"Milletin silahı ile millete sıkmak en büyük hainliktir"

Hayatımızda ‘en uzun gece’ olarak hafızalara kazınan, hain darbe planının altüst olduğu o gece yaşadıklarınızı anlatır mısınız? Erdal AKYASAN: Her zamanki gibi işten çıkıp eve geçtim. Yatsı namazını kılarken haraketlilik olduğu yönündeki haberleri gördüm. Başta inanamadım. Cumhurbaşkanımızın açıklama yapmasını bekledim. Ancak dayanamayıp gece 23.30-00.00 civarlarında 3 erkek kardeşimle birlikte Boğaziçi, şimdiki adıyla Şehitler Köprüsü’ne gittik. Cumhurbaşkanımız açıklama yaptığı zaman biz köprünün ayağındaydık. Bir beyefendinin arabasının radyosundan çağrıyı dinledik. Sokağa ilk çıkan ve ateş açılan ilk gruplardan biriydik. Gece saat 01.30 sularında vuruldum. Önce yanımdaki arkadaşım vuruldu, ben de sol tarafımdan vuruldum. MP5 isabet etti. Bizim elimizde taş bile yoktu ama sarsılmaz bir imanımız vardı. Birbirimizden güç alarak tekbirlerle çıktık. Silah size doğrudan mı yöneltildi yoksa yerden seken mermiyle mi vuruldunuz? Erdal AKYASAN: Direkt bana yöneltilen ateş sonucu vuruldum. Sol omuzumdan yani kalbin dört santim üzerinden vuruldum. Üsküdar Devlet Hastanesinde uzun bir tedavi süreci geçirdim. Yaklaşık iki yıl tedavim devam etti. Fizik tedavi süreci, iyileşme derken yüzde 50 omuz kaybıyla atlatmış oldum. Sağlığıma tam olarak kavuştum diyemem açıkçası. Eski gücüm yok maalesef.

Hastane sürecinde doktor ve diğer çalışanlardan yeterli hizmeti aldınız mı?

Erdal AKYASAN: Evet sağ olsunlar. Fizik tedavi konusunda da Genel Cerrahi Uzmanı Murat Bey’in bizzat ilgilenmeleri konusunda da güzel bir hizmet gördüm. Benimle çok iyi ilgilendiler. Hastane ortamında herhangi bir olumsuzluk ve hizmet eksikliği yaşamadım. Köprüde yaşadıklarınıza tekrar dönmek istiyorum. Tam olarak nasıl bir ortamdı, neler yaşandı?

Erdal AKYASAN: Dediğim gibi köprüye ilk çıkan gruplardan biri de bizdik. Köprünün ayaklarına ulaştığımızda Cumhurbaşkanımızın sokağa çıkılması çağrısını köprüye gelen arabalardan birinin radyosundan dinledik. Biz zaten gider gitmez ateş etmeye başladılar. Ben orada 15-20 dakika ancak kalmışımdır. Üzerimize ateş edildikçe hepimiz siper alır vaziyette yere eğilip kalkıyorduk. Ateşi kestikleri an koşarak hücum etmeye başlıyorduk. Köprüye ilk yöneldiğimizde bir tane MAN aracı geldi. İçi asker doluydu. Önce onlar bize taramaya başladı ama onlardan yara almadan sıyrıldık. Askerle dolu araç köprünün ayaklarına gelince oradaki vatandaşlar aracı sallamaya başladılar. Araç bu şekilde şarampole yuvarladı. Gidip oradaki araçtan çıkardığımız askerleri yukarı getirdik. Onları teslim alıp -kelepçelerimiz yok tabii- ip tarzı şeylerle, bayrakların ipleriyle bağladık. Kuleli Askeri Lisesinden bir tane binbaşı vardı yanlış hatırlamıyorsam. Onu yakalayınca ağız burun haşat ettiler. Onu teslim aldıktan sonra köprüye tekrar çıkar çıkmaz olayın sıcaklığı ile birlikte hemen ateş etmeye başladılar. Yanımdaki arkadaşım vurulduktan sonra iki tane MP5 de bana isabet etti. Zaten bu sağ ayağımı yere vurduğumu hatırlamıyorum, sonrasında hiçbir şey hatırlamıyorum. Gözümü hastanede açtığımda ikindi vakti saat 15.00 civarıydı. Korkunç bir geceydi. Hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçti. Allah bir daha yaşatmasın. Fiziksel tedavi gördüğünüzü söylediniz. Peki herhangi bir psikolojik tedavi görme ihtiyacı hissettiniz mi?

Erdal AKYASAN: Psikolojik olarak çok etkilendim. Hala o yaşananların etkisinden kendimi kurtaramadım. Rüyalarıma girdiği geceler oluyor. Selalar okununca keza yine aynı hislerle doluyorum. Rüyalarıma girdiğinde şiddetle uyanıyorum ve sağa sola bakıyorum. İster istemez sağa sola saldırdığımız zamanlar oluyor. Evleneli 8 ay oldu. Gece kalkıp sağa sola sandalye fırlatma gibi olaylar olunca eşimle de biraz sıkıntılar yaşadık. Psikolojik destek almadım ama sonradan etkileri ortaya çıkınca iyi olmadığımı anladım. Sizi köprüye çıkaran güç neydi?

Erdal AKYASAN: Daha önce herhangi bir darbe sürecine tanık olmadım. 1980 Darbesi’ni de belgesellerden izlediğim kadarıyla, okuduğum kadarıyla biliyorum. Daha önce başımıza böyle bir şey gelmediği için ne yapacağımızı bilmiyorduk. O gece bilmediğimiz bir kuvvet bizi sokağa çekti. Sanki Allah içimizden korkuyu alıp cesaret yerleştirdi. Şu an deseniz ki şurada kavga oluyor, gitmem. Ama o gece tankların, silahların üzerine yürüdük. Tekbirlerle sanki güzel bir yere gidiyormuşuz gibi bir cesaretle çıktık. Zaten vurulduğunuz zaman bir şey hissetmiyorsunuz. O sıcaklık geçince neler çektiğimi Allah bilir. Benim iki mermide aynı kemiğe isabet ettiği için kazıyarak çıkartmak zorunda kaldılar. Peki devlet yetkililerinden yeterli destek gördünüz mü?

Erdal AKYASAN: Ben tedavi sürecimde, gerek fizik tedavi gerekse diğer hastane konularında yeterli desteği gördüğümü düşünüyorum. Size göre medyanın 15 Temmuz gecesi olan tutumu nasıldı? Erdal AKYASAN: Ben televizyon izlemeğim için açıkçası o geceki tutumlarının nasıl olduğunu bilmiyorum. Çünkü televizyon izlemeye fırsatım olmadı direkt dışarı çıktım. Televizyon izlemeye fırsatınız olmadığını, direkt sokağa çıktığınızı söylüyorsunuz. Darbe olduğunu nereden öğrendiniz?

Erdal AKYASAN: Şöyle ki Kısıklı’da hareketlenme vardı zaten. Yine Üsküdar’ın belli başlı yerlerinde de hareketlenme olduğunu duyduk. Benim evim de Üsküdar Çevik Kuvvet’e yakın olduğu için orada da bir kalabalık toplanmıştı. Öyle olunca tabii herkes birbirine haber verdi. Bu şekilde koordineyi sağlayıp öğrenmiş olduk. Olayı duyan balkondan, camdan, “Darbe oluyor, herkes sokağa çıksın.’’ diye sesleniyordu. Zaten cumhurbaşkanımızın çağrısından sonra herkes kendisini sokağa attı. Biz başta Cumhurbaşkanımızın Kısıklı’daki evinin oraya gittik. Gittiğimizde orada herhangi bir hareketlilik olmadığını gördük ve ondan sonra köprüye geçtik. Köprünün ayaklarına geldiğimizde büyük bir bayrak açtık ama tabii ki üzerimize ateş açacaklarını beklemiyorduk. Köprüye geldiğinizde bir arabanın radyosundan Cumhurbaşkanının çağrısını dinlediniz. Dinlediğiniz andaki hislerinizi aktarır mısınız?

Erdal AKYASAN: Çağrıyı dinlerken Cumhurbaşkanımızın sağ olması ve bu çağrı konuşmasını yapması bizi inanılmaz cesaretlendirdi. O cesareti şu an asla gösteremem. Yarın darbe var deseler yine çıkarız ama ‘Şurada bir silahlı kavga var!’ deseler emin olun çıkmaya cesaret edemezsiniz. Çünkü vatan söz konusu olunca insanın gözü hiçbir şey görmüyor. Bu darbe planının başarısız olmasının sebebi sizce nedir?

Erdal AKYASAN: İşin aslına bakarsanız bu darbe de önceki darbeler gibi gece 03.00 sularında gerçekleştirilmek için planlandı. Fakat benim görüşüme göre askeri kuleden yanılmıyorsam -bir albay ya da general olması lazım- Selimiye Kışlası’na askeri birlik desteği için haber gönderiyor. Selimiye Kışlası destek vermiyor. Bu yüzden darbeyi gece saat 03.30 -04.00’ten akşam saat 22.00’ye çekiyorlar. Darbe haberi Cumhurbaşkanına ulaştıktan sonra darbeciler saati bu sefer 21:00’e çekmek zorunda kalıyorlar. Hareketlilik saat 23:00 gibi tam kendisini göstermeye başlamıştı. Saat gece 01.30 sularında zaten ateş açılmaya başlanmıştı. Üsküdar’ın hali perişandı. Hastaneden taburcu olduktan sonra belli başlı yerleri gezmeye gittim. Üsküdar, Beykoz, Şehitler Köprüsü gibi. Çünkü o gece bu yerlerde verilen mücadelede insanların teriyle kanı karışmış olan muhteşem bir koku vardı. O koku cennette var mıdır bilemiyorum ama o koku gerçekten muhteşemdi. Emin olun o kokuyu bu dünyada ömrünüz boyunca almamışsınızdır. O kadar ihtişamlı bir kokuydu. Bu grup darbeye kalkışma cesaretini nasıl gösterebildi?

Erdal AKYASAN: Bunların asıl amacı devletin başına geçmekti. Önce Cumhurbaşkanımızı indirip bir genelge yayınlarlardı. Ülkemizin gelişmesini, ilerlemesini istemeyen dış güçler tarafından bu darbe girişiminin planlandığını biliyoruz. Ve Fethullah Gülen’in de Amerika’nın maşası olduğunu biliyoruz. Cumhurbaşkanımızın Türkçe Olimpiyatlarında Fethullah Gülen’i ülkeye çağırma sebebini akıllı bir insan, hatta 5 yaşındaki bir çocuk bile anlar. Ülkeye çağırıp geldiği gibi operasyonla tutuklanacaktı. Ve ülkedeki bütün mal varlığına el konulacaktı. Ama nasıl yaptıysa üst akıllar Fethullah Gülen’in dönmesine müsaade etmediler. Beddua edip duruyor ama Allah onu beddualarıyla kahr-ı perişan eylesin. Bu kadar gazi ve şehit vermemizin sebebi bu adamdır. Zaten darbeden bir iki hafta önce bunların medyasında Sızıntı Dergisi’nde bir reklam yayınlandı. Küçük bir bebek doğuyor, büyüyor şeklinde bir reklamdı. Ne olduysa o reklamdan sonra oldu zaten. Bu reklam sayesinde darbe yapmaya kalkışacaklarının sinyallerini açığa vermiş oldular. Sayın Cumhurbaşkanımız da o reklamdan sonra hareke geçti. Müşteki olarak davalara katıldınız mı? Mahkeme salonundaki gözlemlerinizi anlatır mısınız?

Erdal AKYASAN: Evet yaklaşık iki sene gidip geldim. Toplamda 7-8 duruşma oluyor. Orada bir sandalye fırlatma durumumuz oldu ondan sonra ceza aldık ve bir daha gidemedik. İdam yasası geri getirilmeli ve hainler idam edilmeli. Kalkışmanın önlenmesindeki en etkili unsur sizce neydi? Erdal AKYASAN: Bu darbe Türkiye’ye yapılmadı bu darbe Recep Tayyip Erdoğan’a yapıldı. Ama başaramadılar onu yıkamadılar. Cumhurbaşkanımızın da konuşmasında dediği gibi, ‘’ben halkın üstünde bir güç tanımıyorum.’’ Cumhurbaşkanımız bu ülkede darbenin önlenmesindeki en etkili unsur oldu. O gece Cumhurbaşkanımızın dik duruşu ve halkın da onun arkasındaki iradesi ile birlikte bu darbe başarısız oldu. 15 Temmuz’u önceki darbelerden ayıran unsurlar nelerdir? 15 Temmuz neden önceki darbelerden farklı bir noktada durmaktadır? 15 Temmuz kalkışması 1980 Darbesi’nden ve önceki muhtıralardan farklıdır. Çünkü 1980 Darbesi’nde bu kadar can kaybı yaşanmamıştı. Önceki darbelerde bakıyoruz ki sadece devletin kurumlarının başına geçmek amaçlanmışken 15 Temmuz’da ise bir katliam amaçlanmıştı. Tam bir katliamdı, 248 insan şehit düştü, bunların içinde yaklaşık 10 kişi hayatlarının baharında genç fidanlardı. İnsanların psikolojileri altüst oldu. Mahallemizden 7-8 yaşında bir çocuk şehidimiz var. Sadece köprüde 24 şehidimiz var. Onun akabinde Beykoz olsun, Çengelköy olsun buralarda da bayağı bir şehit verdik. Şimdi bu tabloları karşılaştırırsak 15 Temmuz’un neden farklı olduğunu anlamış olacağız.

15 Temmuz darbe girişimini halk açısından nasıl nitelendirirsiniz? Bu kalkışma gerçekleşmiş olsaydı Türkiye’yi nasıl bir süreç bekliyor olacaktı? 15 Temmuz darbe girişimi bu millete yapılmış bir ihanetti. İnsanlar hiç hak etmedikleri şeylere maruz kaldılar. Devletin, milletin silahıyla millete silah sıkmak bence en büyük hainliktir. Darbe girişimi gerçekleşmiş olaydı biraz abes kaçacak belki ama kimsenin namusu kalmayacaktı. Çünkü bu darbe gerçekleşmiş olsaydı 7-8 bin asker Kobani’den Türkiye’ye girmek için hazır bekliyordu. Türkiye aynı Mısır, Libya, Irak, Filistin, Suriye gibi olacaktı. Bu şekilde bölünmüş olacaktı. Zaten Orta Doğu projelerinde de tek bölemedikleri ülke Türkiye’dir. Her ne kadar bu dış güçler Türkiye’yi bölmeye çalışsa da bunu başaramıyorlar. Darbeyle bunu yapmaya çalıştılar olmadı, ekonomi ile yapmaya çalıştılar olmadı, faiz lobileriyle, algı operasyonlarıyla yapmaya çalıştılar yine olmadı.

15 Temmuz ruhu canlı tutulmalı mıdır?

Erdal AKYASAN: Elbette. Nasıl ki Çanakkale destanı, Sarıkamış destanı, Kıbrıs Harekâtı, Kore Savaşı canlı tutulup yüzyıllardır yaşatılıyorsa ve günümüze kadar geldiyse aynı şekilde 15 Temmuz da gelecek nesillere aktarılabilmeli. 15 Temmuz gerçekten bir destandı. Bu ruhun canlı tutulması için 2 ayda bir, 3 ayda bir şehitlerimizi anma etkinlikleri düzenlenmelidir. Programlar yapılıp her bir gazimiz ziyaret edilmelidir. Emniyet güçlerinin o geceki müdahalesini yeterli buldunuz mu? Erdal AKYASAN: Şunu söyleyeyim zaten o gece kimin hangi tarafta, hangi safta olduğu belli değildi. Mesela polis geliyor, “Ben şuradanım.” diyor. Bir bakıyorsun karşı tarafa geçmiş halka ateş ediyor. Aramızdan “Karşı tarafı bastıracağım.” deyip çıkmaya çalışıp o tarafa geçince bize ateş edenler oldu. Her şey karma karışıktı. O yüzden ne ölçüde müdahale edildi bilmiyorum. Demokrasi nöbetlerine katıldınız mı?

Erdal AKYASAN: O geceden sonra iki hafta hastane sürecim oldu. Taburcu olur olmaz sargılı şekilde nöbetlere katılmaya başladım. Tetikte kalmamız için sokaklarda nöbet tutmamız önemliydi. Biliyorsunuz bunu aynı şekilde Mısır’da yaptılar. Orada yanılmıyorsam bir iki gün halk sokaklardaydı, halk sokaktan çekilir çekilmez tekrar darbe yaptılar. Son olarak neler söylemek istersiniz?

Erdal AKYASAN: Şunu bilsinler ki biz elimizde taş, sopa bile olmadan hazırlıksız çıkmıştık. Ama bir daha böyle bir durumla karşılaşırsak, bir daha böyle bir şeye kalkışan olursa çok farklı çıkacağız. Bu sefer bizden değil onlardan epey zayiat olacaktır. Elinde bayrakla çıkan halka silah doğrultmak, kurşun sıkmak alçaklıktır, en büyük vatan hainliğidir. Mehmet Akif Ersoy, ‘’Allah’ım Türk milletine bir daha istiklal marşı yazdırma.” diye dua etmiş ben de bu minvalde diyorum ki; Allah bir daha bu ülkeye 15 Temmuzlar yaşatmasın. Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz

Erdal AKYASAN: Ben teşekkür ederim.