"Ezanla geldik selayla gideriz"

15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişiminden ilk nasıl haberdar oldunuz?

Hacı Hasan OCAK: Herkes genelde bunu söylüyor ama bende çoğunluk gibi İstanbul Boğaz Köprüsü’nde yaşanan askeri hareketlilik, sosyal medyaya yansıyınca öğrendim. Arkadaşlarla ne olup, ne bitiyor diye konuşuyorduk. Üst kattaki komşum “Hasan Ağabey bu bir darbe girişimi, gidelim mi?” dedi. Ben de “Hadi gidelim." dedim. En ufak oğlum Harun’a da “Sen de bizim şoförlüğümüzü yap.” dedim. Onu da yanımıza alarak, hep beraber çıktık. Bir kalkışma yaşandığını anladınız ve dışarı çıktınız. Nereye gittiniz?

Hacı Hasan OCAK: Saatler 23.00’ü gösterdiğinde Genelkurmay Başkanlığının önüne geldik. Yirmiye yakın asker, Genelkurmayın önüne dizilmişti. “Yaklaşma vururuz.” dediler. “Neyi vuruyorsunuz oğlum! Benim sizin yaşınızda oğlum var.” dedim. Yine, “Yaklaşma, vururuz.” dediler. O halde yine de üstlerine gitmeye çalıştık… Her taraf ateş altında, her yerden silah sesleri geliyordu. Yoğun ateş sesleri, helikopter sesleri artık bizi bıktırmıştı… İnsan bir kavga, silah gördüğünde kendini saklar, bir yerlere sığınmaya çalışır ya o gece tam tersiydi. Orada öyle bir hava vardı ki sanki her gelen darbecileri bertaraf etme duygusuna odaklanmıştı… Tanklar hareket etmeye başladı. Tanklardan biri namlusunu bir araca geçirip, onu üst geçitten aşağı attı. Hatta bu görüntüler televizyon kanallarına da yansımıştı. “Bunlar galiba Külliye’ye gidiyor!” dedim. Nasıl yaralandınız?

Hacı Hasan OCAK: Tanklar hareket edip, Külliye’ye yönelince insanlar toplandı. Bu arada kardeşimle telefonda konuşuyorduk. Adapazarı’nda yaşıyor. O da valiliğin önüne gidebilmek için hareket etmiş. Ben de Genelkurmay ile Hava Kuvvetlerinin tam çaprazındaydım. O anda helikopterden dikiş diker gibi ateş açıldı. Orada büyük saksılar vardı. Oğluma şunların arkasına saklan, demeye kalmadan vuruldum. Oğlum, komşum hepimiz ikişer metre arayla yaralandık. Kelime-i Şehadet getirdim. Oradakilerle helalleştim. Bir tane helâl süt emmiş vatandaş koştu, yanıma geldi. Kırmızı tişörtlüydü, belki bir gün bulmak nasip olur. “Hacı amca, seni iyileştireceğiz. Korkma! Ben doktorum.” dedi. Oğlumla beni arabaya bindirdi. Hastaneye götürürken benden kan fışkırıyordu. Tişörtünü çıkardı, bastırıyor ama damarlar koptuğu için yüzüne kan geliyordu, görüyordum. Şuurumu kaybetmeyeyim diye de oğluma sürekli, “Babanı konuştur.” diye telkinde bulundu. Bu şekilde Ufuk Hastanesine kadar gittik. Acil servise ilk getirildiğimde bana şuurum yerinde mi değil mi diye soru sormaya başladılar ve yerinde olduğunu anladılar. O arada da yine ateş altındaydık. Dışardan silah sesleri geliyordu… Karaciğerim, böbreğim zarar görmüştü. Bağırsaklar kesik. Dizlerimden yara almıştım. Raporlara göre 60 küsur yerden yara almış gözüküyorum. Vücuduma 180 dikiş atıldı…

Hastanede 8 gün bilincim kapalı yattım. Memlekette mezarım bile kazılmış, o derece yani. Öldürmeyen Allah öldürmüyor. Allah’a hamdüsenalar olsun. Şimdi iyiyim. İşimin başındayım… Bazı geceler uyanıyorum. Gazi olduğum aklıma geliyor. İnanır mısınız, çok mutlu oluyorum. Ben milliyetçi, vatansever bir insanım. “O gece orada ne yapıyordun?” diyen akrabam dâhil, hiç kimseyle görüşmüyorum. İyileşme süreciniz ne kadar sürdü? Hacı Hasan OCAK: İlk yirmi gün acı, sızı, ağrı hiçbir şey hissetmedim. Dört aydan sonra koltuk değnekleriyle yürümeye başladım… Bir anımı anlatayım. Dizimi ameliyat eden Doktor Alper Bey’e teşekkür etmek için hastaneye gittim. Kapısında yardımcısı olan görevli bekliyordu. Durumu anlattım, Doktor Bey’le görüşmek istediğimi söyledim. “Kim diyeyim?” dedi. Ben de “Ya sen beni hatırlamıyor musun?” dedim.

Tanıyamadığını söyledi. O gece getirildiğimde benim ayağımı alçıya almamıştı. Bırakıp gitmişti. Doktor sorduğunda da “Ya adam zaten ölmüş. Niye uğraşalım ki!” diye cevap vermişti. Doktor da “Küstahlık yapma!” diye tepki gösterince alçıya almıştı. Sonra bana, “Ya şu ölüp de tekrar gelen adam sen misin?” diye sordu… Şimdi Yaratan’a hamdolsun yürüyorum. Bağırsaklarımda büyük sıkıntı vardı. İlk 2,5 aydan sonra doktorlar gelip, tuvalete gitme ihtiyacı duyup, duymadığımı sordu. Olduğunu söyledim. Birbirine bakıp,hissetmedim. Dört aydan sonra koltuk değnekleriyle yürümeye başladım… Bir anımı anlatayım. Dizimi ameliyat eden Doktor Alper Bey’e teşekkür etmek için hastaneye gittim. Kapısında yardımcısı olan görevli bekliyordu. Durumu anlattım, Doktor Bey’le görüşmek istediğimi söyledim. “Kim diyeyim?” dedi. Ben de “Ya sen beni hatırlamıyor musun?” dedim. Tanıyamadığını söyledi. O gece getirildiğimde benim ayağımı alçıya almamıştı. Bırakıp gitmişti. Doktor sorduğunda da “Ya adam zaten ölmüş. Niye uğraşalım ki!” diye cevap vermişti.

Doktor da “Küstahlık yapma!” diye tepki gösterince alçıya almıştı. Sonra bana, “Ya şu ölüp de tekrar gelen adam sen misin?” diye sordu… Şimdi Yaratan’a hamdolsun yürüyorum. Bağırsaklarımda büyük sıkıntı vardı. İlk 2,5 aydan sonra doktorlar gelip, tuvalete gitme ihtiyacı duyup, duymadığımı sordu. Olduğunu söyledim. Birbirine bakıp, sevindiler. Bana, “Tamam o zaman geçmiş olsun” dediler. Şarapnel parçası bağırsağımı kesmişti. Onlar da artık ne taktıysalar, tutmayacağını düşünmüşler. Şu gördüğünüz beden 52-53 kiloya kadar düşmüştü… Bana isabet eden şarapnel parçaları hep sağ taraftan geldi. Şimdi izleri belli ama Allah’a hamdolsun iyiyim. Bir üç ay daha hastanede kaldım. Sonra taburcu oldum. O gece sokağın atmosferi nasıldı? Gözlemleriniz neler oldu?

Hacı Hasan OCAK: İlk anda herkeste bir kafa karışıklığı vardı. Ülkeye mi saldırı oldu, terör saldırısı mı var, darbe mi oluyor? Ne olduğunu meydanlara çıktığımızda anladık. Bu hain bir FETÖ saldırısıydı. Meydanlara çıkan insanlarda sadece vatan şuuru vardı. Hele bu Genelkurmayın önünde “Tanklar Külliye’ye yürüyor!” denildiği zaman, insanlar iki kat daha fazla direnç göstermeye başladı. İnsanlar Genelkurmayın içine daldı. Ellerinde hiçbir şey yoktu. Şimdi bana sorsanız, “Vurulacağınızı bilseniz, yine gider miydiniz?” diye geri durmazdım, giderdim. Şimdi olsa yine giderim. Ben Karadenizliyim. Asabi bir insanım. Ama Mehmetçik dendi mi, boğazım düğümlenir. Biliyorsunuz, millet olarak Mehmetçik’le duygusal bir bağımız var…

O gece Türk milletini bir kez daha tanıdım. Mermiler gökten yağıyordu. Sağlam insanlar hiç korkmadan yaralıları alıp, getiriyorlardı. Sırtında yaralı taşırken vurulanlar oldu… O geceki helikopter sesleri gibi ben hiçbir şey duymadım. Korkunçtu. Ateş açmalarına bile gerek yoktu. Sınır komşularımıza baktığınızda Suriye ve Irak’ta uzun süredir devam eden bir iç karışıklık var. Orta Doğu ülkelerinin çoğu yine aynı durumdalar. 15 Temmuz gecesi insanları sokağa çıkaran sizce neydi? Etrafında olup bitenlerin farkında olması mıydı?

Hacı Hasan OCAK: Türk milletinin damarındaki kan, istisnalar hariç çok farklı bir kan. Söz konusu vatan olunca gerçekten gerisi teferruat oluyor. Memleketimin insanı komşusu hasta olduğunda üzülüp, koşan insan… Bu milletin bazı kutsalları var. Bunlar sözde değil gerçekten kutsallar… “Kontrollü darbe” diyenler oldu. Ben bunu diyen insanlara bu ülkenin vatandaşı gözüyle bakmıyorum. Allah’ın selamını bile bu insanlara çok görüyorum. Bizim kanımız asil bir kan. Kanından şüphe edenler kontrollü darbe der, şunu der, bunu der… Türkiye’nin yakın tarihine baktığınızda herkes böyle bir girişimin olacağını bekliyordu. Millet o gece yaşananlara çok da yabancı kalmadı. Milletin yapacağı tek şey var. Her zaman devletinin arkasında olmak, bizim imanımız bize yeter. 15 Temmuz gecesi sizin için ne anlam ifade ediyor? O geceyi nasıl tanımlarsınız? Hacı Hasan OCAK: Bizim insanlarımızın istismar edilebileceği en rahat konu din. Kim “Allah” diyor, namaz kılıyorsa biz hemen inanıyoruz. Bu saatten sonra tabiri caizse babama bile güvenim yok. Bu ülkede cemaatlere dur denilmeli artık.

FETÖ kadar güçlenip, arkadan gelen cemaatler var… 15 Temmuz gecesi ben ve oğlum ikişer metre arayla vurulduk. O ayağından ve bacağından yara aldı. Aynı hastanede tedavi olduk. Hatta oğlum iyileşip, taburcu olduktan sonra bana hastanede refakatçi oldu...

Ankara Valiliği gaziler için madalya töreni düzenlemişti. Vali Bey, beni ve oğlumu, “Baba ve oğlu aynı anda gazi oldular.” diye anons etmişti. Gerçekten bunlar çok değişik duygular. Ben hayatımda bir sürü badire atlattım ama konu memleket olunca iş başka…

64 yaşındayım maddiyatla hiçbir zaman işim olmadı. Hastaneden taburcu oldum. Dört ayın üzerine iş yerime gittim. 11 ay içerisinde borçlarımı ödedim. Bu can bu bedende oldukça, hamdolsun her şeyin üstesinden geliriz. Klişeleşmiş laflar ama vatan için her şey feda olsun. Bu duyguları ancak yaşayan insanlar bilir. İnsan yaşadıklarını tarif edecek kelime bulamıyor. İnsanın yere basması bile değişiyor… Devlet gazi olduktan sonra bize her türlü imtiyazı sağlamasına rağmen istemedim. Bu yıl 140 milyar vergi verdim. Devlet bizim devletimiz memleket bizim memleketimiz. Son olarak neler söylemek istersiniz? Hacı Hasan OCAK: Bana bazen “Nerelisin?” diye soruyorlar. “Kutsal topraklardanım.” diyorum. Bu defa da “Mekkeli, Medineli misin?” diye soruyorlar… Mekke’ye, Medine’ye kurban olurum tamam ama her yer bir yana Türkiye bir yana... Bak bir şey diyeyim, yengeniz benden çok daha vatan milliyetçisidir. Türkiye’nin gündeminde bugünlerde Kuzey sınırındaki operasyon var. Yengen, Amerika’nın eninde sonunda diz çökeceğini hep söylüyordu. Nitekim de geçtiğimiz günlerde anlaşma sağlandı… Televizyonda bazen tartışma programları oluyor. “Kontrollü darbe” söylemleri oluyor. İnanın ekran karşısında sinirden çatlıyoruz. Kanala da bağlanamıyoruz.

Bir tane sokak hayvanına eziyet edildiğinde bile kıyameti koparıyoruz. Yapılmaması gerektiğini söylüyoruz. Bunca insan o gece göğsünü siper edecek “Hadi vur!” diyecek, sonra sen çıkıp “Kontrollü darbe” diyeceksin… Biz bu memlekette gururla yaşıyoruz. Hep diyoruz “ezanla geldik, selâyla gideriz.” Bu şuuru tam manasıyla kalbine yerleştirdiğinde samimi söylüyorum vatan için yapamayacağınız hiçbir şey yok. Bu milletin asil kanını taşıyan insanlar bu memleket için gözünü kırpmadan her şeyi yapar. Ama kanı bozuk insanlar için diyeceğim bir şey yok.