"Biz bu gece sokağa çıkmayacaksak ne zaman çıkacağız"

15 Temmuz darbe girişiminin olduğu gece haberi ilk nereden veya kimden duydunuz? Darbe girişimi olduğunu duyduğunuz an neler hissettiniz ve sonraki süreçte neler yaşadınız?

Hakan KELEŞ: O gün çocuklarıma bisiklet almak için evden çıkmıştım. Sonra bisiklet alamadan elim boş bir şekilde eve döndüm. Çünkü eşim beni aradı ve “Uçaklar geçiyor görüyor musun?’’ dedi. Derken saat 20.00 gibi haberleri izliyordum. O sırada parti teşkilatından da mesajlar gelmeye başladı. Biz dışarı çıktık. Dışarı çıktığımızda ağabeyim gazi Kemalettin Keleş yanımdaydı. İlk önce Üsküdar’da bir tur attık. Sonra arabayla birlikte Altunizade Köprüsü’ne gittik. Burada yollar kesilmişti. Biz orada arabadan inerek köprüye doğru indik. Köprüye gittiğimizde ilk gidenlerden 20 kişilik bir grup vardı. Onları da teşvik ederek aşağı doğru indik. Ama bu sırada köprüden gizli mermilerle ateş açılıyordu. Polisler ateş edildiği için ilerlememize izin vermiyordu. Biz biraz zorlayınca müsaade ettiler. Gittik. Başta havaya ateş eden askerler biz çoğalmaya, kalabalık olmaya başlayınca üzerimize doğru ateş etmeye başladılar. İlk etapta çok yaralanan yoktu ama biraz zaman geçince -1 saat kadar- halk çoğalınca direkt üzerimize ateş etmeye başladılar. Ondan sonraki süreç ne diye sorarsan çok hatırlamıyorum ama şunu söyleyeyim; ilk başta korkuyorsun, yanında yaralanan, ölen insanlarla karşılaşıyorsun, onlara müdahale ediyorsun. Şuurunu ufaktan bir kaybediyorsun.

Ondan sonra o içindeki korku gidiyor. Başka duygular, manevi şeyler içini kaplıyor. Bu şekilde 1-2 saat, bize ateş eden askerlerin üzerine doğru yürümeye çalıştık. Yaralanan, ölenler oluyordu yoldan araba çevirip içine koyuyorduk. Saat 23.30 gibi sağ bacağımdan vuruldum. Ayağım kopmak üzereydi, böyle bir iki deri parçası tutuyordu ayağımı. Sonra bir 20 dakika kadar ben orada yattım. Epey kan kaybetmiştim ve şuurum kapanmıştı. Araba, ambulans yok. Ambulansa bile ateş ediyorlardı. Gelen arabalardan nadiren duran oluyordu çünkü duran arabalara da ateş ediyorlardı. Beni 5-10 kişiyle birlikte bir arabaya koydular. Sonra Numune Hastanesine gittik. Doktorlar bacak kesilsin mi kesilmesin mi diye kritik yapıyorlardı. Sonra tam bilmiyorum ama fasyotomi dedikleri bir şey var. Ayağın şişip, kan dolaşımının olmadığı ve bunun sonucunda kangren olma durumu. Bacağınızı yırtıp kendi kendine iyileşme sürecine bırakıyorlar.

Bir iki gün sonra ayak tekrar canlanmaya başlayınca bırakıyorlar. Tedavim 6-7 ay sürdü ve bacağımda 1.5-2 cm kısalma oldu. Aynı zamanda bileğimde sinir hasarı oldu, parmaklarımı pek hareket ettiremiyorum. Yarım düşük ayak pozisyonundayım. Tabii biz yaralandık, bunlar hep geldi geçti unutuldu. Ama insanların verdiği oya sahip çıkması güzel bir şeydi. Bunun gururunu sürekli yaşıyoruz. Sürekli gittiğimiz yerlerde saygı gördük. Kendimizi ifade etme imkânı bulduk. Bizim toplumumuzda olaylar bitince çabuk unutuluyor.15 Temmuz, herhalde bu ülkede herkese tam olarak anlatılamadı. Biz o gün oraya çıkanlar, yaralananlar, şehit olanlar büyük bir mücadele verdik. Herkes ideolojik olarak bakıyor olaya. Haklı oldukları yanlar var haksız oldukları yanlar var. Hala daha tedavisi devam eden, ameliyatları devam eden arkadaşlarımız var. Benim de bir iki ameliyatım var. Ama herhalde bulunduğumuz coğrafyadan kaynaklanıyor. Ülkenin gündemi çok çabuk değişiyor. İnsanlar yaşanan olayları çok çabuk unutuyor.

Üzerinden zaman geçtikçe insanlar farklı düşünmeye başladı. O gece unutamadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Biz elimizde bayraklarla yürürken askerler ateş etmeye başladı. G3 mermilerinin ne kadar tahribat yarattığını askerliğini yapanlar iyi bilir. O anda yanımdaki bir kişi yere düştü. Bende yere yattım. Sonra bir baktım kan sanki musluktan boşanır gibi üstüme akıyor. Ben de onun bedenini ters çevirdim. Şuuru yoktu. Kan arkasından akıyordu. Dedim kan gelen yerden elimi basayım da tampon yapayım ama elimi kanayan bölgeye koymamla birlikte elim içeri girdi. Nasıl anlatayım yani o an gözümün önünden hiç gitmedi. Ben şunu da gördüm. O gece normalde sokakta giyimine, tipine, tarzına baktığınızda selam vermeyeceğiniz, konuşmayacağınız, yadırgayacağınız, ötekileştirdiğiniz insanların o gün hepsi oradaydı. Beni eski bir otomobilin içine koydular ve tam 10 kişiydik. Hatta çocuk yolu bile bilmiyordu. Çünkü o gün İstanbul’a Bursa’dan gelmişti. Hayat o gün bana güzel bir ders verdi. Nasıl ve ne gibi farklı düşünmekten bahsediyorsunuz, biraz açar mısınız?

Hakan KELEŞ: Recep Tayyip Erdoğan’ı sevmeyen insanlar, onun kişiliğini, karakterini, yapısını sevmeyen insanlar hala bir kumpas düşüncesindeler. Tabii bunlar üzücü şeyler. Ben kişisel olarak çocuklarıma çok güzel bir miras bıraktım. 2 tane çocuğum var. Biri 8 biri 9 yaşında, onları bir daha görememek, göremeyeceğini düşünmek çok kötü bir şey. Bazen o şehit ailelerinin çocuklarını görüyorum, ne çektiklerine şahit oluyorum, hepsi psikolojik olarak bir travma yaşıyor. Bir vatan borcumuz vardı. Bu topraklarda yüz yıldır, bin yıldır kan dökülüyor. Şimdi insan bazen korkar. O gün orada genç kızlar vardı. Ellerinde bayraklarla o ateşin üzerine giden genç kızlar tanıdım. Kendi kendime dedim ki: ‘’Benim bu gençler kadar cesaretim yok mu?’’ Ben kendimi saklıyor, siper alıyorum çünkü kurşun geliyordu. Fakat o gençleri görmek bana büyük bir moral kaynağı olmuştu. Yani onun da canı var senin de canın var. Sen de ölebilirsin. Mermi yarım metre yukarıya gelseydi ölürdüm. Ülkenin genel yapısı, 15 Temmuz’u sadece bir kesimin sahiplendiğini gösteriyor. Adam hükümeti, Tayyip Erdoğan’a baktığı bakış açısıyla değerlendiriyor. Adam bizim çıkıp orada canımız, kanımız pahasına mücadele etmemizi, yaralanmamızı bunların hiçbirisini görmüyor. 15 Temmuz darbe girişimi gecesi haberi aldığınızda sokağa çıktınız ve sonrasında yaralanıp gazi oldunuz. Sizi o gece evinizden sokağa çıkaran duyguyu, o hissiyatı nasıl tanımlarsınız? 

Hakan KELEŞ: O gece haberlerden Binali Bey’in kalkışma açıklamasını öğrenince ben ağabeyime, ‘’Hadi gidiyoruz, biz bu gece dışarıya çıkmayacaksak, ne zaman çıkacağız?’’ dedim. Bir his bu yani. Bunu anlatamam. Biz ikimiz çıktık. Ne yapacağımızı düşündük. Sokaklar bomboş. Tanklar, askerler var. İnsanlar ATM’lerin önünde kuyruk olmuşlar. Market kuyruklarını, benzin kuyruklarını hep böyle gözlemleye gözlemleye çıktık. Ağabeyim benden daha çılgın bir insandır. Öyle ki arabanın üstünü açıp, “Demokrasi için, millet için köprüye.” diye bağırmaya başladı. Çok farklı ve anlatamayacağım bir histi. Şimdi ben 1981’de ortaokula başladım. Cudi Bey İlköğretim Okulundaydım. Darbe dönemini hayal meyal hatırlıyorum. Mahallemizdeki gençlerin sağcı-solcu diye toplandığını anımsıyorum. Yani bu süreçlerin Türkiye’ye, demokrasiye, cumhuriyete nasıl zarar verdiğini çok iyi biliyorum. Yine aynı şeyler olacaktı, yine haksız yere tutuklamalar olacaktı, yargılamalar olacaktı. Yani bunun sağcısı-solcusu diye bir olay yok. İnsanların bunu görmesini isterdim. Bu darbe başarılı olsaydı böyle bir ayrım olmayacaktı. Ben bunun bilinciyle o gece sokağa çıktım. Allah’ın yardımıyla bu darbe girişimi başarıya ulaşmadı. 15 Temmuz darbe girişiminin o gece başarılı olmamasında sizce en büyük etken neydi?

Hakan KELEŞ: O gece başarılı olamamalarındaki en büyük etken, beceremeyip ifşa olmaları ve ellerinin ayaklarına dolanmasıydı. Mesela şöyle düşünün, bu darbeyi gece saat 03.00’te yapsalardı, herkesi yatağından kaldırıp alsalardı neler olurdu? Sokağa çıkma fırsatın, tepki verme fırsatın yok. Ve bu devletin tüm yetkililerinin hep sini hapse attıklarını düşünün, ne yapacaktınız? Veya Cumhurbaşkanımız halka o çağrıyı yapmasaydı? Kim çıkacaktı dışarı? Her sokak başında bir asker olduğunu, sokağa çıkma yasağı olduğunu düşünün. Çıkanların tutuklandığını, çıkanlara ateş edildiğini, yaralandığını, öldürüldüğünü düşünün. Bu manzara karşısında kim sokağa çıkabilirdi, hiç kimse çıkamazdı. Yaralandıktan sonra hastaneye kaldırıldınız. Hastane sürecinizde neler yaşadınız?

Hakan KELEŞ: Ben hastaneye gittiğimde gördüğüm manzara paramparça olmuş insanlardı. Numune Hastanesinin acil servisi kan gölüydü. Her tarafta yaralılar, ölenler vardı. İnsanlar üst üste yığılmış öyle yoğun bir yaralı vakası vardı. Ölüm riski az olan insanlara müdahale etmiyorlardı. Bir köşede bekliyorlardı. Ağır yaralı olanlara müdahale ediyorlardı. Ben de ağabeyime şunu demiştim: “Ağabey bu darbe gerçekleşirse bunların ilk geleceği yer hastaneler olur. Beni buradan sedyeyle götür.’’ Fakat o sözlerimden sonra bayılmışım. Açıkçası benim korkum vardı. Bu darbe gerçekleşir diye korkuyordum. Ne zaman ki ekranda Cumhurbaşkanımızı gördüm o zaman güvenim geri geldi. Sabaha kadar olayları televizyondan takip etmeye başladım. Medya aslında o gece görevini yaptı. Mesela hükümete karşı olan CNN Türk kanalı bile görevini yaptı. O gün için bir bütünlük vardı. Ama sonrasında yine siyasi çekişmelere dönüldü. 15 Temmuz darbe girişiminde sokağa çıktığınız ve mücadele ettiğiniz için fiziksel kayıplar yaşadınız. Psikolojik olarak neler yaşadınız, herhangi bir tedavi süreciniz oldu mu?

Hakan KELEŞ: Şöyle söyleyeyim, 1 yıl ufak tefek antidepresan ilaçlar kullandım. Aşırı sinir ve stres yaşadım. Eşimi bile hastaneden kovmuştum. Annemin yanımda kalmasını istemiştim. Çünkü eşimin beni o şekilde yaralı görmesini istemedim. Birde hastanede uzun süre yatınca bir odada bir yatakta uzun süre başkasına muhtaç yatınca insan ister istemez geriliyor. Bunlara rağmen hiçbir zaman pişmanlık duymadım hep gururluydum. Umarım milletimiz, ülkemiz için bundan sonra her şey hayırlı olur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğum ve bu kimliği taşıdığım için gurur duyuyorum.

Bu ülkenin vatansever insanlarının bir parçası olduğum için de gurur duyuyorum. Ben 15 Temmuz gecesi, sokağa bu ülkeye borcum olduğunu düşündüğüm için çıktım. Bu borcu hiçbir zaman ödeyemeyiz tabii ki çünkü bu coğrafyada bin yıldır kanımız dökülüyor ve dökülmeye devam ediyor. Bir sistem içinde bizi yok etmeye çalışıyorlar ama biz de ayakta durmaya çalışıyoruz. Böyle bir durum bir daha yaşanırsa biz yine sokağa çıkacak, mücadele edecek, vatanımız için her şeyi yapacağız. İçimizdeki bu ayrışmaları ortadan kaldırıp milli birlik ve beraberlik içinde yaşamak zorundayız. Çünkü başka bir vatanımız yok. Devletimizi, vatanımızı seviyoruz ve sevmeye de devam edeceğiz.