geçmiş olsun dedikten sonra nereye gideceğimi sordu. Köprüye gitmek istediğimi anlatınca bana bu halimle gitmemem gerektiğini söyledi. Ben yine ona karşı da ısrarcı olunca, “Ben seni götürürüm.” deyip küçük bir motoru vardı ona bindirdi. Bu anlamda o kuryeleri hatırlamak lazım. Yaralıları hep yardım ederek sırtlarında taşıdılar.

Beni götüren çocuğunda üstü hep kan olmuştu. Yaralıyı düşmesin diye arkasına bağlayıp öyle sırtında taşımış. Beni getirdi sağ olsun. Helalleşip ayrıldık. Topallaya topallaya, yürüye yürüye köprüye doğru gidiyordum. Tankların üzerine çıktık tekbirler getirdik İstiklal Marşımızı okuduk. Yaralandıktan sonra nasıl tekrar köprüye dönebilme cesareti gösterdiğimi sordunuz. Vatana hainlik etmiş o kişiler oradayken ben duramazdım. Duramadım zaten. Vatanımız her şeyin üzerindedir. Başka hiçbir şey düşünmedim. Vatanım için dönmek zorundaydım. Bu saldırının bertaraf edildiğinden emin olmalıydım. Tam da teslim oldukları zamana denk geldim. Özel Harekâtlar onları alıp götürdü. Allah’a bunlara fırsat vermediği için dua ediyorduk. Tedavi sürecime gelecek olursam, Allah doktorlardan razı olsun. Kısa sürede iyi bir tedavi uygulandı. Benim yaram diğerlerine nazaran ağır değildi. Orada kolu kopanlar, bacağı kopanlar, uzuv kaybı yaşayanlar, göğsünden vurulan, başından vurulanlar vardı. Onlara nazaran benim yaram ağır değildi. Hastanede 1 saat kaldım ve tekrar köprüye döndüm.

Tedavim evde devam etti. Tekrar köprüye çıktığım için yürüdüm ve bu yürümeden dolayı tekrar kanama başladı. Ertesi gün sağlık ocağında bandaj yapıldı ve yine hastaneye yönlendirdiler. Doktor o telaşın içinde tetanos aşısı da yapmıştı. İçeride 2 tane mermi parçası vardı. “Onları almak tehlikeli.” dediler. Hala ayağımda duruyor. Darbe girişiminden 1 ay sonra yürümeye başladım, ondan önce hep topallayarak yürüyordum. Doktorlar bana, “Karakolda ifade verirsen senden tedavi ücreti almazlar.” demişti. Benim o zaman sigortam yoktu, BAĞ-KUR’luydum. Karakolda ifade vermiştim daha sonra devletimiz zaten ücret talep etmedi. Bize iyi bakıldı. O gece sizi etkileyen başka hangi olaylara şahit oldunuz? Hiç unutamadığınız bir an var mı?

Haldun RAMAZANOĞULLARI: Yani kişi bazında yok. Kişilere indirgenmesini de çok doğru bulmuyorum. Özellikle bayanlarımız vardı. Bu işin erkeği kadını yoktu. O gece tekbirler ve İstiklal Marşı’nın okunması beni çok etkiledi. Topluluk olarak orada bir ruh vardı. Çanakkale ruhu gibi. Gerçek kahramanlar vardı, motoruyla giderken vurulan ve düşen arkadaşımız vardı. Hainlerin başında bir komutan vardı, bir haberleşme ağı vardı, bir planları vardı, organize bir iş yapıyorlardı. Ama diğer tarafta hiç birbirini tanımayan insanlar vardı. Onları yönlendiren yoktu. Silahsızdılar ve her şeyi doğru yapıyorlardı. Bu anlamda bu olay beni çok etkileyen bir şeydir. Yine Rizeli bir amca vardı polislere yalvarıyordu. “Bırakın beni ben gideyim, ben yaşlıyım.” diyordu. Destansı bir durumdu o gün yaşananlar. Ülkemizin tarihinde birçok darbe olayının getirdiği yıkıcı etkiler ortadayken, bu darbe girişimine kalkışanlar neye dayanarak tekrar böyle bir şey yapmaya çalışmış olabilirler?

Haldun RAMAZANOĞULLARI: Hani hep derler ya FETÖ’cü hainler diye. FETÖ’cü hainler olduğu doğrudur ama bugün dahi Amerika bunlara sahip çıkmasaydı o gece darbe girişiminde bulunamazlardı. Amerika hala sahip çıkıyor, görüyorsunuz. Bu cesareti onlardan aldılar. Güçlerine güvendiler. Zaten beni en çok kızdıran şeylerden biri TRT’de okunan bildiride, “Darbeyi yaptık, Birleşmiş Milletler ve NATO’ya bağlıyız.” denmesi oldu. NATO’ya bağlısın da Türk milletine bağlı değil misin? Sen kimin askerisin? O anlamda da onları asker görmüyorum, onları hain görüyorum. O elbisenin hakkını veremediler. Onlara asker denmez. Onların bir kısım haindi. Bugün dahi kaçtıkları yer Amerika. Fakat o gece halkı kenetleyen ve sokağa döken en büyük faktör olan vatan sevgisini hesap edemediler. Ben hem o insanların içindeydim hem de onlara gıptayla bakıyordum. Gazi olduktan sonra devlet ricalinden sizi ziyaret edenler oldu mu?

Haldun RAMAZANOĞULLARI: Beykoz Kaymakamımızı çok çok tebrik ediyorum. Çok takip etti ve ziyaret ettiler. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız yine ziyaret ettiler. Külliye’ye de davet edildim ve gittim. Çokta güzel bir gün olmuştu. Cumhurbaşkanımızı yakından görme fırsatım oldu. 15 Temmuz gazisi olduktan sonra insanların size bakış açısından bahseder misiniz?

Haldun RAMAZANOĞULLARI: Her iki anlamda da olumlu ve olumsuz bakışlar oldu. İnançlı insanlar gazi nedir şehit nedir bilen insanlardır. Toplumda bu bilinç kısmen var. Türkiye 81 milyon. Cumhurbaşkanımız kimseyi ayırt etmiyor. Ama tiyatro olduğunu düşünen insanlar var. Bugün hala gazi ve şehit haberi aldığımızda bir kurşunda biz yemiş gibi oluyoruz. Devletimiz bir sınav verdi, biz bu sınavda başarılı olduğumuz için gurur duyuyoruz. Çanakkale ruhuna benzettiğiniz mücadele ruhu olan 15 Temmuz ruhu sizce neden yaşatılmalıdır? Halkımıza bir mesaj vermek isteseydiniz, 15 Temmuz hakkında neler söylemek isterdiniz?

Haldun RAMAZANOĞULLARI: Bu ruh kesinlikle yaşatılmalı. Bunu 15 Temmuz diye ayırmamak lazım. Diğer darbelerden çok daha haince ve vahşiceydi. Bu darbedeki insanımızın duruşu dünyaya örnek oldu. Vatana sahip çıkılmalı ve çıkılmadığı takdirde neler olacağını gördük. 15 Temmuz ruhunun nasıl yaşatılması gerektiği üzerine düşünmeliyiz. Çanakkale’yi gördüm insanlar da gidip Çanakkale’yi görsünler.15 Temmuz Müzesi’ni gidip görsünler. Yaşamak gerekiyor. Özel Harekât Polislerimiz kan ter içinde kaldılar insanlar ölmesin diye kendilerinden vazgeçtiler. 81 milyon nüfusumuz var. Fiilen savaşın içindeyiz ama kimse hissetmiyor. Çünkü iyi yönetiliyoruz. Bu bir savaştır ve bu savaşı biz 5-10 kişiyle yapmıyoruz. İnsanlar farkında değiller. Amerika’ya karşı duruyoruz. Kimsenin maaşı geç yatmıyor kimsenin eksiği yok. Savaşın içindeyken bile o kadar iyi yönetiliyoruz.

15 Temmuz’da nasıl bir uçurumdan dönüldü insanlar hala farkında değil. Suriye ortada. Bizde o durumda olabilirdik. Suriye’den beter olabilirdik. Bakın bizim insanımızda, “Kesilir fakat çekmeye gelmez boynum.” anlayışı vardır. Bizim insanımız darbeyi kabul etmezdi. Çok kan akacaktı belki iç savaşa dönecekti ama bizim insanımız buna müsaade etmeyecekti. Eğer başarılı olsaydı insanlarımız kesinlikle onu kabul etmeyecekti ve iç savaş çıkacaktı. Düşmanın A’sı B’si olmaz. Vatanıma silah doğrultan herkes düşmanımdır. Babamın oğlu da olsa bu böyledir. Amerika veya düşman geldiğinde bana kötü, sana iyi davranmayacak. Görüyoruz her yerde mültecileri. Vatan olmadığında ne hale geliyor insanlar. Vatana silah doğrultan herkes düşmandır ve bizim onlara karşı birlik içinde olmamız gerekiyor. Samimiyetiniz ve içten sohbetiniz için teşekkür ederim.

Haldun RAMAZANOĞULLARI: Ben teşekkür ederim.